yemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Eylül 2015 Çarşamba
25 Kasım 2014 Salı
Şelale
Hayvanat Bahçesinden sonra çok acıkmıştık.Açık hava ve oldukça uzun bir süre gezinmek insanı acıktırıyor.Tarsus'da olunca bizim için tek bir adres var: Şelale!
Şelale adı üzerinde bir şelalenin yanında.Yazın hele orada yemek yemek çok zevkli oluyor.Cehennem sıcağında serin suların yanında ne yense lezzetli olur zaten.Kışın da şelale görüntüsü mahvetmeden portatif bir şekilde kapatıp ufolarla ısıtmışlar ortamı.
Bizim en sevdiklerimiz Şelale'nin pastırmalı humusu ve salatası.
Yan tarafta gürül gürül akan şelalesi, mekanda ne yense lezzetli olması, salatanın kütür kütür olması, içine konan çiğ semizotu yaprakları bizim için Şelale'yi vazgeçilmez yapıyor.Dezavatajları ise pahalı olması ve yemekten sonra çay vermemeleri.
Yemek sonrası mutlu tipler:
Gerçi daha çok ben mutluyum kızım da soğuk soğuk bakmış nedense:))
Şelale adı üzerinde bir şelalenin yanında.Yazın hele orada yemek yemek çok zevkli oluyor.Cehennem sıcağında serin suların yanında ne yense lezzetli olur zaten.Kışın da şelale görüntüsü mahvetmeden portatif bir şekilde kapatıp ufolarla ısıtmışlar ortamı.
Bizim en sevdiklerimiz Şelale'nin pastırmalı humusu ve salatası.
Yan tarafta gürül gürül akan şelalesi, mekanda ne yense lezzetli olması, salatanın kütür kütür olması, içine konan çiğ semizotu yaprakları bizim için Şelale'yi vazgeçilmez yapıyor.Dezavatajları ise pahalı olması ve yemekten sonra çay vermemeleri.
Yemek sonrası mutlu tipler:
Gerçi daha çok ben mutluyum kızım da soğuk soğuk bakmış nedense:))
13 Ekim 2014 Pazartesi
Amasya'da ne yenir? Nerede yenir?
Amasya yazımızın sonunda bahsettiğim yazıya işte sıra geldi.Fotoğraf kalitesi çok kötü çünkü fotoğrafları telefonumla çektim, ışıklarda çok kötü olunca sonuç benim hiç hoşuma gitmedi.Ama yine de bir fikir olsun diye ekledim.
Akşam şehri gezdikten sonra şehrin etrafındaki dağlardan birinin tepesinde olan Ali Kaya Restauranta gittik.Daha önceki bir gelişimizde Murat'ın teyzesi bizi buraya getirmişti.İnternette tavsiye edilen yerlerden biri değil ama manzarası muhteşem.Yemeklerde ortalamanın üzerinde.
Teras manzarasını arkamıza alıp bir aile özçekimi yaptık. #selfie. Arkada görünen de güzel Amasya'nın ışıkları.
Bu masamızın fotoğrafı.Bu hale getirene kadar bir sürü oynadım fotoğrafla.Murat'a köfte, kendime yoğurtlu bir kebap, Duru'ya yayla çorbası, ortaya sigara böreği ve patates kızartması, müessesenin ikramı olarak da keşkek ve bakla sarması.
Keşkek.Ben yemedim çünkü hiç sevmem.Ama Murat çok beğendi.Tıpkı annesininki gibi olduğunu söyledi:)
Bu bakla sarması benim hayatta en sevdiğim yemeklerden biri.İşin ilginci kocam ve kayınpederim bu yemeği hiç sevmez.Bence Amasya'nın en güzel yemeği ve ailemdeki Amasyalılar bu yemeği sevmiyor! Ama buradaki bakla dolması çok güzel değildi.
Amasya'ya giderseniz diye sizin için kolonyalı mendilin fotoğrafını çektim:)
Bu fotoğrafı da garsonumuz çekti.Yine ışıklar yüzünden çok kötü çıkan ve bir sürü oynama sonucu ancak bu hale getirebildiğim bir fotoğraf.
Bu yazıyla Amasya yazılarımı bitiriyorum.İki gün için iki yazı hiç de fena değil.Şimdilerde haftaiçi her sabah Amasya'dan aldığımız elmaları kahvaltı olarak yiyorum.Amssya'ya giderseniz elma almadan dönmeyin;)
Akşam şehri gezdikten sonra şehrin etrafındaki dağlardan birinin tepesinde olan Ali Kaya Restauranta gittik.Daha önceki bir gelişimizde Murat'ın teyzesi bizi buraya getirmişti.İnternette tavsiye edilen yerlerden biri değil ama manzarası muhteşem.Yemeklerde ortalamanın üzerinde.
Teras manzarasını arkamıza alıp bir aile özçekimi yaptık. #selfie. Arkada görünen de güzel Amasya'nın ışıkları.
Bu masamızın fotoğrafı.Bu hale getirene kadar bir sürü oynadım fotoğrafla.Murat'a köfte, kendime yoğurtlu bir kebap, Duru'ya yayla çorbası, ortaya sigara böreği ve patates kızartması, müessesenin ikramı olarak da keşkek ve bakla sarması.
Keşkek.Ben yemedim çünkü hiç sevmem.Ama Murat çok beğendi.Tıpkı annesininki gibi olduğunu söyledi:)
Bu bakla sarması benim hayatta en sevdiğim yemeklerden biri.İşin ilginci kocam ve kayınpederim bu yemeği hiç sevmez.Bence Amasya'nın en güzel yemeği ve ailemdeki Amasyalılar bu yemeği sevmiyor! Ama buradaki bakla dolması çok güzel değildi.
Amasya'ya giderseniz diye sizin için kolonyalı mendilin fotoğrafını çektim:)
Bu fotoğrafı da garsonumuz çekti.Yine ışıklar yüzünden çok kötü çıkan ve bir sürü oynama sonucu ancak bu hale getirebildiğim bir fotoğraf.
Bu yazıyla Amasya yazılarımı bitiriyorum.İki gün için iki yazı hiç de fena değil.Şimdilerde haftaiçi her sabah Amasya'dan aldığımız elmaları kahvaltı olarak yiyorum.Amssya'ya giderseniz elma almadan dönmeyin;)
8 Ekim 2014 Çarşamba
Çikolata
Arkadaşlarımızla birlikte bir alışveriş merkezine gitmiştik.Beraber yemek yedik, biraz alışveriş yaptık ve sonra onların kızı şu ünlü hamburger markalarının sattığı dondurmalardan istedi.
En zorlandığım şey başka çocuklarla birlikteyken kızımın beslenme düzenini korumak.Başka bir çocuk ıvır zıvır yerken "sen yeme" demek olmuyor.Hem diğer çocuğun annesini "düşüncesiz anne" gibi suçlamış oluyorsun,hem herkes sana "pimpirikli, abartılı anne" gibi bakıyor,hem kendi çocuğunu üzüyorsun ve sonuçta ortamın tadı kaçıyor.Ben bu durumlarda yemesini istemediğim şeyin yerine nispeten daha sağlıklı bir alternatif buluyorum.
Ne yapsam diye düşünürken gözüme çikolata şelalesi takıldı.Taze meyvelerin üzerine sıcak çikolata ekleniyor.Çikolatada da şeker var ama kakao da içerdiği için yemesinden en az rahatsız olduğum şekerli besin.Ve bonus olarak da ananas, kivi,muz ve çilek.
D. da çok zor bir çocuk değil.Ona asla yalan söylemeyeceğimi bildiği için burnumu kırıştırıp " bunu sevmezsin sen" dediğimde ikna oluyor.Sevmeyeceği şeyin yerine koca bir bardak çikolata önerince daha da mutlu hatta:)
Sonuçta beyaz kremşanti kıvamında tatsız o şeyle kıyaslandığında Duru'nun kaşıkladığı çikolata herkese daha çekici geliyor.Benim üzerime de bir "ıvır zıvırdan koruma operasyonunu" daha kazasız belasız atlatmanın rahatlığı çöküyor:)
O günden beri ara sıra yiyor bu koca kase meyveli çikolatadan.Her seferinde üstünü başını değiştirmem gerekiyor, ama olsun;)
Bu konuda daha önceki yazılarım için TIK, TIK
11 Eylül 2014 Perşembe
Bugün olsa Konya'da evleniriz.
Geçen yazının sonunda düğün salonunun önünde arkadaşlarımızdan ayrılmıştık.Yemek yiyip, muhabbet etmeye o kadar dalmışız ki benim saç, makyaj için kuaföre gidecek zamanım kalmamıştı.Ama asıl sorunumuz kıyafetlerimizi nerede giyeceğimizdi:) Neyse düğün salonu bize bir gelin damat odası ayarladı.
Ne sıkıntılarla giyindik, makyaj yaptım anlatamam.Saçımı resmen uyduruk bir at kuyruğu yaptım.Sonra bir çıktık ki düğün haremlik, selamlık şeklinde yani kadın ve erkekler ayrı oturuyor:)Sonradan öğrendiğime göre Konya'da yemekli düğünler bu şekilde olurmuş. Eşim bizi gelinin kızkardeşinin yanına bırakıp gelinin babasının yanına gitti.Biz sohbet ederken nikah kıyıldı, gelinin şahidi eşimdi, hemen kalkıp gelini tebrik ettik.
Pazartesi mesai olduğu için planımız düğünden erkenden kaçmaktı.Nikah kıyılır, gelini tebrik ederiz en geç 22:00 de ayrılırız diyorduk.Bir yandan da o saatte düğünden ayrılmak ayıp olacak diye için için dertleniyorduk.Adana'da düğünler çok geç biter çünkü.21:00-22:00 oynama faslının yeni yeni başladığı zamanlardır:))
Bu arada Duru çok acıkmıştı.Biz arkadaşlarla yemek yerken o uyuduğu için öğlenden beri açtı.Yemek menüsü bamya çorbası etli pilav, yayla çorbası etli pilav şeklinde.Duru babasıyla yemeklerin servis edileceği tencerelerin önüne kamp kurdu.Acıktım diye ortalığı yıkıyor.Adamlar size verirsek başkalarına da vermek gerekir düğünün düzeni bozulur diye kızıma bir kasecik çorba bile vermiyor.Duru artık ağlıyor ki bu durum yukarıdaki fotoğrafta yüz ifadesinden de belli sanıyorum:(
Neyse bir masaya geçip oturduk servisi bekliyoruz.Bu arada masamdaki Yıldız Hanımla da çok samimi olduk.Çok hoş, iyi niyetli, temiz yüzlü bir hanım.Ben gelinin kardeşlerinin yanında oturuyorken herkes masaları doldurmuş , servis almak için de masada oturmak gerek dolayısıyla bizim masa en arkada ve Yıldız Hanım, Duru ve benden başka kimse yok.
Yıldız Hanım bu masaya belki servis yapmazlar dedi biz de üç hanımın oturduğu başka bir masaya geçtik.Bu arada Duru amansızca söyleniyor ; 'acıktım, hadi getirsinler, acıktım, yemek nerde, hadi hadi hadi'..
Düğünde düzen şu şekilde ; ilk on beş masaya servis yapılıyor , bitiren masadakiler kalkıyor isterlerse arka masalara geçiyor ya da düğünden ayrılıyor, arka masadakiler onların masasına geçip yeni servis açılmasını belkiyor.
Yani yemek sadece ilk masalara servis ediliyor.Ama iki kez ama üç kez ama hep aynı masalara.Orada kim oturursa da yemeği o yiyor.
Yani zaten acıkmış olan kızımın yemek yiyebilmesi için ilk on masadakilerin bitirip kalkması ve bizim o masalara geçmemiz gerekiyor.Tanrım!!
Masadakiler de Duru'nun söylenmesine kayıtsız kalamadı.Bir garsonu çağırıp (bayan garson) bir tas çorba rica ettiler.Neyse bu sefer çorba geldi.Masada herkes seferber oldu ben çorbayı içiriyorum bir diğeri ekmeği bölüp Duru'nun ağzına veriyor, Yıldız Hanım elimin kirlendiğini görüp ıslak mendil çıkarıyor gibi.
Duru çorbasını yarılamıştı ki bize yakın bir masa boşaldı.Çorbamız elimizde kalkıp o masaya geçtik.Masadaki kağıt örtü toplandı, yeni bir kağıt masa örtüsü plastik bardaklar, su ve içecek geldi.Ortaya servis şeklinde bir büyük kase çorba ve büyük bir kayık tabakta pilav ve et getirdiler.O arada Murat da gidip bir küçük tabakta et pilav almayı başarmış Duru'ya.Ama Duru'nun gözü dönmüş 'bu tabak bitince masadakini de yiyeceğim, hepsini bitireceğim' diye bağırıyor:)) Masada gülmekten ölerek yemek yedik.
Kadın erkek ayrı oturma konusu çok sıkıntı.Mesela Yıldız Hanım neredeyse tek başınaydı düğünde, ben de keza öyle.Zaten kadın ve erkek ayrı ama aynı bahçenin içinde.Şöyle anlatayım L şeklinde bir bahçe düşünün. L nin bir kenarı kadınların bahçesi, bir kenarı erkek bahçesi ve kenarların birleştiği L nin köşesi nikahın kıyıldığı yer ve dans pisti.Yani eğer herkes ortada dans edecekse ve dolayısıyla birbirini görecekse ayrı oturmanın anlamı ne:)
Bizim düğünde müzik de yoktu gerçi:) Yani yemeğinin yiyen herkesin kalktığı düğün saat 21:30 civarı resmen bitmişti:))
Biz Murat'la buna bayıldık.Bugün olsa Konya'da evleniriz diyip duruyoruz günlerdir:))
Eşim de ben de evlenirken düğün istememiştik.Onun babası ile benim annem kıyameti kopardı.Tek kızım ,tek oğlum muhabbetinden sonra biz de onları kırmamak adına kabullendik.Düğünümüzde doğru düzgün oynamadığımız gibi düğün cdmizi bir kezden fazla izleyemedik:))
Kına gecesi fikrinden bile hoşlanmayan, gelinlik yerine sade bir beyaz elbise giymek isteyen,biricik kızının doğumunda dahi oda süsleme, kapı süsü bile yapamayan bir kadınım ben.İçimden gelmiyor.
İnternette kına geceleri için tefler yaptıran, nişan için kurabiyeler hazırlatan, bebek odalarını konsept belirleyip süsleyen insanları ilgiyle takip ediyorum, çıkan sonuçları da beğeniyorum ama ben bu tip işlerin kadını değilim.Kınamak, yermek ya da küçümsemek istemiyorum dedim ya beğeniyorum ama bana göre olmadığını düşünüyorum.
Neyse ki tam da bana göre biriyle evlenmişim:) "25. yılımızda damatlık ve gelinlik giyip bir parti verelim mi?" dediğimde yüzüme delirmişim gibi bakan bir kocam var.Sonrasında kahkahalarla gülüyoruz zaten:))
10 Eylül 2014 Çarşamba
Konya'da düğün vardı.
Konya'da eşimin iş dolayısıyla tanışıp bir abi gibi sevdiği bir aile dostumuzun kızının düğünü vardı.Gelin kızımızı da babasıyla çalışıyor olmasından dolayı tanıyor ve çok seviyorduk.Çok kaliteli, ince, zarif, samimi insanlar.Yine kendisi kadar hoş olan biriyle evleniyor olmasından dolayı mutluyuz:)
Düğün Pazar akşamı Konya'da olacaktı ve eşim de nikah şahidiydi.Biz Cumartesi günü sabah yola çıktık.İlk önce Pozantı'daki Tünel Lokantasında kahvaltı yaptık.Yukarıdaki fotoğraf masamızdan görünen dağ manzarası.Tünel bizim için sabah yola çıkılacak tüm yolculukların mutlaka uğranacak yeridir.Eskiden haftasonları uğrayıp et yerdik ama şimdi sadece kahvaltı için uğruyoruz.Kahvaltıda abartılı çeşitler yok ; domates, peynir, bal-kaymak, tavada yumurta gibi.Ama Adana'nın bunaltıcı sıcağından sonra Pozantı'nın o serin havasında ne yense güzel geliyor insana:))Nitekim kahvaltıdan sonra yüzümüz gülüyordu:
Kısacık bir yolculuktan sonra Konya'ya vardık.Daha önceden ayarladığım öğretmenevine yerleştik.Bugünkü hedefimiz Mevlaa Müzesiydi.Daha önce Konya'ya defalarca geldik ama müzeye hiç giremedik.Kapalıydı, süre kısıtlıydı gibi.
Müzeye girişte tanıtım yapan kulaklıklardan aldım.O kulaklıklar olmadan gezmenin hiç bir anlamı yok.Yanınızda bir rehber yoksa mutlaka alın.
Müzeyi genel olarak beğendim.Türkiye'deki pek çok müzeye göre çok başarılı ama çok kalabalık ve daha iyi düzenlenebilirdi diye de düşünmedim değil.Mesela dergahın mutfak bölümünde gözyaşları içinde dua eden ve yerinden kıpırdamayan bir sürü teyze vardı.Onların yüzünden o kısmı tam göremedim.Hemen yan odadaki türbe ise boştu oysa içerde dua bekleyen mezarlar bulunmaktaydı.Ama mutfakta gözyaşları içinde mizansen gereği konulmuş heykellere dua eden teyzelere bunu söyleyen kimse yoktu:(
Bu kapı çok etkileyiciydi.İçerde Mevlana'nın mezarının da bulunduğu , fotoğraf çekmenin yasak olduğu bölümün girişi.Her bir levhanın bir anlamı var ama bunu da kulaklıklardan öğrenebilirsiniz ancak.İçerisi çok etkileyici, çok güzel.Gidecek olanlara devekuşu yumurtalarının tavanda asılı olduğunu da söyleyeyim de benim gibi bakınıp durmasınlar:))
Müzeyi gezerken etrafta elleri telsizli adamlar sardı önce.Sonra müze müdürünün etrafta dolaşıp durduğu, apar topar bir hazırlık içine girdiklerini gördüm.Etraftaki görevliler bir yandan da "çabuk olun, birazdan müze kapanacak" diye bağırıyorlardı.Mevlana'nın kabrinin olduğu bölüme önce ben girdim Murat Duru ile dışardaydı sonrasında ona zaman kalmayacak, gezemeyecek diye çok korktum.Neyse hızla da olsa o da gezebildi.Sonrasında kulaklıkları teslim ettik, neredeyse sırtımızdan itilerek müzeden çıktık.Malatya'dan gelmiş bir adamcağız bu duruma isyan ediyordu biz çıkarken.
Telsizli adamların, müze müdürünün yaptığı son kontrollerin ve bu telaşın sebebi yeni başbakan Ahmet DA.VUTOĞLU'nun Konya ziyaretiymiş.Konyalı başbakan başbakan olduktan sonra ilk kez geliyor Konya'ya.Tabi ki halk apar topar müzeden atılacak! Gayet normal!
Duru ile Murat'ı beklerken özçekim yaptık:
Bu postacı çantasına bayıldım.Camdan yansıyan kulaklı beni de gördünüz mü? :)
Müzeden kovalandıktan hemen sonra müze dışındaki cami önünde özçekim:
Çok acıkmıştık ve istikametimiz her zamanki yerimiz olan Cemo oldu.Konyalı bir arkadaşımız tavsiye etmişti burayı, biz Araştırma Hastanesi'nin karşısındaki Cemo'ya gidiyoruz.Bahçesi, yemeklerin lezzeti harika.
Duru'nun favorisi bamya çorbası:
Benim bu sene ilk kez deneyip bayıldığım tirit:
Murat klasiği etli ekmek:
Ve ve ve 'sacarası' :
Yemekten sonra öğretmenevine gittik.Erkenden uyumuşuz.Sabah çok dinç uyandık ve kahvaltı için Sille yollarına düştük.Sille konağında açık büfe kahvaltı yaptık.Sille'yi gezmek de hoş olabilirdi ama biz Konya'da bulunan arkadaşlarımızla görüşeceğimiz için kahvaltıdan sonra buradan ayrıldık.Aşağıdaki Sille'de dağ manzarası.Manzaralarda beyaz bulutlar ve mavi gökyüzü en sevdiğim fon.
Sonrasında yılar önce Adana'dan taşınan arkadaşlarımız Volkan ve Saadet'in evine gittik.Kayınpederim ve Volkan'ın babası eski subaylar.Aileleri de lojmanda yıllarca beraber oturduğu için eski ve köklü bir dostluk onlarınki.Eşler ve çocuklarla da giderek büyüyor:)
Yeni evlerini görmeye gittiğimizde Volkan'ın annesini de orada görünce çok mutlu olduk.Beraber çay içtik, poğaça yedik, bir ara babalar çocukları sitenin bahçesindeki parka indirdiler, bol bol sohbet ettik akşam da bizi yemeğe götürdüler.Düğün salonunu onlar olmasa da bulamazdık :) Düğün salonunun önünde öpüşüp ayrıldık ama hepsini şimdiden özledim.
Bu yazı umduğumdan uzun oldu.Konya düğünleri bir sonraki yazıya kalsın artık :)
10 Ağustos 2014 Pazar
Dönüş yolu ve Ankara {aile gibisi yok!}
Ve işte Çeşme-Alaçatı'daki tatilimizi bitirip dönüş yoluna geçtik.Yeni hedefimiz Ankara.Ailem burada oturuyor.
Yolda çok güzel heykeller, reçeller, zeytinler ve zeytinyağları arasından geçiyoruz.Çeşit çeşit meyve satan insanlar da var.Yolda durup bir kiraz alma maceramız var ki evlere şenlik.Dört yerde durduk ve almadık:))
Durduğumuz son yerden annemlere zeytin alıyoruz.Babam zeytine bayılır.Her gidişimizde cezerye götürmemizden herkeslere fenalık geldiği için ve Adana'dan direk gelmediğimiz için zeytin iyi bir seçenek.Duru da tam bir zeytin canavarıdır.Bir oturuşta 30- 35 tane yemekten bahsediyorum sayın okur:) {maşallah}
Murat zeytin pazarlığındayken biz de heykeller arası foto çekiliyoruz.Bir sürü leylek görmeme rağmen gördüğüm leylek heykellerini de atlamıyorum:P
Yolda deli gibi acıkıyoruz.Babam yolda arayıp bir şeyler yemememizi tembih ediyor akşama meşhur kavurmasından yapacakmış ama sabah kahvaltısından akşam yemeğine kadar beklememiz mümkün değil.Uşak 'da duruyoruz.Çeşitli bloglar buradaki 'zavallı kurufasulyeci' yi öneriyor.Gidiş yolunda adını görüp eğlendiğimiz bu yeri hemen buluveriyoruz.
Öneren herkese teşekkür ederim.Böyle bir kurufasulye olamaz!
Fotoğraf çekebilmek için çok uğraştım.Ama ışığı bir türlü ayarlayamadım ve çok kötü bir poz yakaladım.Ama anı olsun diye koyuyorum , kusura bakmayın.
Arkadaşları bu işletmeyi açtığında kendisiyle dalga geçtiği için bu ismi koymuş sahibi.Servise bakan garson bey çok kibardı.Biz hesabı ödedikten sonra yola gidiyoruz diye elimize üç şişe su verdi.
Yemek yanında salata, cacık ve turşu ile geliyor.Ama biz kurufasulyeye gömüldük açıkçası:)
Duru'ya söylediğimiz yeşil fasulye de nefisti.Çatal değdiğinde ikiye ayrılan kılçıksız yarım porsiyon yeşil fasulyenin tamamını bayıla bayıla yedi bizim kız.
Yemekten sonra da peynir tatlısı dedikleri Kemalpaşa tatlısı geliyor.Üzerine tahin ve cevizle nefis olmuştu.Murat çok beğenmedi ve ben maalesef üç tane falan yedim:) Dondurma yemeyip şerbetli tatlıya hayır diyemeyen bana kocaman bir aferin:)
Oradan kalktıktan sonra hiç durmuyoruz ve akşamüstü Ankaradayız:) Herkes bizi çok özlemiş.Ama en çok Duru'yu elbette.Kardeşim ve Duru :
Evde TUS çalışan dayı biraz göbek yamış ama bunu görmezden geliyoruz:)
Ertesi gün hep beraber IKEA'ya gittik.Sonra eve gelip aile sohbetleri, annemle akşam yemeği hazırlama derken iki gün geçiverdi.
Sabah anne kahvaltısı sonrası yola çıkıp erken akşamüstü eve vardık.Valiz boşalt,market alışverişi vs biliyorsunuz.
Her güzel şeyin bir sonu var! Çeşme ve Alaçatıyı görmek için bir sene daha beklememiz gerekecek.Ühü.Orada yaşayan sevgili okurlar kıymet biliniz, denize bizim için de giriniz, bol dondurma yiyiniz, akşamüstü esen rüzgarla birlikte yürüyüş yapınız.
Biz de yarın Amsterdam'a gidiyoruz:) Yuppi.Bir hafta yokuz ama arada taslaklardan yazı yollamaya çalışacağım.Amsterdam izlenimlerimle en kısa sürede görüşmek üzere..
Yolda çok güzel heykeller, reçeller, zeytinler ve zeytinyağları arasından geçiyoruz.Çeşit çeşit meyve satan insanlar da var.Yolda durup bir kiraz alma maceramız var ki evlere şenlik.Dört yerde durduk ve almadık:))
Durduğumuz son yerden annemlere zeytin alıyoruz.Babam zeytine bayılır.Her gidişimizde cezerye götürmemizden herkeslere fenalık geldiği için ve Adana'dan direk gelmediğimiz için zeytin iyi bir seçenek.Duru da tam bir zeytin canavarıdır.Bir oturuşta 30- 35 tane yemekten bahsediyorum sayın okur:) {maşallah}
Murat zeytin pazarlığındayken biz de heykeller arası foto çekiliyoruz.Bir sürü leylek görmeme rağmen gördüğüm leylek heykellerini de atlamıyorum:P
Yolda deli gibi acıkıyoruz.Babam yolda arayıp bir şeyler yemememizi tembih ediyor akşama meşhur kavurmasından yapacakmış ama sabah kahvaltısından akşam yemeğine kadar beklememiz mümkün değil.Uşak 'da duruyoruz.Çeşitli bloglar buradaki 'zavallı kurufasulyeci' yi öneriyor.Gidiş yolunda adını görüp eğlendiğimiz bu yeri hemen buluveriyoruz.
Öneren herkese teşekkür ederim.Böyle bir kurufasulye olamaz!
Fotoğraf çekebilmek için çok uğraştım.Ama ışığı bir türlü ayarlayamadım ve çok kötü bir poz yakaladım.Ama anı olsun diye koyuyorum , kusura bakmayın.
Arkadaşları bu işletmeyi açtığında kendisiyle dalga geçtiği için bu ismi koymuş sahibi.Servise bakan garson bey çok kibardı.Biz hesabı ödedikten sonra yola gidiyoruz diye elimize üç şişe su verdi.
Yemek yanında salata, cacık ve turşu ile geliyor.Ama biz kurufasulyeye gömüldük açıkçası:)
Duru'ya söylediğimiz yeşil fasulye de nefisti.Çatal değdiğinde ikiye ayrılan kılçıksız yarım porsiyon yeşil fasulyenin tamamını bayıla bayıla yedi bizim kız.
Yemekten sonra da peynir tatlısı dedikleri Kemalpaşa tatlısı geliyor.Üzerine tahin ve cevizle nefis olmuştu.Murat çok beğenmedi ve ben maalesef üç tane falan yedim:) Dondurma yemeyip şerbetli tatlıya hayır diyemeyen bana kocaman bir aferin:)
Oradan kalktıktan sonra hiç durmuyoruz ve akşamüstü Ankaradayız:) Herkes bizi çok özlemiş.Ama en çok Duru'yu elbette.Kardeşim ve Duru :
Evde TUS çalışan dayı biraz göbek yamış ama bunu görmezden geliyoruz:)
Ertesi gün hep beraber IKEA'ya gittik.Sonra eve gelip aile sohbetleri, annemle akşam yemeği hazırlama derken iki gün geçiverdi.
Sabah anne kahvaltısı sonrası yola çıkıp erken akşamüstü eve vardık.Valiz boşalt,market alışverişi vs biliyorsunuz.
Her güzel şeyin bir sonu var! Çeşme ve Alaçatıyı görmek için bir sene daha beklememiz gerekecek.Ühü.Orada yaşayan sevgili okurlar kıymet biliniz, denize bizim için de giriniz, bol dondurma yiyiniz, akşamüstü esen rüzgarla birlikte yürüyüş yapınız.
Biz de yarın Amsterdam'a gidiyoruz:) Yuppi.Bir hafta yokuz ama arada taslaklardan yazı yollamaya çalışacağım.Amsterdam izlenimlerimle en kısa sürede görüşmek üzere..
4 Ağustos 2014 Pazartesi
Alaçatı
Alaçatı'ya bu bizim üçüncü gidişimiz.Pek bir numarası olmayan sokaklar, kalabalık gibi sebeplerden çok çok da bayılmıyoruz bu sebeple sadece bir gecemizi Alaçatı'ya ayırmaya karar verdik.O gece de hedefimizi "ünlü görmek" olarak belirledik.En az iki diyordu kocam:)
Duru kokuya çok hasaas bir kız.Biliyorsunuz. Burada da kokoreç kokusundan rahatsız olup burnunu tıkamış.Bunu anladığımda gülmekten ölecektim:)
Daracık sokaklara tezgahlar açılmış.Hediyelik eşyalar,biblolar, lavantalar, mısırlar, takılar satılıyor.
Biz de kendimize anne kız aynı bilezikten aldık.Duru bir balık olduğu için onun bileziği balıklı:) Alttaki dondurmalı fotoğrafında bileziği görülüyor.
Ve işte Alaçatı'ya gelme sebebimiz.Mavi dondurma ! {Benimkinde pembe de var }
Şimdi gelelim ünlü görme hikayemize :) Alaçatı'da dolaşırken hemen hemen herkes ünlü arayışında.O kadar çok insanın yüzüne ünlü mü acaba diye baktım ki anlatamam.Bir de biz kocamla bir iki senedir eskisi kadar dizi seyretmediğimiz için yeni ünlülere biraz uzağız.Görüp de kaçırdığımız ünlü olmuş da olabilir.
Neyse bakına bakına gezerken daracık yolun iki yanına sıkış pıkış sıralanmış masalarda oturan bir ünlü farkettim."İzzet Altınmeşe" diye bağırdım ve kocama gösterdim.Masadaki herkes bana baktı , kocam da yerlere yatıyordu.Çünkü adamcağız "Burhan Çaçan'mış" :)))) Herkeslerden özür dileyerek kaçtık! Koskoca Burhan Çaçan'dan burada da özür diliyorum.Tamamen benim heyecanlanmış olmam ve elbette salaklığım :))
İkinci gördüğümüz ünlü de Pınar Dilşeker'di.Yan masamıza oturup dondurma yedi.Kocam "herkes bu sene Bodrum'a gitmiş" diyip durdu:) Eda Taşpınar'ı bile göremedik sayın okur:))
24 Haziran 2014 Salı
Yine balıkçı ..
Biliyorsunuz sağlıklı beslenmeyi önemsiyorum.Bu sebeple haftasonu rutinine 15 günde bir balıkçıya gitmeyi eklemeye çalışıyorum.Bu açıkçası ben ve kocam için bir tür fedakarlık çünkü balık sevmiyoruz:) Kalamar, patates seviyoruz ama:))
En sevdiğimiz balıkçı "Salim'in yeri" ..Konumu, mezeleri, salataları ve çocuk parkıyla bizi çok mutlu ediyor.Fotoğrafların çekildiği gün yediğimiz hiç bir şeyi beğenmedik gerçi ama genel olarak sevdiğimiz bir yer.
Kalamar kalp ben.Ama bu fotoğrafda en çok süzme yoğurdu seviyorum.
Fotoğraf çekilirken ağzı dolu olan biri:))
Çocuk parkında ben , kızım ve kızımın kardeşi :P Oyuncak bebek kardeşiymiş, arada emzirmem için bana getiriyor:) Kendisini 26 ay emzirmem yetmedi sanırım. Bir de sıkılınca "kardeşini" yere fırlatmasa daha iyi olacak :))
Yemekten sonra gerçek makina yanımda olduğundan şu harika manzarada fotoğraf çekelim istedim.Sonuçta blog yazıyorum :P Ama işte herkes bize bakarken(ya da bize öyle gelirken) pek havaya giremiyoruz.Burada da ters ışık vurdu.
Nispeten daha iyi bir foto :)) Manzara gerçekten de harika değil mi?
Çıkışta markete gidip haftalık alışverişimizi yaptık.Eve döndüğümüzde cidden yorgunduk.Biraz kitap, banyo ve sonrasında cup yatak."Uyuyunca kalkınca teyze gelecek mi?" sorusunu cevapla ve bir masal anlat {tuz masalı},yoğurt mayala, ertesi gün giyilecekleri belirle, yüzünü yıka, dişini fırçala, evi son bir dolaşıp toparla derken kitap okuyacak çok az bir zaman kalıyor.Genelde uykumdan vazgeçip kitap okuyorum.Özellikle pazar geceleri en az uyuduğum geceler oluyor..
Bu ara bir Japon kitabı okuyorum.Megumi, Mitsoku, Karazonihou gibi karman çorman isimler arasında kim kimdi anlamak zor ama konusu o kadar sürükleyici ki kitabı elimden bırakıp uyumak için kendimle savaşıyorum.
En sevdiğimiz balıkçı "Salim'in yeri" ..Konumu, mezeleri, salataları ve çocuk parkıyla bizi çok mutlu ediyor.Fotoğrafların çekildiği gün yediğimiz hiç bir şeyi beğenmedik gerçi ama genel olarak sevdiğimiz bir yer.
Kalamar kalp ben.Ama bu fotoğrafda en çok süzme yoğurdu seviyorum.
Fotoğraf çekilirken ağzı dolu olan biri:))
Çocuk parkında ben , kızım ve kızımın kardeşi :P Oyuncak bebek kardeşiymiş, arada emzirmem için bana getiriyor:) Kendisini 26 ay emzirmem yetmedi sanırım. Bir de sıkılınca "kardeşini" yere fırlatmasa daha iyi olacak :))
Yemekten sonra gerçek makina yanımda olduğundan şu harika manzarada fotoğraf çekelim istedim.Sonuçta blog yazıyorum :P Ama işte herkes bize bakarken(ya da bize öyle gelirken) pek havaya giremiyoruz.Burada da ters ışık vurdu.
Nispeten daha iyi bir foto :)) Manzara gerçekten de harika değil mi?
Çıkışta markete gidip haftalık alışverişimizi yaptık.Eve döndüğümüzde cidden yorgunduk.Biraz kitap, banyo ve sonrasında cup yatak."Uyuyunca kalkınca teyze gelecek mi?" sorusunu cevapla ve bir masal anlat {tuz masalı},yoğurt mayala, ertesi gün giyilecekleri belirle, yüzünü yıka, dişini fırçala, evi son bir dolaşıp toparla derken kitap okuyacak çok az bir zaman kalıyor.Genelde uykumdan vazgeçip kitap okuyorum.Özellikle pazar geceleri en az uyuduğum geceler oluyor..
Bu ara bir Japon kitabı okuyorum.Megumi, Mitsoku, Karazonihou gibi karman çorman isimler arasında kim kimdi anlamak zor ama konusu o kadar sürükleyici ki kitabı elimden bırakıp uyumak için kendimle savaşıyorum.
16 Haziran 2014 Pazartesi
Yeni takıntım: Küçük kekler!
Bazen bir tarife takıyorum (bkz Çikolatalı Fransız Keki) , bazen de mükemmel tarifi bulmak için bir şeye.Bu ara taktığım küçük kekler {muffin}. Mükemmel tarif arayışındayım.Yiyenlerin bayılacağı, kocamın hadi yapsana diyeceği o tarifin peşindeyim.Bunlar da denemelerin bir kısmının! fotoğrafları:)
Dün de arkadaşımın verdiği tarifle tencere keki yaptım.Küçük kekler olarak çok başarılı , kocam dört tane falan yedi, kayınvalidem tarifini istedi.Ama ben fırında pişen bir tarif peşinde olduğum için mükemmel tarif arayışında sırada bunu denemek var! Hadi bakalım.
Dün de arkadaşımın verdiği tarifle tencere keki yaptım.Küçük kekler olarak çok başarılı , kocam dört tane falan yedi, kayınvalidem tarifini istedi.Ama ben fırında pişen bir tarif peşinde olduğum için mükemmel tarif arayışında sırada bunu denemek var! Hadi bakalım.
25 Mayıs 2014 Pazar
Beslenme üzerine dertleşme
Kızıma yaklaşık iki sene hiç işlenmiş şeker vermedim.Bana kalsa okula gidene kadar da vermezdim.Ama etrafta öyle bir baskı var ki bu konuda.Sanki çocuğuma kötülük ediyormuşum, ondan bir şeyleri saklıyormuşum gibi davranıldı.Sanki ben biraz "abartıyormuşum", fazla "titiz" mişim gibi.Çok yakınım olan çok sevdiğim insanlara bile hala kırgınlık hissediyorum Sonuçta pek aldırmamaya çalışsam da gerçekten üzülüyordum.Kızımın büyüyüp bir şeyleri merak etmeye başlamasıyla da bir noktada gerçekten pes ettim.
Bu konuda çok uzun yazar dertleşirim de kendimi tutuyorum işte.Siz şu yazıyı okumadan diğer paragrafa geçmeyin :)
Yine de pes ettim dediysem de mesela eve sadece bitter çikolata aldım, yoğurt ya da sütüne asla şeker atmadım.Sonuçta kızım şekere hiç mi hiç düşkün değil.Zorla uzatılan baklavaları "ben sevmem" diye geri çeviriyor, evde yaptığımız keklerden neredeyse hiç yemiyor.Kızımın en sevdiği tatlı dondurma ve çikolata.Çikolata mümkünse bitter dondurma da mutlaka sade.
Yukarıdaki fotoğraftaki bir sürü çeşitten sadece vanilyalı dondurmayı tercih etmiş olmasını çok seviyorum:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Hakkımda
- Öykücü
- Bir anne, bir baba ve bir de çocuk.Aşk dolu, neşeli ve eğlenceli bir hayat umuduyla..

