duruca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
duruca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ocak 2016 Perşembe

Son günlerde

Murat bir toplantıya gitti, dört gündür kızımla yalnızız. Erkenden yemeğimizi yiyor yatağa giriyoruz. Benimle uyuyor olduğu için çok mutlu. Yatakta ben kitap okuyorum o ıpadden dizi, oyuncak tanıtımı ya da doktor muayenesi falan izliyor. Sonra da erkenden uyuyoruz.

Bu sabah hayatımda ilk kez sabah 05:30 da dinç bir şekilde kalktım. Tabi hiç iyi olmadı. Biraz uyumaya çalıştım sonra baktım olmuyor kalkıp biraz kitap okudum.

Sabah Duru'nun aşısı vardı , onu okula bıraktım. Öğretmen endişeli gibiydi. İlk önce Duru aşı olsun o hiç korkmaz dedim. Çok şaşırdı.

Duru aslında aşıdan , doktordan çok korkan bir çocuktu. Daha bir bebekti aşı yapılacağını ortamdan anlar ve ağlamaya başlardı. Sonra bacaklarını biraz eğri basıyor gibiydi diye Ankara'da bir ortopedi uzmanına götürdük. Giderken de ikna etmek için doktorun kendisini muayene ettikten sonra bebeğini de muayene edeceğini söyledik.

Muayenehaneye girdik, stres başladı ama doktorla görüşmeye başladığımızda Duru çığlık çığlığa ağladı, adamcağız neredeyse ter içinde bir muayene yaptı. Neyse biz konuşmaya başladık , Duru bana dönüp doktorun bebeğini ne zaman muayene edeceğini sordu. O koskoca profesör konuşmasını bıraktı döndü Duru'yu "Seni çok güzel muayene ettim, bir de bebeğini mi muayene edeceğim?" diye bir azarladı:)) Annemle hem şaşırdık hem de halimize güldük.

Sonra yine 3 yaşında falan çocuk doktoruna gittik biraz ateşi vardı. Öyle bir ağladı ki doktorlar birbirimizi duyamadık. Zor çıktık odadan:)

Sonra çok tatlı bir KBB uzmanı ile tanıştık. Çok yakın bir arkadaşımın da teyzesinin kızı olan bu doktor muayeneye gittiğimiz ilk gün neyi var diye sormadan önce neredeyse yarım saat Duru ve bizimle sohbet etti.  Havadan sudan, elindeki oyuncağından derken çocuk çok rahatladı. İlk kez ağlamadan bir muayene olduk ki burnuna ve kulağına kamera soktuğumuz bir muayeneydi.

Sonrasında ben Duru'ya internetten muayene görüntüleri izletmeye başladım. Nöroloji muayenesi, çocuk doktoru muayenesi gibi. Zamanla evde doktorculuk oyunlarımız çok profesyonelleşti. Ciddi ciddi bir muayene yapacak kadar bir şeyler öğrenmişti sıpa.

Şimdi de işler tersine döndü. Şöyle ki devamlı doktora gitmek istiyor. Ühü.

Erzurum'a giderken yolda bir kaç kez kustu, o halde bile bana dönüp "üç kez kustum doktora götürmen lazım" diyor mesela. Tutturmuş bana MR çektirelim diye:))

31 Aralık.2015 gününde de ben izin almıştım ve kendi kendime sinemaya gitmeyi planlamıştım. Biletimde kartımda biriken puanlarla hediye geldi, Ertuğrul filmine girdim. O sırada okuldan öğretmeni aradı Duru'nun karnı ağrıyor diye.Sabah  çok sağlıklıydı halbuki.

Babasını yolladım artık , okuldan aldı , geldi beni aldılar doktora gittik. Arabaya bindim zaten sinemadan filmin en başında  çıkmış olmanın hüznü var içimde bir de baktım bizimki bıyık altından gülüyor. Meğer az bir karnı ağrımış sonra geçmiş ama doktora gitme aşkından dolayı iyileştiğini söylememiş.

Gittik artık mecburen. Doktor muayene etti, bir şeyi yok çok şükür. Kan alabilir miyiz dedim artık? Çünkü MR çektirmekten başka kan aldırmak ve damar yolu açtırmak gibi istekleri de var hanımefendinin. Kan grubunu bilmiyoruz da dedim.

Kan alan hemşire şok yaşadı. Ne bir ıh, ne kolunu çekme. Ben hayatımda böyle çocuk görmedim dedi kadın. Overdose youtube izlemiş diyemedim tabi:))

Kan grubu A Rh+ olan sevgili Duru ile doktor maceralarımız devam edecek. Bir yandan gülüyorum ama bir yandan da böyle cesur olduğu için mutluyum.



4 Aralık 2015 Cuma

Japon!




Uçaktayız. Erken binmişiz yerimize oturmuşuz ve yeni gelenleri izliyoruz. Zenci bir adam bindi Duru heyecanla bana dönüp bağırdı : Japon!

Zenci ile Japon kelimesini karıştırmış.Uçakta sağımızda solumuzda oturan herkes kahkahadan kırıldı:)

20 Kasım 2015 Cuma

Cuma!

 
Şahane bir cuma gününden merhaba! Adana'da pırıl pırıl güneşli hafif serin bir hava var.Bu güneşli havalar yüzünden asla Adana dışında yaşayamam gibi hissediyorum zaten.Ben güneş olmadığında kendini mutsuz hissedengillerdenim çünkü.Yağmurlu havalarda içime hep kasvet basar, ağlamak isterim falan.
 
Bu hafta üç kez spor yaptım.Hasta olmama rağmen sporu bırakmadım ve kesinlikle iyileşmemi hızlandırdı.
 
Hastalık sebebiyle protein diyetine ara verdim.Ama ruhen çok rahatsızım.Sonuçta 36 bedenim ve vermem gereken son bir 4 kilo kaldı.Üstümde bunun rahatlığı var sanıyorum.Neyse ki en azından akşam yemeğine kadar karbonhidrat alımını oldukça düşük tutuyorum da bari kilo almıyorum:))
 
Cumartesi günü Duru'nun bir arkadaşının doğumgününe davet edildik.Duru ben o kızı hiç sevmiyorum diye kestirip attı mı! Ben de okul sayesinde yaşıt çocuğu olan annelerle tanışırım diye umut içindeydim halbuki. Biraz ikna etmeye çalıştım ama kesin kararlı sadece  "doğumgünü pastası çikolatalı olabilir mi?" şeklinde bir tereddüt anı yaşadı ama sonra yine o tatlı burnunu havaya dikip kesinlikle gitmeyeceğini ve o kızın da kendi doğumgününe gelmesini istemediğini söyledi.
 
Duru'nun çok kesin çizgileri var ve insanların %90ını sevmiyor.Bense 35 yaşında insanların %90ını seviyorum ki eminim ben beş yaşındayken bu rakam %100lerdeydi.Tabi hayat tecrübelerimle biliyorum ki insanların %90ı tehlikeli olabilir ve sevilmeye layık oldukları da tartışılır.Ama bu sevme işi elimde değil.İnsanları kötü yönlerine rağmen seviyorum, üzmemeye çalışıyorum. Duru ise çok net.Sevmiyorsa yüzüne de bakmıyor:))
 
Sonuçta cumartesi günü "Pırdino" filmine gitmeye karar verdik.Ühü.Ben "Alaycı Kuş" a gitmek istiyorum ama.Tam bir hayaller Alaycı Kuş gerçekler Pırdino  durumu oldu:)) Gül Abla "sen kızlarla filme gir ben alışveriş yapayım" dedi neyse bari tek kişi eziyet çeksin diye bu teklifi kabul ettim.Önümüzdeki hafta içi bir gün de bir şekilde Alaycı Kuş'a gitmenin bir yolunu bulurum artık.
 
Dün olağanüstü bir durum sebebiyle Duru'yu okuldan ben aldım, eve geldim.Evi toparla, yemek yap , kitap oku, Duru'yu yıka, banyo yap, evi toparla, yat , kitap oku falan derken sabah yine çok yorgun uyandım.Bu ara her konuda uykumdan fedakarlık yapıyorum.Haftasonu sıkı bir uyku depolama zamanı ayarlamak istiyorum ama elimde belki on tane "çok iyi" kitap var.
 
Gerçekten her kitaba bitse de hemen diğerine geçebilsem diye bakıyorum. Aslında kütüphanemde belki böyle elli kitap var.Hayatımda en büyük eksiklik bir kütüphane.Benim yaşadığım evde bir kütüphane odası kesinlikle "lüks" değil, ihtiyaç.Okuyup sakladığım kitaplar artık eve sığmıyor.Saklamaya değmeyeceğini düşünüp verdiğim belki yüzlerce kitap var ama ev yine de kitap kaosuna döndü.Yani sırf yatağımın başucunda ilk sırada okunacak en az onbeş kitap var.
 
Kocam e-kitap okumamı önerdi.Haklı.Bu konuda araştırmalara başladım çünkü zaten düzen hastasıyım bir de kendi oluşturduğum bu yığılma beni çok yoruyor.Bir de bu yığılma hayatta en değer verdiğim şeyler olunca kaos kaçınılmaz.Bana e- kitap okumam için önerebileceğiniz cihazlar neler olur sayın okur?
 
Cuma yazısında sevdiğim linkleri vermesem olmaz elbette.Bu hafta sadece bir link vereceğim:
 
Türkiyede yaşanmış 15 acayip olay.Ben size belki yüz tane sayabilirim neyse,
 
Herkese iyi haftasonları diliyorum.Sevgi dolu, sağlıklı ve sevdiklerinizle geçirebileceğiniz upuzun iki gün! Yuppi:)
 
 
 
 
 
 


11 Kasım 2015 Çarşamba

Çarşamba söylenmesi

 
 

Söylenip duruyorum madem bloga da yazayım dedim. Duru'ya harika bir okul bulmuştum. Okulda gelecek sene için istediğim öğretmeni de seçmiştim hatta birinci sınıfta Duru'ya denk gelen iki harika öğretmenden hangisini seçsem diye düşünüyordum. Derken okul satıldı:( Hem de benim hiç bir şekilde kızımın muhatap olmasını istemediğim görüşte insanlara. Ühü.

Gene okul işinde başa döndük mü?

Ama korkmayın bu konuda uzun uzun yazmayacağım;) Her düşüncemi, ihtimali yazmaya kalksam zaten bir otuz kırk sayfa olur sanırım. Sabah saat beşte uyanıp tavana izlemeye başladım yine:)

10 Kasım'da babası Duru'yu okula bırakırken her zamanki şarkılarını {Barış Manço bugün bayram} çalıyorlarmış.Sonra Duru "bugün 10 Kasım, Atatrük öldü, lütfen müziği kapat" diye duruma müdahale etmiş. Gel de bu okul satıldı diye üzülme.

Bu akşam eve gidip valizin kendime ait kısmını hazırlayacağım.Dün Duru'nun kıyafetlerini yerleştirdim. Eşyalar neredeyse hazır ama Adana'dan Erzurum'a yapılacak bir yolculuğa ruhen asla hazır olamazsanız. Adana'da insan soğuk ne demek unutuyor.

Duru da şimdi "palto giymem" diye tutturdu. Sırf soğuğa inince yüzündeki o ifadeyi görmek için zorlamamayı düşünüyorum:)) Giymem ısrarını devam ettirirse "peki" diyeceğim.Sonra uçaktan inince hehehehe .O bana "anne nolur paltomu giydir" desin diye bekleyeceğim.Paltosunu da akşamdan hazırladım , eldivenlerini ceplerine , beresini ve atkısını da kolların içine yerleştirdim.Bir dakika üşümekten bir şey olmaz ama "anne sözünün kıymetini" anlaması önemli.

Kurucunun Kızı kitabının devamı çıkmış.Çok yana yana okumak istiyordum öyle ki internetten sipariş etmeyi dahi bekleyemedim.Dün akşam eve farklı bir yoldan gelip kitapçıdan alayım istedim.Kitapçıyı geçmişim:) Eve gelip Murat'ı aradım artık.Sağolsun o da evde okunmamış bir milyon kitap var demedi kitabımı alıp geldi.Dün okumaya başladım, çok heyecanlı.

Yana yana beklediğim bir diğer kitap da bu. Çıktığında Erzurum'da olacağım için biraz gecikmeli elime geçecek ama o kadar bekledikten sonra birazcık daha bekleyeceğim artık.

Oturma odasındaki koltukları değiştirmeye karar verdik.Çok gönlümüze göre bir takım da bulduk.Rengini de seçtik.Murat bugün gidip sipariş verecekti.Bir ay içinde teslim edeceklerini söylüyorlar.

Ama bu koltukların altında sandık yok.Şu andaki koltukların alt kısmındaki ıvır zıvırların elden geçmesi gerekiyor. Yatak odasındaki dolabın üstü ve yatağın altındaki bazayı da elden geçireceğim ve gereksiz herrrr şeyi dağıtacağım.

Murat olmasa ben evin yarısını vereceğim aslında bakmayın. "Aman o lazım olur, o bilmem neyin kutusu, a o atılır mı deli misin?" diye diye evde bir takım dolapları resmen kapatmış durumda adam.Ama artık cidden bıktım.Yıllarca hiç ellemediğin şeyler kullanmadığın şeylerdir.Lazım olsa şu on yılda lazım olurdu di mi ama? Anlayacağınız ufukta sıkı bir kavga ve uzun bir tertip yazısı var:)

Fotoğraf tüm konuyla alakasız sadece kendimi ve Gül Ablayı beğendiğim için blogda olsun istedim ;)















5 Kasım 2015 Perşembe

Duruca


Duru okulla ilgili çok ketum.Neler yaptıklarını hiç anlatmıyor.Tanışma kahvaltısında arkadaşım kendi kızı için "artık biraz sussa diyorum" dediğinde ben de "keşke biraz anlatsa diyorum" dedim.

Ama çok arada sırada "filler çapraz gider ve vezir her yöne" gibi bir şarkı ya da "cumhuriyet demek özgürlük demek" gibi bir marş duyuyorum oyuna dalmışken.Bazen de koridorda karşılaştığımızda "How are you , fine thanks and you" falan diyor:)

Geçen gün de dönüp "Good Mornis" dedi.Evet mornis! Okuma yazma bilmedikleri için dili duyarak öğreniyorlar ve işte Duru da yanlış duymuş.Hemen düzelteyim dedim {zaten huyum kurusun hatalı bir şeyi şarkı bile olsa düzeltmesem ölürüm} :

-Hayır kızım good morning olacak o.

Gözlerini dikti , ağzını bükerek baktı ve :

-Good mornis diye yineledi.

-Hayır kızım morning diye ısrar ettiğimde ise :

-Ben okula gidiyorum! diye carladı:)) Ay fare sanki gittiği de okul olsa. 5 yaş anaokulu be! Sanki ben hiç okula gitmedim.Yine de öyle carlayınca bir kalakaldım.

Öğretmenine mesaj atıp durumu okulda düzeltmelerini rica ettim.Artık good morning diyor ama bir kez de dönüp ben hatalıymışım anne sen haklıymışsın demedi:))))


17 Eylül 2015 Perşembe

Dün doğdu bugün okullu oldu!

 
Sevgili Gökçe instagram fotoğraflarımdan birinin altındaki yorumda bu yukarıdaki fotoğraftan bahsetmişti.Eski blogumda hamileliğimden bahsetmemiş ve sonra Duru'nun doğumunu bu fotoğrafla haber vermiş bir sinsiydim belki hatırlayanlar olur.
 
Şimdi ise daha dün doğan o bebek okula başladı:

 
 
Okula uyum haftası sebebiyle anaokulu normal okullardan bir hafta önce açıldı ve o bir hafta boyunca saat 12:00'ye kadar okula gitmeleri planlandı.İlk gün hepimiz çok heyecanlıydık.Süslendik, püslendik ve evden çıktık.
 
Duru normalde saçını toplatmaz.Ama okulun cumartesi günü yaptığı toplantıda saçların toplanmasının öneminden bahsetmişlerdi.Sonra okul şortunu da çok erkek işi buldu.Yine de sonuçta erkek şortu üstüne giydiği kız pembesi tişörtü ve toplu saçlarıyla , sırtında çantası ve şirin gülümsemesiyle okula gittik.
 
Öğretmeni çok hoş bir kadın.Güzel, alımlı, bakımlı, şık giyinen ve sempatik biri.O kadar şirin ki benim bile tutup öpesim geliyor.Kendisi de küçük bir kızken aynı okulun anaokuluna gitmiş .Sınıfa gittiği ilk andan itibaren Duru'ya çok sıcak yaklaştı ve sanki okulu sevdirdi.Özellikle süslü püslü olmasıyla benim süslü püslü kızımı etkiledi:)

 
Tam iki gün okul bahçesinde bekledim.Hiç sınıfa girmedim.Okul daha başlamadan sınıfa girilmesine izin verilmeyeceğini, zaten sınıfa herkesin annesi girse çocuklara oyun alanı kalmayacağını anlatmıştım.Ona haber vermeden okuldan ayrılmayacağımı, kendisi bana git demeden işe gitmeyeceğimi de söylemiştim.
 
Hiç sınıfta kal demedi, ağlamadı.Ama bahçede oturup oturmadığımı iki kez falan pencereden kontrol etti.Bir kez elindeki yıldızı göstermek bir kez de okulun verdiği benim onaylamayacağım çikolatayı göstermek için pencerede belirdi.
 
Annelerle sohbet ettik, hepsini çok sevdim.Abartılı, kavgacı, sorunlu kimse görmedim.Çok şükür hepsiyle bir merhabamız oldu, herkes birbirinin çocuğunu tanıdı, görünce birbirimize gülümser ve hatta çocuklarımızdan bahseder olduk.Çocuklar da uyumlu olunca cidden kafam çok rahatladı.Çocuk kısmına güven olmaz elbette ama daha ilk günden okulu yıkan kimse olmaması umut verici.Di mi ?
 
İkinci günden sonra kızımı sabah sınıfına bıraktım ve işe gidip gidemeyeceğimi sordum.Önce mırın kırın etse de bahçede beklerken ne kadar bunaldığımı, tüm gün geçmeyen başağrıları yaşadığımı bildiğinden bir tereddüt yaşadı.O noktada öğretmeni de devreye girip "anneni ne zaman istersen ararız" dediğinde ve telefonumu çaldırıp gerçekten arayacağını gösterince ikna oldu.
 
Çarşambadan beri iznimi bölüp işe geri döndüm.Sabah kızımı bırakıp işe geliyorum öğlen arası da okuldan alıp eve bırakıyorum.Uyum haftasından sonra düzen değişecek tabi.
 
İlk okul günü sonrası eve dönerken "anne bir daha okula gitmem" dedi.Çok şaşırdım nedenini sordum."Çok uzun" demesin mi sıpa:)
 
Bir küçük anıyla yazımı bitireyim.Duru'yu okulda beklediğim ilk gün kahvaltıdan çıkarlarken karşılaştık.Öğretmenine anneme bir şey söylemem lazım diyip durmuş.Öğretmen beni görünce hemen işaret etti.Kızım kulağıma "Anne kutu süt verdiler" dedi:) "Ama bir şey demedim içtim" diye de ekledi.
 
Pastörize sütle UHT süt farkını beş yaşında bir çocuk biliyor ama koskoca bir okul bilmiyor, öyle mi? Pastörize sütü bile acaba ile karşılayan çiğ süt öneren uzmanlar bizim okula gelip ders vermeli.Gerçi bilmediklerinden değil önemsemediklerinden böyle olduğunu düşünüyorum.
 
Sonuçta pastörize sütün kullanım süresi daha kısa.UHT sütü buzdolabına bile koymaya gerek yok.
Pekmezi sulandırıp vermek ya da taze meyve suyu hazırlamak hazır kutu meyve suyu vermekten daha zor ve belki maliyetli.
 
Okulun beni rahatsız eden tek yönü bu beslenme konusu.Bugün kahvaltı çikolatalı ekmekti mesela.Ühü.Yine de en azından kendi mutfakları var öğlen yeşil fasulye, köfte gibi nispeten yararlı besinler de veriyorlar.
 
Duru kahvaltı yaparken:
 
 
 
İşte böyle.Hayatın yeni bir dönemine girdik.{Chapter 3 :P}Heyecanlıyız, mutluyuz ve çok korkuyoruz.Yeni okul dönemi herkese  mutluluk getirsin!
 
 

11 Eylül 2015 Cuma

Hayat ölüm kadar ağır


Ülkenin bir ucunda çocuklar ölüyorken bir ucunda da çocuklar okula başlıyor.İnsanların sevinçlerini bile kursaklarında bırakıyor bu hainler.Çocuğum okula başlıyor diye sevinemiyorum bile, sevinir gibi olunca da utanıyorum.

İlk hafta alıştırma haftası,yarım gün.Ben de tüm hafta izin aldım Duru'yu okula bırakıp gerekirse bahçede bekleyeceğim.Sen okula alışana kadar bekleyeceğim diye söz verdim.Duru sınıfta beklememi istiyor ama ona öğretmenin izin vermeyeceğini söyledim.Umuyorum öğretmeni bahçede beklememe de izin vermez ,ben de tüm hafta izin kullanmadan atlatırım bu günleri.

Duru hiç heyecanlı değil ama ben belli etmediğimi umsam da okula başlayacak olmasından ötürü çok heyecanlıyım ve biraz da korkuyorum.Çünkü ben insanlarla muhataplığın arttığı her durumdan korkarım.

Geçen hafta Duru'yu evimize yakın bir parka götürdüm.Orada siteden bir arkadaşıyla oynuyorlardı yanımıza bir kız yaklaştı.O da oyuna katılmak istedi.Kızın da Duru gibi yanında bir bebeği ve arabası var.

Duru kıza kendi bebeğinin yürüyemeyecek yaşta bir bebek olduğunu oysa kızın bebeğinin nispeten büyük bir bebek olduğunu arabaya kendi bebeğinin konması gerektiğini söyledi.Kız tabi kabul etmedi.Bizimki kıza dönüp "senle de oynanmaz" dedi.Ve arkadaşıyla oyununa devam etti.

Ben genelde çocuk kavgalarına karışmam.Kendi kızım eziliyor olsa bile.Kendisini savunmayı öğrensin isterim.Görüyorsunuz ki başarmışım da:P Sadece fiziksel bir tehlike varsa yakın dururum, korurum,uzaklaştırırım o kadar.Kız birazdan yine geldi benim kız dönüp çocuğa " senle konuşmayacağım, okul başlayana kadar senle konuşmayacağım" diye bağırdı.

Baktım bizimki artık kabadayılığa giriyor yaklaşıp Duru'ya "Bu şekilde konuşman doğru değil, çocuğa bağıramazsın, çok ayıp" dedim.Bu arada kızın annesi Duru'ya laf söylemeye başlamasın mı? Çok sinirlendim.Neyse ki Duru hiç geri adım atmadı, korkmadı.Ben de kadına dönüp buz gibi bir bakış ve ses tonuyla "ben konuşuyorum çocuğumla" dedim.Ama kadın devam etti "sen benim kızıma bağırıyorsun ben de sana bağırayım mı, ben sana bağırıyor muyum" diye ters ters konuşuyor.

Kadın 30lu yaşlarda Duru 5 yaşında.Kadına dönüp iki çift laf edecektim ama biliyorsunuz ki tartışma yaşamayı, gerginliği sevmem.Kızımı da alıp parktan ayrıldım.İçim içimi yedi ama dönüp bakınca doğru olanı yaptığımı düşünüyorum.

Bir kaç gün sonra beraber gittiğimiz bir yemekte Defne bu kez Duru'yu dışladı.Peşimden gelme, seni istemiyorum falan dedi.Bir baktım bizimki gözler dolu dolu, dudakları titreye titreye geldi.Bozulmuş ama ağlamıyor.

Eve geldiğimizde "anne ben çok üzülmüştüm, duygulanmıştım ama ayıp olur diye ağlamadım" dedi.Babasıyla ona sarıldık teselli ettik sonra da ona parktaki çocuğu hatırlattım.O kıza da kendisinin aynı şekilde davrandığını, o kızın da tıpkı kendisi gibi üzüldüğünü söyledim.Karmadan bahsettim, yaptığı herşeyin bir dönüşü olacağını anlattım.

Çünkü ben çocuğum ezilmesin yeter derdinde değilim, düzgün bir insan olsun istiyorum.Bugün başka çocuklara "aman ezilmesin de" diyerek kötü davranmasına göz yumarsam gün gelir bana bile kötü davranır diye düşünüyorum.Kötü biri olursa sevilmez ,yalnız kalır vs.

Şimdi on küsür çocukla -ve anneleriyle- yeni maceralara atılacak olmayı neden  heyecan verici bulduğumu anlamışsınızdır :P

Aslında keşke süper güçlerimiz olsa da her anne çocuğunu hep güvende tutabilse, kollarımızın arasında uyudukları kadar güvende olabilseler.


 
 
 
Bu da bu hafta beni EN ÇOK etkileyen yazı. Allah bu vatana hainlik eden her kimse cezasını tez zamanda versin inşallah.Kimsenin ahını kimsede bırakmasın. 

4 Eylül 2015 Cuma

Tavşan hikayesinin sonu:




Duru'nun geçmiş tavşanlarını hatırlarsınız , Süpürge ve Tavşi'den sonra bu sene yeni bir tavşan daha aldık ona bu kez adı Zıpzıp. Geldiği ilk gün kutudan çıkıvermesiyle adını bir yerde kendi koymuş oldu.

Ben Duru'nun hayvan sevmesini, hayvanlardan korkmamasını çok önemsiyorum.Tavşan da en ideal ev hayvanı bence.Hem ölmeyecek kadar güçlü, hem asla bir zarar vermiyor, hem çok sevimli, hem de ellemeye ,mıncıklamaya müsait.Biz tavşanlarımı yaz başı gibi alıp yaz sonunda bir çiftliğe bırakıyoruz.

Ben bu son tavşanı almazdım aslında da babası bir aşka gelme anında "kızım sana tavşan alayım" dedi.Çocuğun öyle bir talebi bile yokken.Üstelik tavşanın eve girmesine de izin vermeyen yine Murat'ın kendisi.Hayvanın kokusundan rahatsız oluyormuş:) Neyse ki 15 m2 falan bir balkonumuz varda hayvanlar rahat rahat yaşıyorlar.{Adana'ya hoşgeldiniz, biz burada balkonda yaşıyoruz da}

Ama işte bu kez tavşanı her zaman bıraktığımız ekolojik çiftlik tavşanların çok ürediğini ve sıkıntı yaşadıklarını söyleyerek tavşanımızı almadı! Biz de o gün öğleden sonra bir haftalığına şehirden ayrılıyoruz.Kahvaltıya çiftliğe gider tavşanı da bırakırız diye düşünmüştük.Bir stres başladı mı?

Daha önce gittiğimiz Yavuz.star Harası'na bırakmaya karar verdik.Orada da tavşan , tavuk, hindi gibi hayvanların bulunduğu bir bölüm olduğunu biliyorduk.Hazırlanıp kahvaltıya gittik.

Kahvaltı bu sefer daha muhteşemdi:




  



Kahvaltıdan kalktık, Zıpzıp'a son bir kez daha maydonoz yedirdik, vedalaştık ve arabaya gideceğiz ama o da ne arabanın anahtarı kayıp!! Bir kaç saat sonra uçağımız kalkacak, biz şehirden uzaktayız ve arabayı da öylece bırakamayız.Personel ve biz dört koldan aranmaya başladık.Yerlere bakıyoruz , masayı didik didik aradık ama yok yok yok.

Neyse Murat'ın anahtarı hesabı öderken kasanın orada unuttuğu ortaya çıktı da rahatladık:) O anahtarı getiren arkadaşa sımsıkı sarılmak istedik.Abi bir kahve ısmarlarsın dediğinde biz aslında onu evlat olarak bağrımıza basabilecek durumdaydık:))

Sonra eve döndük, stresten tere batmış olduğumuz için hızla bir duş aldık, valizleri kapıp havaalanına gittik.Bundan sonraki bir hafta ben ve Duru Ankara'da olacaktık.Murat ise İzmir'e gidiyordu.

Duru babasından ayrılırken yine biraz duygulandı ama geçen seferkinden daha iyiydi :) Sadece Ankara'da bir kez bir şarkının içinde babasının ismi geçince "bu şarkıyı dinlemeyelim anne duygulanıyorum" dedi.



Arkadaşlarla..

 
 
Çok sevdiğimiz arkadaşlarımızla uzun bir ayrılık öncesi buluştuk.Bu fotoğrafta yoklar ama Duru ve Defne'de bizimleydi.Aslında bu mekana gitmemizin sebebi de yine kızlar.Harika bir parkı var, açık hava ve çok şık bir yer.

Yemekler eh işte ve biraz da pahalı sanki.Ama yemekten sonra yemyeşil bir bahçede ,kızlarımız parkta oynarken  oturup uzun uzun sohbet edebiliyor olmak tüm bu eksileri unutturuyor.

Defne ve Duru yine kavga etti.Defne ağlayarak masaya geldi ve eve gitmek istediğini söyledi.Kavga sebebi Duru'nun oyun oynama anlayışı.En sevdiği oyun şu "Duru anne oluyor ve parktaki diğer herkes onun kızı.Yanından ayırmadığı bebeği de en küçük kızı.Bazen ama bazen diğer çocuklarının onu tutmasına izin veriyor".

Bu oyunu bizim apartmanın çocuklarıyla gayet güzel oynuyor.Bir kere işten geldim bir arkadaşıyla kaydırağın üstündeki kare şeklindeki alana yan yana yatmışlar."Sabahat ne yapıyorsunuz kızım" dedim."Duru beni doğuruyor" dedi:)))

Defne Duru'dan büyük ve Duru'nun anne olmasını kabul edemiyor haklı olarak.Anne ben olmalıyım diyor.Ama Duru parkta tanıştığı küçük bir kızı çoktan ikna etmiş ve oyuna başlamış, Defne'ye aldırmıyor bile.O ağlarken yanımızdan "hadi kızım bıdı bıdı" söylene söylene peşinde de oyuna bayıldığı anlaşılan kızı(!) ile geçiyor.

Defne'ye döndüm.Kızım sen saf mısın bu oyunu kendine göre kullansana dedim.Yaşlı gözleriyle bana döndü baktı.Annen olsun sen de onu delice kullan dedim.Nasıl yani derken gözlerinde ilgili bir bakış belirmişti:))

Annense gel anne p.opomu yıka, anne gel beni salla, anne bana yemek yedir diye yüz kez çağırabilirsin dedim.Tıpkı annenle benim sizin için yaptığımız gibi.

Gözleri parladı, kocaman bir gülümsemeyle parka döndü.Birazdan yanıma gelip "p".opo sildirmek hariç herşeyi yapıyorum" diye bilgi verdi.Bu oyunu biz kalkana kadar zevkle oynadılar.

Defne'nin anneannesi de masadaydı ama oyun gereği artık anneanne bendim.Bazen parktan Defne "anneannee" dye bağırdığında ikimiz birden dönüp "efendim" diyorduk:) Ve her seferinde de gerçekte bana seslenmiş oluyordu:P

Ben burada da hamburger yedim.Kötü değildi ama "bir daha yesem, ah keşke olsa da yesem" gibi hayaller kurdurmadı açıkçası.Hehe yemeklerle ilgili böyle hayaller kuruyorum evet:)



21 Ağustos 2015 Cuma

Duruca..


*Çok başım ağrıyordu ve Murat'ın da dışarda bir iş toplantısı vardı, geç gelecekti.Kızımla yatağa uzandık.Ben kitap okuyordum o uykusu geldiğini uyuyacağını söyledi.Sonra "uyuduktan sonra beni yatağıma götürebilirsin ama götürmemeni tercih ederim" dedi:) -götürdüm elbette-

Uyumadan biraz önce "anne çok uykum var ama senin başının ağrıdığını düşününce uyuyamıyorum" dedi..-içim eridi-




*Okul kıyafetlerini almaya gittiğimde oldukça kalitesiz ama ateş pahası giyeceklerle karşılaştım.Üç renk tişört vardı satıcı hanım üçünden de birer tane almamı önerdi ama ben mavi almadım bir bordo ve pembe olandan da iki tane aldım.Sonra şortu gösterdiler kirli bir gri renk."Kızım bunu gördüğünde bu erkek kıyafeti diyecek" dedim, güldüler.

Şort dizinin oldukça altında, beli lastikli ve rahat kesimli bu anlamda hoşuma gitti ama Duru görünce "bu erkek şortu" dedi gerçekten de:) Aldığım şeker pembesi tişörtler ve bizim beğenilerimizle giymeye ikna oldu neyse ki:)

Erkeğe benzeme korkusu o kadar fazla ki saçını bile toplamıyor.Yıllardır bu saç toplama konusunda yaşadığımız sıkıntının kaynağının bu olduğunu tesadüfen öğrendiğimde şok oldum.Saçını topladığında erkeğe benzediğini düşünüyormuş.Oysa saçını topladığında bin kat şirin oluyor.Saçlarını salkım saçak sallamasından hiç hoşlanmıyorum ama maalesef saçında toka en fazla beş dakika kalıyor:(




*Bizim yatakta uyumak için ısrar etmeye başladı son dönemde."Anne içimde bir his var" da başlangıç cümlesi.Korku hissi, sıkıntı hissi bir tür üzüntü..Ne kadar ağlarsa ağlasın kabul etmiyorum çünkü benim için konforlu bir uyku çok önemli.Sıkış pıkış uyumaktan nefret ediyorum, belim tutuluyor, boynum ağrıyor.

*Çok duygusal bir çocuk.Bir çizgi filmde bir köpek sahibi hastalanınca onun üzerine mi yatmış ne.Bunu bana anlatırken "çok duygulanıyorum" dedi ve ağlamaya başladı iyi mi:)

Bu kadar masum, saf, naif varlıkları katillere, hırsızlara, hırstan gözü dönmüş siyasetçilere, birbirinin gözünü oymaya çalışan kardeşlere dönüştüren nedir acaba? Hayat o kadar basitken, dünya hepimize yetecekken savaşmak, öldürmek nedir?

 Nedir gencecik insanları gencecik insanlara öldürtecek kadar önemli olan şey?

Bu yazıyı da buraya bağladım ya:) İyice yaşam gurusu olup çıktım! Yaşlandıkça içimdeki gençlere hayata dair öğrendiklerimi öğretme güdüsü bastırılamaz bir hale geliyor. Her sene daha da yaşlandığımı düşünürsek devamlı okurlarıma şunu söylemek isterim ; "yandınız!"   :))

22 Haziran 2015 Pazartesi

Horuç


"Anne ben de horuç tutacağım" diyor:) Çocukken de H harfini söyleyemezdi.Hasan yerine Asan derdi mesela.Şimdi bu fazladan h nerden çıktı anlamadım:)

Lütfen yerine nütfen diyor:)

Tuvalete gitmek için kalktığım her durumda soru geliyor: "çiş mi kaka mı" :) Kakaysa o da benle geliyor :D Uzun sürecekse beraber takılalım:))

Bir de ne zaman tuvalete gidecek olsa ve kakası varsa şunu sorar "kakam geldi popomu yıkar mısın?" Hiç yıkamadığım olmadı ama kuzum asla sormadan yapmaz.Duymamışsam tekrar eder, yıkarım cevabını duymadan tuvalete gitmez.

Ramazan ramazan daha güzel bir şeyler yazabilmek isterdim ama bu yazdıklarım ne kadar çişli kakalı konular da olsa benim çok kalbime dokunan durumlar.Unutsaydım yazık olurdu.

Biraz bebek kokusuyla bitirelim yazımızı:




15 Haziran 2015 Pazartesi

Haftasonu ..

Merhaba! Bu haftasonu çok dolu dolu geçti.Pazartesi günü sadece iki gün değil de sanki çok uzun süredir tatildeymişim gibi hissettirecek kadar!

Cuma akşamı dışarı çıktık.Ne yapalım, nereye gidelim diye düşünürken daha önce gitmediğimiz bir yer olsun istedik.Murat da bir arkadaşının çok övdüğü bir hamburgerciden bahsetti.Ben de o sokakta meşhur bir kebapçı olduğunu hatırladım.Sonuçta sokakta bir hamburgerci, bir kebapçı, bir pizzacı ve bir et lokantası olduğunu gördük.Bir süre daha aynı sokakta takılacağız gibi duruyor:)

Hamburgerci benim ennnnn sevdiğim hamburgercinin(Ti.ko) kötü bir taklidi gibiydi.Tahta servis tabakları ve hatta sosluk renkleri dahi aynı olduğu halde T.iko kesinlikle çok daha iyi hamburger ve nefis patates kızartması yapıyor.Ve Ti.ko'nun beyaz sosuna ölünür , o derece iyidir.Burada ise hamburger iyiydi ama mesela soslar kötüydü. Bir önceki hamburgerciyle de kıyaslarsak C.ozy üçüncü sıraya düşüyor maalesef.

Duru hamburgeri sadece köfte, marul,turşu ve domatesle:



Bu kez ben de normal -ekmekli- bir hamburger yedim.


Cumartesi ise çok sevdiğim bir komşum taşınıyordu.Taşınma süresince bebeği sıkıntı yaşamasın diye sabah çok erken bebek anneannesiyle bana geldi.Biraz uyudu, uyandı ve çorbasını içip yeni evine doğru yola çıktı.

Onları yolcu ettikten sonra Duru ile kahvaltı hazırladık.Balkonda uzun ve keyifli bir kahvaltı yaparken Gül Ablalar aradı ve kahvaltı sonrası Mersin'de buluşmaya karar verdik.

F.orum alışveriş merkezinde buluştuk, gezindik, alışveriş yaptık sonra da Mersin'in Gözne yaylasına mangal yapmaya gitmeye karar verdik.Daha önce defalarca (1 , 2 ) gittiğimiz mekana gittik yine.Etleri, köfteleri işletmenin kasabından alıyorsunuz  yakılmış mangal, ekmek, içecek, salata, pişirmek için domates,biber de işletme tarafından eğer isterseniz belli bir ücretle veriliyor.

Bu sefer çocuk parkı da vardı ve arkadaşlarla her şey daha lezzetli olduğu için her zamankinden daha çok zevk aldım.Duru ve Defne ufak çaplı krizler çıkardı ama bu bile ortamın tadını kaçırmadı.

Selfie çubuğumla çay içerken bir kaç poz çektik:





Pazar günü de önceden ayarlanmış bir kahvaltıya gidecektik ve yine kocaman bir gruptuk.Bu grup Sezer'in yakın çevresi aslında.Hepimizin ortak noktası Sezer.Sezer'in abisi ve eşi, Sezer'in komşuları, Sezer'in yakın arkadaşı, Sezer'in iş yerinden arkadaşı{ben},Sezer'in kuzeni,Sezer'in yanında staj yaptığı eczacı gibi:)) Sezer sayesinde tanıştık ve herkes birbirini çok sevdiği için ailece de görüşmeye başladık.

Kocaman masalarda yenilen kocaman kahvaltıları seviyorum!








Kahvaltıdan sonra eve gittik.Murat biraz uzandı ben mutfağa daldım.Öğlen yemeği için Duru'ya tavuk suyuna bulgur pilavı ve ayran yaptım.Dondurması bitmişti, yeniledim.Bezelye almıştım ayıkladım.Haftalık yemek listesini yaptım.Sonra Duru'yu yedirdim.

Sonra beraber uyumak için uzandık.Önce itiraz etti ama akşam bir sünnet düğününe gidecektik ve Duru uykusuz olduğu zamanlarda çok sinirli bir tip oluyor.Orada huzurum kaçmasın diye ikna edip yatırdım.İki mıkırdandı sonra küçük horultusunu duydum:)

Kalkıp biraz kitap okudum,Murat'la karpuz yedik, sohbet ettik.Saat 18:30 gibi herkes sünnet düğünü hazırlıklarına başlamıştı.Evi toparladım ve çıktık.

Kocam kirve olacağını söylemişti ama ben şaka yapıyorlar sandım.Çünkü burada kirvelik bambaşka bir şeydir.Kirve çocuğu alışverişe çıkarır, kirveye bohçalar yapılır,hatta kirve ilerde çocuğu evlendirir.Kirvelik bir akrabalık bağıdır.Biz Murat'la Akdeniz'li ailelerin çocukları olmadığımızdan bu tip adetlere uzağız ama sonuçta buralarda büyüdük ve duyuyoruz:)

Bize bohça gelmediği, biz de bir şey yapmadığımız için şaka yapıyorlar sanmıştım ama şaka değilmiş.Sadece onlar da bizim kadar uzakmış konuya.Düğünde bahşiş dağıtmak, çocuğun arkasından yürümek ve bir ara kirve ve karısı dediklerinde kalkıp oynamak dışında bir şey yapmadık.

Çocuklar için palyaçonun dahi olduğu çok nezih bir düğündü.Çocuğun annesi gelin gibi bembeyaz giyinmişti ki zaten buralarda "oğlanın sünneti annesinin ikinci düğünüdür" derler:))

Duru çok eğlendi.O kadar çok oynadı, zıpladı ki.Ben de kirvenin karısı olmam sebebiyle pek oturmadım.Ama Duru bir ara halaya bile katılmamız için zorladı beni.Halayı da ben hiç bilmem ve her seferinde hayıflanırım saçma sapan sallanıp duruyorum diye.Bu kez karar verdim youtubedan falan halay videosu çalışacağım bir sonraki düğünde halay başı olacağım:)) - gülüyorum ama ciddiyim-

Duru şirini:


"Hadi sen de bizi çek" dediğimizde Duru'nun pozlamasıyla biz:



Oynamaktan bitap düşmüş Duru:




The kirve: -Pastanın ihtişamına dikkat edin sayın okur-



Düğünde en sevdiğim sünnet çocuğunun ikiz kız kardeşinin de unutulmamış olmasıydı.Ona da prenses kıyafeti alınmıştı ve sünnet tahtırevanında -evet tahrıravenla girdiler arkada da kirveyle karısı yürüyordu!- o da oturuyordu, ona da altın takıldı falan.

O kadar güzeldi ki çıkışta Duru 'ben de sünnet düğünü istiyorum!' dedi.Gülmekten öldük tabi.Ona nasıl anlatayım bilemediğimden "baban istese gelin olabilir mi?" dedim.Pek bir sevindi hayır derken."İşte erkekler gelin olamadığından onlara da böyle sünnet düğünü yapılıyor" dedim.

Yalan söylememeye çalışıyorum dolayısıyla da çok huzursuz oldum ama sünnet vs konulara  girmek için çok erken sanki."Anne benim kız olduğumu nasıl anladınız?" diyor mesela erkek gibi göründüğü bebeklik fotoğraflarına bakarken.Bir seferinde de çocukların ancak büyüyünce erkek mi kız mı olduğunun anlaşılacağının düşündüğünü anladığım bir kaç cümlesi olmuştu.

Bu cinsiyet konuları çok muallak konular aslında.Ben insanları sınıflamak istemiyorum ve kızımda sınıflasın istemiyorum.Anatomi vs konuşmak için de erken.

Yalana devam yani.

Sonra eve geldik, Duru'yu yerlerde süründüğü için yıkadım, oynamaktan ter içinde kalan ben de yıkandım.Sonra da yatıp uyuduk.

Sizin haftasonunuz nasıl geçti?

22 Nisan 2015 Çarşamba

Son günlerde:

Son günlerde olanları kısaca özetleyip kaçıyorum.Dört günlüğüne İstanbul'a gidiyoruz.Her yolculuk öncesi uzun uzun planlar yaparım ama bu sefer çok akışına bıraktım.Sadece kahvaltı ve yemekler için gidilecek yerleri ayarladım bir de bir günümüzü Duru için (daha çok benim için) Vialand'e ayırdım.

Hava da öyle kötü ki ne giysem bir türlü karar veremiyorum.Gönlümden geçen yarısı açık saks mavisi bir ayakkabı ve bileğin çok üstünde kırmızı bir pantolon ama o şekilde donacağımı düşünüyorum:) Bu durumda Converse giyeceğim mecburen. Ayakkabıya göre kıyafet belirleyenlerdenseniz benim ne çok zorlandığımı anlayabilirsiniz:P

Geçen haftanın önemli başlıklarını kısaca özetleyip valiz hazırlamaya koşmam lazım:

Kahvaltı sırasında kızımla bir kaç poz çektik.Ben hepsini çok sevdim.Makyajsız, gözlüklü halim ve masum kızım Duru:



Aşağıdaki sıradan fotoğraf benim için çok değerli.Akşam Murat'la ben tv izler, kitap okurken Duru'nun mutfağa geçtiğini ve bir takım tıkırtılar çıkardığını duydum.Ama gidip bakacak halim yoktu.Birazdan bir bardak içine çilekleri yıkamış üzerine tüp çikolatalardan sıkmış ve yanına da birer kase ceviz hazırlamış olarak geldi.Bir bana , bir babasına bir tane de kendine.Çilekleri al, yıka, bardakları indir, çikolataları hazırla, cevizi buzdolabından al, kaseleri çıkar.Zor bir şey ve bunu kendiliğinden düşünüp hazırlamasına ba-yıl-dım!
 
Hevesini kırmamak için tüm çileği yedim, cevizleri de yedim ama hepsini bitiremedim elbette üç beş tane de Duru zorla sokuşturdu ağzıma:) Mutfağın dağınıklığını bile zevkle topladım.



Bu da Duru'ya moral civcivlerinden biri.Üç taneydiler ikisi cumartesi günü kalanı da pazar günü kaybettik maalesef.Cumartesi eve geldiğimizde yere yatmış civcivlere bakan Duru "anne bir şey olmuş" diye bağırdı.Kızım daha önce ölen üç kuşumuz dolayısıyla tecrübeli tabi.Yere yatan gözü kapalı hayvanın iyi birşey olmadığını biliyor.

Biz Duru ile ağlarken Murat civcivleri çöpe attı.Kalan o tek civcive de gözümüz gibi baktık.Hatta anne sıcaklığını mı özlüyor diye düşünüp elime alıp sevdim, yem yedirdim.Ama pazar günü o da yerde yatıyordu.Bu sefer Duru'ya onun kaçtığını söyledik.Bir sevindi kaçmasına anlatamam.Kendini kurtarmıştır anne dedi durdu canım benim.

Bir daha Duru'ya kuş falan almayacağız, üzüntüsüne dayanamıyoruz çünkü.


Pazar günü üniversitenin arkasında çoktandır gitmediğimiz bir yere yemek yemeye gittik.Harika bir parkı olan bu yeri aslında çok seviyoruz.Ama fiyat yemek kalite oranı çok dengesiz.Dört tane sıradan köfte 25 TL mesela.Köfte başı fiyata bakar mısınız:) Yuh yani!

Ama işte "parkı çok güzel, ortam şahane, biz yemek yiyip çay içerken Duru gözümüzün önünde oynuyor" gibi nedenlerle dönem dönem gidip takıldığımız bir mekan.



Herkesi kocaman kocaman öpüyorum.İstanbul maceralarımı ınstagram hesabımdan takip edebilirsiniz.Takip etmeseniz de çok önemli değil çünkü sonrasında uzun uzun anlatırım muhtemelen:P

13 Nisan 2015 Pazartesi

Duruca



Akşam eve dönüyoruz arabadayız.Duru bana dönüp sordu:

-Anne dayımın düğününde ben gelinlik giyeceğim değil mi?

-Evet kızım.

-Düğün abi (damat) kim olacak?

-Dayın.

Sessizlik sonra fısıldayarak:

-Anne yani ben da.yımla mı evleneceğim?

Ben şok içinde:

- Hayır tabi ki! Dayın gelinle evlenecek.Sen sadece gelinlik giyeceksin o da istersen.Ben dayımın düğününde gelinlik giymiştim ve çok hoşuma gitmişti senin de hoşuna gider diye böyle düşündüm.

-Gelin kim peki?

-Henüz yok ama dayın biriyle tanışıp evlenmek istediğinde o kişi senin yengen ve düğündeki gelin olacak.

Bir süre düşündü sonra:

-Düğün bitince sen nereye gideceksin?

-Eve

-Babam?

-Eve

-Ben?

-Eve tabi ki.

Kuzum emin olmak istiyor.Düğünden sonra hala bizimle yaşayacak mı yaşamayacak mı:)))

Kardeşimin henüz bir sevgilisi bile yok ama biz onun düğünün için planlar yapıyoruz.Öylesine eğlencesine.Annem bana dayımın düğünün için yengemin gelinliğinin dikildiği moda evine küçük bir gelinlik diktirtmişti.O kadar sevinmiştim ki.Nişanda nişan elbisesi, düğünde gelinlikle koşturup durmuştum.

Kızım da prenses elbiselerine, gelinliklerine meraklı diye , hoşuna gitsin diye dayının düğününde sana da gelinlik diktiririz demiştim.Ki zaten evde babaannesinin aldığı bir gelinlik var, giyip duruyor.

Ben bu konuşmaları kızım üzerinde böyle bir etkisi olabileceğini hiç düşünmezdim.Cidden çok dikkat etmeme rağmen yavrum ne kadar endişelenmiş!

Hem çok güldüm hem de çok üzüldüm.Hoşuna gider diye söylediğim bir cümle onun küçük iç dünyasında ne büyük korkulara sebep olmuş.





30 Mart 2015 Pazartesi

Duruca #6



Duru'nun ağzını koluna silme alışkanlığının bir huya dönüşmemesi için her yemeğe oturduğumuzda Duru'ya yemek bile koymadan önce peçetesini hazırlarım.Elinin altında peçete olunca -ağzını peçetesine silmesi gerektiğini bildiğinden- peçetesine siliyor:)

Ama baktım Duru ağzını her seferinde yeni bir peçeteye siliyor ve kullandığı peçeteyi atıp yenisini alıyor.Onu kağıt israfı konusunda uyardım ve kağıtların, peçetelerin ağaçlardan yapıldığını söyledim.Çok kağıt harcarsak çok ağaç kesilir dedim.

Gözlerini kocaman kocaman açtı, ağaçlar mı dedi, şaşırdı ve peçete tüketimine dikkat etti.Akşamın ilerleyen saatlerinde her peçete alırken ya da bir şeyler çizerken ağaçlardan bahsetti."Kızım kağıdı ihtiyacımız varsa kullanmalıyız ama gereksiz yere sarfetmemeliyiz" dedim.

Neyse iki gün sonra Nurcan Hanım'la sabah evden çıkmadan önce muhabbet ediyorduk.İki gündür nezle olduğundan bahsetti sonra da Duru bana peçete kullandırtmıyor diye güldü.Nasıl yani diye sordum.Kadıncağız burnu akıyor diye ne zaman peçeteye uzansa bizim kız önüne atlayıp 'peçete kullanma onlar için ağaç kesiliyor!'demiş.Bu yüzden ertesi gün burnunu silmek için yanında bez getirmiş:)))

Bunun üzerine akşam yemeğe oturunca Duru'yu gözledim.Baktım yemeğin ortasında ikinci peçeteye hamle yapıyor.Tam zamanı dedim ve "kızım teyzene peçete kullandırtmamışsın sen niye kullanıyorsun" diye atıldım "ama ihtiyacımız olduğunda kullanmalıyız" demesin mi:))

*Bir kaç gün önce de teyzesi bir şey yapmasına izin vermediğinde "Teyze sen bu evde yaşamıyorsun,bu yüzden benim sözüm geçer" demiş.Uyanık! Tabi telefonda konuya müdahil olup teyzenin anne sayıldığını söyledim:))

Bu yaşlarda o kadar tatlı oluyorlar ki.Evet bebekken de harikalar, şirinler ama konuşmaya başlayıp iletişim kurmak, düşünmeye başlaması, yorumlar yapması çocuklarla ilişkiyi bambaşka bir boyuta taşıyor.

Ben zaten çok çocuk seven bir insandım, tüm çocukları severim, hepsiyle de bir şekilde muhabbet kurarım ama şimdi evde 7/24 beraber yaşayınca ne akıllı, ne şirin olduklarını görüyorum.Beynin gelişimini gerçekten görebiliyorsunuz, yorumlar yapmaya başlamalarını, akıllarına takılan soruları çok seviyorum.Hayata bir kez daha o gözlerden bakabilmek çok güzel.Büyüdüğümüz için bize normal, olağan gelen bir sürü büyülü anı tekrar yaşamak harika.

Ama en çok Duru'ya bir şey sorduğumda "beynin kendi çıkarlarını değerlendirme anını" gözlerinde görmeyi seviyorum.

-Dondurma mı, park mı Duru?

-(2 sn boşluk) İkisi de.

:))

17 Mart 2015 Salı

Duruca



*Duru su içtikten sonra ağzının üstünün ıslak olmasına kesinlikle tahammül edemiyor.Bu ilginç çünkü ben denedim su içtikten sonra ağzımın üstü ıslanmıyor ama onun ağzı küçük olduğu için sanırım dudaklarının üstü, bıyıkları ıslak oluyor:) Su içtikten sonra ağzını mutlaka silmesi gerekiyor.E her zaman yanında peçete olmuyor o da ağzını kolunun dış kısmına siliyor.Bu konuda onu uyarıyorum çünkü bu bir annenin görevi, çocuğuna toplumda hoş karşılanmayan davranışları öğretmek.

Neyse işte Duru'nun işe geldiği bir gün yine su içmesi ve elbette ivedilikle ağzını silmesi gerekti.Bakındı etrafta peçete yok yanımızda da Zeynep Abla var koluyla açıkça silmemesi gerektiğini biliyor.Kolunu hemen masaya uzattı, kafasını ağzı koluna gelecek şekilde yatırdı.Başını çok hafifçe hareket ettirerek ağzını sildi bir yandan da yüksek sesle şöyle dedi "kafamı dinlendiriyorum" :))))

Zeynep Abla ne yaptığını anlamadı bile.Gerçekten kafasını dinlendirdiğini düşündü:) Bense hala gülüyorum!


*Ben öyle çok bakımlı bir kadın değilim ama ben bile ara sıra elime pamuk alıp yüzümü siliyorum :P Bu çok arada zamanlarda Duru yanımda bitiyor ve o da yüzünü pamukla bir şeyler dökerek temizlemek istiyor.Ben bunu kullanıyorum.Duru'ya ASLA veremem.Ne yapayım diye düşündüm ve ona gülsuyu aldım.Ara sıra yüzümü sildiğimde yanımda bitiyor ve birlikte pamukla yüzümüzü temizliyoruz.Bazen ben de gülsuyu kullanıyorum.


*Eline kitabını alıyor ve yüksek sesle okuyor.Uydurmasyon okumalarına hastayım.Son dönemlerde bir de oyuncak bebeklerine okuyor "kardeşime kitap okuyorum" diyerek:))




*Her akşam gelinlik giyiyor.Her ama herrrrr akşam.Kimi zaman pijamasının üzerine ama genelde fanilasının üstüne.Odasında gelinliğini gizlice giyiyor ve oturma odasına geliyor.İçeri bir girişi var gerçek gelinler de o hava yok arkadaş.İhtişamlı bir giriş sonrası babasıyla dans ediyorlar."Baba düğün abi{damat} yok ya o yüzden seninle dans ediyorum, annem de kendi babasıyla dans etsin diyor":))Bize her gün düğün anlayacağınız:)



23 Şubat 2015 Pazartesi

Dondurma kışın da yenir !


Cumartesinin tamamı ve pazar gününün de bir kısmında Murat çalışmak zorundaydı.Dolayısıyla cumartesi bir annekız günüydü.Sabah geç kalktık sonra uzun uzun kahvaltımızı yaptık.Ben masayı toparlarken Duru da biraz televizyon seyretti.Oyalanmadan hazırlanıp,çıktık.

Arabayla şehrin merkezine doğru gittik.Araba parkı sorun olduğu için arabamı yıkamaya verdim;) 2 saatten önce almam dedim, kızımı arabasına bindirdim ve versin elini sokaklar...

Uzun uzun yürüdük, etrafı izledik ve sonra acıktık.Ne yesek diye çok da düşünmeden ennn sevdiğimiz hamburgerciye gittik kızımla.Duru'ya hamburgeri köfte-ekmek şeklinde servis ettiler.Servis yapan aynı zamanda mekanın aşçılarından olan kişiyi daha önce iş yerimin karşısındaki lokantada çalıştığı için tanıyordum.

Duru'ya hamburgeri içine köfte harici  hiç bir şey koymadan getirmesini rica ettim.Baktım cherry domates servis ediyorlar belki domates koyabilirsin dedim."Olmaz abla domatesin mevsimi değil " dedi:)Bu bakış açısı çok da hoşuma gitti ve "Peki" dedim.Sonra hamburgerden önce atıştırması için Duru'ya dilimlenmiş havuç ve salatalık getirdi.Duru salatalıklara baktı ve öne doğru eğilip fısıldadı "anne biri bu abiye salatalığın da mevsimi olmadığını söylemeli" :))

Yemekten sonra çay getirirken ise bombayı patlattı; "Abla biliyor musun bizim hamburgercinin adını yazınca görsellerde ilk senin fotoğrafın çıkıyor".Aahaha blog afişe oldu mu sayın okur:) Ay nasıl terledim, nasıl sıkıldım anlatamam.Şaşırmamış gibi davranmaya çalışırken binbeşyüz kalori filan harcamışımdır.Neyse ki fotoğrafa tıklayıp blogu okumamış{sanırım}.Yani okuyorsa da buradan rica ediyorum lütfen bir şey olmamış gibi devam edelim, kimseye bir şey söyleme ve bende şurada gizli gizli hayatımın günlüğünü tutmaya devam edeyim.

Duru ve hamburgerlerimiz:



Hamburgerciden çıkınca bir süre daha yürüdük.Sonra artık eve dönmeye karar verdik ve arabamızı almaya gittik.Yolda giderken Murat aradı ve işinin bittiğini eve gelmekte olduğunu söyledi.Biz de o sırada en sevdiğimiz dondurmacıya girmek üzereydik:) Soğukta dondurma yenmez diyen annelerden değilim.Dondurmadan da, banyo yapmaktan da ,üşümekten de hasta olunmaz.Çocukları hasta olacak diye günlerce yıkamayan, hasta olduğunda iyileşene kadar banyoya sokmayanları da anlamıyorum.Ben Duru biraz hasta olur gibi olsa hemen yıkarım ki mikropları kırılsın:P

Neyse işte buz gibi havada girdik dondurmamızı yedik, çayımızı içtik:


Sonra Murat'a "eğer yorgunsan dışarı çıkmayalım eve ekmek hamuru getir pizza yaparım" dedim.Yok dışarı çıkarız dedi ama eve elinde iki ekmek hamuruyla geldi:) Ve o akşam evde olmak hepimizin çok hoşuna gitti.İki ekmek hamuruyla iki tepsi pizza yaptım.Pizzaların Duru için olan bölümüne labne peyniri , bizim olan bölümlerine ketçap sürdüm.{İkinci tepside bizim bölüme ketçap sıkmayı unutmuşum sonradan üstüne ekledim.}Duru'nun bölümlerine tulum peyniri ve yeşil zeytin ekledim.Bizimkine sosis, sucuk artık zararlı ne varsa:P

Kısaca tarif vereyim.İlk önce fırını açıyoruz ve en yüksek derecesine ayarlıyoruz.Sonra fırın ısınırken ekmek hamurunu zeytinyağı ile yoğuruyor, büyük fırın tepsisine bir tüm ekmek hamurunu yayıyoruz.Ara ara kopan bölümler olabilir , aldırmayın.Sonra üst malzemeleri hazırlarken hamurumuzu mayalanması için sıcak bir yere koyuyoruz.

Ben sosis, sucuk,mantar, mısır, domates, tulum peyniri koymayı seviyorum ama Duru'nun yemek isteyeceği mısırı mesela koymuyorum evde de mantar,domates falan yoktu sonuçta sosis ve sucuklu bir pizza oldu bizimki.Mayalanmış hamurun üzerine malzemeleri diziyoruz en yüksek derecedeki fırının orta kademesine yerleştiriyoruz.

8 dk da pizzamız hazır.6. dakikada önceden doğradığımız kaşarları pizzanın üzerine serpiştiriyoruz ve 8. dk da da pizzayı fırından çıkarıyoruz.Gevrek pizzanın sırrı bu!

Bizim ikinci tepsi pizzamızdan arta kalan sadece bu bir kaç dilim oldu:




Sonra birlikte tv izledik, Duru'yu banyo yaptırdım.Biraz tv izledik sonra da hazırlanıp yattık.Yatakta kitap okumayı, günün olaylarını konuşmayı çok seviyorum.Bu yüzden bazen uyuma saatinden yarım sat bile önce yatmaya gittiğimiz oluyor.

Sabah Murat yine yoktu ama öğlen gelecekti.Biz de Duru ile delice bir yatak keyfi yaptık.Geç uyandık ve yataktan çıkmadık.Ben kitap okudum o ıpadde bir şeyler izledi.Sonra nihayet saat 11:00 gibi kalkıp kahvaltıya geçtik.Kahvaltımız bitmişti ki Murat geldi.Hazırlanıp çıkmaya hazırlanırken Duru "bugünü evde mi geçirsek" dedi.Murat gözleri kocaman kocaman bana döndü ve "dün neler yaptın sen bu çocuğa" dedi.Duru gezme dedin mi herkesten önce kapıda biter çünkü:))

Neyse sonuçta hazırlanıp çıktık ve dün anne kız yürüdüğümüz yollarda bu kez üçümüz dolaştık.Duru'ya Kazım Büfe'den çift kaşarlı tost aldık.Tostu biter bitmez de uyudu:) O uyurken biz biraz daha yürüdük sonra da bir kafede mola verdik.Duru uyuyordu, ben kitabımı okuyup sıcak çikolatamı içerken Murat da kahvesini içip tweetlerini okuyordu ve ben o anda çok çok çok mutluydum:


Duru uyandı, gidip bir şeyler yedik ve sonra da eve geçtik.Ben yıllardan sonra eve iş getirmiştim.Herkes tv izlerken sütlü çayımı alıp işlerimi hallettim:


İşim bittiğinde yatma vakti de gelmişti..

Blog okurlarından da rica ediyorum; ünlü hamburgercimizle ilgili yazıdan hamburgercinin ismini kaldırdım önce sonra yazıyı tamamen taslağa çevirmeme rağmen google görsellerden kendi fotumu bir türlü kaldıramadım.Ne yapmam lazım?

13 Şubat 2015 Cuma

Cuma!


Sezer Duru'ya harika bir hediye almış, tam sezonun modasına uygun yırtık pırtık bir kot.Duru paketi açtı, baktı ve " Ama bu yırtık.Bunu giyemem, değiştirelim" dedi.:) Hayata şu çocukların bakış açısıyla bakabilsek ne kolay aslında.Yırtık bir şey giyilmez.İşte bu kadar!

Moda diye ne saçmalıklar giyiyoruz ve de giyeceğiz bakalım.

Kotu değiştirmeye gittik ki Zara'da deli bir indirim var dolayısıyla deli de bir sıra:) Sezoş sağolsun sezon ürünü aldığı için kotun yerine yazlık bir pantolon, viskoz bir gömlek, bir de uzun kollu tişört aldık.Ben sırada beklerken bizimkiler de şapka denemişler.Fotoğraf oradan.

Kasada pantolonu gören kasiyerler "Ama bu harika parçayı neden değiştiriyorsunuz?" dediler."Kızım yırtık giyemem dedi" dediğimde güldüler muhtemelen "çocuk işte" dediler.Halbuki yırtık kot giyen biz büyükler daha komiğiz sanki:)

Bu haftasonu babam geldi!! Cuma akşam geldi onun için bir sürü yemek yaptım.Aç gelmesini tembihlediğim halde bir şeyler yemişti buna rağmen tüm yemeklerden yedi.Gece iki kez soda içmesi gerekse de babam pişirdiğim hiç bir şeyi yememezlik etmez, sağolsun:)

Üniversitede okurken beni ziyarete gelmişti ve ben de babama kabak dolması yapmak istiyordum.Çınar'ın tarifiyle bir dolma yapmıştım ama maalesef tam pişirememişim.Ben dolmamı ısırana kadar durumu farkedemedim ve babam sesini çıkarmadan o çiğ dolmayı yedi.Üzerine yoğurdu boca etmesinden şüphelenmeliydim aslında:)) Baba yeme dememe rağmen tüm tabağını bitirmiş bana da " eline sağlık" demişti:)

Babama yaptığım menü şöyleydi ; Tarhana çorbası, Acem pilavı, fırında ızgara tavuk but, mercimek köftesi(aldım), yeşil salata, zeytinyağlı pırasa ve tatlı olarak elmalı kırıntı tatlısı.

Sabah iş yerinden dört saat izin aldım.Babam,Duru ve ben uzun uzun uyuduk.Sohbet ederek kahvaltı ettik ve saat 11:00 de evden çıktık.Murat babamı almaya geldi , biz de Duru ile iş yerine gittik.Bakıcı teyzemiz ehliyet alıyor,evrak işleri varmış daha önce izin istemişti bir denk getirememiştik, babamın gelişi de denk gelince "öğleden sonra da gelme işlerini hallet" dedim ona.{Bir taşla iki kuş}

Bu haftasonu da babamla birlikteyiz.Pazar sabah erkenden gidiyor ve bunun için şimdiden üzülüyorum.Neyse bu üzüntüyü unutmak için okurlarımın hayatını değiştirecek öneriler vermek işe yarayabilir belki.

Banyoda hayat kurtaran fikirler.Linke tıkladığınızda da açılan 5 numaralı öneri benim favorim.

10 dakikada öğreneceğiniz ve hayatınızı değiştirecek öneriler. Çok iddialı:)

Hayatınızı değiştirecek 12 egzersiz.Ki bunlar cidden bizim spor hocalarının da sıklıkla yaptırdığı ve önerdiği hareketler.

Muhteşem kek yapmanın püf noktaları. Linke tıkladığınızda açılan öneriye bayıldım, bittim.

Tüm bu önerilerle hayatınız ne çok değişti di mi? :) E o zaman şimdi film zamanı.Ne seyredelim? Sürpriz sona sahip en iyi 10 film listesinden seçelim bence.

Ben bu haftasonu için çok heyecanlanıyorum.Babamla birlikte yapmak istediğim o kadar çok şey, ona pişirmek istediğim öyle çok tarif var ki! Hepinize iyi haftasonları diliyorum.

9 Şubat 2015 Pazartesi

Duruca #5


Bir akşam işten gelmişim Duru ile koltuklara yayılmış çizgi film seyrediyoruz.Değişik bir çizgi filme denk geldik, ilgimi çekti.Seyretmeye başladım.Bunu farkeden Duru kanalı değiştirmek istedi, "kızım biraz daha kalsa bunu seyrediyorum" dedim.Hayır dedi ve kanalı değiştirdi.

Peki dedim ama o uzun süre ne hissettiğimi anlamak için yüzümü izledi.İşten geldiğimde biraz gıcık oluyor bana ve bazen beni özellikle sinirlendirmeye, üzmeye çalışıyor.Ona bu tatmini yaşatamam elbette:P

Neyse ertesi gün bakıcı teyzemiz aradı."Duru çok ağlıyor televizyonda bir çizgi film çıktı "ben anneme dün bunu izlettirmedim" diye ağlamaya başladı" dedi.

Yaptığı hatayı anlamış, yaptığından pişman olmuş ve bir de yufka yürekli.Bir anne daha ne ister :)

26 Ocak 2015 Pazartesi

Haftasonu

Cuma akşamı yemek yemek için en sevdiğimiz kebapçılardan olan "Gönül Kebap'a" gittik.Adana'da menüsünde sıradanın dışına çıkabilen nadir yerlerdendir.Mesela bir humus gelir, yeme de yanında yat.

Yoğurtlu havuç salatası, acılı ezme, çiğ köfte, patlıcan kebabı ve çiğ köfte diğer kebapçılardan farklı olarak gelenler.Bunun dışında diğer kebapçılarda da gelen yeşillikler, turp, pişmiş soğan, sumaklı soğan salatası, ezme salatası, mevsim salatası da var elbette.

Asıl siparişinizden önce fındık lahmacun ve küçük peynirli pideler gelir.Biz genelde buranın spesiyali olan Gönül Kebap yeriz.Tüm bunları bitirebilmeyi başarıp tatlı yiyecek yeriniz de varsa Gönül'ün sahibi Ali Bey'in annesinin yaptığı bir domates tatlısı var  ki , parmaklarınızı yersiniz!

Ali Bey hep işinin başındadır  ve garsonlarla beraber çalışır.Çok ilginç bir insandır.Bir arkadaşımız iş yerinden bir arkadaşıyla gitmiş, yemeği bitince bir çay istemiş, bu arada yemeği bitmeyen arkadaşı da "bana da bir çay getirir misiniz" demiş.Ali Bey dönüp " sen yemeğini bitir önce" demiş:)))

Yemek yanında eğlence garanti :)





Cumartesi hava o kadar güzeldi ki! Mersin'e gittik.Deniz kenarında yürüdük önce.Uzun ve verimli bir yürüyüş oldu.Duru arabasında oturduğu için halinden çok memnundu.Yol üzerinde gördüğümüz parklardan birine döneceğimize de söz verince hiç ses çıkarmadan bir saat kadar yürümemize izin verdi:)



Yanında park olan bir çay bahçesi seçtik.Biz çayımızı içerken kızımız da oynadı.Adana ve çevresinin bence en büyük sorunu bu kaçak çay meselesi.Ceylon tea olarak bilinen çay eskiden kaçak olarak getirildiği için adı "kaçak çay" olarak kalmış.Bir de "çayınız kaçak mı?" diye sorduğunuzda "karışık" derler ki akıllara ziyan.Çünkü o kaçak çay denen zehrin bir damlası bile çayın tadını mahveder.Karışık dediler mi ben sallama çay isterim.Keşke kahve içebilsem dediğim zamanlar işte bu zamanlar.

Sallama çayınız var mı diye sordum.Var tabi dediler ve işte gelen sallama çay : ince belli çay bardağına demlik poşet sallamışlar:)


Çaydan ve oyun faslından sonra arabamıza yürürken çektiğim bir fotoğraf:


Pazar günü uyanıp kahvaltımızı yaptıktan sonra biraz koltuk keyfi yaptık, gazete okuduk ve hazırlanıp evden çıktık.Murat'ın işi vardı.Ben Defne ve Duru'yu sinemaya götürecektim, Deniz ve Ela'da bize katılacaktı.Sinema sonrası diğerleri de bize katılacaktı ve gidip yemek yiyip Duru'nun doğumgününü kutlayacaktık.

Deniz ve Ela'yı beklerken Defne selfie çekti:


Köstebekgiller yarıyıl tatiline yetişsin diye çırpıştırdıkları bir film olmuş sanki.Oyunculuklar çok kötüydü.Konu zaten yoktu.Ama işte birlikte geçirilen bir kaç saat uğruna , çocuk filmi olması hatırına tahammül ettim.Daha önce izlediğimiz "Arı Maya" ve "Madagaskar Penguenleri" nden ben de keyif almıştım.



İşte sinema klubümüzün seçkin üyeleri:


Sinema sonrası yemeğe gittik.Ela yolda uyudu, Duru huysuzluk yaptı.Ama sonrasında hediyelerini alınca pek mutlu oldular.Duru'nun doğumgünüydü ve herkes ona hediye almıştı.Ama diğer kızları da unutmamıştık.Deniz hem Duru'ya hem Defne'ye almıştı ben de her iki kıza da ufak tefek bişiler almıştım.Hediye alan herkes çok mutlu oldu:)

Ela'ya kitap fuarından üç kitap almıştım.Yaşına uygun boyamalı, yapbozlu, üç boyutlu kitaplar.Deniz paketleri açıp kitaplara bakarken bizim kız yandan bağırmasın mı " Bu benim kitabım!".Herkes bir duraladı, güldük geçtik.Sonra diğer paketten çıkan kitaplara bakıp "Ama bunlar kesin benim kitabım işte!" demesin mi? Kızın evdeki eski kitaplarını paketleyip hediye etmiş durumuna düştüm:)))







Hakkımda

Bir anne, bir baba ve bir de çocuk.Aşk dolu, neşeli ve eğlenceli bir hayat umuduyla..