arabayla yolculuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
arabayla yolculuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ağustos 2015 Pazartesi

Eskişehir

 
Paris dönüşü İstanbul'a indik.Metroya atlayıp evimize geldik.Babam ve kardeşimle harika bir akşam yemeği yedik.Babamın meşhur kavurması, pilav ve salata, Duru içinde annemin anneanneme gitmeden önce hazırlayıp dondurucuya attığı köfteler.
 
Yemek sonrası çay içtik, sohbet ettik, freeshoptan aldığımız çikolataları yedik ve sabah erken kalkacağımız için yatıp uyuduk.Sabah 9:00 gibi kalktık, kardeşim işe gitmişti biz babamla kahvaltı yaptık sonra da Eskişehir'e gitmek üzere yola çıktık.
 
Adana'dan arabayla gelmiştik dolayısıyla Eskişehir'e de arabamızla gidiyorduk.Çok zekice! Eskişehir'e gitmeden önce liseden en yakın arkadaşlarımdan olan Neslihan'a yazıp nerelere gidelim demiştim.Neslihan üniversiteyi Eskişehir'de okudu.Bana Adalar, Hamamyolu, Sazova Parkı ve Yunus Emre Kampüsündeki Japon Bahçesini mutlaka gör demişti.Yenecek yemekler zaten belli.Çiğbörek ve Balaban kebabı.Yeme içme konusunu Google'a danıştım tabi:)
 
Nes dahil herkes "Papağan'da çiğbörek yiyin" dediği halde biz Google ve otel personelinin önerisi olan "Çibörek Evi"nde yedik.Öncesinde Duru'ya bir şorpa (çorba değil adı ama bildiğimiz düğün çorbası) söyledim çünkü Fransa'da resmen içimiz kurumuştu!
 
Bir kere çiğböreğin adı çiğbörek değil çibörekmiş! Benim her zaman sevdiğim bir lezzet.Ama şimdiki aklım olsa gidip Papağan'da yerdim.Yani lezzetliydi ama "ah olsa da gene yesem" de değildi! Ya da ben bu satırları tokken yazdığım için de bu şekilde yorumluyor olabilirim.
 
 


Sonra Sazova Parkına gittik.Gölge alan sıkıntısı vardı biz Adanalılar bile güneşten bunaldık ve hayvanat bahçesi henüz hazır değildi ama tüm bunlara rağmen çok güzel bir yerdi.




İçeride Eti Sualtı Müzesi vardı mesela.İçeri giriş 2 TL civardıydı ,Paris'de müzelere Euro üzerinden tonla para ödedikten sonra çok hoşumuza gitti.Girişte bir fotoğrafınızı çekiyorlar ve size bir numara veriyorlar.Çıkışta numaranızı söylüyorsunuz ve çeşitli arka planlarla hazırlanmış fotoğrafınızı seçiyorsunuz:)

Küçük olmasına rağmen oldukça zevk aldığımız müzeden fotoğraflar:

 
İçeride fotoğraf çekmek için çok güzel düşünülmüş oyuncaklar vardı.Duru korkunç bir köpekbalığının üstünde:



Kalıp balık Nemo:


Deniz yıldızları önünde biz:



Bu da içerde fotoğraf çekilsin diye hazırlanmış bir düzenek.Akvaryumun içine bir alan yapmışlar alttan eğilip giriyorsunuz ve sanki suyun içindeymişsiniz gibi etrafınızda yüzen balıklarla çıkıyor fotoğraflarınız :



Bu vatozlar acayip arkadaş canlısıydı.{Ya da açlardı, bilemiyorum.} Havuzun kenarına yaklaşıp duruyorlardı.Duru havuzun kenarına oturup poz verdiğinde birden yanında beliren bu şirin vatozla bu pozu yakalamak beni çok mutlu etti.Vatozun yüzü ne şirin değil mi?

Pozdan bir salise sonra Duru aniden beliren vatozdan korkup kaçtı işte o bir anda çekildi bu poz:


Arkada dünyanın en acayip balıkları önde biz:

 
Köpekbalığı:


Sualtı müzesi çıkışı açılmayan hayvanat bahçesi önü ve güneş mağdurları :

 
Bir korsan gemisi ve bir masal şatosu vardı.Onlarca herbiri birbirinden farklı ve çok ilginç çocuk parkları ve birde parkın etrafında gezen tren vardı.Kocaman bir köpek balığının ağzından kaydığınız kaydırak, mantardan evler gibi çok zevkli çocuk parklarında Duru zevkle oynadı.Bu da içine girip baktığımız korsan gemisi:
 
 
Masal şatosunun fotoğrafı yok ama içerde Yılmaz Büyükerşen'in bir maketini görünce bir poz çekilmek istedim.Adana'nın tüm eski belediye başkanlarından nefret etmeme sebep oldu kendisi:)

 
Oradan biraz dinlenmek için şehre çok yukarıdan bakan Şelale Parkı'na gittik.Manzarası harikaydı gerçekten:



Burada da çibörek yedik.Duru biraz yorulmuştu ve oldukça suratlıydı :P :

 
Şelale Park'ta bu levha çok hoşuma gitti:
 

 
Çıkışta Hamamyolu'na gittik.Eskişehir'in İstiklal Caddesi diyebilirim.Biraz gezindikten sonra ünlü "Met Helvasından" aldık.Sonra da  Balaban Köftesi için internetten belirlediğimiz Fahrettin Usta'ya uğradık.Duru yolda uyuyakaldı biz de bayağı bir yürüdük.Ama yemek gerçekten çok lezzetliydi.O küçücük dükkanı bulmak için uğraştığımıza değdi yani:

 
Yemek ve çay sonrası bu kez Adalar'a gittik.Burayı görünce ben yine Adana'nın gelmiş geçmiş tüm belediye başkanlarıyla ilgili hiç iyi olmayan hislere büründüm.Adamlar bildiğimiz kanalları almış , ağaçlandırmış, içine kanolar ve botlar falan koymuş.Çok şık bir yer olmuş.Adana' da kanallarda sadece sivrisinek olur bir de ne yazık ki boğulan insanlar:(
 
Venedik gondolları gibi olanları çizgili tişörtlü adamlar kulanıyordu ve Duru olmasa benim tercih edeceğim bu tip olurdu.Ama çocukla cesaret edemedim.

 
Biz bu arkamızda görünene bindik.2,5 liraya:P Canım memleketim.Üstelik Duru'ya bilet de kesmediler.Ama içerdeyken bir adam geldi ve başka bir aileye eğer çocuğa bilet almadılarsa çocuğu kucaklarına almaları gerektiğini söyledi.İçerde bir sürü yer varken ne gereksiz bir söylem.Bize söylememiş olsa da biz de rahatsız olduk acaba bilet alsak mı hemen diye bakınmaya başladık.Adam da mahcup olup çocuğunu kucağına alınca başka bir yolcu "biz çocuğa para verdik ama kucağımızda tutuyoruz" diye tepki gösterdi.Şimdi çocuktan para alınıyorsa bizden neden almadılar ve içerde bedavacı muamelesi gördük , alınmıyorsa o diğer adamdan neden almışlar.Sistemsizlik ve cehalet işte.Adam dışarı çıkarken bir saniye önce uyardığı adama boş yer varsa çocuğu oturtabilirsiniz dedi üstelik!Keşke 20 Euro verseydik de bunlara şahit olmasaydık dedik inanın! Neyse canımızı sıkmıyoruz ve fotoğraflara bakıyoruz:
 



Bu da sualtı müzesinin girişinde çekildiğimiz foto.Altı farklı arka planla mailimize göndermişler sağolsunlar.Ben en çok ahtapotluyu sevdim ve onu baskı olarak aldık.Ama en korkuncu buydu:

 
İki gece kaldığımız Eskişehir'de YunusEmre Kampüsü'nü bizi almadıkları için {personel harici kimse giremiyor} gezemedik bunun dışında hedeflediğimiz her yeri gördük.Adana'ya dönmek için yola çıktık ama yolda elbette Konya'ya uğrayacaktık;)

10 Ağustos 2015 Pazartesi

Tatilden sonra dinlenmek..



Merhaba sayın okur:) Uzun bir süredir yoktum çünkü biliyorsunuz yıllık iznimin bir bölümünü kullanıyordum.

Bu bir haftada önce arabayla İstanbul'a gittik.Bir gece babam ve kardeşimle kaldık ertesi gün sabah Paris'e uçtuk.Üç buçuk gün Paris'te gezdikten sonra İstanbul'a döndük.O gece İstanbuldaydık sonraki gün sabah Eskişehir'e doğru yola çıktık.Eskişehirde iki gece kaldıktan sonra evimize dönüş yoluna geçtik.Konya'da bir yemek molasından sonra akşam saatlerinde evimize varmıştık.

Haftalık yemek programını hazırladım, Murat market alışverişini halleti, bavulu boşalttım, aldıklarımızı yerleştirdim,Murat tost yaptı birer tane yedik, banyo yaptık ve hemen yatağa koştuk.

Biraz yorgun ama çok mutluyum.Anlatacak çok şey, yayınlayacak yüzlerce fotoğraf var.Yaşasın.

Eyfel Kulesinin önünde ailece ilk pozumuz:)


 
 
 
Paris'i genel, Disneyland ve Louvre müzesi olarak üç bölümde anlatacağım.Paris hakkında internette  çok bilgi var.Ben daha çok biz neler yaptık, neler yaşadık onları anlatmayı planlıyorum.Yarın görüşürüz;)

20 Mayıs 2015 Çarşamba

Ankara

Bir gün izin alarak dört güne çıkan tatilimiz için Ankara'ya doğru yola çıktık.Temel amacımız dinlenmek ve  ailemizle zaman geçirmek olduğu için hiç stres yapmadan uyandığımız saatte yola çıktık.Her zamanki gibi Pozantı Tünel Restaurant'a uğradık ve kahvaltı yaptık.Manzarası ve havası o kadar güzel ki burada çok basit bir kahvaltı bile şölene dönüşüyor.Bu sefer bizi arka bahçeye aldılar.Mazaramız buydu:


Fotoğrafta görülen ağaçların altında tren yolu var ve nitekim biz kahvaltımızı yaparken bir tren de geçti.Hazır burada kimse bizi tanımıyorken İstanbuldan aldığımız selfie çubuğumuzu da kullanayım istedim.Çok utanç verici bulduğum bu eylemin sonuçları bence oldukça güzel oldu:




Menü oldukça basit : peynir, tereyağı, zeytin, omlet , bal-kaymak, söğüş domates-salatalık- biber.İsterseniz sucuk falan da yapıyorlar oldukça da güzel oluyor biz bu sefer istemedik.






Akşamüstü Ankaradaydık.Annem sofrayı balkona hazırladı.Annemler oldukça yeni bir yerleşim bölgesinde, çevreye çok hakim bir tepedeki bir sitenin en üst katında oturuyor.Dolayısıyla Ankara- en azından bir kısmı- ayağımızın altındaydı:) Menü ; mercimek çorbası,patlıcan kebabı, bulgur pilavı, kuru köfte ve piyazdı.Annem ne yapsa bayıla bayıla yerim zaten:)

Biz gittiğimizde Fatih TUS'u atlatmış olmanın verdiği gazla yine bir arkadaşıyla buluşmuştu, yemeğe yetişemedi.Selfie sopasını etrafta utanacak kimse olmaması sebebiyle bir kez daha çıkardım.Ailece bir foto çekebilmek her türlü rezilliğe de değer aslında:))




Ertesi gün İncek taraflarında daha önce gözümüze kestirdiğimiz bir kahvaltı mekanına gittik.Gittiğimiz 550 kişilik iki mekan da tamamen doluydu.Sığışacak bir tek masa dahi bulamadık.Reddedildiğimiz ikinci yerin önerisi ile gittiğimiz mekan da oldukça güzeldi neyse ki.İncek tarafları aklınızda olsun sayın okur mutlaka gidilmeli.

Burada da tanınmıyor olmanın rahatlığı ile rahat rahat fotoğraf çektik.Tabi biraz acemilik var, giderek ustalaşacağımızı umuyoruz:




Masada kuruyemişler, tahin pekmez, bal-kaymak, zeytin, peynir tabağı, patates kızartması,çiğ börek, söğüş salatalık-domates, omlet, menemen vardı.Menü oldukça zengindi ve mangal seçenekleri de vardı.Çocuk parkına oldukça yakın bir masaya oturmuştuk ve çok rahat ettik.Çocuk parkının üzerine de güneşten koruma için bir düzenek yapılsa daha iyi olurdu elbette ama o kadar kusur kadı kızında da olur sonuçta.


Bol bol alışveriş yaptık.Bu sefer Duru'ya çalıştık.H&M den artık gereksiz boyuta varan bir alışveriş daha yaptım.4-6 yaş seçeneği nasıl olsa iki sene giyer diyerek aldığım çoğu şeyi aslında çok şık ve şirin oldukları için aldım:) Çocuk bölümüne bayıldığım H&M'in büyük bölümü ise maalesef pazar malı görünümünde neredeyse ikinci el gibi duran bir kalitede.Kendime bir çöp dahi almadım.

IKEA'ya da uğradık.Çok az ama anlamlı bir alışveriş oldu.Duru'nun odasına aldığımız bir oyuncak dolabı sayesinde odasının havası tamamen değişti.Eve döner dönmez beklemeden düzenledim odasını ve harika oldu.Bu da ayrı bir yazı konusu:)

Bir gün babamla Duru aşağıya bisiklet binmeye gittiler.Bir ara babamın yanına bir komşu gelmiş ve sohbete başlamışlar.Duru bir süre sonra babama dönüp ben eve gidiyorum dede demiş.Babam komşu ile vedalaşıp arkasından gitmiş.Bizimki geri dönüp "dede eve gitmiyorum amca gitsin diye öyle söyledim" demiş:)) Babam bu hikayeyi on yüz bin kez herkese anlattı."Bu çocuk falan değil canım, koskocaman bir insan" diyordu :)

Bir alışveriş sonrası yine bir doğumgünü kutlaması yapalım istedik ve kimsenin doğumgünü olmadığı için Murat ve Duru bana sürpriz! bir pasta aldılar.Gerçek ve sürpriz olmayan ama çok sevdiğim doğumgünümden:



Bu gezinin bonusu da Duru'yu anneme bırakıp sinemaya gitmem oldu.Harika bir akşamdı, kocam , kardeşim ve ben çok eğlenecektik.uygun olan film de "Niyazi Gül dörtnala" idi.

Eyvah eyvah serisini çok beğenmiştim bu filmde ne kadar kötü olabilirdi ki , Demet Akbağ da oynuyordu dolayısıyla pek de araştırmadan gittik filme.Ama film gerçekten tek kelime ile rezaletti.Konusu neredeyse olmayan, sonu saçma sapan, apansızın, anlamsızca geliveren bir filmdi.
Bir ara Ata Demirer ağaçlara doğru uluyarak uçuyordu istemsizce gözlerimi kapattım:)

Neyse işte o geceden kalan bir selfie.Salon öyle boştu ki yine rezil olma riski yok diye rahatça çektim:)


Bol bol dinlendik, hasret giderdik.Ama elbette ayrılıklar hep çok zor oluyor.Duru arabaya binmiş vedalaşmamızı izlerken "çok sarılmayın duygulanıyorum" diye uyardı bizi.Gözleri dolu dolu ayrıldık.Hislerini göstermekten öyle çok çekiniyor ki kuzum benim.

Eve geldik valizi boşalttım, Duru'nun odasını topladım, çamaşır yıkadım, Duru'ya bir şeyler yedirdim, banyo yaptırdım, bu yazının bir kısmını hazırladım.Yattığımda saat 12:00 idi ve bir delilik yapıp yeni bir kitaba başladım.Kitabı kapattığımda saat 02:00dı.Sabah nasıl uyanacağım korkusuyla uyumaya çalıştım.Bölük pörçük, rahatsız bir uykudan sonra uyandım.Öğlen de spora gittim.Akşam nasıl olacağım merakla bekliyorum:))

9 Ekim 2014 Perşembe

Amasya


Benim Amasya'ya ilk gidişim değildi.Üçüncü kez görmeme rağmen her gördüğümde daha bir çok beğendiğim için sanırım bu kez "Amasya varken Adana'da yaşanır mı?" diyip durdum..Ben Amasya'yı çok sevdim {yine} ama eminim fotoğraflardan sonra siz de çok seveceksiniz ve ilk fırsatta gitmek için planlar yapacaksınız.

Dağlarla çevrili, ağaçların arasında, üç beş katlı evlerden oluşan çok şirin bir şehir.Ferhat'ın Şirin için deldiği dağ da burada.

Kocamın hem annesi hem babası Amasya'lı.Haliyle Amasya'da tonla hala, teyze, kuzen, anne baba kuzeni var.Geçen gidişlerimizde anneannemizin evinde kalmıştık.Ama bu sefer yanımızda Duru ile gidecektik ve açıkçası ben yatılı misafir olmayı pek sevmiyorum.Rahatsızlık vermişim gibi hissediyorum, rahat hareket edemiyorum.{Çocuk ile daha da zor}.Kocam da benimle tamamen aynı hisleri paylaştığı için gitmeden önce orduevinde kalma konusunu karar bağlamıştık.Aileler ayağa kalktı, ay ne ayıp dedi ama biz beşimiz de orduevinde kalma kararımızdan pek bir hoşnut kaldık.

Ev ev gezip durduk,kayınpederimin kızkardeşi, kayınvalidemin kızkardeşi, kayınpederin amcaoğullarının evleri, kayınvalidemin amcası, kayınvalidemin dayısının kızı derken yüzyıllık akraba ziyateri kotamı doldurduğumu hissettim:)) Çok bayram gibi bir bayramdı.

Herkes çok kibar, çok nazik ve eğlenceliydi.Ailedeki ablaların Duru ile saatlerce sıkılmadan oynamaları beni çok mutlu etti.Her evde ayrı bir hikaye, ayrı bir anı vardı.Koskoca insanların çocukluk anılarını dinlemek çok etkileyici.#zalimsinzaman

En çok kayınpederimin ailesinde çay servisini erkeklerin yapıyor olmasını sevdim.Semaver babanın yanında duruyor ve  çayı bitenin çayını baba dolduruyor, ne şirin! Kocama "bundan sonra evde misafire ben çay vermem" bakışını attım;) O da bana "ama semaveri kadınlar yakıyor" dedi.Semaverimiz yok:P




Kayınvalidemin amcası bizi görünce ağladı."Hep ben geliyordum amca bu sefer çocuklarımla geldim" derken kayınvalidem de ağlıyordu.

Evlerde Duru'ya bayram harçlığı verdi herkes.İlk parayı M.'ın halasının eşi Ahmet Amca verdi.Duru parayı almadı, akşam orduevinde yatarken ona bayram harçlığı konusunu anlattım, kimseden asla para almaması gerektiğini ama bizim bayramlarda çocuklara harçlık verme adetimiz olduğundan bahsettim.Kulağıma eğilip "o amcanın verdiği parayı da sen kızarsın diye almadım zaten" dediğinde neler hissettiğimi anlatamam.Eridim, bittim.İzin çıktığı için ertesi gün hevesle topladı paraları:) Bir evde Alzheimer hastası çok yaşlı bir teyze vardı o kavanozdan çıkardığı metal 1 TL verdi kızımın alıp hemen bana verdiği tek para o oldu:))

Amasya'da haşhaş ve cevizle yapılan mayalı yöresel bir çörek var.Her evde ikram edildi.Kızım maşallah hepsinden yedi.Babaanne çöreği olarak bildiği çöreğe artık Amasya çöreği diyor:)Ancak çok net söyleyebilirim ki yediğim çöreklerin hiç biri kayınvalidemin çörekleri kadar güzel değildi.

İlk gün akşamüstü orduevine yerleştikten sonra teyzenin evine gittik.Anneanne artık teyze ile kalıyor.Onları gördük, akşam beraber yemek yedik.Halanın evinde çay içip orduevine döndük.Sabah da yine halaya kahvaltıya davetliydik.Sonra çılgın bayram gezmeleri başladı.

Akşamüstüne kadar beşimiz gezdikten sonra kayınpeder ve kayınvalidemi kuzenlerinin evine yemeğe bıraktıktan sonra biz "Aşıklar Müzesine" gittik.Benim için hayal kırıklığı oldu.Bakımsız cansız mankenlerle canlandırılan tarihi büyük aşk sahneleri; Ferhat ile Şirin, Leyla ile Mecnun ve hatta Romeo ile Juliet.Mankenler o kadar amatör olmasa fikir iyi aslında.Neyse ki hediyelik eşyalar bölümünden aldığım iğne oyası kolye acılarımı dindirdi;)

Akşam yemek yedikten sonra Duru'yu arabasına koyup yürüyüş yaptık.Aşağıdaki fotoğraflar Yeşilırmak kıyısında çekildi.Gece ayrı gündüz ayrı güzel.Ama ben gündüz ev gezmesinde olduğum için elimde sadece gece çekilen fotoğraflar var.





Işıklar renk değiştiriyor.Mavi tonlarında görünüm de bu şekilde:




Salı günü de teyzede kahvaltı yaptıktan sonra yola çıktık.{Anneanne rahatsızlandığı için hastaneye kaldırıldı,çok korktuk, Duru çok büyük bir ilgiyle olanları izledi, ambulans geldi,112 arandı ve sonuçta kahvaltı boğazımıza dizildi.Tek tesellimiz anneannemizi sağlıklı bir şekilde eve bırakıp yola çıkmamız oldu}Akşam sekiz gibi Adana'ya geldik.

Gezmek güzel ama ev gibisi de yok sayın okur.Gelecek gezi yazım "Amasya'da ne yenir, nerede yenir?" olacak muhtemelen.Bu yazıdan sonra bir turist patlaması olmasa da o yazıdan sonra hepiniz Amasya'ya koşacaksınız, kesin! ;)

22 Eylül 2014 Pazartesi

Pozantı'da kahvaltı {yine!}


Ankara'ya giderken Pozantı'da kahvaltı molası verdik.{yine}Arabadan inerken manzara nefes kesecek kadar güzeldi.Mavi gökyüzü üzerinde beyaz bulutlar kadar güzel bir manzara eşlikçisi yok bence.Gökyüzünün rengi harika değil mi sizce de?

Sonra yine oturup klasik kahvaltımızı söyledik.Çok sade bir kahvaltı ama bunaltıcı sıcaklarda yaşayan biz Adanalılar için serin havada yenilen her şey güzeldir:)


Peynir, zeytin, domates, bal-kaymak kahvaltısına ek olarak tereyağında yumurta ve sucuklu yumurta söyledik.Teflon tavada gelmemesi benim açımdan büyük artı.Çizik içindeki teflon tavalarda yumurta getiren işletmelere çok sinir oluyorum.


Kahvaltı ederken elinde bıçağı ve ekmeğiyle fotoğraf delisi karısına poz vermek zorunda bırakılan sevgili  M. :


Kahvaltı mutlusu anne-kız: {Yüzüme yine güneş vurmuş! Sabah güneşi hem de!!}


Anne ve baba mont giymişiz , kızımız ise kısa kollu tişörtüyle poz vermiş:) Pek ateşli bir kızımız var, biz de üstelemiyoruz.Üstü açık yatıyor, hemen sıcaklıyor falan.

Hiç bir konuda zorlanmaktan, dayatmalardan hoşlanmam.Zorla hiç bir şey yapmam.Yemek ye, üstüne kalın bir şeyler giy gibi dayatmaları da bu sebeple yapmamaya çalışıyorum.Üşürse giyer, acıkırsa yer.Hayatı hem kızım için hem kendim için kolaylaştırmaya, rahat bir anne olmaya çalışıyorum.

Çok az yemek yemesini kafaya takmıyorum.Faydalı bir şey yemesini takıyorum ama.Azıcık bir yayla çorbası içsin ama kocaman bir gofret yemesin mesela.Aç kalsın ama gofreti yemesin hatta:)

Kahvaltıdan sonra Ankara'ya doğru yola devam ettik.

10 Eylül 2014 Çarşamba

Konya'da düğün vardı.


Konya'da eşimin iş dolayısıyla tanışıp bir abi gibi sevdiği bir aile dostumuzun kızının düğünü vardı.Gelin kızımızı da babasıyla çalışıyor olmasından dolayı tanıyor ve çok seviyorduk.Çok kaliteli, ince, zarif, samimi insanlar.Yine kendisi kadar hoş olan biriyle evleniyor olmasından dolayı mutluyuz:)

Düğün Pazar akşamı Konya'da olacaktı ve eşim de nikah şahidiydi.Biz Cumartesi günü sabah yola çıktık.İlk önce Pozantı'daki Tünel Lokantasında kahvaltı yaptık.Yukarıdaki fotoğraf masamızdan görünen dağ manzarası.Tünel bizim için sabah yola çıkılacak tüm yolculukların mutlaka uğranacak yeridir.Eskiden haftasonları uğrayıp et yerdik ama şimdi sadece kahvaltı için uğruyoruz.Kahvaltıda abartılı çeşitler yok ; domates, peynir, bal-kaymak, tavada yumurta gibi.Ama Adana'nın bunaltıcı sıcağından sonra Pozantı'nın o serin havasında ne yense güzel geliyor insana:))Nitekim kahvaltıdan sonra yüzümüz gülüyordu:


Kısacık bir yolculuktan sonra Konya'ya vardık.Daha önceden ayarladığım öğretmenevine yerleştik.Bugünkü hedefimiz Mevlaa Müzesiydi.Daha önce Konya'ya defalarca geldik ama müzeye hiç giremedik.Kapalıydı, süre kısıtlıydı gibi.

Müzeye girişte tanıtım yapan kulaklıklardan aldım.O kulaklıklar olmadan gezmenin hiç bir anlamı yok.Yanınızda bir rehber yoksa mutlaka alın.

Müzeyi genel olarak beğendim.Türkiye'deki pek çok müzeye göre çok başarılı ama çok kalabalık ve daha iyi düzenlenebilirdi diye de düşünmedim değil.Mesela dergahın mutfak bölümünde gözyaşları içinde dua eden ve yerinden kıpırdamayan bir sürü teyze vardı.Onların yüzünden o kısmı tam göremedim.Hemen yan odadaki türbe ise boştu oysa içerde dua bekleyen mezarlar bulunmaktaydı.Ama mutfakta gözyaşları içinde mizansen gereği konulmuş heykellere dua eden teyzelere bunu söyleyen kimse yoktu:(

Bu kapı çok etkileyiciydi.İçerde Mevlana'nın mezarının da bulunduğu , fotoğraf çekmenin yasak olduğu bölümün girişi.Her bir levhanın bir anlamı var ama bunu da kulaklıklardan öğrenebilirsiniz ancak.İçerisi çok etkileyici, çok güzel.Gidecek olanlara devekuşu yumurtalarının tavanda asılı olduğunu da söyleyeyim de benim gibi bakınıp durmasınlar:))



Müzeyi gezerken etrafta elleri telsizli adamlar sardı önce.Sonra müze müdürünün etrafta dolaşıp durduğu, apar topar bir hazırlık içine girdiklerini gördüm.Etraftaki görevliler bir yandan da "çabuk olun, birazdan müze kapanacak" diye bağırıyorlardı.Mevlana'nın kabrinin olduğu bölüme önce ben girdim Murat Duru ile dışardaydı sonrasında ona zaman kalmayacak, gezemeyecek diye çok korktum.Neyse hızla da olsa o da gezebildi.Sonrasında kulaklıkları teslim ettik, neredeyse sırtımızdan itilerek müzeden çıktık.Malatya'dan gelmiş bir adamcağız bu duruma isyan ediyordu biz çıkarken.

Telsizli adamların, müze müdürünün yaptığı son kontrollerin ve bu telaşın sebebi yeni başbakan Ahmet DA.VUTOĞLU'nun Konya ziyaretiymiş.Konyalı başbakan başbakan olduktan sonra ilk kez geliyor Konya'ya.Tabi ki halk apar topar müzeden atılacak! Gayet normal!


Duru ile Murat'ı beklerken özçekim yaptık:



Bu postacı çantasına bayıldım.Camdan yansıyan kulaklı beni de gördünüz mü? :)


Müzeden kovalandıktan hemen sonra müze dışındaki cami önünde özçekim:


Çok acıkmıştık ve istikametimiz her zamanki yerimiz olan Cemo oldu.Konyalı bir arkadaşımız tavsiye etmişti burayı, biz Araştırma Hastanesi'nin karşısındaki Cemo'ya gidiyoruz.Bahçesi, yemeklerin lezzeti harika.

Duru'nun favorisi bamya çorbası:


Benim bu sene ilk kez deneyip bayıldığım tirit:


Murat klasiği etli ekmek:


Ve ve ve 'sacarası' :


Yemekten sonra öğretmenevine gittik.Erkenden uyumuşuz.Sabah çok dinç uyandık ve kahvaltı için Sille yollarına düştük.Sille konağında açık büfe kahvaltı yaptık.Sille'yi gezmek de hoş olabilirdi ama biz Konya'da bulunan arkadaşlarımızla görüşeceğimiz için kahvaltıdan sonra buradan ayrıldık.Aşağıdaki Sille'de dağ manzarası.Manzaralarda beyaz bulutlar ve mavi gökyüzü en sevdiğim fon.


Sonrasında yılar önce Adana'dan taşınan arkadaşlarımız Volkan ve Saadet'in evine gittik.Kayınpederim ve Volkan'ın babası eski subaylar.Aileleri de lojmanda yıllarca beraber oturduğu için eski ve köklü bir dostluk onlarınki.Eşler ve çocuklarla da giderek büyüyor:)

Yeni evlerini görmeye gittiğimizde Volkan'ın annesini de orada görünce çok mutlu olduk.Beraber çay içtik, poğaça yedik, bir ara babalar çocukları sitenin bahçesindeki parka indirdiler, bol bol sohbet ettik akşam da bizi yemeğe götürdüler.Düğün salonunu onlar olmasa da bulamazdık :) Düğün salonunun önünde öpüşüp ayrıldık ama hepsini şimdiden özledim.

Bu yazı umduğumdan uzun oldu.Konya düğünleri bir sonraki yazıya kalsın artık :)

Hakkımda

Bir anne, bir baba ve bir de çocuk.Aşk dolu, neşeli ve eğlenceli bir hayat umuduyla..