Son hız ev bakıyorum:) Murat bana sinir oluyor. Laf aramızda ben de ona:) Neymiş paramız yokmuş. Yahu buluruz diyorum. Gözlerini kısıp "seni tanımasam sağda solda paran var diyeceğim" diyor. Yok elbette:) Ama ben inanıyorum istediğimiz evi bulursak kendi evimizi pat diye satacağız ve kalanı da kredi çekip halledeceğiz. İnanmak başarmanın yarısı değil mi?
Dün akşam Murat koltukta uyuyakaldı. Bana da bir uyku bastırdı ki sormayın. Gözümü kapatır kapatmaz Duru zıpladı "uyuma" diye. Yok kızım uyumuyorum gözümü dinlendiriyorum dedim, ama tabi uyumuşum:) Sonra bir horultu sesine uyandım. Kızım da benim yattığım koltuğun diğer tarafına uzanıp uyumuş. Ay onun o haline bir duygulandım sormayın. Yavrum ikimizde uyuyunca sıkılmış demek:) Baktım boynunun duruşu biraz rahatsız hemen kaldırıp koltuktaki kendi yerime yatırdım. Sonra gidip yatakları açtım, getirip pijamasını giydirdim. Her ikisini de kaldırıp yataklarına taşıdım. Erkenden uyumuşuz. Sabah çok dinç uyandım.
Okulda kilden heykeller yapmışlar. Kimi kuş, kimi kalp, kimi çiçek.. Bir kişi de tavşan yapmış:) Elbette Duru:)
Herkese iyi haftasonları diliyorum. Ailenizle, ağız tadıyla ve sağlıkla ...
4 Mart 2016 Cuma
26 Şubat 2016 Cuma
Cuma!
Bir kaç gün önce kurduğumuz bir watssapp grubu aracılığıyla üniversite arkadaşlarımla tekrar yazışmaya başladık. Herkes evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış hiç bir şey olmasa yaşlanmış:)
*Aklıma o yıllar daha sık gelir oldu. İstanbul Üniversitesi çok olaylı bir üniversitedir biliyorsunuz. O zamanlarda da hergün olay var ama bizim fakültede asla olay olmazdı. Okula bir gidersin ki üniversitenin çevresinde devasa bir polis çemberi var yaklaşıp "eczacılıktanım" dediğinde hiç bakmaz geçirirlerdi. Bizim derslerimiz ağırdı, laboratuarlarımız yoğundu fırsat bulup da kim eylem yapacak ki:))
Bir gün edebiyat fakültesi karışmış. Satırlarla falan birbirlerini kovalamışlar. Bizim de tüm gün labımızın olduğu gün yorgun argın eve gitmişim. Annem aradı:
- " Okul nasıldı bugün?"
-" İyi anne her zamanki gibi" daha cümlem bitmeden annem başladı bağırmaya :
-" Okul karışmış bugün , haberlerde var, sen okula gitmiyor musun?" :)) Sağolsun böyle de güvenir bana annem. Kendisi de İÜ İktisat mezunu olduğu için olayların göbeğinde okumuş aynı okulda olaylardan tamamen bihaber olabileceğimizi düşünemiyor.
*Üniversitede bir arkadaşım vardı. Çok severdim. O kadar komik bir ders çalışma alışkanlığı vardı ki. Akşam beni ara saat 16:45:
-Ders çalışmaya başladın mı?
-Başladım Sultan.
-Ben de saat 17:00de başlayacağım.
-Tamam.
Biraz daha konuşuruz birden Sultan'dan şöyle bir yorum gelir:
-Saat 17:03 olmuş tüh ya.
-E ne olur ki?
-Ben sadece tam saatlerde çalışmaya bşlayabilirim saat 18:00de başlayacağım artık.
Bir gün böyle yapa yapa saati 23:00 yaptı. Hala bana diyor ki şimdi başlasam yetiştirebilir miyim?:))
Ben mezun olduğumda alttan 23 dersi vardı.
*Yine bir gün bir arkadaşım hamster almak istediğini söyledi. Büyük bir grup Eminönü'ne gidip hamster aldık. O hayvanların içler acısı hali hala gözümün önünden gitmez.Neyse hamsterı aldık. Bir kaç gün sonra Hakan'ı sınıfta görünce hamsterı sordum. "Sorma ya beni ısırdı kuduz aşısı oluyorum geri verdim" demesi hiç aklımdan gitmez:))
*Bir gün evde oturuyorum. Halılar gözüme çok pis geldi. Yahu dedim ben şu halıyı bir sileyim. Dört yıl boyunca sadece bir kez halı sildim o da budur. Neyse tam halıyı siliyorum kapı çaldı , uzaktan bir akrabamız beni ziyarete gelmiş. İçeri aldım beni öyle halı silerken gören kadıncağız tüm aileye "kız hem okulunu dört yılda bitirdi hem de halı filan bile siliyordu" demiş:)
Ay aradan 15 yıl geçtiğine inanamıyorum. Bana pat diye sorulsa yaşım 21 diyesim geliyor:) Ühü. Gerçi o yaşa asla dönmek istemezdim o da ayrı. Dönüp hep o yaşta kalmak isteyeceğim yıl 2011 olurdu sanırım. Kızımdan öncesine gitmek istemem.
Bu haftasonu yaptıklarımızı uzun uzun anlatacağım bir yazı yazabileceğimi umuyorum. Belki gerçek fotoğraf makinasını yanıma alırım. Herkese iyi haftasonları diliyorum. Hoşçakalın:)
24 Şubat 2016 Çarşamba
Son zamanlarda..
Pek bir sıkıcıyım. Blogun durumundan belli de oluyor zaten:)
Kitap okuyorum ama yavaş tempoda.
Dizi izlemeye başladım. Salı Hayat Şarkısı ve Çarşamba Poyraz Karayel. Sadece iki dizi izliyor olmak bile çok zaman alıyor. Televizyonun insan hayatında çok ciddi bir zaman kaybı olduğunu düşünüyorum. Reklamlar, özeti filan derken şaka maşa 3 saatimiz öyle tv karşısında boş boş geçip gidiyor.
Annem kendine yeni bir akıllı telefon aldı. Watsapp yükledi, facebook hesabı açtı:) Dün Murat'a arkadaşlık teklifi yollamış , seni de aradım ama bulamadım dedi. Ben facebook kullanmıyorum diyince pek bir şaşırdı:)) Annemin bu teknolojik şeylere yatkınlığını çok seviyorum. Ve ona bir lap top hediye etmek istiyorum. Laptopunu alçak kardeşim yüklenip götürdüğü için eski messenger fatihi halleri yok maalesef.
Patlayan bombalara, ülkemizde türeyen onlarca terör örgütüne, o örgütlere katılıp kendini ve maalesef bir sürü insanı patlatacak kadar gözü kararan tiplere, cennettte hurilerle olacaksın vaadiyle insan öldürmeye ikna edilenlere lanet olsun!
Dünya hepimize yeter nedir bu açgözlülük!
Her telden yazımızı bitiriyorum. Daha eğlenceli yazılarda görüşmek dileğiyle...
18 Şubat 2016 Perşembe
Gündem:
Ne yazılır ki? Bu ülkede ağlamadan haber seyredebileceğimiz günler gelecek mi acaba? Öyle bir karmaşa var ki normal hayatıma devam ediyor olmak garip gelmeye başladı.
Gazete okumak gerçekten sinir bozucu bir hal aldı. Her haber hakkında saatlerce yazmak istiyorum aslında ama bir haber var ki gerçekten bu blogda yazmadan geçemeyeceğim.
ABD bu kıtada bile değilken neden Ortadoğudaki meseleler hakkında yorum yapıyor. Neden kendi ülkesine komşu dahi olmayan bir sürü ülke hakkında kararlar veriyor, ülkelere müdahale ediyor. Neden bir kişi de çıkıp "iyi de sana ne birader?" demiyor.
Karıştığı yetmiyor bir de silah veriyor. Ama kime? İyi adamlara. Hah! Bak dostum iyi adamların silahla işi olmaz!
Rusya neden girmiş Suriye'de savaşıyor? Beşar Esad'ı çok mu seviyor? Suriyeye bu kadar terörist bir anda nereden geldi? Bu adamlar gökten mi düştü? Yıllarca mutlu mesut yaşayan ülke neden bir anda üçe dörde bölündü?
Bizim Diyarbakır'da neden aylardır bitmeyen bir savaş var? Bu teröristler bu silahları nereden buluyor? Parayı nasıl kazanıyor? Dağda yaşayan adam normalde yemek bulamayacakken milyon dolarlık silahlara nasıl ulaşıyor?
Tüm bu olayların eş zamanlı olması, ülkemizin altında yeni bir komşu ülke oluşması, Kürt koridoru dedikleri şey ne? Bu birden kendiliğinden mi oldu? Bunu kim planlıyor? Neden? Nasıl?
Ben gün menüsü planlıyorum bir sürü aksilik çıkıyor da bu birilerinin planları nasıl tıkır tıkır işliyor? Binlerce hayatı tehlikeye atmayı umursamıyorlar biliyorum da bir sürü deli teröristi birden nasıl idare ediyorlar? Ve yine soruyorum neden?
Büyük ülkeler, devletler teröristlere o ya da bu sebeple silah vermeye devam ettiği sürece, o terörist iyi ama bu terörist kötü, bu terörist anlamlı işler yapıyor bak bu cici terörist gibi yaklaştıkları sürece dünyada savaş da acı da bitmez. Terörün cicisi, haklısı olmaz. Bir insan eline silah alıp da "hak aradığını" iddia ediyorsa yapılması gereken o silahı elinden almaktır. Silahla, bombayla, insanların canını acıtarak hak arayan bir süre sonra o silahı sana da doğrultacaktır. Bugün piyon yaptığın terörist yarın senin de başına bela olacaktır.
Keşke herkesin çocuğunu kendi çocuğumuzmuş gibi sevebilsek, kendi çocuğunu gönderemeyeceğin bir savaşı çıkarmazsın o zaman. Kendi çocuğunu atmayacağın tehlikelere benim çocuğumu da, Suriyedeki, Iraktaki, Gürcistandaki, Fransadaki zavallı çocukları da atma!
Gazete okumak gerçekten sinir bozucu bir hal aldı. Her haber hakkında saatlerce yazmak istiyorum aslında ama bir haber var ki gerçekten bu blogda yazmadan geçemeyeceğim.
* "ABD’den itiraf gibi bir açıklama geldi. ABD, "iyi adamlara verdiğimiz silahlar, bazen kötü adamların eline geçebiliyor" dedi.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Mark Toner, Suriye ya da Irak’ta “iyi adamlara verdikleri silahların, bazen kötü adamların eline geçtiğinden haberdar olduklarını” söyledi."ABD bu kıtada bile değilken neden Ortadoğudaki meseleler hakkında yorum yapıyor. Neden kendi ülkesine komşu dahi olmayan bir sürü ülke hakkında kararlar veriyor, ülkelere müdahale ediyor. Neden bir kişi de çıkıp "iyi de sana ne birader?" demiyor.
Karıştığı yetmiyor bir de silah veriyor. Ama kime? İyi adamlara. Hah! Bak dostum iyi adamların silahla işi olmaz!
Rusya neden girmiş Suriye'de savaşıyor? Beşar Esad'ı çok mu seviyor? Suriyeye bu kadar terörist bir anda nereden geldi? Bu adamlar gökten mi düştü? Yıllarca mutlu mesut yaşayan ülke neden bir anda üçe dörde bölündü?
Bizim Diyarbakır'da neden aylardır bitmeyen bir savaş var? Bu teröristler bu silahları nereden buluyor? Parayı nasıl kazanıyor? Dağda yaşayan adam normalde yemek bulamayacakken milyon dolarlık silahlara nasıl ulaşıyor?
Tüm bu olayların eş zamanlı olması, ülkemizin altında yeni bir komşu ülke oluşması, Kürt koridoru dedikleri şey ne? Bu birden kendiliğinden mi oldu? Bunu kim planlıyor? Neden? Nasıl?
Ben gün menüsü planlıyorum bir sürü aksilik çıkıyor da bu birilerinin planları nasıl tıkır tıkır işliyor? Binlerce hayatı tehlikeye atmayı umursamıyorlar biliyorum da bir sürü deli teröristi birden nasıl idare ediyorlar? Ve yine soruyorum neden?
Büyük ülkeler, devletler teröristlere o ya da bu sebeple silah vermeye devam ettiği sürece, o terörist iyi ama bu terörist kötü, bu terörist anlamlı işler yapıyor bak bu cici terörist gibi yaklaştıkları sürece dünyada savaş da acı da bitmez. Terörün cicisi, haklısı olmaz. Bir insan eline silah alıp da "hak aradığını" iddia ediyorsa yapılması gereken o silahı elinden almaktır. Silahla, bombayla, insanların canını acıtarak hak arayan bir süre sonra o silahı sana da doğrultacaktır. Bugün piyon yaptığın terörist yarın senin de başına bela olacaktır.
Keşke herkesin çocuğunu kendi çocuğumuzmuş gibi sevebilsek, kendi çocuğunu gönderemeyeceğin bir savaşı çıkarmazsın o zaman. Kendi çocuğunu atmayacağın tehlikelere benim çocuğumu da, Suriyedeki, Iraktaki, Gürcistandaki, Fransadaki zavallı çocukları da atma!
12 Şubat 2016 Cuma
Havadan sudan
Bugün Cuma! Akşam Murat yemeğe gelemeyecek biz Duru ile başbaşayız. Dün de yoktu ve mantı haşlayıp yemiştik. Bugün de bol salçalı makarna yapıp yoğurtla yemeyi planlıyorum.Bol salçalı makarna benim sahur yemeğim. Annem sağolsun. Sonra evlenip kendi sahurlarımı hazırlamaya başladığımda haşlanmış yumurta, peynir, domates, çay tercih ettim. O saatte makarna yapmak zor geldiği için ve elbette her daim diyette olduğum için:)
Evde bir takım kurallarımız var, her ailede olduğu gibi. Mesela yemek yerken tv izlemek, telefon kurcalamak ya da kitap okumak yasaktır. Duru bu kurala harfiyen uyarken Murat resmen çocuk gibi uğraştırıyor:) Bazen Duru ile farketmemişsek Murat'ın ıpadden açtığı diziyi izlerken yemek yiyoruz. Durumu da genelde kızımız fark ediyor ve hemen müdahale ediyor.Duru ise çok kuralcı. Aferin kızıma!
Ama akşam yemekte Murat ya da ben yoksak o zaman isteyen istediğini seyrederek yemek yiyebiliyor.Baba ya da annenin yokluğuyla hüzünlenmemek için bir yöntem olarak bunu bulduk:) Babasına üzülmüyor çünkü miniş videoları var:))
Bu cumartesi güne gideceğim. Her gittiğim günden sonra menüm değişiyor. {Mantı yaparım diyordum en son gittiğimiz evde de mantı vardı.} Geçen gün ise bir lokantada şu yemeği gördüm. Hem yoğurt hem ıspanak hem de bulgur var. Ve daha önce hiç bir günde görmemiştim. Tadı şahane. Bana gelene kadar kimse yapmazsa kesinlikle bunu ve bizim ailenin Acem pilavını yapacağım. Adana'da günlerde bir çeşit bulgur işi yapmak şart. Yoksa o sofra eksik bir sofradır.
Haberleri dinlerken çok canım sıkılıyor, her yerimi sivilceler bastı, erkenden yatıp uyuyorum bir haftadır bir tek satır bile kitap okumadım. Bu da benden son haberler..
Herkese iyi haftasonları diliyorum...
Evde bir takım kurallarımız var, her ailede olduğu gibi. Mesela yemek yerken tv izlemek, telefon kurcalamak ya da kitap okumak yasaktır. Duru bu kurala harfiyen uyarken Murat resmen çocuk gibi uğraştırıyor:) Bazen Duru ile farketmemişsek Murat'ın ıpadden açtığı diziyi izlerken yemek yiyoruz. Durumu da genelde kızımız fark ediyor ve hemen müdahale ediyor.Duru ise çok kuralcı. Aferin kızıma!
Ama akşam yemekte Murat ya da ben yoksak o zaman isteyen istediğini seyrederek yemek yiyebiliyor.Baba ya da annenin yokluğuyla hüzünlenmemek için bir yöntem olarak bunu bulduk:) Babasına üzülmüyor çünkü miniş videoları var:))
Bu cumartesi güne gideceğim. Her gittiğim günden sonra menüm değişiyor. {Mantı yaparım diyordum en son gittiğimiz evde de mantı vardı.} Geçen gün ise bir lokantada şu yemeği gördüm. Hem yoğurt hem ıspanak hem de bulgur var. Ve daha önce hiç bir günde görmemiştim. Tadı şahane. Bana gelene kadar kimse yapmazsa kesinlikle bunu ve bizim ailenin Acem pilavını yapacağım. Adana'da günlerde bir çeşit bulgur işi yapmak şart. Yoksa o sofra eksik bir sofradır.
Haberleri dinlerken çok canım sıkılıyor, her yerimi sivilceler bastı, erkenden yatıp uyuyorum bir haftadır bir tek satır bile kitap okumadım. Bu da benden son haberler..
Herkese iyi haftasonları diliyorum...
10 Şubat 2016 Çarşamba
İlk yarıyıl tatili bitti yeni dönem başladı ben hala tatili yazacağım:
Duru'nun hayatının ilk yarıyıl tatili çok önemli bir konu. Bunu yazmasam olmazdı! Bu yarıyıl tatilinde iki gün izin aldım ve kızımla sinemaya gidip yemek yiyerek bir anne kız günü yaşadık.
Ve Duru ilk kez kendi parasıyla bir oyuncak aldı. Aslında hedefimiz "miniş" almaktı ama sonra miniş kalmadığı için içeri girer girmez gözüne kestirdiği aşağıdaki fotoğrafta da görülebilen oyuncak tavşanı aldı:
İlk filmimiz "iyi bir dinazor" du. Ve aslında yanlış bir seçimdi. Çünkü çok acıklıydı. Filmin ilk onbeş dakikasında dinazorun babası öldü! Duru ağlamaya başladı, anne çıkalım dedi. Ama çıksak aklında hep kötü şeyler kalacaktı diye ısrarla kalalım dedim. Sonra dinazor bir de kaybolup bir başına kalmasın mı? Neyse sonunda dinazor ailesine kavuştu ama film boyunca çok gerildik.Bir de dinazor annenin baba öldükten sonra bir daha asla eskisi gibi güçlü , sağlıklı görünmüyor oluşu canımı sıktı. Hayatta her zaman dik durmayı, güçlü olmayı öğretmemiz daha doğru bir yaklaşım olmaz mı?
Çıkışta yemek yedik ve eve gittik:
İkinci gün de yine sinemaya gittik.Bu kez maalesef köstebekgiller filmine gittik. Ve yine süper saçmaydı. İlk filmden bir tık daha iyi olsa da ne yazık ki yine çırpıştırılmış bir filmdi. Konu, mantık, oyunculuk hak getire!
Anne kız günlerini çok seviyorum. Duru da artık çok iyi bir eşlikçi. Beraber alışveriş yapmaya da başladık mı benden mutlusu olamaz:)
Ve Duru ilk kez kendi parasıyla bir oyuncak aldı. Aslında hedefimiz "miniş" almaktı ama sonra miniş kalmadığı için içeri girer girmez gözüne kestirdiği aşağıdaki fotoğrafta da görülebilen oyuncak tavşanı aldı:
İlk filmimiz "iyi bir dinazor" du. Ve aslında yanlış bir seçimdi. Çünkü çok acıklıydı. Filmin ilk onbeş dakikasında dinazorun babası öldü! Duru ağlamaya başladı, anne çıkalım dedi. Ama çıksak aklında hep kötü şeyler kalacaktı diye ısrarla kalalım dedim. Sonra dinazor bir de kaybolup bir başına kalmasın mı? Neyse sonunda dinazor ailesine kavuştu ama film boyunca çok gerildik.Bir de dinazor annenin baba öldükten sonra bir daha asla eskisi gibi güçlü , sağlıklı görünmüyor oluşu canımı sıktı. Hayatta her zaman dik durmayı, güçlü olmayı öğretmemiz daha doğru bir yaklaşım olmaz mı?
Çıkışta yemek yedik ve eve gittik:
Evde kızım bana bir sofra hazırlamış ki sormayın. Balık, humus, cacıkla kurulan bu sofra düzeniyle de aklımı başımdan aldı:
İkinci gün de yine sinemaya gittik.Bu kez maalesef köstebekgiller filmine gittik. Ve yine süper saçmaydı. İlk filmden bir tık daha iyi olsa da ne yazık ki yine çırpıştırılmış bir filmdi. Konu, mantık, oyunculuk hak getire!
Anne kız günlerini çok seviyorum. Duru da artık çok iyi bir eşlikçi. Beraber alışveriş yapmaya da başladık mı benden mutlusu olamaz:)
3 Şubat 2016 Çarşamba
Denemeler
Hamburger sevgimi biliyorsunuz:) Bir kaç gün önce iş yerinde bir arkadaşım yeni açılan bir hamburgerciden bahsetti ve nefis olduğunu söyledi.Özellikle "Ti.ko'dan bile iyi" diyerek beni çok heyecanlandırdı.
Bir akşam Murat , ben Duru'dan oluşan hamburger değerlendirme ekibimiz S.oBig'e gittik.
Bir akşam Murat , ben Duru'dan oluşan hamburger değerlendirme ekibimiz S.oBig'e gittik.
Sunum hoş, ama Ti.ko'ya pek benzer gördüğünüz gibi.Yeni bir yer açıyorsanız biraz özgün olmaya çalışmak gerekmez mi? Dünyada hamburgerin tahta tabaklarda servis edilmesi gibi bir gelenek mi var? Sen de bambaşka bir sunum yap, ilk anda insanın aklına diğer hamburgercileri getirme:)
Soslar güzel değildi zaten sos değil mezeydi.Mezeler neden soslukla servis edilmişti, eğer sos olması planlanmışsa çok katıydı nasıl patatesleri batırmamız bekleniyordu?
Tüm mezeler ve salatalar sarımsaklıydı ki ben hamburgerin yanında bu denli yoğun sarımsak sevmiyorum.
Patatesler oldukça kötüydü. Çok kalındı ve bir kısmının içi pişmemişti.
Hamburger gerçekten güzeldi ama yukarıda saydığım bu olumsuzluklar sebebiyle benim gönlümde yatan aslan hala Ti.k.o.
Bu kadar adı geçti madem kapanışı Ti.ko ile yapalım. Karşınızda T.iko'daki son keşfim: double cheeseburger. Özellikle arka planda görülen beyaz sos nefis bir şey. Ben genelde ondan bir tane daha istiyorum. Patatese çok yakışıyor.
2 Şubat 2016 Salı
Pazar Günü
Pazar günü arkadaşlarımızla çok şahane bir kahvaltı yaptık. İlk kez gittiğimiz bir at çiftliğinde uzun saatler süren , bol sohbetli güzel bir gündü.
Çocukların yumurtaları bu şekilde gelmişti, çok sevdim.
Kahvaltıdan sonra Duru ve Aslan ata bindi.
Arkadaş sanki kızım at üstünde doğmuş, öyle bir duruş, öyle bir yakışma :)
Biraz da parkta ata bindiler:)
Günün bence özeti de şudur ; "kuma gemisi yürür elti gemisi yürümez" ..:)
26 Ocak 2016 Salı
Olağan akış
Blogun olağan akışı sekteye uğradı. Haftasonu arkadaşlarla yeni açılan bir otelde kahvaltıya gittik, yeni bir hamburgerci denedik falan ama hiç birini blogda yazmaya henüz halim yok.
Hava çok soğuk acaba bu yüzden mi diyorum bazen. Üzerimde bir ağırlık var. Tam kış modundayım:)
Akşamları kitap okuyorum, tv izliyoruz, battaniye örüyorum.
Bu ara en çok ev değiştirme konusuna sardım. Beğendiğim evle ilgili bir sorun var bence çok önemli bir şey değil ama Murat çok önemsiyor. O ev olmasın diye bir sürü alternatif ev buldu ama konum olarak hiç birini beğenmedim. En son benim sitede afişi olan bir emlak şirketinin sahibinin arkadaşı olduğunu öğrendi. Adamcağız ısrarlarıma dayanamıyor, ne yapsın.
Bir yandan da endişeliyim çünkü sorun denen şey kapalı havuzun ruhsatı ile mi ne ilgiliymiş evi aldıktan sonra acayip bir borç çıkar mı acaba diye de düşünmüyor değilim. O zaman Murat bana çok kızabilir işte:))
Arafta gibiyim.Şu andaki evde geçiciymişiz gibi hissediyorum. Devamlı taşınırken yapacağım değişiklikleri düşünüyorum, vereceğim eşyaları hesaplıyorum. Kafam bunlarla öyle çok meşgul ki dönüp blog yazmaya fırsat bulamıyorum:))
Duru hayatının ilk yarıyıl tatilinin tadını çıkarıyor. Perşembe Cuma izin alacağım ve anne kız birlikte iki gün geçireceğiz. Sinemaya gideriz mısır yeriz diye heyecanlanıyor. Bakalım.
18 Ocak 2016 Pazartesi
Nostaljik Pazartesi!
Kar kış ve yağmur da en iyisi bir tatil yazısı diye düşündüm.Bu arada fikir için tekrar teşekkürler Ayşe Abla:)
Alaçatı'ya bu bizim üçüncü gidişimiz.Pek bir numarası olmayan sokaklar, kalabalık gibi sebeplerden çok çok da bayılmıyoruz bu sebeple sadece bir gecemizi Alaçatı'ya ayırmaya karar verdik.O gece de hedefimizi "ünlü görmek" olarak belirledik.En az iki diyordu kocam:)
Duru kokuya çok hasaas bir kız.Biliyorsunuz. Burada da kokoreç kokusundan rahatsız olup burnunu tıkamış.Bunu anladığımda gülmekten ölecektim:)
Daracık sokaklara tezgahlar açılmış.Hediyelik eşyalar,biblolar, lavantalar, mısırlar, takılar satılıyor.
Biz de kendimize anne kız aynı bilezikten aldık.Duru bir balık olduğu için onun bileziği balıklı:) Alttaki dondurmalı fotoğrafında bileziği görülüyor.
Ve işte Alaçatı'ya gelme sebebimiz.Mavi dondurma ! {Benimkinde pembe de var }
Şimdi gelelim ünlü görme hikayemize :) Alaçatı'da dolaşırken hemen hemen herkes ünlü arayışında.O kadar çok insanın yüzüne ünlü mü acaba diye baktım ki anlatamam.Bir de biz kocamla bir iki senedir eskisi kadar dizi seyretmediğimiz için yeni ünlülere biraz uzağız.Görüp de kaçırdığımız ünlü olmuş da olabilir.
Neyse bakına bakına gezerken daracık yolun iki yanına sıkış pıkış sıralanmış masalarda oturan bir ünlü farkettim."İzzet Altınmeşe" diye bağırdım ve kocama gösterdim.Masadaki herkes bana baktı , kocam da yerlere yatıyordu.Çünkü adamcağız "Burhan Çaçan'mış" :)))) Herkeslerden özür dileyerek kaçtık! Koskoca Burhan Çaçan'dan burada da özür diliyorum.Tamamen benim heyecanlanmış olmam ve elbette salaklığım :))
İkinci gördüğümüz ünlü de Pınar Dilşeker'di.Yan masamıza oturup dondurma yedi.Kocam "herkes bu sene Bodrum'a gitmiş" diyip durdu:) Eda Taşpınar'ı bile göremedik sayın okur:))
15 Ocak 2016 Cuma
CUMA
Bu hafta çok hızlı geçti.
Yarın güne gideceğim için heyecanlıyım. Çoktandır bu tip gün işlerine bulaşmıyordum ama özlemişim. Toplam yedi kişiyiz ve bu ikinci gidişimiz bana ne zaman sıra gelir bilmiyorum ama menüm hazır:)
Mantı, kısır, hamur çanakları içinde pizza, humus, Hindistan cevizli toplar, elmalı kırıntı tatlısı, ballı cevizli avakado tatlısı.
Tatlıların hafif olmasına özen gösterdim. Ağır ağdalı tatlıları sevmiyorum. Yiyenler de nispeten sağlıklı bir şeyler yemiş olsun istiyorum.
Önümüzdeki aydan sonra herhangi bir hafta almayı düşünüyorum bakalım.
Dün de eski iş yerinden arkadaşlar bizi ziyarete geldi.Çok güzel geçti, eski günleri anmak, eski arkadaşların neler yaptığını öğrenmek. Her zaman en küçük bendim o yüzden arkadaşlarımın çocukları işe giriyor, evleniyor falan. Bu tip heyecanlı havadislere bayılıyorum:)
Duru'nun önümüzdeki sene için öğretmenini seçtik. O kadar absürd geliyor ki bana bu işler anlatamam.Ocak ayında gelecek senenin eylül ayı için isim yazdırdık.Ocak sonu sınıflar doluyormuş:) Yine sıcakkanlı, kocaman gülümseyen bir öğretmen seçtim. Daha önce arkadaşlarımın çocukları da bu öğretmene gittiği için referanslı bir öğretmendi de. Ben de her okula gittiğimde şöyle bir uzaktan izlerdim bu öğretmeni;) Hayırlısı.
Ama tabi çocuğum ve çocuklarımız için böyle bir eğitim sistemi dilerdim. Velinin koştur koştur okul ve hatta öğretmen seçmediği, eve en yakın okulda da en pahalı özel okulda da aynı seviyede eğitim alabileceği bir sistem. Her çocuğun değerli olduğu , önemsendiği bir sistem.
Herkese uzun , mutlu bir haftasonu diliyorum:)
Yarın güne gideceğim için heyecanlıyım. Çoktandır bu tip gün işlerine bulaşmıyordum ama özlemişim. Toplam yedi kişiyiz ve bu ikinci gidişimiz bana ne zaman sıra gelir bilmiyorum ama menüm hazır:)
Mantı, kısır, hamur çanakları içinde pizza, humus, Hindistan cevizli toplar, elmalı kırıntı tatlısı, ballı cevizli avakado tatlısı.
Tatlıların hafif olmasına özen gösterdim. Ağır ağdalı tatlıları sevmiyorum. Yiyenler de nispeten sağlıklı bir şeyler yemiş olsun istiyorum.
Önümüzdeki aydan sonra herhangi bir hafta almayı düşünüyorum bakalım.
Dün de eski iş yerinden arkadaşlar bizi ziyarete geldi.Çok güzel geçti, eski günleri anmak, eski arkadaşların neler yaptığını öğrenmek. Her zaman en küçük bendim o yüzden arkadaşlarımın çocukları işe giriyor, evleniyor falan. Bu tip heyecanlı havadislere bayılıyorum:)
Duru'nun önümüzdeki sene için öğretmenini seçtik. O kadar absürd geliyor ki bana bu işler anlatamam.Ocak ayında gelecek senenin eylül ayı için isim yazdırdık.Ocak sonu sınıflar doluyormuş:) Yine sıcakkanlı, kocaman gülümseyen bir öğretmen seçtim. Daha önce arkadaşlarımın çocukları da bu öğretmene gittiği için referanslı bir öğretmendi de. Ben de her okula gittiğimde şöyle bir uzaktan izlerdim bu öğretmeni;) Hayırlısı.
Ama tabi çocuğum ve çocuklarımız için böyle bir eğitim sistemi dilerdim. Velinin koştur koştur okul ve hatta öğretmen seçmediği, eve en yakın okulda da en pahalı özel okulda da aynı seviyede eğitim alabileceği bir sistem. Her çocuğun değerli olduğu , önemsendiği bir sistem.
Herkese uzun , mutlu bir haftasonu diliyorum:)
12 Ocak 2016 Salı
Ben yine havadan sudan bir şeyler yazdım işte:
Bu ara öyle üşengeç bir ruh halindeyim ki buraya fotoğraflı,
oraya gittik buraya gittik yazısı yazacak halim yok. Bir yandan da bloga uzun
süre yazmamak beni huzursuz ediyor. Ödevini yapmayan bir öğrenci gibi
hissediyorum kendimi.
Evde çok ciddi bir düzenlemeye gidilmesi lazım mesela.Üşengeçlikten ölüyorum. Sonuçta
bu işe yaklaşık iki ay sonra başlamaya karar verdim. Zira iş çok büyük neredeyse evin yarısını sağa sola
vereceğim, düzenleyeceğim, yerleştireceğim. Hiç kullanmadığım yatak örtüleri, battaniyeler, çantalar, tabaklar,
kitaplar,salata kaseleri,Duru'nun okul faaliyetleri vs.
Sonra hep almayı planladığımız evi almak için Murat’ı
sıkıştırmaya başladım. Evimizi satalım, kredi çekelim gibi kimsenin aklına gelmeyecek:) önerilerle yaklaşıyorum
kendisine. Geçen gün benim istediğim sitede
oturan bir arkadaşına denk gelip konuyu açınca sitede bir sürü sorun olduğunu
öğrenmiş. Ay resmen yıkıldım. Ben evin içine kafamda yerleşme işlemini
bitirmiştim çünkü:P
Hemen arkadaşa suç attım. Bilmiyordur o salak dedim. Adamı
tanımam etmem ama salak olduğundan eminim! İşime gelmeyen durumlarda karşımdakini salaklıkla suçlamak da benim salaklığım. Bu ilk olayda değil elbette:
Yıllar önce de liseden sonra bir arkadaşım ilk girdiğimiz
sene kazanamamıştı. Ben ilk sene kazanıp İstanbul’a gittiğim için onu Adanaya
her geldiğimde aradım, İstanbuldan dahi arayıp motive etmişliğim vardı.Sonra
ikinci sene Çukurova Üniversitesi Endüstri Mühendisliğini kazandı.
Bir türlü fırsat bulup görüşemiyorduk ama sık sık telefonda konuşuyorduk. Bana yeni sınıfını, arkadaşlarını anlatıyordu. Hoşlandığı bir çocuk bile vardı. Bir gün annem bir arkadaşının oğlunun da aynı okulda aynı bölümde okuduğunu benim arkadaşımı sorduğunda sınıflarında tek bir kız olduğunu onun da İzmirden geldiğini söyledi. Hah dedim salak o, sınıflarındaki kızları bile bilmiyor!
Bir kaç gün sonra aynı üniversitede yine mühendislik okuyan çok yakın bir arkadaşımın kardeşine N.den bahsettim. Hayır bizim okulda değil ben onu tanıyorum görsem bilirim falan dedi. Ay başımdan kaynar sular döküldü. N bir yıldır bana yalan söylüyordu. Hem de kuyruklu yalanlar!
Sonra bir gün N. öylesine üniversite sınavına gireceğini söyledi. Kendini denemek istiyormuş. Ben tabi artık yalanları bilerek dinliyorum. O sene diyetisyenliği kazandı şu anda da diyetisyen olarak çalışıyor. Yıllar sonra bir okul toplantısında karşılaştık hala ortamdaki diğer arkadaşlara "1 sene endüstri mühendisliği okudum" diyordu, onunla bir daha da görüşmedim.
Bu site konusunda da salak dediğim adamın haklı çıkmayacağını umuyorum. Ben o evi çok istiyorum ya. Lütfen birleşip dualar edelim. Hayırlısıyla o ev benim olsun.
7 Ocak 2016 Perşembe
Son günlerde
Murat bir toplantıya gitti, dört gündür kızımla yalnızız. Erkenden yemeğimizi yiyor yatağa giriyoruz. Benimle uyuyor olduğu için çok mutlu. Yatakta ben kitap okuyorum o ıpadden dizi, oyuncak tanıtımı ya da doktor muayenesi falan izliyor. Sonra da erkenden uyuyoruz.
Bu sabah hayatımda ilk kez sabah 05:30 da dinç bir şekilde kalktım. Tabi hiç iyi olmadı. Biraz uyumaya çalıştım sonra baktım olmuyor kalkıp biraz kitap okudum.
Sabah Duru'nun aşısı vardı , onu okula bıraktım. Öğretmen endişeli gibiydi. İlk önce Duru aşı olsun o hiç korkmaz dedim. Çok şaşırdı.
Duru aslında aşıdan , doktordan çok korkan bir çocuktu. Daha bir bebekti aşı yapılacağını ortamdan anlar ve ağlamaya başlardı. Sonra bacaklarını biraz eğri basıyor gibiydi diye Ankara'da bir ortopedi uzmanına götürdük. Giderken de ikna etmek için doktorun kendisini muayene ettikten sonra bebeğini de muayene edeceğini söyledik.
Muayenehaneye girdik, stres başladı ama doktorla görüşmeye başladığımızda Duru çığlık çığlığa ağladı, adamcağız neredeyse ter içinde bir muayene yaptı. Neyse biz konuşmaya başladık , Duru bana dönüp doktorun bebeğini ne zaman muayene edeceğini sordu. O koskoca profesör konuşmasını bıraktı döndü Duru'yu "Seni çok güzel muayene ettim, bir de bebeğini mi muayene edeceğim?" diye bir azarladı:)) Annemle hem şaşırdık hem de halimize güldük.
Sonra yine 3 yaşında falan çocuk doktoruna gittik biraz ateşi vardı. Öyle bir ağladı ki doktorlar birbirimizi duyamadık. Zor çıktık odadan:)
Sonra çok tatlı bir KBB uzmanı ile tanıştık. Çok yakın bir arkadaşımın da teyzesinin kızı olan bu doktor muayeneye gittiğimiz ilk gün neyi var diye sormadan önce neredeyse yarım saat Duru ve bizimle sohbet etti. Havadan sudan, elindeki oyuncağından derken çocuk çok rahatladı. İlk kez ağlamadan bir muayene olduk ki burnuna ve kulağına kamera soktuğumuz bir muayeneydi.
Sonrasında ben Duru'ya internetten muayene görüntüleri izletmeye başladım. Nöroloji muayenesi, çocuk doktoru muayenesi gibi. Zamanla evde doktorculuk oyunlarımız çok profesyonelleşti. Ciddi ciddi bir muayene yapacak kadar bir şeyler öğrenmişti sıpa.
Şimdi de işler tersine döndü. Şöyle ki devamlı doktora gitmek istiyor. Ühü.
Erzurum'a giderken yolda bir kaç kez kustu, o halde bile bana dönüp "üç kez kustum doktora götürmen lazım" diyor mesela. Tutturmuş bana MR çektirelim diye:))
31 Aralık.2015 gününde de ben izin almıştım ve kendi kendime sinemaya gitmeyi planlamıştım. Biletimde kartımda biriken puanlarla hediye geldi, Ertuğrul filmine girdim. O sırada okuldan öğretmeni aradı Duru'nun karnı ağrıyor diye.Sabah çok sağlıklıydı halbuki.
Babasını yolladım artık , okuldan aldı , geldi beni aldılar doktora gittik. Arabaya bindim zaten sinemadan filmin en başında çıkmış olmanın hüznü var içimde bir de baktım bizimki bıyık altından gülüyor. Meğer az bir karnı ağrımış sonra geçmiş ama doktora gitme aşkından dolayı iyileştiğini söylememiş.
Gittik artık mecburen. Doktor muayene etti, bir şeyi yok çok şükür. Kan alabilir miyiz dedim artık? Çünkü MR çektirmekten başka kan aldırmak ve damar yolu açtırmak gibi istekleri de var hanımefendinin. Kan grubunu bilmiyoruz da dedim.
Kan alan hemşire şok yaşadı. Ne bir ıh, ne kolunu çekme. Ben hayatımda böyle çocuk görmedim dedi kadın. Overdose youtube izlemiş diyemedim tabi:))
Kan grubu A Rh+ olan sevgili Duru ile doktor maceralarımız devam edecek. Bir yandan gülüyorum ama bir yandan da böyle cesur olduğu için mutluyum.
Bu sabah hayatımda ilk kez sabah 05:30 da dinç bir şekilde kalktım. Tabi hiç iyi olmadı. Biraz uyumaya çalıştım sonra baktım olmuyor kalkıp biraz kitap okudum.
Sabah Duru'nun aşısı vardı , onu okula bıraktım. Öğretmen endişeli gibiydi. İlk önce Duru aşı olsun o hiç korkmaz dedim. Çok şaşırdı.
Duru aslında aşıdan , doktordan çok korkan bir çocuktu. Daha bir bebekti aşı yapılacağını ortamdan anlar ve ağlamaya başlardı. Sonra bacaklarını biraz eğri basıyor gibiydi diye Ankara'da bir ortopedi uzmanına götürdük. Giderken de ikna etmek için doktorun kendisini muayene ettikten sonra bebeğini de muayene edeceğini söyledik.
Muayenehaneye girdik, stres başladı ama doktorla görüşmeye başladığımızda Duru çığlık çığlığa ağladı, adamcağız neredeyse ter içinde bir muayene yaptı. Neyse biz konuşmaya başladık , Duru bana dönüp doktorun bebeğini ne zaman muayene edeceğini sordu. O koskoca profesör konuşmasını bıraktı döndü Duru'yu "Seni çok güzel muayene ettim, bir de bebeğini mi muayene edeceğim?" diye bir azarladı:)) Annemle hem şaşırdık hem de halimize güldük.
Sonra yine 3 yaşında falan çocuk doktoruna gittik biraz ateşi vardı. Öyle bir ağladı ki doktorlar birbirimizi duyamadık. Zor çıktık odadan:)
Sonra çok tatlı bir KBB uzmanı ile tanıştık. Çok yakın bir arkadaşımın da teyzesinin kızı olan bu doktor muayeneye gittiğimiz ilk gün neyi var diye sormadan önce neredeyse yarım saat Duru ve bizimle sohbet etti. Havadan sudan, elindeki oyuncağından derken çocuk çok rahatladı. İlk kez ağlamadan bir muayene olduk ki burnuna ve kulağına kamera soktuğumuz bir muayeneydi.
Sonrasında ben Duru'ya internetten muayene görüntüleri izletmeye başladım. Nöroloji muayenesi, çocuk doktoru muayenesi gibi. Zamanla evde doktorculuk oyunlarımız çok profesyonelleşti. Ciddi ciddi bir muayene yapacak kadar bir şeyler öğrenmişti sıpa.
Şimdi de işler tersine döndü. Şöyle ki devamlı doktora gitmek istiyor. Ühü.
Erzurum'a giderken yolda bir kaç kez kustu, o halde bile bana dönüp "üç kez kustum doktora götürmen lazım" diyor mesela. Tutturmuş bana MR çektirelim diye:))
31 Aralık.2015 gününde de ben izin almıştım ve kendi kendime sinemaya gitmeyi planlamıştım. Biletimde kartımda biriken puanlarla hediye geldi, Ertuğrul filmine girdim. O sırada okuldan öğretmeni aradı Duru'nun karnı ağrıyor diye.Sabah çok sağlıklıydı halbuki.
Babasını yolladım artık , okuldan aldı , geldi beni aldılar doktora gittik. Arabaya bindim zaten sinemadan filmin en başında çıkmış olmanın hüznü var içimde bir de baktım bizimki bıyık altından gülüyor. Meğer az bir karnı ağrımış sonra geçmiş ama doktora gitme aşkından dolayı iyileştiğini söylememiş.
Gittik artık mecburen. Doktor muayene etti, bir şeyi yok çok şükür. Kan alabilir miyiz dedim artık? Çünkü MR çektirmekten başka kan aldırmak ve damar yolu açtırmak gibi istekleri de var hanımefendinin. Kan grubunu bilmiyoruz da dedim.
Kan alan hemşire şok yaşadı. Ne bir ıh, ne kolunu çekme. Ben hayatımda böyle çocuk görmedim dedi kadın. Overdose youtube izlemiş diyemedim tabi:))
Kan grubu A Rh+ olan sevgili Duru ile doktor maceralarımız devam edecek. Bir yandan gülüyorum ama bir yandan da böyle cesur olduğu için mutluyum.
6 Ocak 2016 Çarşamba
Kitap: Hımm
Bu geçen senenin kitaplarından biri, taslakta unutmuşum:) Oldukça kötü bir kitaptı. Annesi hasta olan bir kız , kıza bir teklifle gelen bir tanrı var falan. Kitabın sonu sürprizli ama bu bile kitabı kurtarmıyor.
Geçen sene okuduğum 81. kitap olmasının dışında bir özelliği yok.
5 Ocak 2016 Salı
Ergen
Hayattaki üzüntüleri, sıkıntıları bloguma çok fazla yansıtmamaya çalışıyorum. Gazeteleri dişlerimi sıka sıka okuyorum mesela ama blogda bundan hiç bahsetmiyorum. Ya da haberleri ağlamadan izleyemiyorum ama burada tek kelime etmiyorum.
Genel yapım da bu yöndedir benim. Çok az şeyi kafama takarım, olayı dramatize etmem. Önemsemem, geçer derim. İnsanların sözleri beni kırıyorsa dahi olgun davranmaya çalışırım, cehaletlerine veririm, iyi niyetli en azından filan derim. Bana laf sokana laf sokmam mesela. Uzak dururum. Sevmiyorsam görüşmem. Görüşmek zorundaysam mesafeli bir samimiyet kurarım.
Annemle bile bir resmiyetim vardır. Haber vermeden, müsait mi diye sormadan gitmem. Evinde ona sormadan yemek bile yapmam. Kayınvalidemle, arkadaşlarımla, evdeki yardımcılarla dahi. Murat ,Duru ve sanırım kardeşim hariç herkesle aramda bir mesafe var. Bu sevmediğimden asla değil.
Yeni yıl yazısını hazırlarken de yıllardır blogunu zevkle okuduğum Sergül'ün kızını kaybedişinin acısı içindeydim. Allah kimseyi evladıyla sınamasın, Sergül'e de sabır versin.
Sergül'ün blogda ve ınstagramda takipçisiyim ve ona yapılan yorumları da görüyorum haliyle.Görmez olaydım.
Her zaman Sergül'ün takipçileri bir garipti zaten. Yani zırt pırt Japonya'daki saati soranlar, aşırı sevgi gösterisinde bulunanlar, Japonya'dan bir şeyler isteyenler, acayip hakaret edenler, komik komik akıl verenler filan. Ama insan bu salakların bile böyle bir acı karşısında en azından susmasını bekliyor.
En iyi niyetli yorumlar bile korkunç. Kız 14 yaşında daha hayatın başında, ne acı yaşamış, ne sorumluluk almış, ne evlattan anlar ama kalkmış kadına evladının kaybıyla alakalı suçlarcasına akıl veriyor, çok fazla üzülme falan diyor. Bir diğeri nazardan bahsediyor, öbürü annesinin kaybettiği evlatlardan ve acısının hiç geçmediğini yazıyor. Oysa yapılacak tek şey sabır dilemek, ya hiç bir şey bilmiyorsan sus bari.
Bana abla abla demeyen, saçma sapan yorumlar yapmayan, yaşının üstünde ahkamlar kesmeyen, aptalsın sen der gibi akıl vermeyen, kırmaya çalışmayan iyi niyetli, sevgi dolu tüm okurlarıma buradan sevgilerimi gönderiyorum. Her zaman sevgi dolu, içten yorumlar gördüm blogumda.
Her yazıdan sonra okuduklarım mutlu etti beni. Genç okurlarım bile anlamlı, mutluluk veren şeyler yazdı.
Teşekkür ederim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Hakkımda
- Öykücü
- Bir anne, bir baba ve bir de çocuk.Aşk dolu, neşeli ve eğlenceli bir hayat umuduyla..



