haftasonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
haftasonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Aralık 2015 Perşembe

Haftasonu yazısını perşembeden önce yazamayangillerden selam ve sevgilerle :

Cumartesi Murat'ın işi vardı.Biz de Duruyla evde beklemek yerine dışarıda gezinmek istediğimize karar verdik.Murat bizi Ziyapaşa'ya bıraktı. Bir saate yakın yürüdükten sonra Duru üşüdüğü için bir pastaneye girip oturduk.

Önce kocaman bir profiterollü pasta istedi, iki çatal aldı ve bıraktı! Ben sakince çayımı yudumlarken bu kez de dondurma istedi. Ben o pastayı yemedi diye için için sevinerek hemen dondurmasını sipariş ettim.

Kışın dondurma yemesinde hiç sakınca görmüyorum.Dondurmayı soğuk olduğu için değil şekerli olduğu için  yemesini istemiyorum ama kremalı acayip bir pastaya nispeten daha iyi bir alternatif olduğu için mutluyum. Duru daha küçükken ve  hava daha da buz gibiyken sokaklarda dondurma yiyerek gezerdik ve amca ve teyzeler bize şaşkın şaşkın bakarlardı:)

 
 
 
Pastaneden çıktığımızda Duru'yu yine sıkıca giydirip daha önceden ördüğüm battaniyesine sardıktan sonra bir saat daha yürüdük.Adana'lı hava 25 derecenin altına düştü mü üşür sayın okur. Bizim kız da Adanalılığın hakkını veriyor görüldüğü üzere: 
 


Sonra Muratla buluştuk. Akşam Antep'ten gelen arkadaşlarımız ve Gül Ablalarla yemek yiyecektik. Hayatımda en güldüğüm insanlardan biri Ümit Abladır. Kendisiyle bu kadar barışık, bu kadar esprili, bu kadar doğal komik bir ikinci insan yoktur. Öyle şeyler anlattılar ki masada kahkahadan çocuk sesi duyulmadı.

Çocuklarda kendi aralarında bir sürü oyun oynadılar, hiç sıkılmadılar.



Masadaki salatalardan çok az yedim, domates tatlısı ve künefe söylediler ben bir çatal bile almadım. Önceden bana ısrar ediyorlardı ama artık etmiyorlar. O künefeden alacağım bir dakikalık bir zevk için yıllarımı adadığım hedefimden sapmayacağım. İstediğim kiloya düştüğümde o tatlıdan bir çatal alırım nasıl olsa:)

 
Duru bu fotoğrafa girmedi ve telefonumda bu pozu görünce çok sinirlendi. "Keşke çekmeseydin, Defne'ye sen git deseydin" gibi bir sürü şey söyledi.Çok tatlıydı:)



Akşam eve çok mutlu gittik. Duru'yu yıkadım ve hemen yattık. Ben o gece "Fırsatçı" isimli bir kitaba başladım. Oldukça geç uyudum.

Pazar sabahı evde şahane bir kahvaltı hazırladım. O gün için protein diyetine ara vermiştim. Ekmek pizzaları, bal kaymaklar arasında yuvarlandım.

Kahvaltıdan sonra yine yürüyüş yapmak istedik. Evden çıkıp yollara vurduk kendimizi. Uzun uzun yürüdükten sonra Duru acıktığını söyleyince meşhur Kazım Büfe'ye gittik. Duru'ya tost söyledik.Kazım Büfe'nin en meşhur ürünü muzlu sütüdür ve ben Duru'nun muzlu süt içmesini çok isterim o ise hep burun kıvırır.Bu kez muzlu süt içmek isteyince hayır dedim o ise ısrar etti. Bakın bu da benim yeni taktiğim yeme dediğim herşeyi yemeye çalıştığını farkedince yemesini istediğim şeyleri yasaklamaya başladım.He he.

 
Akşam market alışverişimizi yapıp eve geldik. Evde kısır yemek istedik. Madem protein rejiminde değilim hakkını vereyim diye düşündüm. Eve nispeten erken bir saatte döndük. Bir sürü toparlama işi hallettim, anneannemin meşhur sütlacından yaptım. Sonuçta kısır tam da böyle oldu. Hepimiz bayıla bayıla yedik.

 
Kısır yapmak için evdeki bulguru çıkardığımda hafif koktuğunu farkettim. Kuş yemi olsun istedim. Aklıma köpekler geldi kemik, ve içli köfte haşladım evdeki bayat ekmeklerin üstüne o haşlama suyuyla birlikte haşladıklarımı karıştırdım. Hepsini aşağı inip çöplerin yanına falan yerleştirdik. Duru  mutluluktan zıplaya zıplaya bir hal oldu :)
 
Annem ve babam hergün sokak köpeklerine mama hazırlıyorlar. Evde artan yemekleri, kemik sularını haşladıkları makarnalarla karıştırıp veriyorlar.Kışın sokakta yaşayan hayvanları unutmamak lazım.

 
Ve her işi bitirip yatağa girdikten sonra kitabımı okumaya devam ettim. Kitap o gece bitti. Ama beni çok etkiledi. Sinirlerim bir bozuldu, uykum kaçtı filan. Dön o tarafa dön bu tarafa sabah karşı ancak uyuyabildim. Sinirlerim neden bozuldu kitabı anlattığım yazıda okur ve ne deli olduğumu bir kez daha görmüş olursunuz:)
 
İşte böyle. Haftasonu yazısını en azından cumaya bırakmamış olmanın derin huzuruyla yazımı bitiriyorum. Esen kalın:P

30 Kasım 2015 Pazartesi

Haftasonu


Cuma günü Duru'nun okulunda havuz günüydü. Daha önce Ankara ve Erzurum'a gittiğimiz için Duru havuza ilk kez girecekti.Velilerin gelmesi çok istenmiyor ama tribünden izlemelerine izin veriliyor.Ben de bu ilk gün hem ortamı görmek, hem saçlarını tam kurutuyorlar mı kontrol etmek amacıyla okula gittim.

Okulun düzenine hayran kaldım.Havuzun içindeki yüzme öğretmeninin dışında iki sınıf öğretmeni de havuz kenarında duruyor. Çocukları ikişer ikişer çıkarıp duş aldırıp bornoz giydirip giyinmeye götürüyorlar. İlk başta havuza girmek istemeyen genelde kenarda takılan çocuklardan başlıyorlar.Havuz çıkışı kızıma sınıfta uğradığımda saçları kupkuruydu.

O gün {elbette} bir sürü video ve fotoğraf çektim.Ama benimkiler çok uzaktan çekilmiş.Bu fotoğrafı ise bir öğretmeni çekip bana yollamış:



Cumartesi gideceğimiz akşam bir yemek daveti vardı.Bir de hediye alalım istedik.Çok uzun süredir alışveriş merkezine gitmiyoruz bu bahaneyle gitmiş olduk:




Ben mağaza mağaza gezinirken Duru da her türlü oyun alanında oynadı. Burada da kendisini ata biner ve anneye çarpmaya çalışırken görüyoruz:

 
Uzun süredir bilekte ama bileğe tam yapışan bir bot arıyorum.Derimod'a baktım benim denediğim her botu Duru da denedi.Ve kesinlikle benden iyi taşıdı.Şu pozlara, şu kameraya direk  bakmamaya, şu ellerin beldeki duruşuna bakar mısınız?
 
 
Alışveriş sonrası eve gidip üstümüzü değiştirdik ve işte sofra:


 
Menü tam benim sevdiğim gibi az ve özdü.Tarhana çorbası, içli köfte, zeytinyağlı kuru patlıcan dolması,acılı meze, tahinli patlıcan salatası ve karnıbaharlı, brokolili çok değişik bir salata. İnsanın gözünü korkutmayan bir davet oldu, güzeldi.
 
Duru sadece çorba ve içli köfteden yedi.Patlıcanlı salatayı denettirdiğimizde ev sahibi Duru'ya nasıldı diye sordu.Bizimki "birazcık bile beğenmedim" deyiverdi:)) Ben de "ilerde biz senin evine geldiğimizde biz de senin yemeklerini beğenmeyeceğiz o zaman" dedim."Kovarım sizi" dedi :)))
 
Onun beğenmediği patlıcanlı salatadan özür mahiyetinde ben bol bol yedim:))
 
Sonra çocuklar için yaş pastaya mum ayarladık.Kaç kez üflediler bilemiyorum.Pastanın üstünü kimse yemedi tabi.Mumu küçükler üflerken biraz tükürüklü üflüyorlar da:))
 
Duru Aslan'a hiç gıcıklık yapmadı.Eskiden pek bir sevmezdi ama bu sefer ben Aslan'a aldığım hediyeleri paketlerken o da kendi oyuncaklarından birini paketleyip götürmek istedi mesela.Pasta üflerken de onu bir abla gibi kolladı, onun da üflemesine izin verdi.
 




Sonra da biz kızlar nedense  böyle yere çöküp bir poz verdik.Ama karşımızda üç ayrı telefon var ve dolayısıyla herkes ayrı bir yere bakmış:) Yine de çok sevdiğim bir foto oldu.En çok Duru'nun gülüşünü sevdim.

 
 
Pazar günü eşim çok sevdiği bir abisinin cenazesine katıldı,Allah rahmet eylesin çok sevgi dolu, dost bir insandı.Cenazeden geldiğinde onu pek nefis bir kahvaltıyla karşıladım.Pankek, menemen, sucuklu yumurta gibi bir sürü çeşit vardı.Sonra neredeyse tüm günü pijamalar içinde koltukta yayılarak geçirdim.Kitap okudum falan.
 
Ama Murat evde elden geçirmeyi düşündüğüm her yeri elden geçirdi.Ben kavga çıkar sanıyordum ama o kendiliğinden, ben ona söylemeden hemen her eşyasını ayıkladı.Bir de ben oturma odasındaki yatağın altıyla ,Murat'ın odasını toplayacağım diyordum o da aynen öyle yaptı.Oturma odasındaki koltuğun altı bomboş ve Murat'ın dolabında resmen bir bölüm boşta kaldı.
 



Kendi gözümle görmesem inanmazdım.Murat bitini atamaz.Ama bu sefer çok sıkı bir eleme yaptık.Belki elli tane kaset vardı onları bile çöpün yanına bıraktık.Kaset mi kaldı Allahaşkına? Kasetçalar bile yok.Belki o kasetler de çalışmıyordur zaten.

Tüm bu işlerden sonra giyinip bir şeyler yemeğe gittik:



Oradan da kayınvalideme gidip çay içip sohbet ederek günü kapattık.Eve gelip kızımı yıkadım, kendimiz banyo yaptık, kitabını okuyup Duru'yu yatırdım.

Gece başladığım kitabı bitirme hırsıyla biraz geç uyudum.Kitabı çoooook sevmiştim ama sonuna da bir sinir oldum bir sinir oldum anlatamam.Yazarı internetten bulup bir iki laf etmeye karar verdim:) Sabah paçavra halinde yataktan kalktım tabi:)

Sizin haftasonunuz nasıl geçti? Neler yaptınız?

25 Kasım 2015 Çarşamba

Haftasonu:


Haftasonu çok uzaklaşmadan {perşembe günü diyor bunu yazar!} neler yaptık yazayım.Çok güzel bir iki gündü, unutmak istemem.

Haftasonu cuma akşamı başlar.Hatta tüm haftasonunda en sevdiğim zamandır cuma akşamı.Her şeyin başladığı, daha önümde koskocaman iki günün olduğu o özel akşam:)Cuma akşamları genelde dışarda yemek yiyoruz.Ya da mesela evde kahvaltı yapıyoruz.Sağlıklı beslenmenin gözardı edilebileceği {Murat ve ben için} , iki insan görüp sosyalleşilebilecek bir gün.

Bu cuma da büyük bir sürpriz yapıp Ti.ko'ya gittik:)) Tiko elbette sürpriz değil ama Murat pek sevmediği için cuma akşamı tercihlerinden biri asla olmamıştır.Ben Tiko'ya tek başımayken ya da arkadaşlarımlayken gidiyorum genelde.

             

Yemek sonrası kayınvalidemlere uğrayıp biraz oturduk sonra eve geldik.Hemen yattık.

Cumartesi sabah Murat'ın işi vardı biz anne kız başbaşa bir yarım gün planlamıştık. Duru'nun reklamını görüp mutlaka gidelim dediği "Pırdino" isimli filme Defne ve Gül Abla ile gidecektik.

Evde kahvaltı yaptık.Duru'nun ağzında bıldırcın yumurtası ile pek keyifsiz olduğu görülüyor.Ama o yumurtayı yemeden evden çıkamaz:) Küçük olduğu için tek lokmada yutuluyor ve sonrasında yiyip yememesine çok takılmıyorum.Tereyağlı ekmek ya da örgü peyniri gibi sevdiği bir şeyi koyuyorum önüne zevkle yiyor.Yemese de nasıl olsa proteinini aldı diyorum:)
 
 

 
Kahvaltı sonrası hazırlanıp Real'e gidiyoruz. Orada bizi kötü bir haber bekliyor.Köstebekgillerin yeni filmi çok yakında vizyonda olacakmış!! Ühü.
 
Kızlar koşup poz verdi ama laf aramızda bu filme gitmeye pek niyetim yok ;)

 
İşte bu da bizim film; Pırdino. Çocuklar çok heyecanlanınca ben de güzel bir şey sanmıştım.Köstebekgillerle aynı yapımcı firma olmasına hiç şaşırmadım.Konusu olmayan, kötü oyunculuklarla dolu saçma sapan bir filmdi.Mutlaka iyi para kazanıyordur birileri ama keşke bu parayı daha güzel şekilde kazansalar.
 
TRT çocuk kanalında yayınlanan bir çizgi filmin filmi elbette ilgi çekiyor, kötü de olsa gidiliyor işte görüldüğü üzere.Ama sonuçta para ve zaman harcıyoruz keşke siz de bunun kıymetini bilip daha özenli, anlamlı, çocukları aptal yerine koymayan, annelerini sıkıntıdan patlatmayan bir film yapsanız.

 
Film sonrası Murat bizi aldı.Gül Abla ve kızlarla beraber yemeğe gittik.Elem'de oyun parkını gören bir masaya oturduk ve kızlar zevkle oynarken biz de sohbet etmenin tadını çıkardık.



Duru burada humus yemeye bayılıyor.Bizde nohut sadece bamyanın içinde ve humus olarak tüketiliyor.Annem hiç nohut yemeği yapmazdı diye  ben de yapmıyorum. Fotoğraflar ütüyle çekilmiş kalitede sanırım ışıktan dolayı.



Eve gidip yine erkenden yatıp uyuduk.Ben uyumayıp kitap okudum ama bunu ayrıca belirtmeye gerek yok artık sanırım:))

Pazar sabahı Sezer ve abisigille buluşacaktık ama abisigilin {nasıl bir kelimeyse bu} işi çıkınca sadece Sezerle buluştuk:) Bu kez Murat'ın ısrarla gitmek istemediği ama bizim çok merak etiğimiz Petek Pastanesi'ne gittik.Daha önce İskenderun'da da gitmiştik hatırlarsanız ve Petek Pastanesi Adana'da da açıldıktan sonra da bir kere gitmiştik. Ama pazar kahvaltısı yani açık büfe olarak ilk gidişimiz.

 
Ben çok beğendim.Murat burun kıvırdı.Kötü demedi ama Pasta Pastanesi'nin açık büfe kahvaltısı daha güzel dedi.Daha güzel değil bence her ikisi de çok başarılı.

 
Sezer bu bloğu bilmiyor{Çok gizli olduğunu söylüyorum ya size} ama blogun demirbaşlarından biri.Duru'nun çok sevdiği, kucağında oturduğu nadir kişilerden.Çok temiz, çok iyi, çok neşeli bir kız.Hayatta herkese sadece yararı dokunur.Canım o canım.
 
Neyse işte pazar kahvaltısı da Sezer'le çok güzel geçti.

 
Sonrasında eve gittik ve evden hiç çıkmadık.Koltuklarda yayılıp kitap okuduk, Duru bebekleriyle oynadı, televizyon izledik, uyukladık filan.Çok güzeldi çok:)
 
Ve artık Pazartesi'ye hazırdık!

23 Ekim 2015 Cuma

HAFTASONU:

 
Haftasonu Mersin Sarn.ıçta kahvaltıyla başladı.Murat'ın Mersin de bir işi olması harika sonuçlanabiliyor:)
 
Kahvaltıdan sonra Duru biraz parkta oynadı.Henüz havalar sonbahar gibi değil {daha çok ilkbahar kıvamında ve elbette bu durumdan hiç şikayetçi değiliz} ama yine de ağaçlar yapraklarını dökmüş. Biraz kuru yapraklarla oynadı, onları toplayıp üzerine atlamak istedi çünkü Calliou böyle yapıyormuş.Topladığı yapraklara baktı ve üzerine atlarsa yere yapışacağını anladı ve böylece gerçekte hayatın çizgi filmlerdeki gibi olmadığını görmüş oldu:)

 
Mersin de gezindik, akşamüstü evimize döndük.Evde akşam yemeği için  kısır yaptım ve  çok beğenildi {bu benim tabağım o yüzden yağsız}:

 
 
Ertesi gün çok yakın arkadaşlarımızla kahvaltıya gittik.Duru'nun okulunda 5 yaş grubunda üç sınıf var.Tesadüfen Duru'nun okulunun  diğer bir  sınıfının da o gün tanışma kahvaltısı varmış.Duru kendi okulundan ama tanımadığı bir sürü çocukla oynamış oldu.Böylece biz büyükler de uzun uzun sohbet imkanı bulduk.Harikaydı!
 
 
Kahvaltı sonrası eve gidip bir kaç saat geçirdik ve akşamüstü hazırlanıp yürüyüş yapmaya karar verdik. Duru yürümekten nefrettt ediyor. Bıraksan tüm gün zıplar ama yürümek dendi mi kucağa atlıyor.{hala!} Bebekken arabasına binmez anamı ağlatırdı, onu kucağımda taşırken boş arabayı itme eziyetine az katlanmadım.Ama sonra büyüyünce arabasından inmez oldu.Evden çıkarken mutlaka "arabamı aldık mı?" diye sorar:))
 
O gün  Duru ilk kez gömlek giymişti:



Ziya.paşa da yeni acıkan bir "steak house" u denedik.Nusret'in bir benzeri dolayısıyla özgün olmamakla benden puan kaybetti ama etler cidden pek nefisti.Ben burada da hamburger denedim biliyorsunuz "en iyi hamburgerciyi bulma" hedefindeyiz.Hamburger güzeldi ama "en iyi" benim için hala Ti.ko.


 
Yemekten sonra eve geldik, banyo, kitap derken erkenden yatıp uyuduk.Daha doğrusu uyudular ben yine gece yarılarına kadar kitap okudum:)
 

19 Ekim 2015 Pazartesi

Buralarda yokken:

Sanki birileri ölmüyormuş, üzülmüyormuş gibi yaşamaya devam ediyoruz.Ediyoruz da tabi bir buruluk, bir coşku eksikliği oluyor.Bu fotoğraflar bu haftasonundan önceki haftasonuna ait.Yaşanmış bitmiş ama burada dursun, o anı hatırlatsın diye buradalar.

Balık sevmiyoruz ama yiyoruz.Duru için yapılan fedakarlıklar da diyebiliriz:) Karataş'a gittik ama bu kez en iyi balıkçıyı aramaya çalışmadan direk bizim Salim'in Yeri'ne gittik:


 
Bir cumartesi bu kez göl kenarındayız, kahvaltı için.Gül Ablalar ve Denizlerle birlikteyiz.Duru çok kötü düşüp dizlerini, kollarını yaraladı.En çok da en sevdiği taytının yırtılmasına ağladı.Ağlarken kucağımda sakinleştirdim, yaralarını silip üstünü değiştirdim.Sonra oturup boyama yaptılar.
 
 

 
Aynı gün akşamı biz bu kez Tarsus'tayız.Şe.lale de bir şeyler yiyoruz.



Duru daha önce de gördüğünüz kediyi severken:




8 Ekim 2015 Perşembe

Haftasonu


Duru'nun okulu üniformalı.Üniforma dediğim de bir eşofman ve tişört.Ama sonuçta tüm çocuklar aynı kıyafeti giyiyor.Duru formadan nefret ediyor çünkü şortu koyu bir gri.İlk giydiğinde bu erkek kıyafeti dedi:)) Ama herkes giyince giyiyor tabi.

Okulda onbeş günde bir etkinlik yapıyorlar , mesela bir parti, ve o gün serbest kıyafetle gidilebiliyor.Bu cuma "okula hoş geldin" partisi vardı.Duru Sezer'in aldığı etek ,bluz ikilisini giymek istedi.Evden çok neşeli çıktık ve o şirin haliyle bir pozumuz olsun istedim.Fotoğraf çekilirken böyle bir yüz iafdesiyle poz verdi.Çocuğunla kocana güvenmeyeceksin derler, boşuna değil:P

O akşam çok yakın bir arkadaşımızın yerinde yemek yedik.Sonrasında ben çay istedim Duru da sade Türk kahvesi.Bu anı pozlamamak olmazdı:



Kahveyi o kadar çok seviyor ki sonrasında da telvesini yiyor.Kansızlık problemi yok ama yeniden bir test yaptırsam mı diye de düşünmüyor değilim:)




Cumartesi sabah hava o kadar güzel ki balkonda kahvaltı yapmaya karar veriyoruz.Menemen, bakır tavada tereyağlı yumurta, peynir ,zeytinle hazırlanmış sade bir kahvaltı.Çok uzun süredir evimizde reçel yok.Şekersiz reçel alıyorum aslında.Ama Duru'da kahvaltıda reçel yeme alışkanlığı olmasın diye masaya koymuyoruz.Bazen bal kaymak oluyor sadece.

Ama asıl dikkat edilmesi gereken orada duran D şeklindeki börekler.Burada bir fırın satıyor , milföy hamuru gibi tel tel , tereyağlı, içi kaşar peynirli enfes bir şey.Genelde yemiyorum ama bu haftasonu karbonhidrat saymayacağım, bu sebeple ben de yiyorum börekten:)





Kahvaltıdan sonra Murat'ın işi var bizi Duru ile Gaz.ipaşa caddesine bırakıyor.Önce meşhur Kazım B.üfe'den çift kaşarlı tost yaptırıyorum Duru'ya.Sonra ta benim çocukluğumdan kalan çocuk parkına gidiyoruz.Park tabi tadilatla güzelleşti ama ben küçük bir kızken de annem ve babamla bu parka gelirdim.Şimdi kızımı getiriyor olmak ne güzel!


Parkta uzun süre oynuyor Duru, ben de bankta oturup onu izliyorum.Yanıma oturan teyzelerle, diğer annelerle sohbet ediyorum.Sonra yürümeye başlıyoruz.Yaklaşık bir saat yürüdükten sonra Starbucks'da oturup biraz dinleniyoruz.Ben kahvesi azaltılmış balkabaklı yeni latteden içiyorum Duru sade Türk kahvesi ve profiterollü pasta istiyor.Pastasından iki çatal alıp bırakıyor, kahve de çok acı azıcık içebiliyor.





Yine yürümeye başlıyoruz bu sefer istikamet Ata.türk Parkı. Bu parka defalarca ( 1 , 2 ) geldik.Her seferinde şehrin göbeğinde ağaçların, çimenlerin arasında olmamın tadını çıkarıyoruz. Bu sefer tam önümüze pat diye bir kozalak düştü.Tam ınstagramlık bir poz çekmeye niyetlendim ve Duru'nun bu küçümseyen bakışlarıyla karşılaştım:)

Kozalak artık evimizde.Oturma odamızı süslüyor.



Murat'ın işi bittiğinde bizi aldı ve eve gittik.Murat'la bana ev pizzası yaptım.Karbonhidrat saymadığımda bunun hakkını veriyorum :P Duru'ya ise daha fazla hamur işi yemesin diye köfte ve kemik suyuna bulgur pilavı yaptım.

Cumartesi bol kitap okuyarak, sohbet ederek, balkonda oturarak geçti.Pazar sabah kahvaltıya yine YavuzS.tar harasındaydık:


 



Kahvaltı için geç kalmıştık ve acıkan Duru çok sinirliydi.Yemek yemeye başladıktan nice sonra düzeldi.Burada mesela anneye poz ver dediğimde ne kadar içten! güldüğünü görüyorsunuz:D


Pazar gününü de genelde evde geçirdik.Bence harikaydı.Bir üç saat kadar uyumuşum nasıl iyi geldi anlatamam.Bu hafta hala o uykunun ekmeğini yiyorum:)

Perşembe günü haftasonu yazısı yazan blog yazarınız iyi günler diler..:P

20 Ağustos 2015 Perşembe

Cuma!



Fotoğraf kötü ama içinden mutluluk taşıyor! Ve bugün de cuma olduğuna göre bu fotoğraf oldukça uygun oldu çünkü benim de içimden mutluluk taşıyor.

Çok güzel bir haftaydı.

Spor yaptığım her iki günde de karın kaslarım korkunç ağrıdı.Öksürürken, yataktan kalkarken, yana eğilirken canım acıdı.Çok uzun süredir hamlama yaşamıyordum bu yüzden kaslarımın çalıştığını hissettiren bu ağrılar beni çok mutlu etti.

İnsanlardan  güzel sözler duyduğum bir hafta oldu."Kötü sözlere çok üzülmemek güzel sözlere de çok sevinmemek gerek" diye kendime hatırlattığım halde yüzümde beliren kocaman gülümsemeyi bir türlü silemedim:)

Çok güzel kitaplar buldum.Aldım, okudum ve okuyorum.Güzel bir kitap okurken aklım biraz dumanlı oluyor.Normal hayatım sürerken bir yanım hala kitapta kalıyor çünkü.Başka bir dünyaya açılmış bir kapıdan geçmişim ve dönerken  bir kısmım orada kalmış gibi.

Bu hafta ülke gündemi herkes gibi beni de çok üzdü.Ben de herkes gibi çok ağladım, kahroldum, içim yandı.Yıllardır aynı şeyler yaşamaktan bıktım ama son yılarda her şey mizansenmiş gibi gelmeye başladı.Görmemizi istediğimiz şeyleri görüyoruz ve yaşıyoruz.Terörün içinde olanlar da, teröre karşı göğüs göğüse savaşan askerlerimiz de , her şeyi izleyen bizler de gösterileni görüyoruz ve büyük resmi kaçırıyoruz sanki.

Bugün şehitlere ağlıyoruz peki yarın ? Her şey o kadar hızlı değişiyor ki ben takip edemez oldum.

Şu yazıya çok güldüm.Aziz Nesin hikayeleri daha gerçek kalıyor bu olayların yanında.

Gülmeye devam...İşte  bir kaç eğlenceli baba .

Şu video her zaman sıkıcı bulduğum yogaya bakışımı değiştirdi.

Amsterdam da uygulanmaya başlayan "sarı bisiklet" fikri çok hoşuma gitti.Link burada.

Herkese sevdikleriyle geçireceği mutluluk dolu bir haftasonu diliyorum!


14 Ağustos 2015 Cuma

Cuma!


Tatilimizin Paris ayağını anlatmayı bitirdim şimdi sırada Eskişehir ve Konya var.Özellikle Eskişehir büyüleyiciydi hatta beni Paris'ten daha çok etkiledi, yerleşme planları yaptırdı falan.Ama bugün Cuma olduğu için gezi yazılarıma ara veriyor ve bu haftanın genel özetini, havadan sudan anlatacaklarımı ve en sevdiğim linkleri içeren yazımı yayınlıyorum.

Tatil sonrası ilk hafta aynı zamanda sevgili Murat'ın doğumgünü haftasıydı.{12 Ağustos}.Kısa bir süre önce ona günlük giyebileceği rahat bir ayakkabı almıştım, "ben o ayakkabıyı hediyem olarak kabul ediyorum" diyerek bana yeni bir hediye almama hususunda mesaj vermişti.Ben de kabul eder görünmüştüm.Çünkü ben hediye almaktan  çok sürpriz yapmayı seviyorum.

Bir gün önce öğlen çok sevdiğim bir iş arkadaşımla birlikte Murat'ın hediyesini almaya gittik.Hediyeyi aldıktan sonra çok yakındaki en sevdiğim{hatta sevdiğimiz}hamburgerciye girdik.İş arkadaşlarımda benim kadar çok seviyorlar burayı ve ne zaman kim gidelim dese "yine mi aynı yer"demeden mutlulukla gidiyoruz.Size bögh gelmiş olabilir tabi:)





Murat ona bir hediye aldığımı kredi kartı ekstresine tesadüfen bakması sonucu eve gitmeden öğrenmiş olsa da ne olduğunu öğrenemedi , hediye cidden sürpriz oldu ve daha da önemlisi hediyesini beğendi.Bir aslan burcuna hediye almak ne zordur bilemezsiniz:) Annem de aslan burcu olduğundan ben çocukluktan antremanlıyım neyse ki!

Aynı akşam çok sevdiğimiz arkadaşlarımızla beraber yemeğe çıktık.Burada yemek sonrası Murat'a bir de pasta sürprizi oldu.Pek utandı ama pastanın lezzeti utancını bastırdı neyse ki:)





Ertesi gün yine çok sevdiğimiz başka arkadaşlarımızın da eklendiği bir grupla birlikte pasta yemek için buluştuk.Ama burada Murat pastanın mumlu olarak masaya gelmesinden çok utandığını ve tekrar istemediğini söyledi. Doğumgünü çocuğunu kırmadılar ve herkes kendine istediği bir tatlıyı sipariş etti , mum üflemeden olayı kapattık:)



Duru her iki gecede de sevdiği arkadaşlarıyla delicesine eğlendiği için çok mutluydu.Onun doğumgünü olsa ancak bu kadar eğlenirdi.Her iki geceyi de leş gibi ve hatta kuma bulanmış olarak bitirdi ve evde banyo sonrası yatırır yatırmaz uyudu.

Gelelim bu hafta için sizin de görmenizi istediğim sayfalara:

Daha eski yazılarımda verdiğim linkleri hatırlamıyorum ve gidip bakmaya da üşeniyorum.Ama  uğruna seyahat edilecek 30 yemek cidden tekrar tekrar önerilebilecek bir derleme.Size 5. sayfada bizim de bizzat gidip denediğimiz "zavallı kurufasulyeci" den verdim linki ama önerilerin her biri denenmeli.

Derleme toplama , organizasyon bizim işimiz.Bu konuda her türlü öneriye açığım.

Tembellere 29 mükemmel ürün önerisi.

Duru'nun gelin olma hevesinin etkisiyle sanırım  gelinlikler benim de ilgimi çekmeye başladı.Hiç düğün, gelinlik hevesi olmayan biri olduğum için kendi gelinliğimi almaya gidene kadar modelini, ne istediğimi hiç düşünmemiş, gittiğimiz moda evinde beğendiğim bir modeli öylesine seçivermiştim. Bu yaştan sonra gelinlikleri incelemeyi seviyor olmam ilginç bir durum.Hatta bu size verdiğim sayfadaki gelinlikleri keşke daha önce görmüş olsaydım mesela uçları pembe bir gelinlik şahane olurdu diye de düşündüm açıkçası.

Bu yazı uzun  ama okunmaya değer diye düşünüyorum.İnsanın her zaman aynı perspektiften bakmaması, farklı fikirlere açık olması, bir hatası varsa itiraf edebilmesi, olaylara objektif bakabilmesi benim için değerlidir.Fikirlerden çok esnek olabilmeye değer veriyorum.

Matematiğimin ne kötü olduğundan hep bahsederim.Yaşadığım şehirde Anadolu Lisesini kazanmış ve neredeyse dahi derecesinde zeki tiplerle 7 sene okumuştum.Ben sosyal derslerde başarılı bir insan olmama rağmen eczacı olmak istediğim için sayısal bölüm seçmiştim.Hayatım o matematik derslerinde "öğretmen beni görmese", "yer yarılsa da içine girsem" stresi ve beklentisiyle geçti:) Bu yüzden bu fotoğraflara kahkahalarla güldüm.

Bunlara da çok güldüm.

Güzellik önerileri ve pratik bilgiler hiç uygulayamasam da hep dikkatimi çekmiştir.

Şişmanlamak, beslenme yazıları da ilgi alanımda.Bu yazıyı da çok ilginç ve anlamlı buldum.Bir göz atın bence.Ben hem üç hem dördüm.Ühü.

İşte böyle.Herkese mutlu, sağlıklı, huzurlu bir haftasonu diliyorum! Bir de ara sıra bana yorum yazarsanız orada olduğunuzu görmek için istatiklere bakmama gerek kalmaz. Yani koskoca üç Paris yazısı yazdım da tek bir yorumcuk gelmedi.Rezalet! :)



Hakkımda

Bir anne, bir baba ve bir de çocuk.Aşk dolu, neşeli ve eğlenceli bir hayat umuduyla..