29 Aralık 2015 Salı

Kitap:

En sevilen yazılarım kitap yazılarım değil.Altına tek tük yorum oluyor ve kimse de "bu yazıyı sevdim" butonuna basmıyor. Ama öyle bir hale geldi ki okuduğum tek bir kitabı bile kaydetmesem olmayacamış gibi hissediyorum.Bir senede kaç kitap okuyorsun sorusunun cevabına nihayet oldukça yaklaştım. Arada kaydetmeyi unuttuğum bir kaç kitap olsa da oldukça anlamlı sonuçlara ulaşacağız bu sefer:) Saydım buraya yazdıklarım haricindekiler bilmiyoruz ama blogda kayıtlı olanlara bakılırsa bu sene 80 kitap okumuşum:)

Her şeyin başlangıcı: "Ezra Faulkner mezuniyet balosunun kralı olacaktı; tabii kız arkadaşı onu aldatmasa, bir araba kazasında bacağı parçalanmasa ve yeni gelen kız Cassidy Thorpe'a âşık olmasaydı" şeklinde tanıtılan kitap kahramanımız Ezra Faulkner'ın başına gelenler yüzünden okulun en havalı çocuklarından biriyken bir anda "ezikler" dediğimiz gruba geçişiyle başlıyor.Okula yeni gelen Cassidy Thorpe'la tanışır.

Çok eğlenceli, güzel bir bakış açısı olan bir kitap ama ne yazık ki berbat bir sonla bitmiş. Yani inanın gece yarısı yazara bir şekilde ulaşıp iki çift laf edesim geldi. Bu sebeple bu kitabı önermiyorum.

 
Bir başka mavi: İşte kitap gibi kitap. Adı "Blue" olan vahşi bir kızın yaşam mücadelesi. Annesi onu tesadüfen seçtiği(!) bir kamyon şoförüne terkedip gitmiş, onu bıraktığı adam yıllarca toplumdan uzakta büyütmüş ve bir gün o adam ölünce okul sistemine bir şekilde dahil olan Blue okula yeni gelen bir tarih öğretmeni sayesinde hayata tutunuyor. Blue Echohawk benim favori kadın karakterlerimden oldu. Aşk kitaplarında genelde erkek karakter baskındır, onun sevgisini göstermesi beklenir, sonuçta da hikaye onun başarısıdır oysa bu tamamen Blue'nun hikayesiydi ve ben çok sevdim. Eserlerini, sanatını, bebeğini, elde ettiklerini sevdim. Kitap harika bir sonla da bitince size hararetle tavsiye edebileceğim kitaplardan oluyor.

 
Cazibenin efendisi: Valla bu bir klasik. Bu aşk romanları İskoç erkeklerinin havasını oldukça arttırdı bence. Yine İskoçya'da geçen silik kadın, muhteşem erkek, bir şekilde bir araya gelmeleri o kadının aslında bir afet olduğunu o zamana kadar anlaşılamamış olması ve erkeğinde kötü sayılan tüm özelliklerinin gerçek olmadığını ortaya çıkması gibi mucize! lerle gelişen bir kitap. Bu türü severim ama bu kitap "eh işte"den fazlası değil.
 
 
Leo: Pek sevdim.Yıllar önce bir bakımevinde tanışan iki kimsesiz çocuğun aşkı sekiz sene sonra anlatılmaya başlanıyor. Mia Sheridan kesinlikle sevdiğim bir yazar oldu.
 
Büyülü bir An için: Çikolata fabrikası veliahtı bir kız , dedektiflik yapmaktan hoşlanıyor, babasının fabrikasına yeni gelen işçiye aşık oluyor, elbette bir aşk romanında bu olmayacağı için adam aslında bir vikont ama bunu saklıyor filan. Olaylar gelişiyor ama güzel gelişmiyor. Bu kitabı hiç beğenmedim.



Lekeliler: Londra'da hasarlı genlerin aktarılmaması için bir sistem kurulmuş. Hatalı geni olan insanlar kısırlaştırılıyor, lablarda mükemmel çocuklar tasarlanıyor. Genetik aktarıma uygun olmayan kişiler lekeliler deniyor ve toplumun aşağı bir tabakasındalar.Gelişmiş denen mükemmel gruba hizmet etmek için varlar , üreyemedikleri için de bir süre sonra yok olacaklar.

Lekeli kahramanımız Mina Hart eşyaları düşünce gücü ile kıpırdatabiliyor. Bir başka geleceği gören lekeli de var. Konu güzel ama anlatımı, kurgusu falan oldukça kötü. Devamını okumam, bu kitabı da zorla bitirdim.

 
Seni Bulana Kadar: Bu daha önce okuduğum bir kitabın bu kez erkek gözüyle yazılmış hali. İlk kitabı daha çok sevmiştim. Aynı hikayeyi ikinci kez okumayı sevmiyorum. Grey hariç:)

 
Bir hayalin peşinde: Bir kasabada anneannesinin saçma günlüğünü okuyarak, günlükte geçen yelerde gezinirken orman korucusuna aşık olan kızın saçma hikayesi. Hiiiç beğenmedim.

 
Bu da bir devam kitabıymış. Valla evde beş yaşında kızım var , kapak resminden ötürü almayacağım ilk kitabı okumadan da bu kitabı okudum. Klasik çok aşık erkek, bir rock yıldızının oğlu, annesi hemen herkesten bir çocuk yapmış, her çocuğa da birileri sahip çıkmış , kim kimin kardeşi belli değil şeklinde bir eser. Herkes biribiriyle kardeş ama aynı zamanda da değil filan. Hikaye anlatımı çok baştan savma. Aşk hikayeleri tutuldu ya yazarımız "aman ben de bir tane yazayım" demiş ve yazmış.Beğenmedim.

 
Bu senenin son kitap yazısıydı tahminen. Yeni kitaba başladım ama bitirip de yazmamın mümkün olacağını sanmıyorum:)
 
Tüm kitap yazılarım için TIK, 2015 yılında okuduğum kitaplar için TIK
 

28 Aralık 2015 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi 2

Hastalıkla geçen bir haftaydı. Hiç yazı yazamadığım gibi içimden hala bir şey yazmak gelmiyor.Neyse ki bugünün pazartesi olduğunu farkettim:P Dolayısıyla arşivden eski bir yazı ile merhaba diyebilirim ;)


Geçen hafta arkadaşlarımızın çiftliğine gittik.Çok güzel bir gündü.Duru sevsin diye bir kuzu getirdiler peşinden de annesi geldi.Kendisi de bizden korkuyor olmasına rağmen yavrusuna bir şey olacak diye bir saniye bile ayrılmadı.O kadar duygulandık ki o yavrusunu bırakmayan anne haline, rica ettik kuzuyu gönderdik.Sonra da gidip sürünün önünde bir poz verdik.


Kuzulardan sonra ineklerin yanına gittik.Fotoğraflarda özellikle gökyüzüne dikkat edin sayın okur.Renk o kadar muhteşemdi ki.

Kocaman inekler bizden korkmadı tabi ama Duru onlardan korktu ve kucaktan inmek istemedi.Küçük danaların biberonla beslenmesi ise çok hoşuna gitti.Sonuçta eline verilen biberonla dana beslemesi ise bence günün bonusuydu.Kızım büyüyor ve beni çok şaşırtıyor.





17 Aralık 2015 Perşembe

Son günlerde:

 
Bir koşuşturmaca içindeyim.
Bir yandan işlerim bir yandan, Duru'nun okuluyla ilgili gelişmeler diğer yandan, sosyal hayat öbür yandan nefes alacak zaman bulamıyorum. Çok şükür. Böyle koşturmacalar içindeyken kendimi gerçekten yaşıyor hissediyorum.

Duru'nun okulu satıldıktan sonra başka bir okul arayışına girdim. Şimdilik kendi okulunda kalmasına karar verdim ama her zaman bir B planım olmasını istediğim için bir başka okula da ön kayıt yaptırdım. Okuldan PDR görüşmesi için aradılar ve ayın 16sına randevu verdiler. Duru'yu okuldan aldım, hazırlanıp diğer okula koştuk. Çocukları alıp sınıflara götürüyorlar. Ama Duru bir türlü gitmedi. Öğretmenler de ikna edemedi derken bir öğretmen bir şekilde iletişim kurdu ve elini tutup götürdü. Ama Duru orada kalması gereken sürede kalmadan bir kaç dakika içinde geri döndü.

Çok sıkıntıya girdim ve nasıl olduysa bir başka babanın çocuğuna "seni oyuncakçıya götüreceğim" dediğini duyup ben de "seni oyuncakçıya götüreceğim" dedim. Buna rağmen gitmedi ben de ne yapayım çocuğu giydirip okuldan çıktım. Açıkçası okul pek hoşuma da gitmedi. Bir düzeni yoktu, her elini kolunu sallayan girip çıkıyordu. Hiç kimse nereye gidiyorsun demeden ben okula girdim mesela.

Neyse okuldan çıktık arabaya gidiyoruz Duru başladı "tamam geri dönelim" demeye. O an o kadar yorgundum ki anlatamam. O yorgunlukla geri dönmedim. Açıkçası bazı şeylerin sadece bir an yapılabileceğini, o anı kaçırırsa geri dönüşü olmadığını da görsün istiyordum. "O an girmedin, tüm öğretmenler ve ben rica ettim ve sen girmedin" dedim. Başladı ağlayıp oyuncakçıya gidelim demeye. Öyle bir hale getirdi ki o girecekmiş de ben geri dönmediğim için girememiş dolayısıyla oyuncakçıyı hak etmiş:)

Çakaaaal:) Orada ağlayarak benim direncimi kırabileceğini sanıyor. Kızım sen doğmadan çok önce geçtik bu yollardan. Dünkü bebe beni oynatacak. Haha! Tabi ki oyuncakçıya gitmedik. "Kızım bu bir pazarlıktı sen kendine düşeni yaptın mı?" dedim. {Ama hakkını vereyim çok sıkı uğraşıyor.} Yaklaşık bir saat ağladı. "Götürecek misin?" diye hiç bıkmadan sordu. Her hayır dediğimde ağlama hızını arttırdı falan.

Murat geldiğinde ikimizde oturma odasındaki koltuklarda yorgunluktan sızıp kalmıştık.

Tüm bunların üstüne Murat da ertesi gün okula götürülecek kumbaraları bulamadığını söylediğinde gerçekten onu pencereden atmayı düşündüm. Çünkü o gün çok hastaydım, işe dahi gidemedim buna rağmen okulda yapılacak sunum için hazırlanıp kitap almaya gittim, materyal hazırladım ve sadece kumbara işi de Murat tarafından halledilecekti.

Beni arayıp kumbara bulamadığını söylese ben onu da bir şekilde hallederdim.

Artık nasıl bir yüz ifadesiyle baktıysam büyük kırtasiyeleri telefonla arayıp kumbara sormaya başladı:) Sonuçta yemekten sonra hazırlanıp kumbara aramaya başladık. Gittiğimiz ikinci kırtasiyede nispeten uygun fiyatlı 20 tane kumbara bulduk. Kızlara kırmızı erkeklere sarı aldık.

Okuldaki sunumun konusu tutumluluktu. Ben konuyla ilgili internette araştırma yaptım. Genel olarak bir tanım yaptıktan sonra geri dönüşüm, su ve elektirik tasarrufu, kağıt tasarrufu, gereksiz para harcama konularına eğilmeye karar verdim.(1, 2,)



Görsellerle desteklediğim anlatımdan sonra konuyla ilgili bir kitap okudum. Su ve elektrik tasarrufuyla ilgili boyama örnekleri bulup bastırdım. Benim sunumumdan sonra boyatmaları için öğretmenlere bıraktım.

Ve en son olarak da aldığımız kumbaraları dağıttık .Çocuklar o kadar tatlıydılar ki. Kızlara kırmızı erkeklere sarı kumbara aldım dedim, kumbara uzatmak için yaklaştığım çocuklar "ben erkeğim" diyordu mesela:)) Ah kuzular demeseler kendilerini kız sanacağımı mı düşündüler nedir?

Oradan çıkıp spora gittim. İş yerine döndüğümde cidden yorgunluktan bitik durumdaydım. Ama ruhen bir kuş kadar hafifim.


14 Aralık 2015 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi:

Nerden çıktı bu "nostaljik pazartesi" derseniz sizi buraya alalım.Ben Ayşe Abla'nın bu fikrine bayıldım! Arşivlerde hazine yatıyor sayın okur. Hele ben o zamanlar gerçek fotoğraf makinasıyla çekim yapıyormuşum şimdilerdeki yazılarım eski yazıların yanında sönük kalıyor. Neyse lafı çok uzatmayalım işte karşınızda arşivden taze çıkmış, dumanı üstünde bir yazı:


İşten geldiğim bazı akşamlar canım hiç evden çıkmak istemiyor.Parka gidemeyeceğimizi söylemek yerine akşam bir aktivite yapacağımızı söylemek kızım açısından daha kabul edilebilir oluyor.Aktivite 1 ve aktivite 2 sonrası işte karşınızda aktivite 3:

Bu kez Tchibonun hazır origami setlerini kullanalım istedim:


Setimiz,aktivite kutumuz ve gizlice aldığı annesinin allığıyla yanaklarını hunharca kızartmış olan aktivite partnerim hazır:



Origami setimizden renkli kağıtlar, yapıştırmalı gözler gibi malzemeler ve bir kullanım klavuzu çıktı:



Ben kuş yapalım istedim:



Kızım klavuzu biraz karıştırdı:



Okudu, değerlendirdi:







İnceledik,ğraştık, katladık ve sonuç:



Evet biz de pek beğenmedik:)))


Ama önemli olan eğlenmek:)

Sonuç felaket olsa da:))))

10 Aralık 2015 Perşembe

Haftasonu yazısını perşembeden önce yazamayangillerden selam ve sevgilerle :

Cumartesi Murat'ın işi vardı.Biz de Duruyla evde beklemek yerine dışarıda gezinmek istediğimize karar verdik.Murat bizi Ziyapaşa'ya bıraktı. Bir saate yakın yürüdükten sonra Duru üşüdüğü için bir pastaneye girip oturduk.

Önce kocaman bir profiterollü pasta istedi, iki çatal aldı ve bıraktı! Ben sakince çayımı yudumlarken bu kez de dondurma istedi. Ben o pastayı yemedi diye için için sevinerek hemen dondurmasını sipariş ettim.

Kışın dondurma yemesinde hiç sakınca görmüyorum.Dondurmayı soğuk olduğu için değil şekerli olduğu için  yemesini istemiyorum ama kremalı acayip bir pastaya nispeten daha iyi bir alternatif olduğu için mutluyum. Duru daha küçükken ve  hava daha da buz gibiyken sokaklarda dondurma yiyerek gezerdik ve amca ve teyzeler bize şaşkın şaşkın bakarlardı:)

 
 
 
Pastaneden çıktığımızda Duru'yu yine sıkıca giydirip daha önceden ördüğüm battaniyesine sardıktan sonra bir saat daha yürüdük.Adana'lı hava 25 derecenin altına düştü mü üşür sayın okur. Bizim kız da Adanalılığın hakkını veriyor görüldüğü üzere: 
 


Sonra Muratla buluştuk. Akşam Antep'ten gelen arkadaşlarımız ve Gül Ablalarla yemek yiyecektik. Hayatımda en güldüğüm insanlardan biri Ümit Abladır. Kendisiyle bu kadar barışık, bu kadar esprili, bu kadar doğal komik bir ikinci insan yoktur. Öyle şeyler anlattılar ki masada kahkahadan çocuk sesi duyulmadı.

Çocuklarda kendi aralarında bir sürü oyun oynadılar, hiç sıkılmadılar.



Masadaki salatalardan çok az yedim, domates tatlısı ve künefe söylediler ben bir çatal bile almadım. Önceden bana ısrar ediyorlardı ama artık etmiyorlar. O künefeden alacağım bir dakikalık bir zevk için yıllarımı adadığım hedefimden sapmayacağım. İstediğim kiloya düştüğümde o tatlıdan bir çatal alırım nasıl olsa:)

 
Duru bu fotoğrafa girmedi ve telefonumda bu pozu görünce çok sinirlendi. "Keşke çekmeseydin, Defne'ye sen git deseydin" gibi bir sürü şey söyledi.Çok tatlıydı:)



Akşam eve çok mutlu gittik. Duru'yu yıkadım ve hemen yattık. Ben o gece "Fırsatçı" isimli bir kitaba başladım. Oldukça geç uyudum.

Pazar sabahı evde şahane bir kahvaltı hazırladım. O gün için protein diyetine ara vermiştim. Ekmek pizzaları, bal kaymaklar arasında yuvarlandım.

Kahvaltıdan sonra yine yürüyüş yapmak istedik. Evden çıkıp yollara vurduk kendimizi. Uzun uzun yürüdükten sonra Duru acıktığını söyleyince meşhur Kazım Büfe'ye gittik. Duru'ya tost söyledik.Kazım Büfe'nin en meşhur ürünü muzlu sütüdür ve ben Duru'nun muzlu süt içmesini çok isterim o ise hep burun kıvırır.Bu kez muzlu süt içmek isteyince hayır dedim o ise ısrar etti. Bakın bu da benim yeni taktiğim yeme dediğim herşeyi yemeye çalıştığını farkedince yemesini istediğim şeyleri yasaklamaya başladım.He he.

 
Akşam market alışverişimizi yapıp eve geldik. Evde kısır yemek istedik. Madem protein rejiminde değilim hakkını vereyim diye düşündüm. Eve nispeten erken bir saatte döndük. Bir sürü toparlama işi hallettim, anneannemin meşhur sütlacından yaptım. Sonuçta kısır tam da böyle oldu. Hepimiz bayıla bayıla yedik.

 
Kısır yapmak için evdeki bulguru çıkardığımda hafif koktuğunu farkettim. Kuş yemi olsun istedim. Aklıma köpekler geldi kemik, ve içli köfte haşladım evdeki bayat ekmeklerin üstüne o haşlama suyuyla birlikte haşladıklarımı karıştırdım. Hepsini aşağı inip çöplerin yanına falan yerleştirdik. Duru  mutluluktan zıplaya zıplaya bir hal oldu :)
 
Annem ve babam hergün sokak köpeklerine mama hazırlıyorlar. Evde artan yemekleri, kemik sularını haşladıkları makarnalarla karıştırıp veriyorlar.Kışın sokakta yaşayan hayvanları unutmamak lazım.

 
Ve her işi bitirip yatağa girdikten sonra kitabımı okumaya devam ettim. Kitap o gece bitti. Ama beni çok etkiledi. Sinirlerim bir bozuldu, uykum kaçtı filan. Dön o tarafa dön bu tarafa sabah karşı ancak uyuyabildim. Sinirlerim neden bozuldu kitabı anlattığım yazıda okur ve ne deli olduğumu bir kez daha görmüş olursunuz:)
 
İşte böyle. Haftasonu yazısını en azından cumaya bırakmamış olmanın derin huzuruyla yazımı bitiriyorum. Esen kalın:P

8 Aralık 2015 Salı

Havadan sudan


*Gazetelerde çok önemli haberlerin yanında "göğü.sleri fırladı" gibi dahiyane başlıklarla çıplak kadın fotoğrafları görmekten, araya çok önemli diye futbol haberleri sıkıştırılmasından nefret ediyorum.

Gazetenin ana sayfasının en üst kısmı, en önemli haberlerin yer alacağı bölüm futbol haberlerine ayrılmış. Nasıl üzülüyorum bu duruma anlatamam.Tamam gazeteyi aldığı anda arkasını açıp okuyan çok önemli bir kitle var ama gündem bu haldeyken de mi önce futbola bakıyor bu insanlar?

Rusya ile kriz koptu gazete başlıkları şöyle "Şimdi yandın Putin", "Rusya işte asıl şimdi mahvoldu", "Rusya krizi sayesinde ucuz sebze, meyve yiyeceğiz","Rusya'da borsa tepetaklak" ... Ay diyorum bu gazeteleri ilkokul çocukları falan mı hazırlıyor:))

*Haftasonu Murat'la konuşurken konu kilodan açıldı , ben iyiyim ama değil mi gibi bir şey söyleyince ona iyi değil şişman olduğunu söyledim. Yıllardır ben kilo vermeye çalışırken o da etkilenir diye bekledim ama asla oralı olmadı. Nedense kendinin "iyi" olduğunu düşünüyor.İyi ne demekse!

İyi olduğunu düşündüğü içinde yemekten sonra nutellaya batırdığı galetaları ya da ekmeğe sardığı tahin helvalarını yemekten çekinmiyor.Evde her daim gofret var ya! Duru'nun beslenmesini bozuyor olmasından da ayrıca nefret ediyorum.

Tatlı niyetine bir gün kuru meyve yemez.Her yemek üstüne şerbetli tatlı söyler.Yemek yemez tatlı yer.Sonuçta her daim şişman.

Bir kaç gündür tansiyonu yüksek çıkmaya başlayınca bu duruma bir el atmaya karar verdim. Hatta daha da iler gittim ve ona patatese benzediğini söyledim. Hayır patatesimi seviyorum ama kendini havuç sanmasını da istemiyorum:) Sonuçta Pazar günü toplam 8 km yürüdük ve iki gündür evde yaklaşık yarım saat hızlı tempoda bisiklete binerek spor yapmaya başladı. Umarım böyle devam eder.

*Sevdiklerimize gerçeği sadece biz söyleyebiliriz. Bunu annem bana söylediğinde anlamazdım ne demek istediğini. Her şeyimi eleştirir sonra da "sana bunu sadece ben söylerim kızım" derdi. Haklıymış. Başka insanlar hatanı yüzüne söylemek yerine arkandan konuşuyor.{ben dahil}

İş yerinde bir arkadaşım var çok iyi bir kız. Eşinden ayrıldı ve tekrar evlenmek istiyor. O kadar hanım hanımcık biridir ki anlatamam. Namaz kılar, oruç tutar öyle dindar bir tarafı da var. Ama görüntü olarak gece pavyonda çalışan birinin iş kıyafetlerini arkadaşım gündüz iş yerinde giyiyor diyebiliriz.

Biri bu arkadaşa erkekler sek.si kadınlardan hoşlanır demiş. Ah bunu diyen yaklaşık beş yaş küçük bir erkek arkadaşı, aile dostu. O çocuk seksi kadınlardan hoşlanıyor olabilir ama bizim hedef kitlemiz eğitimli, kariyerli, 35 yaş üstü erkekler.

Nispeten ayakları yere basan, çocuk sahibi olunacak kadar aklı başında hangi erkek yanında "seksi" bir kadınla dolaşmak ister? Kastettiğim de zoraki bir seksilik. Bazı kadınlar kargo pantolonlarla da seksi görünür o ayrı, uğraşılmamış seksilik iyidir.. Ama kömür karası içine perukla ekleme yapılmış abartı uzun saçlar, çok ağır bir makyaj, dapdar kotlar, altında 13 cm topuklu ayakkabılar ya da süper mini eteklerle olan bir seksilik kesinlikle klas durmuyor.

İşte bunu ona söyleyemiyor olmak beni çok üzüyor.Nasıl kırmadan söylenir ki bu? Ama nasıl bir insan arkadaşına söylemez ki bunu?

Durumlar işte böyle.Siz de haberler ne? Kafanızı bozan ya da çok mutlu olduğunuz küçük şeylerden bahsetsenize.

7 Aralık 2015 Pazartesi

Son dönem kitapları


Bayağı bir süredir kitap yazısı yazmıyorum.Bir taslak oluşturdum okuduğum her kitabı fotoğraflayıp taslağa ekliyordum.Taslak korkutucu boyutlara gelince bir el atmak istedim.Bu yazının dışında henüz anlatmadığım üç kitap daha var ama okuru kaçırmamak adına onları ayrı bir yazı  yaptım;)




Bu kitabı Ankara'da kitapçıda aldım ve hemen iki gün içinde okudum.Kitaba tamamen aşık oldum diyebilirim.Çok şükür ki dört serilik bir kitapmış diğer üç kitabı heyecanla bekliyorum.

Tessa Young annesinin bir tanesi, cici kız, ideal bir erkek arkadaşı var annesinin yıllardır istediği üniversiteye giriyor.Ve okulun ilk günü tanıştığı Hardin annesinin asla onaylamayacağı biri ve zaten ilk andan itibaren de Tessa'dan nefret ediyor gibi davranıyor.O kadar zıtlar ki. Sonra aralarında bir aşk başlıyor ama Tessa'nın anlayamadığı bir gizem var aralarında.

Bin kere ayrılıp barışıyorlar ama aralarındaki aşk o kadar hoş ki aslında. Kitabın sonunda bu gidip gelmeler, Hardin'in yaptığı saçma şeyler anlam kazanıyor ve şok oluyorsunuz.Ben şok oldum şahsen ki ben kolay kolay şok olmam.Hep sürprizi tahmin ederim bu da çoğu kitabı benim için sıkıcı yapıyor ama bu kitap beni de ters köşe yaptı. Mutlaka okuyun diyebileceğim kitaplardan.



 
 

Daha önce bahsettiğim bir kitabında yer alan karakterlerden biri olan Evangeline Jenner'ın aşk hikayesi.Yine çok güzeldi. Kumarbaz babası tarafından annesinin akrabalarına bırakılan kızın ailenin acımasızlığından kaçıp yaptığı anlaşmalığı evliliğin aşka dönüşmesi. Konu saçma zaten amacımız da mutlu olmak.Güzel kitap okuyun derim.




Evde eğitim alan,interneti, televizyonu dahi kullanması yasak olan Sky isimli kız en yakın arkadaşının ülke dışına çıkıyor olması sebebiyle okulun son yılını örgün olarak almak ister ve annesini de ikna eder. Okulda tesadüfen tanıştığı Holder isimli çocuk ise Sky'ın tüm hayatını değiştirecektir.

Sonunu tahmin ettim ama yine çok şaşırdığım ayrıntılar oldu.Ve kitap çok güzel bir şekilde bitti tüm gizemler çözüldü.Hopeless umutsuz demek ama kitabın adı olarak kalmalıymış bence.O kadar güzel bir kelime oyunu var ki. Çocuk kaçırmadan, çocuk tacizine kadar her tür iğrençliği bir aşk hikayesine uyarlayan yazarı çok tebrik ediyorum. Okuyun derim.


 


Kasabada herkesin çok sevdiği bir kadın var. Çok ünlü bir dolandırıcıyla evlenmek üzere.Tüm kasaba damat adayını sevmediğini belli ediyor olsa da kadın tepkilere kulak tıkıyor çünkü yıllar önce gerçek aşkı evlilik teklifi beklerken onu aniden terkedip başkasıyla evlenmiş. Bu dolandırıcının çok ünlü annesi de bu arada polis radarında ve kadını yakalamak için oğlunu ve dolayısıyla kadını kullanmak için çok yakışıklı bir dedektif devreye giriyor. Sonrası malum. Bence güzel bir kitap değildi, eh işte diyebiliriz. Kafamı duvarlara vurmadım ama okuyun da diyemiyorum açıkçası.


 


Yıllardır Rule isimli dövmeli bir çocuğa aşık Shawn isimli tıp öğrencisi bir kız var. Çocuklukları brlikte geçmiş. Rule'un ikiz erkek kardeşi aslında Shawn'ın en yakın arkadaşıymış ve tüm aile Shawn ile onun sevgili olduğunu düşünüyor.Ama Shawn yıllardır sadece Rule'a aşık. İkiz erkek kardeş bir kazada ölünce tüm aile bir travma yaşıyor ve birbirinden kopuyor.Shawn da her pazar aileyi bir araya getiren bir kahvaltı düzenliyor ve Rule'u her pazar alıp annesinin evine götürüyor.Rule çapkın ve her gün bir başkasıyla Shawn'ın farkında bile değil. Sonra olaylar gelişiyor.. Çok hoş bir kitap.
 
 
 
 

Yukarıdaki kitapta bahsedilen Rule'un müzisyen arkadaşı Jet ve Shawn'ın ev arkadaşı Ayden arasındaki hikaye. Bunu da çok çok sevdim. Okuyun derim.

 
 
 
 

İlk kitap olan Gözlerindeki Canavar'dan beri heyecanla, aşkla beklediğim bir kitaptı. Mutlaka okuyun derim bu seriyi. Aşk, güven, sırlar, mafya, aile bağları hepsi bir sarmal olarak hikayeyi oluşturuyor. Bu kez ilk kitabın aksine hikaye kaldığı yerden ama Vitale'nin gözlerinden anlatılıyor. Çok güzel bitiyor, çok güzel anlatılıyor. Tekrar okumayı isteyeceğim bir kitap.

 

Çer çöp diye tabir edeceğimiz derinliği olmayan , saçma bir aşk hikayesi. Sarhoş ve sorumsuz annesinden para çalıp kızkardeşiyle yeni bir hayat kuran kızın evin karşısındaki polisle yaşadığı aniden başlayan , bir anda nedensiz derinleşen saçma aşkı ve araya serpiştirilmiş bir iki mafyatik olay. Okumayın derim. Boşuna zaman kaybı.


Ay var ya üstümden yük kalktı sayın okur. Bir kitabı okuyup da blogda anlatmayı unutacağım diye yaşadığım stresi görseniz  gülersiniz.

4 Aralık 2015 Cuma

Japon!




Uçaktayız. Erken binmişiz yerimize oturmuşuz ve yeni gelenleri izliyoruz. Zenci bir adam bindi Duru heyecanla bana dönüp bağırdı : Japon!

Zenci ile Japon kelimesini karıştırmış.Uçakta sağımızda solumuzda oturan herkes kahkahadan kırıldı:)

2 Aralık 2015 Çarşamba

Erzurum


Adana'da Erzrum'a direk uçuş yok, illa ki Ankara ya da İstanbul üzerinden gitmek gerekiyor. Biletimizi alırken iki seçenek vardı ya saat 9 gibi Adana'dan binip Ankara'da 8 saat Erzurum uçağını bekleyecektik ya da Adana'dan sabah 06:30 uçağına binip iner inmez hiç beklemeden Erzurum'a kalkan uçağa binecektik.

Duru yanımda olmasa sorun değil ama çocukla seyahat edileceği zaman yapılması gereken çocuğa göre plan yapmak.Tüm günü havaalanında geçirmek bir seçenek değildi bu sebeple sabah 06:30 uçağına bilet aldık.

Şimdi size bir ipucu vereyim. Seyahat öncesi yaşanması muhtemel sıkıntıları çocuğunuza anlatırsanız bu sıkıntıları yaşarken çocuk tepki vermiyor. Yani Duru'ya sabahın köründe kalkacağımızı bir gün önceden söyledim. Acaba seni kıyafetle mi yatırsak sabah giyinmen zor olur mu dedim. Yatana kadar bir kaç kez bu konudan bahsettim, heyecanımı onunla paylaştım.

Sabah uyandığımızda Duru evet uykuluydu ama huysuzluk yapmadan, yaşanacakları bilerek hazırlandı. Evden çıkıp uçağa yetiştik. Ankara'ya giderken Duru kuzum kafası kucağımda uyudu. Ağzına tek lokma koymadı ben de ısrar etmedim.

Ankara'da indik transit yolcu bölümüne geçtik yeni biniş kapımıza geldiğimizde insanlar uçağa girmek için sıradaydı. Hiç beklemeden  Erzurum uçağına bindik.

Bu kez Duru bir kek yedi. Ama bir kaç dakika sonra "midem bulanıyor" demeye başladı. Kuzum sağolsun hiç dışarı kusmaz. Hep zamanında yetişir. Ben mesela çocukken de büyükken de bu konuda bir felaketimdir. Neyse daha fazla iğrençleşmeden devam edelim:)

Uçakta önümde duran kağıt poşeti açıp kızıma uzattım anında kustu. Bu sırada yan koltukta oturan bir genç kız panikle hostesten bir kaç kağıt poşet daha istedi.Hostes de sağolsun bir yirmi tane falan getirdi. {O kız fiziksel olarak çok dikkat çeken bir kız değildi ama genç yaşına rağmen tavırları,yol boyu  kitap okuyor olması, hissedilen kendine güveni ile benim çok dikkatimi çekti. Hala ara sıra o genç yaşındaki kendinden emin tavırları aklıma geliyor.Kızıma da ilerde dışından çok içiyle uğraşması gerektiğini bu vesileyle tekrar söylemek isterim}

Duru'nun kustuğu kağıt poşeti katladım başka bir kağıt poşetin içine koydum.Zaten tüm gün yediği küçük bir kek ne kusmuş olabilir ki yavrum.Poşeti hostese uzattım çöpe atması için. Birden korkuyla geri çekildi, sanki nükleer bomba uzatıyormuşum gibi bir tavırla "onu siz kendiniz çöpe atın" dedi. Ben yani hasta çocuğun cam kenarında oturan annesi!

Peki dedim ama çok utandım sayın okur. Bu konularda çok dikkatliyimdir. Duru bebekken yanımda hep çöp poşeti taşırdım ve değiştirdiğim bezleri mutlaka o küçük çöp poşetine koyar öyle çöpe atardım. Kimseyi kendimin ya da çocuğumun pis bir vücut sıvısıyla muhatap etmek istemem. Burada da küçük kusmukçuğu poşete sardım o poşeti de poşete sardım yani kimsenin eline bulaşacak bir şey yok. Ve ben koltukta oturuyorum çocukla kalkıp uçağın arkasındaki tuvalete gitmem kolay değil , kusmuk da elimde oturmak çocuk yine kusabilirken her iki elime de ihtiyaç duyarken mümkün değil. Neyse sonuçta bir şekilde hallettim.

Uçaktan indik bizi karşıladılar, hastaneye uğradık annemi aldık, Duru arabada da bir kaç kez kustu. Neyse ki yanımızda kağıt poşetler vardı hiç sorun yaşamadık. Doktora gitmeye pek meraklı Duru da bana dönüp "Dört kez kustum artık doktora götürmen şart" dedi. Gülmekten öldüm ama haklısın dedim. Bilmediği şey teyzemin çocuk doktoru olduğuydu;)

Sonuçta anneannemin evine gittik. Hayatta kendimi evimde hissettiğim bir kaç evden birine. Her köşesini, her dolabının içini bildiğim, her baktığım yerde bir anı gördüğüm canım eve.

Burası evin girişi.Foto çektiğim yerde sol tarafım salon.Misafir geldiğinde hiç eve girmeden salona alınabiliyor. Girişte dev bir yemek masası var, ailece yemek yemesi çok keyifli çocukken de çevresinde koşmak şahaneydi:)

 
Annem, ben ve Duru hemen yatıp uyuduk.Bir kaç saat sonra kalktığımızda büyük dayım bizi alıp yemeğe götürdü. Dayımın küçük oğlu Ömer, eşi E. de bizimleydi.E yeni doğum yapmış olmasına rağmen bebeğini ve küçük oğlunu evde bırakıp bizimle geldi.
 
Ailemiz gelin açısından çok şanslıdır.Dayımların eşleri şahanedir neredeyse dayılarımdan çok severim.Şimdi kuzenlerimin eşleri de harika. Düşünceli, kibar ve çok güzeller.
 
Yemekten sonra hep beraber hastaneye gittik. Dayım, teyzem, teyzemin eşi, teyzemin kızı doktor olduğu için hastane odasına on kişi girmemiz sorun olmadı. Ailenin çok büyük kısmı doktor zaten. Mesela bu saydıklarımın dışında benim kardeşim, her iki dayımın iki kızı da doktor. Ailede ben hariç tüm kız torunlar doktor diyeyim siz anlayın. Bu durumu da tamamen anneanneme borçluyuz.
 
Çok baskın bir karakterdir anneannem. Herkesin her işine karışır ve dediğini de yaptırır. Katı tercihleri vardır mesela  erkek çocuk sever ve herkesin doktor olmasını ister. "Kız çocuğunun olması üzülünecek bir şeydir ve tıp harici her meslek de başarısızlıktır:))". Ben tıp yazmadım bana da eczacı olacağım için ses çıkarmadı. Bir kuzenim İTÜ elektrik elektronik mühendisliğini kazanmıştı, Türkiye derecesi yapmıştı ve evde resmen yas vardı:)))
 
Tabi kız çocuk konusunda elinden bir şey gelmiyor. O konuda da Allah yardım etti kendisine tüm çocuklarının oğlu var ve altı tane torun çocuğu var Duru hariç hepsi erkek. En son kuzenimin bebeğine anne karnında kız dediler. Gelinimize "olsun kızım , üzülme, kız olan yerden erkek de olur" demiş:)) Kız bana bunu anlatırken gülüyordu "neden üzüleceğim babaanne, sen kız değil misin, ben kız değil miyim , hemcinsimiz olacak diye sevinmemiz gerekmez mi diye düşündüm ama bir şey söylemedim" dedi. Sonra neyse ki! o çocukta erkek oldu da anneannem muradına erdi:))
 
Bu katı tutumuna yıllardır gülüyor olsak da doktor olunması konusundaki tavrının meyvelerini bu ameliyatında topladı. Yoğun bakımda yanında dahiliye uzmanı olan kuzenim kaldı, ameliyattan sonra ürolog dayımın servisine yatırıldı, tüm anabilim dallarından gelen çiçeklerle çok havalı bir odada kaldı gibi. Ben de Duru'nun doktor olmasını istiyorum artık:P Anneannemin taktiğiyle şimdiden doldurmaya başladım kendisini:)) Bakalım;)
 
Annem akşam anneannemin yanında kalacağından büyük dayım , ben ve Duru eve  döndük. Dayıma çay yaptım, biraz içtik sonra meyve çıkardım ve Duru'yu banyo yaptırıp erkenden yatırdım.
 
Sabah dayıma şahane bir sofra hazırladım. Ama meğer dayım kahvaltıda pek bir şey yemezmiş. Bunu duyunca çok rahatladım, üzerimden çeşit çeşit bir şeyler hazırlama stresi kalktı ve diğer günlerde peynir, ekmek, yumurta tarzı sade bir kahvaltı yaptık.
 
Öğlen annem anneannemi yengeme devredip eve geldi.Biraz uyuduk sonra dayımla bu sefer çok övdüğü bir pideciye gittik beraber.



Bu pide de bana çocukluğumda yadigar. Yumurta sevmediğim halde bu pidenin üzerine kırılmış yumurtaları çok severek yiyorum. Duru da bayıldı. Kafasını salllaya sallaya, ıh ıh diye diye yedi.

 
Sonraki günlerde Fatih de İstanbul'dan kalkıp geldi. Hep birlikte sık sık hastaneye gidip geldik. Ailedeki her doktor Duru'yu uzun uzun muayene etti, Duru mest oldu, hatta en sonunda dayım Duru'ya ateşi çıkan, enjektörlü filan bir bebek aldı.
 
Yengem bize su böreği yaptırdı, yarısını da paketleyip Adana'ya getirdim hatta, ailece oturup uzun sohbetler yaptık.Anneannem hastaneden çıkıp eve gelince her şey daha da güzel oldu. Bir akşam da teyzem hepimizi yemeğe götürdü.
 
 Çok uzun süredir bu kadar aileyle beraber zaman geçirmemiştim.Herkesi o kadar çok özlemişim ki. Dayımın büyük oğlu ve kızı, diğer dayımın üç çocuğu ve teyzemin oğlu da yanımızda olsaydı keşke diye düşündüm hep. Okullar, iş hayatı falan araya girince aileler düğünlerde , cenazelerde filan görüşebiliyor sadece.
 
Adana'ya dönerken dayımlar bana meşhur Erzurum dönerinden aldılar ve paket yapıp yanımda Adana'ya kadar getirdim. Yarısını yedik, yarısı dondurucuda bizi bekliyor ;)
 



Ve bu anneannem. Çok şükür iyi ve çok şükür başımızda. Allah eksik etmesin, sağlık versin. Benim hayatımda çok çok önemli bir yeri var. Her şeyiyle seviyorum onu. Akıllı ve bilge bir kadın. Aydın bir kadın. Benim annem ve teyzem Erzurum gibi bir yerde 1950lerde üniversite okumuşlarsa, bunun için İstanbul'a gidebilmişlerse bunu anneannemin ve rahmetli dedemin ileri görüşlülüğüne borçluyuz.


 
Bu fotoğraf Duru'nun anneanneme en çok yaklaştığı fotoğraf. Asla sarılıp öpmedi. "Anne hastalık bulaşabilir diye korkuyorum" gibi bir de bahane sundu :)
 
Sonra ayrılık vakti geldi. Kalbimin kocaman bir parçasını orada bırakıp yola çıktım.İki aktarma geri döndük yine ve bir üç saat kadar havalaanında bekledik ama insani bir saatte yola çıktığımız için o üç saati zevkle geçirdik.
 
Bol bol boyama yaptık, çorba içtik, kek yedik, kurabiye aldık, oyun alanında oynadık falan.



 
Adana'ya döndük, valizi boşalttım, yemek yedik, Duru'yu yıkadım ve hop yatağa girdik. Aklımda ailem, içimde kocaman bir sızı, evimde olmanın huzuru ve Murat'a kavuşmanın mutluluğuyla uykuya daldım. Aileden uzak herkes beni anlayacaktır. Tam bir mutluluk asla olmaz, her zaman bir özlemle yaşarsınız. Neyse sağ olsunlar, mutlu olsunlar da uzak olsunlar da bu sızının tesellisidir....
 
 
 

Hakkımda

Bir anne, bir baba ve bir de çocuk.Aşk dolu, neşeli ve eğlenceli bir hayat umuduyla..