konya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
konya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ağustos 2015 Perşembe

Konya

 
Konya'yı çok seviyorum.Daha çok Konya'da yemek yemeyi:P Konya'da pek gezdiğimiz söylenemez zaten:) Bu sefer de Eskişehir sonrası Adana'ya geçerken yemek için uğradık.Her zaman gittiğimiz Cemo'nun bu sefer farklı bir şubesine gittik.
 
 
Duru'ya bamya çorbası , bize etli ekmek ve son olarak da elbette sacarası:
 



Yani benim bu coşkuma bakıp yeseniz şu sacarasını "bu muymuş?" dersiniz.O kadar basit bir lezzet.Ama ben yemelere doyamıyorum.Şu fotoğrafa bakarken bile keşke iki tane yeseydim pişmanlığı yaşamaktayım:)

Sonra Adana'ya geldik ve hikaye kaldığı yerden devam etti...

11 Eylül 2014 Perşembe

Bugün olsa Konya'da evleniriz.


Geçen yazının sonunda düğün salonunun önünde arkadaşlarımızdan ayrılmıştık.Yemek yiyip, muhabbet etmeye o kadar dalmışız ki benim saç, makyaj için kuaföre gidecek zamanım kalmamıştı.Ama asıl sorunumuz kıyafetlerimizi nerede giyeceğimizdi:) Neyse düğün salonu bize bir gelin damat odası ayarladı.

Ne sıkıntılarla giyindik, makyaj yaptım anlatamam.Saçımı resmen uyduruk bir at kuyruğu yaptım.Sonra bir çıktık ki düğün haremlik, selamlık şeklinde yani kadın ve erkekler ayrı oturuyor:)Sonradan öğrendiğime göre Konya'da yemekli düğünler bu şekilde olurmuş. Eşim bizi gelinin kızkardeşinin yanına bırakıp gelinin babasının yanına gitti.Biz sohbet ederken nikah kıyıldı, gelinin şahidi eşimdi, hemen kalkıp gelini tebrik ettik.

Pazartesi mesai olduğu için planımız düğünden erkenden kaçmaktı.Nikah kıyılır, gelini tebrik ederiz en geç 22:00 de ayrılırız diyorduk.Bir yandan da o saatte düğünden ayrılmak ayıp olacak diye için için dertleniyorduk.Adana'da düğünler çok geç biter çünkü.21:00-22:00 oynama faslının yeni yeni başladığı zamanlardır:))

Bu arada Duru çok acıkmıştı.Biz arkadaşlarla yemek yerken o uyuduğu için öğlenden beri açtı.Yemek menüsü bamya çorbası etli pilav, yayla çorbası etli pilav şeklinde.Duru babasıyla yemeklerin servis edileceği tencerelerin önüne kamp kurdu.Acıktım diye ortalığı yıkıyor.Adamlar size verirsek başkalarına da vermek gerekir düğünün düzeni bozulur diye kızıma bir kasecik çorba bile vermiyor.Duru artık ağlıyor ki bu durum yukarıdaki fotoğrafta yüz ifadesinden de  belli sanıyorum:(

Neyse bir masaya geçip oturduk servisi bekliyoruz.Bu arada masamdaki Yıldız Hanımla da çok samimi olduk.Çok hoş, iyi niyetli, temiz yüzlü bir hanım.Ben gelinin kardeşlerinin yanında oturuyorken  herkes masaları doldurmuş , servis almak için de masada oturmak gerek dolayısıyla bizim masa en arkada ve Yıldız Hanım, Duru ve benden başka kimse yok.

Yıldız Hanım bu masaya belki servis yapmazlar dedi biz de üç hanımın oturduğu başka bir masaya geçtik.Bu arada Duru amansızca söyleniyor ; 'acıktım, hadi getirsinler, acıktım, yemek nerde, hadi hadi hadi'..

Düğünde düzen şu şekilde ; ilk on beş masaya servis yapılıyor , bitiren masadakiler kalkıyor isterlerse arka masalara geçiyor ya da düğünden ayrılıyor, arka masadakiler onların masasına geçip yeni servis açılmasını belkiyor.

Yani yemek sadece ilk  masalara servis ediliyor.Ama iki kez ama üç kez ama hep aynı masalara.Orada kim oturursa da yemeği o yiyor.

Yani zaten acıkmış olan kızımın yemek yiyebilmesi için ilk on masadakilerin bitirip kalkması ve bizim o masalara geçmemiz gerekiyor.Tanrım!!

Masadakiler de Duru'nun söylenmesine kayıtsız kalamadı.Bir garsonu çağırıp (bayan garson) bir tas çorba rica ettiler.Neyse bu sefer çorba geldi.Masada herkes seferber oldu ben çorbayı içiriyorum bir diğeri ekmeği bölüp Duru'nun ağzına veriyor, Yıldız Hanım elimin kirlendiğini görüp ıslak mendil çıkarıyor gibi.

Duru çorbasını yarılamıştı ki bize yakın bir masa boşaldı.Çorbamız elimizde kalkıp o masaya geçtik.Masadaki kağıt örtü toplandı, yeni bir kağıt masa örtüsü plastik bardaklar, su ve içecek geldi.Ortaya servis şeklinde bir büyük kase çorba ve büyük bir kayık tabakta pilav ve et getirdiler.O arada Murat da gidip bir küçük tabakta et pilav almayı başarmış Duru'ya.Ama Duru'nun gözü dönmüş 'bu tabak bitince  masadakini de yiyeceğim, hepsini bitireceğim' diye bağırıyor:)) Masada gülmekten ölerek yemek yedik.

Kadın erkek ayrı oturma konusu çok sıkıntı.Mesela Yıldız Hanım neredeyse tek başınaydı düğünde, ben de keza öyle.Zaten kadın ve erkek ayrı ama aynı bahçenin içinde.Şöyle anlatayım L şeklinde bir bahçe düşünün. L nin bir kenarı kadınların bahçesi, bir kenarı erkek bahçesi ve kenarların birleştiği L nin köşesi nikahın kıyıldığı yer ve dans pisti.Yani eğer herkes ortada dans edecekse ve dolayısıyla birbirini görecekse ayrı oturmanın anlamı ne:)

Bizim düğünde müzik de yoktu gerçi:) Yani yemeğinin yiyen herkesin kalktığı düğün saat 21:30 civarı resmen bitmişti:))

Biz Murat'la buna bayıldık.Bugün olsa Konya'da evleniriz diyip duruyoruz günlerdir:))

Eşim de ben de evlenirken düğün istememiştik.Onun babası ile benim annem kıyameti kopardı.Tek kızım ,tek oğlum muhabbetinden sonra biz de onları kırmamak adına kabullendik.Düğünümüzde doğru düzgün oynamadığımız gibi düğün cdmizi bir kezden fazla izleyemedik:))

Kına gecesi fikrinden bile hoşlanmayan, gelinlik yerine sade bir beyaz elbise giymek isteyen,biricik kızının doğumunda dahi oda süsleme, kapı süsü bile yapamayan bir kadınım ben.İçimden gelmiyor.

İnternette kına geceleri için tefler yaptıran, nişan için kurabiyeler hazırlatan, bebek odalarını konsept belirleyip süsleyen insanları ilgiyle takip ediyorum, çıkan sonuçları da beğeniyorum ama ben bu tip işlerin kadını değilim.Kınamak, yermek ya da küçümsemek istemiyorum dedim ya beğeniyorum ama bana göre olmadığını düşünüyorum.

Neyse ki tam da bana göre biriyle evlenmişim:) "25. yılımızda damatlık ve gelinlik giyip bir parti verelim mi?" dediğimde yüzüme delirmişim gibi bakan bir kocam var.Sonrasında kahkahalarla gülüyoruz zaten:))

10 Eylül 2014 Çarşamba

Konya'da düğün vardı.


Konya'da eşimin iş dolayısıyla tanışıp bir abi gibi sevdiği bir aile dostumuzun kızının düğünü vardı.Gelin kızımızı da babasıyla çalışıyor olmasından dolayı tanıyor ve çok seviyorduk.Çok kaliteli, ince, zarif, samimi insanlar.Yine kendisi kadar hoş olan biriyle evleniyor olmasından dolayı mutluyuz:)

Düğün Pazar akşamı Konya'da olacaktı ve eşim de nikah şahidiydi.Biz Cumartesi günü sabah yola çıktık.İlk önce Pozantı'daki Tünel Lokantasında kahvaltı yaptık.Yukarıdaki fotoğraf masamızdan görünen dağ manzarası.Tünel bizim için sabah yola çıkılacak tüm yolculukların mutlaka uğranacak yeridir.Eskiden haftasonları uğrayıp et yerdik ama şimdi sadece kahvaltı için uğruyoruz.Kahvaltıda abartılı çeşitler yok ; domates, peynir, bal-kaymak, tavada yumurta gibi.Ama Adana'nın bunaltıcı sıcağından sonra Pozantı'nın o serin havasında ne yense güzel geliyor insana:))Nitekim kahvaltıdan sonra yüzümüz gülüyordu:


Kısacık bir yolculuktan sonra Konya'ya vardık.Daha önceden ayarladığım öğretmenevine yerleştik.Bugünkü hedefimiz Mevlaa Müzesiydi.Daha önce Konya'ya defalarca geldik ama müzeye hiç giremedik.Kapalıydı, süre kısıtlıydı gibi.

Müzeye girişte tanıtım yapan kulaklıklardan aldım.O kulaklıklar olmadan gezmenin hiç bir anlamı yok.Yanınızda bir rehber yoksa mutlaka alın.

Müzeyi genel olarak beğendim.Türkiye'deki pek çok müzeye göre çok başarılı ama çok kalabalık ve daha iyi düzenlenebilirdi diye de düşünmedim değil.Mesela dergahın mutfak bölümünde gözyaşları içinde dua eden ve yerinden kıpırdamayan bir sürü teyze vardı.Onların yüzünden o kısmı tam göremedim.Hemen yan odadaki türbe ise boştu oysa içerde dua bekleyen mezarlar bulunmaktaydı.Ama mutfakta gözyaşları içinde mizansen gereği konulmuş heykellere dua eden teyzelere bunu söyleyen kimse yoktu:(

Bu kapı çok etkileyiciydi.İçerde Mevlana'nın mezarının da bulunduğu , fotoğraf çekmenin yasak olduğu bölümün girişi.Her bir levhanın bir anlamı var ama bunu da kulaklıklardan öğrenebilirsiniz ancak.İçerisi çok etkileyici, çok güzel.Gidecek olanlara devekuşu yumurtalarının tavanda asılı olduğunu da söyleyeyim de benim gibi bakınıp durmasınlar:))



Müzeyi gezerken etrafta elleri telsizli adamlar sardı önce.Sonra müze müdürünün etrafta dolaşıp durduğu, apar topar bir hazırlık içine girdiklerini gördüm.Etraftaki görevliler bir yandan da "çabuk olun, birazdan müze kapanacak" diye bağırıyorlardı.Mevlana'nın kabrinin olduğu bölüme önce ben girdim Murat Duru ile dışardaydı sonrasında ona zaman kalmayacak, gezemeyecek diye çok korktum.Neyse hızla da olsa o da gezebildi.Sonrasında kulaklıkları teslim ettik, neredeyse sırtımızdan itilerek müzeden çıktık.Malatya'dan gelmiş bir adamcağız bu duruma isyan ediyordu biz çıkarken.

Telsizli adamların, müze müdürünün yaptığı son kontrollerin ve bu telaşın sebebi yeni başbakan Ahmet DA.VUTOĞLU'nun Konya ziyaretiymiş.Konyalı başbakan başbakan olduktan sonra ilk kez geliyor Konya'ya.Tabi ki halk apar topar müzeden atılacak! Gayet normal!


Duru ile Murat'ı beklerken özçekim yaptık:



Bu postacı çantasına bayıldım.Camdan yansıyan kulaklı beni de gördünüz mü? :)


Müzeden kovalandıktan hemen sonra müze dışındaki cami önünde özçekim:


Çok acıkmıştık ve istikametimiz her zamanki yerimiz olan Cemo oldu.Konyalı bir arkadaşımız tavsiye etmişti burayı, biz Araştırma Hastanesi'nin karşısındaki Cemo'ya gidiyoruz.Bahçesi, yemeklerin lezzeti harika.

Duru'nun favorisi bamya çorbası:


Benim bu sene ilk kez deneyip bayıldığım tirit:


Murat klasiği etli ekmek:


Ve ve ve 'sacarası' :


Yemekten sonra öğretmenevine gittik.Erkenden uyumuşuz.Sabah çok dinç uyandık ve kahvaltı için Sille yollarına düştük.Sille konağında açık büfe kahvaltı yaptık.Sille'yi gezmek de hoş olabilirdi ama biz Konya'da bulunan arkadaşlarımızla görüşeceğimiz için kahvaltıdan sonra buradan ayrıldık.Aşağıdaki Sille'de dağ manzarası.Manzaralarda beyaz bulutlar ve mavi gökyüzü en sevdiğim fon.


Sonrasında yılar önce Adana'dan taşınan arkadaşlarımız Volkan ve Saadet'in evine gittik.Kayınpederim ve Volkan'ın babası eski subaylar.Aileleri de lojmanda yıllarca beraber oturduğu için eski ve köklü bir dostluk onlarınki.Eşler ve çocuklarla da giderek büyüyor:)

Yeni evlerini görmeye gittiğimizde Volkan'ın annesini de orada görünce çok mutlu olduk.Beraber çay içtik, poğaça yedik, bir ara babalar çocukları sitenin bahçesindeki parka indirdiler, bol bol sohbet ettik akşam da bizi yemeğe götürdüler.Düğün salonunu onlar olmasa da bulamazdık :) Düğün salonunun önünde öpüşüp ayrıldık ama hepsini şimdiden özledim.

Bu yazı umduğumdan uzun oldu.Konya düğünleri bir sonraki yazıya kalsın artık :)

5 Eylül 2014 Cuma

Geldim!


Eşim toplantıdan döndü.Ama daha kendimize gelemeden ailemizden birinin sağlığıyla ilgili ciddi bir problem oldu, Adana'daki doktorlar bir tanı koydu, inanamadık ve eşim geldikten iki gün sonra apar topar bu sefer İstanbul'a gitti.Neyse ki yapılan kontrollerde sandığımız kadar kötü bir hastalık olmadığı ortaya çıktı ve sonuçta çarşamba gece yarısı eşim eve geri döndü.

Sağlık problemine o kadar odaklandık ve o kadar çok dua ettik ki.O üç gün kalbimiz ağzımızın içinde atıyordu.Sonra o lanet bekleme süreci ! Doktor randevu saatine kadar zor bekledik, kan sonucu bekle vs derken.Ben Murat'ı, annem beni, anneannem annemi ,arayıp durduk:) İş arkadaşlarım, kardeşim ,eşimin halası, kayınvalidemin kız kardeşleri derken telefona yapışık gibiydim.Herkesin sorduğu soru ; " sonuç belli olmuş mu? Ne çıktı? ".

Neyse ki sonuçta hastamızın büyük ihtimalle ALS olmadığı ortaya çıktı.{Çok şükür} ALS evet her gün konuşulan o lanet hastalık! Bizim ailede yok çok şükür ama halihazırda tanı konulan, hasta olan, ailesinde hastası olan milyonlarca insan var.Çok üzgünüm.Tabi insan dışardan ne kadar üzülürse üzülsün yaşamak gibi olamaz.

Allah kimseye yaşatmasın, sabır versin.

Öyle ya da böyle hayat devam ediyor.Bu akşam bir kınaya gideceğiz haftasonu da düğün için Konya'ya.Salı Duru'nun bale görüşmesi ,Çarşamba da yemeğe misafirim var.Koşuşturmacayı seviyorum , kendimi daha canlı hissediyorum.

Kıyafet seçme, menü hazırlama telaşına düştüm:)Bugün öğlen arası spora gideceğim, akşam üstü işten biraz erken çıkıp pazara uğrayacağım, eve de erken gidip duş alıp giyineceğim.Yemeği dışarda yiyip kına gecesine gideceğiz.Sonra akşam eve dönüp haftasonu için valiz hazırlayacağım.Cumartesi yola çıkacağız ve pazar akşamı da döneceğiz.

İşte bizden haberler şimdilik böyle.




25 Temmuz 2014 Cuma

Tatile çıkmadan önceki Cuma!





Dün akşam yaşananlar yüzünden uykusuz geçen gecenin ertesi günü beni çok zorladı.Uykusuzluk benim için tahammül edilmesi en zor şey.Eve gelip yemek saatine kadar uyudum.Duru'yu alıp çıkan kocama müteşekkirim.Bir ara uyandığımda saati sabahın 7si sandım.Allahım bizimkiler nerde, yatağı kim düzeltti, ben neden giyiniğim gibi sorularla panikledim.Sonra akşamın 7si olduğunu farkedip salaklığıma güldüm ve bir saat kadar daha uyudum.

Bu akşam tatil bavulu hazırlayacağım.Sabah erkenden yola çıkacağız öğlen Afyon'da olmayı istiyoruz.Bir günü Afyon'da geçirip yola devam etmeyi planladık.Geçen senelerde o bir günü Konya'da geçirirdik ama bu sene Afyon ve kaplıcalarında bir gün geçirmek etli ekmek yemekten daha cazip göründü:)) Etli ekmek neyse de yemekten sonra gelen bir tatlı var ; sacarası {poğaça gibi ama içi milföy gibi kat kat,hımmmmm} ! Bu sene sacarası yiyemeyecek olmak beni ciddi ciddi üzüyor:P

Tatilde de yazı yazmayı planlıyorum ama yazamazsam da eski yazılarım sizin için burada.Ayda 15 yazı yazmış çalışkan bir yazarım ben ve eminim okumadığınız bir sürü yazı vardır arşivde:)

Hakkımda

Bir anne, bir baba ve bir de çocuk.Aşk dolu, neşeli ve eğlenceli bir hayat umuduyla..