ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Kasım 2015 Salı

Atatürk





Anıtkabir'e hiç gitmemiştim.Bu Ankara'ya gidişimde annemlerle mutlaka gitmemiz gerek diye karar almıştık.

29 Ekim çok kalabalık olur diye 30 Ekim'de gitmeye karar verdik.İlk gidişimizde Duru daha sakin bir şekilde incelesin, anlasın istiyordum.Gerçekten de nispeten sakindi.

İçeride görevli askerler gerçekten şahane.Halleri, tavırları, resmi kibarlıkları, kendilerine güvenleri insanı çok etkiliyor.

Atatürk'ün kütüphanesi çok iyi düzenlenmiş.Felsefe, edebiyat, din, dil gibi başlıklar altında toplanmış ve kayıt altına alınmış.Bilgisayar ekranından tümünü inceleyebiliyorsunuz.Geç gittiğimiz için bu kısımlara sadece göz atabildim.Uzun uzun incelemek gerektiğini düşünüyorum.

Kapısının önünde 24 saat nöbet tutan askerler var.Bu gerçekten çok etkileyici.O askerlerin nbet teslim törenine denk geldik.Ağlamamak için kendimi zor tuttum.Anıtkabir kapanıp ziyaretçiler dışarı çıkarıldığında dahi nöbetçiler Atamızı beklemeye devam ediyordu.

 
Mozolenin başında gözyaşlarımı tutamadım.Ama açık ağlamaktan çok utandığım için kimselere çaktırmadan dışarı çıkmayı başardım.Ruhuna bir Fatiha okudum. Allah mekanının cennet kılsın dedim.İnsanın söylemek istediği milyonlarca şey olan bir kişinin artık hayatta olmaması çok kötü.
 



İsmet İnönü de silah arkadaşıyla karşı karşıya yatıyor.Dedemin bizzat tanıyıp arkadaş olduğu ve çok sevdiği İsmet İnönü'ye de bir Fatiha okuduk elbette.

 
 
İçerde Çanakkale savaşlarının belgesel  izleyebileceğimiz küçük bir sinema salonu bulduk.Orada Atatürk'ün beni her zaman etkileyen şu sözlerini tekrar duymak tüylerimi diken diken etti.
 
"Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar, burada dost bir vatanın bağrında bulunuyorsunuz. Huzur ve barış içinde uyuyun. Sizler mehmetçikler ile yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını bu savaşa gönderen analar, göz yaşlarınızı dindiriniz. evlatlarınız, bizim bağrımızdadır. onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra artık bizim çocuklarımız olmuşlardır."
 
Ülkemizde ne işleri vardı demiyor, öldüler iyi oldu demiyor, bu iş böyle ne yapalım demiyor.O kadar insancıl ki.O kadar lider ki.O kadar haklı ki.O kadar iyi ki.
 
"Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını alışkanlık haline getiren milletler; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar"
 

 

18 Eylül 2015 Cuma

Ankara

Ankara'yı sevmiyorum ama Ankara'ya  gitmeyi çok seviyorum.Soğuk, kalabalık, denizi olmayan bir AVM kenti.

Annemle alışveriş merkezlerinde gezmek, Duru'yu oyunparklarına götürmek, babamın Duru ile evde saklambaç oynaması, annemin Duru'ya aynı kitabı on kez falan üstüste okuması paha biçilemez anılar ..

Masada oturuyoruz Duru'ya kızdım.Babam da bana kızmasın mı "çocuğa kızma" diye:) "Baba ben senin çocuğunken sen de bana kızıyordun" dedim.E yani pes:)

Eve çok yakın bir park var akşamüstleri oraya gittik babam kızın başında durdu biz annemle çay içip sohbet ettik {bol dedikodu}:



 
Her alışveriş merkezinde bir oyun alanı var.Oyun alanı kartlarını cüzdanın neresine koyacağımı şaşırdım:)

Armada oyun alanı:



Cepa H&M önü.Burası Duru'nun en sevdiği oyun alanı.Saçma sapan kocaman bir delik ve çocuklar buna bayılıyor.Tadilat sonrası daha güvenli, temiz ve güzel olmuş:



Zara'da TÜM topuklu ayakkabıları denedi.

 
 

Dayımlar ve dayımın oğlu beni görmeye gelmişlerdi.Dayımın oğlunun eşini de çok seviyorum.Çok hanımefendi,akıllı, şirin bir kız.Kuzenlerimin hepsinin eşlerini seviyorum gerçi.

Dayımın eşini ise dayımdan bile çok severim.Yengem bir tanedir, çok becerikli, çok iyi kalplidir.{Diğer yengem de öyle canımdır, hayatımdır, gelinlerden yana çok şanslı bir aileyiz} Biz çocukken yanyana evlerde otururduk ve günde on kere evlerine gider gelirdim.Kapı açmak bile ne zor düşünün ama bir kez bile of demezdi.Beni kendi çocuklarından ayırmazdı hala da beni gördüğünde kızıymışım gibi sarılır.Kızıymışım gibi hissediyorum ben de zaten.O kadar işin gücün arasında istedim diye bana bebek örmüştü hiç unutmam.

Kimsenin dedikodusunu yapmaz, özel hayatının didiklemez, meraklı meraklı sormaz, anlattığını dinler, dünyanın en güzel kahkahalarını atar ve en güzel yeşil göz de yine ondadır.Çok seviyorum demiştim.Bir fotoğraf çekilmek istedim çünkü uzakta olduğumuz için özlüyorum onu.Kızıma rica ettim.Bebeğini de aramıza almamız koşuluyla kabul etti sıpa:)


 
Dayımla ve kuzenimle fotoğrafımız yok :P Eşleri daha çok seviyorum:))
 
Kentpark'ta sihirli aynalar var sayın okur.Koşun gidin ince gösterenlerin önünde fotoğraf çekilin.Çok büyük mutluluk:


Uzun süre yazmayınca uzun uzun anlatacak bir çok şey anlamsız kalıyor, unutuluyor.Ama fotoğraflar insanı alıp tam da o ana götürüyor.Neyse ki fotoğraf çekmişim de koskoca bir haftadan geriye aklımda üç beş anı kalmış.

20 Mayıs 2015 Çarşamba

Ankara

Bir gün izin alarak dört güne çıkan tatilimiz için Ankara'ya doğru yola çıktık.Temel amacımız dinlenmek ve  ailemizle zaman geçirmek olduğu için hiç stres yapmadan uyandığımız saatte yola çıktık.Her zamanki gibi Pozantı Tünel Restaurant'a uğradık ve kahvaltı yaptık.Manzarası ve havası o kadar güzel ki burada çok basit bir kahvaltı bile şölene dönüşüyor.Bu sefer bizi arka bahçeye aldılar.Mazaramız buydu:


Fotoğrafta görülen ağaçların altında tren yolu var ve nitekim biz kahvaltımızı yaparken bir tren de geçti.Hazır burada kimse bizi tanımıyorken İstanbuldan aldığımız selfie çubuğumuzu da kullanayım istedim.Çok utanç verici bulduğum bu eylemin sonuçları bence oldukça güzel oldu:




Menü oldukça basit : peynir, tereyağı, zeytin, omlet , bal-kaymak, söğüş domates-salatalık- biber.İsterseniz sucuk falan da yapıyorlar oldukça da güzel oluyor biz bu sefer istemedik.






Akşamüstü Ankaradaydık.Annem sofrayı balkona hazırladı.Annemler oldukça yeni bir yerleşim bölgesinde, çevreye çok hakim bir tepedeki bir sitenin en üst katında oturuyor.Dolayısıyla Ankara- en azından bir kısmı- ayağımızın altındaydı:) Menü ; mercimek çorbası,patlıcan kebabı, bulgur pilavı, kuru köfte ve piyazdı.Annem ne yapsa bayıla bayıla yerim zaten:)

Biz gittiğimizde Fatih TUS'u atlatmış olmanın verdiği gazla yine bir arkadaşıyla buluşmuştu, yemeğe yetişemedi.Selfie sopasını etrafta utanacak kimse olmaması sebebiyle bir kez daha çıkardım.Ailece bir foto çekebilmek her türlü rezilliğe de değer aslında:))




Ertesi gün İncek taraflarında daha önce gözümüze kestirdiğimiz bir kahvaltı mekanına gittik.Gittiğimiz 550 kişilik iki mekan da tamamen doluydu.Sığışacak bir tek masa dahi bulamadık.Reddedildiğimiz ikinci yerin önerisi ile gittiğimiz mekan da oldukça güzeldi neyse ki.İncek tarafları aklınızda olsun sayın okur mutlaka gidilmeli.

Burada da tanınmıyor olmanın rahatlığı ile rahat rahat fotoğraf çektik.Tabi biraz acemilik var, giderek ustalaşacağımızı umuyoruz:




Masada kuruyemişler, tahin pekmez, bal-kaymak, zeytin, peynir tabağı, patates kızartması,çiğ börek, söğüş salatalık-domates, omlet, menemen vardı.Menü oldukça zengindi ve mangal seçenekleri de vardı.Çocuk parkına oldukça yakın bir masaya oturmuştuk ve çok rahat ettik.Çocuk parkının üzerine de güneşten koruma için bir düzenek yapılsa daha iyi olurdu elbette ama o kadar kusur kadı kızında da olur sonuçta.


Bol bol alışveriş yaptık.Bu sefer Duru'ya çalıştık.H&M den artık gereksiz boyuta varan bir alışveriş daha yaptım.4-6 yaş seçeneği nasıl olsa iki sene giyer diyerek aldığım çoğu şeyi aslında çok şık ve şirin oldukları için aldım:) Çocuk bölümüne bayıldığım H&M'in büyük bölümü ise maalesef pazar malı görünümünde neredeyse ikinci el gibi duran bir kalitede.Kendime bir çöp dahi almadım.

IKEA'ya da uğradık.Çok az ama anlamlı bir alışveriş oldu.Duru'nun odasına aldığımız bir oyuncak dolabı sayesinde odasının havası tamamen değişti.Eve döner dönmez beklemeden düzenledim odasını ve harika oldu.Bu da ayrı bir yazı konusu:)

Bir gün babamla Duru aşağıya bisiklet binmeye gittiler.Bir ara babamın yanına bir komşu gelmiş ve sohbete başlamışlar.Duru bir süre sonra babama dönüp ben eve gidiyorum dede demiş.Babam komşu ile vedalaşıp arkasından gitmiş.Bizimki geri dönüp "dede eve gitmiyorum amca gitsin diye öyle söyledim" demiş:)) Babam bu hikayeyi on yüz bin kez herkese anlattı."Bu çocuk falan değil canım, koskocaman bir insan" diyordu :)

Bir alışveriş sonrası yine bir doğumgünü kutlaması yapalım istedik ve kimsenin doğumgünü olmadığı için Murat ve Duru bana sürpriz! bir pasta aldılar.Gerçek ve sürpriz olmayan ama çok sevdiğim doğumgünümden:



Bu gezinin bonusu da Duru'yu anneme bırakıp sinemaya gitmem oldu.Harika bir akşamdı, kocam , kardeşim ve ben çok eğlenecektik.uygun olan film de "Niyazi Gül dörtnala" idi.

Eyvah eyvah serisini çok beğenmiştim bu filmde ne kadar kötü olabilirdi ki , Demet Akbağ da oynuyordu dolayısıyla pek de araştırmadan gittik filme.Ama film gerçekten tek kelime ile rezaletti.Konusu neredeyse olmayan, sonu saçma sapan, apansızın, anlamsızca geliveren bir filmdi.
Bir ara Ata Demirer ağaçlara doğru uluyarak uçuyordu istemsizce gözlerimi kapattım:)

Neyse işte o geceden kalan bir selfie.Salon öyle boştu ki yine rezil olma riski yok diye rahatça çektim:)


Bol bol dinlendik, hasret giderdik.Ama elbette ayrılıklar hep çok zor oluyor.Duru arabaya binmiş vedalaşmamızı izlerken "çok sarılmayın duygulanıyorum" diye uyardı bizi.Gözleri dolu dolu ayrıldık.Hislerini göstermekten öyle çok çekiniyor ki kuzum benim.

Eve geldik valizi boşalttım, Duru'nun odasını topladım, çamaşır yıkadım, Duru'ya bir şeyler yedirdim, banyo yaptırdım, bu yazının bir kısmını hazırladım.Yattığımda saat 12:00 idi ve bir delilik yapıp yeni bir kitaba başladım.Kitabı kapattığımda saat 02:00dı.Sabah nasıl uyanacağım korkusuyla uyumaya çalıştım.Bölük pörçük, rahatsız bir uykudan sonra uyandım.Öğlen de spora gittim.Akşam nasıl olacağım merakla bekliyorum:))

12 Ocak 2015 Pazartesi

Ankara



Bir haftalık Ankara yolculuğumuzu bir kelime ile özetlemek gerekse bu kelime kesinlikle "doğumgünü" olurdu.

Benim doğumgünüm 5 Ocak kızımınki ise 19 Ocak.Her iki doğumgününü de Ankara'da kutlayıp döndük.Benim doğumgünü pastam Murat'ın jesti oldu.Annemle yine çılgın bir alışveriş turundan dönüp eve geldiğimizde bizi bekleyen bu muhteşem pasta olmasa kimsenin benim doğumgünümü falan kutlayacağı yoktu açıkçası:)


Pastayı evde ders çalışan erkek kardeşim teslim almış.Uzun bir süredir evde olduğu için saçı sakalı salmış, pek bir berbat vaziyette olan TUSzede pastayı getiren kuryenin mankenleri kıskandıracak kadar yakışıklı ve cool olduğunu söyledi:)Çocuğun yakışıklılığı yüzünden kendi bakımsızlığından rahatsız olmuş.

Benim pastamı da elbette Duru üfledi.Herkes günlük kıyafetleri içinde, mutfaktayız ve hatta fotoğraf makinasına bakıp poz veren tek kişi de benim.


Bu da Duru Hanımın doğumgününde çekilen fotoğraflardan biri.Herkes özel giyinmiş,salondayız ve poz verilmiş:) Pastasının da özel sipariş üzerine yapıldığını söylemeye gerek yok herhalde.Hanımağa babamın kızıma taktığı lakap.Dedem de bana profesör derdi.Ben profesör olamadım inşallah kızım da hanımağa falan olmaz:)


Şu fotoğrafı yayınladığımı görse kardeşim beni kesin öldürür.Pastanın sonu:


Bunun dışında bir sabah uyanıp penceremi açtığımda şaşkınlıktan küçük dilimim yutacaktım.Gece biz uyurken yağan kar her yeri bembeyaz bir örtü gibi sarmıştı ve çok çok güzel görünüyordu.Adana'da yaşarken bunu hiç göremiyoruz diye düşündüm bir süre.Sonra tabi bin kez falan şükrettim kar mar görmediğimize.Uzaktan hoş bir görüntü ama bu havada dışarda olmak çok zor.Araba kullanmak, yolda yürümek bile çok daha fazla özen istiyor.Evsizleri, hayvanları falan da düşününce iyice kötü oldum.


Karda bir kaç pozumuz olsun kısmı neyse ki son gün aklıma geldi.Arabaya koşturmaktan bir saniye durup poz vermeyi düşünememişim:)


Bu ziyaretin en büyük olayı Duru'nun ilk kez kuaförde saçını kestirmesi oldu.Şimdiye kadar saçlarını hep ben kestim ve kestiğim dört kuyruğu da sakladım elbette:)Ama artık kreşe başlayacak olan kızımın daha 'profesyonel' bir bakıma ihtiyacı vardı.Ve bugüne kadar saç kesimi konusunda hep 'Anne kuaföre gitmeyelim lütfeen' diyen kızım ilk kez 'ben de kuaförde saçımı kestireceğim' demeye başlamıştı.Kuaförde saçımı kestirdikten sonra Duru'ya sorduk annemin kucağında kestiririm diye şart koştu ama kabul etti.Ve işte kucakta bir kesim anı:



Ve ayı korkusu yenme çalışmalarından biri daha :



Annemle hemen hergün gezdik.O karda kışta arabada dualar ederek indik yokuşlardan ama H&M turlarımızı bitirdik.Kızım 2015 kışına hazır.Uzun kollu tişörtleri, pantolonları ve indirimde yakaladığım bir kaç parçayı aldım.Zaten kalitesine göre çok ucuz satılan ürünler bir de indirimde olunca tadından yenmiyor.Çocuk bölümü bu kadar güzelken büyük ürünleri oldukça paçoz görünüyordu.Yani pazarda çok daha kaliteli ve zevkli ürünler var.Lütfen!

Sonra bu seneki doğumgünü için çok istediği bir bebeği ve bir kaç{tan biraz fazla:P} çocuk kitabı aldım.Çocuk kitaplarının bir kısmını hemen verdim bir kısmını da hediye paketi yapıp sakladım.Ara ara böyle küçük hediyeler vermek hoş oluyor.

Alışveriş merkezlerinde sadece alışveriş yapmadık elbette oyun alanlarında oynadık, yemek yedik, kızım uyurken ya da yanımızda oynarken biz de annemle bol bol sohbet ettik.

Bir öğleden sonra da annemin karşı komşusuna davetliydik.Annemle aynı yaşta olan bu hanımın benim yaşımda bir kızı ve Duru yaşında da bir torunu var.Üç kadın oturup mercimekli köfte, kurabiye ve el açması börek yiyip sohbet ettik.Her şey harikaydı ama en harikası kesinlikle birlikte olmaktı.Annemin böyle hoş bir komşusu olduğunu görmek beni çok mutlu etti.

O kadar ince bir insan ki evde çalışan kardeşime de koca bir tabak dolusu hazırladığı nefis yiyeceklerden gönderdi.Biz de ertesi gün evde yaptığımız benim artık klasiğim olan kurabiyelerden yolladık bu tatlı hanıma.


Annemle mutfakta da bol zaman geçirdik.Zeytinyağlı kreviz, şu tarife çok benzer bir tarifle el açması tadında hazır yufka böreği yaptım.Annem de bana mantı yapmayı öğretti.

Harikaydı ama her güzel şeyin de bir sonu var elbette.Bu satırları evden yazıyorum.Bugün saat 14:00 civarında Adana'ya döndük.Bu haftanın yemek menüsünü ayarladım ve alışveriş yaptık.Evimizi çok özlemişim, dışarda yemek istemedim akşam yemeğimizi evde yapıp yedik.Kızımı yıkadım, banyo yaptım ve şimdi de çayımı içiyorum, Duru'nun darmadağın ettiği odaya bakıyorum ve kocamla sohbet ederken bu satırları yazıyorum.

22 Eylül 2014 Pazartesi

Atatürk Orman Çiftliği

Adana'da yaşayan çocukların ilk tercihi Ankara'daki üniversitelerdir.Mezun olup dönünce de en özgür yıllarının geçtiği Ankara'yı hasretle anarlar.Ben ise üniversiteyi İstanbul'da okudum.Ankara'da çok soğuk ve uzak bulduğum bir yer oldu her zaman.İstanbul'u da sevmem ama gittiğimde benim de aklıma daha genç olduğum yıllar gelmiyor değil.O anıların hissettirdiği mutluluk hissi için seviyorum İstanbul'u.

Annemler biz evlendikten üç ay sonra Ankara'ya taşındı.Sonrasında Orhan dayımlar Ankara'ya taşındı.Teyzemin oğlu {kardeşim} Mehmet evlenip Ankara'ya yerleşince, teyzem emeklilik sonrası Ankara'ya yerleşmeye karar verince biz de İzmir'e yerleşme hayalimizi Ankara'ya yerleşme olarak değiştirsek mi diye düşündük.Ama palmiyelerin, denizin olmadığı, soğuk bir yerde yaşamak herkese ve herşeye rağmen bana çekici gelmiyor.

Şimdilik sık sık gidip gelmekle yetiniyoruz.Ankara'da en çok sevdiğim şey ; Ankara döneri:P Bir Erzurum döneri olamaz ama Adana'da döner diye verdikleri şeyi sorgulamıza sebep olacak kadar güzel.Hele de Hosta ah o Hosta:)

AOÇ 'de  bizim için çok özel bir yer.{Şimdilerde adının Yenimahalle Orman Çiftliği olacağı söylense de orası her zaman Atatürk Orman Çiftliği olacak.}Köftesine, dönerine, dondurmasına ve sütüne bayılıyoruz.

AOÇ köftesi bu sefer fazla kimyonlu geldi.Neyse ki ben döner yedim:)



Köfte sırasında bir şirin:




Sonra annemlere gittik.Yemek yediğimiz için çok sıkı azarlandık.Beraber yemek yiyebilmemiz için akşam yemeğini oldukça geç bir saate almak zorunda kaldılar.Duru o kadar aç kalamadı şeklinde bir kuyruklu yalanla, torun sevgisini sömürerek durumu kurtardık.Ankara'ya gelmeden önce yaptığım plana sadık kalabilmek için Duru'yu babamla babasına emanet ederek hemen kuaföre gittik.

Saçımı kestirmeden önce uzun saçlarımla son poz:



Saçım kesildiğinde gerçek bir hafifleme hissettim.Oh be!

Annemlerle H&M e uğradık.Fatih dışarda Duru ile oyalanırken biz anne kız alışveriş yapmanın tadını çıkardık.Genelde annem Duru ile oynarken ben hızlı bir tur yapardım.Duru'ya üç uzun kollu tişört, bir eşofman altı, bir kot salopet aldım.Aslan'a , Defne'ye ve komşuların bebeklerine hediye aldım.H&M kalitesini, fiyatlarını ve tasarımlarını çok seviyorum.Hediyelerin tümü çok içime sindi.Zamanı geldiğinde verilmek üzere hepsini kaldırdım.Bu sene doğumgünlerinde falan rahat ederim diye düşünüyorum:)

Cumartesi akşamı D. mutlu olsun diye 'mahsuscuktan' doğumgünü yaptık.Liva pastanesinden alınan yaş pasta, ışıkları kapatıp mumları üfleme, hep birlikte 'iyi ki doğdun' diye şarkı söyleme ve dayının aldığı devasa balon kızımı çok mutlu etti.Benim de ağzım kulaklarımda gerçi:


Pozantı'da kahvaltı {yine!}


Ankara'ya giderken Pozantı'da kahvaltı molası verdik.{yine}Arabadan inerken manzara nefes kesecek kadar güzeldi.Mavi gökyüzü üzerinde beyaz bulutlar kadar güzel bir manzara eşlikçisi yok bence.Gökyüzünün rengi harika değil mi sizce de?

Sonra yine oturup klasik kahvaltımızı söyledik.Çok sade bir kahvaltı ama bunaltıcı sıcaklarda yaşayan biz Adanalılar için serin havada yenilen her şey güzeldir:)


Peynir, zeytin, domates, bal-kaymak kahvaltısına ek olarak tereyağında yumurta ve sucuklu yumurta söyledik.Teflon tavada gelmemesi benim açımdan büyük artı.Çizik içindeki teflon tavalarda yumurta getiren işletmelere çok sinir oluyorum.


Kahvaltı ederken elinde bıçağı ve ekmeğiyle fotoğraf delisi karısına poz vermek zorunda bırakılan sevgili  M. :


Kahvaltı mutlusu anne-kız: {Yüzüme yine güneş vurmuş! Sabah güneşi hem de!!}


Anne ve baba mont giymişiz , kızımız ise kısa kollu tişörtüyle poz vermiş:) Pek ateşli bir kızımız var, biz de üstelemiyoruz.Üstü açık yatıyor, hemen sıcaklıyor falan.

Hiç bir konuda zorlanmaktan, dayatmalardan hoşlanmam.Zorla hiç bir şey yapmam.Yemek ye, üstüne kalın bir şeyler giy gibi dayatmaları da bu sebeple yapmamaya çalışıyorum.Üşürse giyer, acıkırsa yer.Hayatı hem kızım için hem kendim için kolaylaştırmaya, rahat bir anne olmaya çalışıyorum.

Çok az yemek yemesini kafaya takmıyorum.Faydalı bir şey yemesini takıyorum ama.Azıcık bir yayla çorbası içsin ama kocaman bir gofret yemesin mesela.Aç kalsın ama gofreti yemesin hatta:)

Kahvaltıdan sonra Ankara'ya doğru yola devam ettik.

18 Eylül 2014 Perşembe

Ankara'da ..


Bu fotoğrafı İstanbul'daki büyük akvaryumda çekmiştim.Duru'nun saçlarının salkım saçak halini, küçük omuzlarını ve fotoğrafın dalgıç abinin tam el sallarken çekilmiş olmasını çok seviyorum:)

Her fotoğrafın insanı tam da o yaşadığı ana götürmesi ne hoş bir şey.Bu sebeple her saniyemizi fotoğraflamak istiyorum ama tabi bu mümkün değil.Sağlıklı da değil:).Fotoğraf çekmekten anı yaşayamaz hale düşmemek lazım.

Yıllar önce İspanya'ya gitmiştik.Arap turistler ellerinde kamera her yeri, her şeyi kaydediyordu. Diyebilirim ki adamlar hemen her şeyi vizörün arkasından gördü.Bunu çok tuhaf bulmuştum.Harika bir gösteri var ve o an oturup tadını çıkarmak yerine o gösteriyi evde izlemek için kaydetmek anlamsız.Evde izlerken o atmosferi hissedemeyeceksin ki.

Konsere gidiyorsun elde kamera konseri kaydediyor, sokakta bir gösteri var elinde kamera kaydediyor.Yahu sen ilk elden o anın tadını çıkaramıyorsun! Yaşamıyorsun!

Ki kaçımız eski bir gösterinin, konserin video kayıtlarını izliyoruz Allahaşkına?

Neyse,

Bu haftasonu Ankara'da olacağız.Sadece üç gün ama ben bir sürü plan yaptım:) Listeleyelim de rahat edelim:

1.Apartmanda bir komşumun yeni bebeği oldu bir diğeri de 7 aylık hamile.Her ikisinin bebeklerine ve kızıma alışveriş yapmak için favori çocuk giyim mağazam olan H&M 'e gitmek

2.Saçlarımı kestirmek.Bunu Adana'da da yapabilirim aslında ama burada saçlarımı banyodan çıkıp kuruttuğumda insan içine çıkılacak hal alacak bir model kesebilecek bir kuaför bulamadım.Neredeyse on yıldır arıyorum.

Her gittiğim kuaför yüzünde 'hah bunu yapmaktan kolay ne var'  gülümsemesiyle beni dinliyor ve sonra bildiği gibi kesiyor.Saçlar fönleniyor , şekil veriliyor mutlu mesut eve dönüyorum.Sabah kalkıyorum ki saçlarımın bir kısmının  ucu yukarı kıvrılmış , bir kısmının  ucu içeri kıvrılmış! Dünkü havalı saçla alakası olmayan pejmürde bir haldeyim:)

Şansımı Ankarada deneyeceğim:)

3. Kızı annemlere satıp uzun uzun uyumak

4.Kızı annemlere satıp Fatih ve Murat'la  sinemaya gitmek

Kardeşimin de sınavı nihayet bitti ve hep beraber gezmenin,rahat rahat sohbet etmenin tadını çıkarmak için de heyecanlanıyorum.Onun planlara dahil olma ihtimalini seviyorum. Herkes gezerken evde ders çalışmak zorunda olduğunda aksi ve çekilmez biri oluyor:P

Akşam gidip küçük bir çanta hazırlayacağım.Sabah erkenden yola çıkacağız.{10 gibi, izinli olduğum gün sabah yedide kalkacak değilim}Yolda bir şeyler atıştırır öğlene de Ankara'ya varmış oluruz,inşallah.

Görüşürüz ;)



15 Eylül 2014 Pazartesi

Doğumgünü


*Bu haftasonu çok yakın bir arkadaşımızın doğumgününü kutlamak için plan yaptık.Kahvaltıya gidelim, mangala gidelim derken sonuçta balıkçıya gittik:)

Bir mekan seçerken 'oyun parkı var mı?' sorusunun cevabı bizim için belirleyici faktör oluyor artık.Çok şükür!

Yıllar süren sevgililik, evlilik ve arkadaşlıklarda hediye alma konusu ciddi bir mesele haline gelebiliyor.Her sene süprizli, çok farklı, şaşırtıcı bir hediye almak mümkün olmuyor maalesef. E gömlek almaktan gına geldiği için bu sefer Mesut Abi'ye Lamy kalem seti aldık.Neyse ki çok beğendi.

Hediye vermek benim için ciddi bir stres.Hediye paketi açılırken yüzde beliren ifadenin hayal kırıklığı olması ya da kırmamak için kondurulan kibar bir gülücük olmaması, gerçek bir mutluluk ve heyecan görmek için uğraşırım.Düşünürüm, kafa patlatırım ve parama da kıyarım.Kendime pahalı olduğu için almayacağım şeyleri arkadaşlarıma almışlığım çoktur.

İlk işe girdiğimde kardeşime hediye olarak bir telefon almıştım o zamanki maaşımın yaklaşık iki katıydı.Babam telefonu gördüğünde fiyatını yarısı kadar söylememize rağmen bu kadar para ile telefon mu alınır diye kızmıştı bize.Sonra  o telefon yedinci yılında bozulduğunda firma kardeşime parasını iade etti o zamanda telefonlar ucuzlamıştı sonuçta kardeşim o parayla yine çok güzel bir telefon aldı.İki kez telefon almış gibi oldum:)

Balık sonrası doğumgünü pastası ise gerçek bir sürpriz oldu.Ve diyetimi bozduracak kadar güzel bir pastaydı.Çikolata kaplı antep fıstıkları {hımmm}

*Bu cuma Ankara'ya gidiyoruz.Eşimin işi var biz de Duru ile annemlere gitme fırsatını kaçırmadık.Kardeşimin TUS sınavı bu haftasonu bittiği için çok mutluyuz:) Pazar günü sınav bitti biz hemen dört gün sonraki cuma annemlere zıplıyoruz:P Vallahi denk geldi!

*Saçımı kısa kestirmeye karar verdim.Uzun saçtan bıktım.Yıkaması dert, kurutması dert.Ki sonuçta toplayıp çıkıyorum.Arada bir değişik örgü, bir topuz yapıyorum ama o kadar arada sıradaki bu kadar saçı taşıdığıma değmez.Hele de önümüz kış nasıl kuruturum diye düşünmeden banyo yapmak istiyorum.











10 Ağustos 2014 Pazar

Dönüş yolu ve Ankara {aile gibisi yok!}

Ve işte Çeşme-Alaçatı'daki tatilimizi bitirip dönüş yoluna geçtik.Yeni hedefimiz Ankara.Ailem burada oturuyor.

Yolda çok güzel heykeller, reçeller, zeytinler ve zeytinyağları arasından geçiyoruz.Çeşit çeşit meyve satan insanlar da var.Yolda durup bir kiraz alma maceramız var ki evlere şenlik.Dört yerde durduk ve almadık:))

Durduğumuz son yerden annemlere zeytin alıyoruz.Babam zeytine bayılır.Her gidişimizde cezerye götürmemizden herkeslere fenalık geldiği için ve Adana'dan direk gelmediğimiz için zeytin iyi bir seçenek.Duru da tam bir zeytin canavarıdır.Bir oturuşta 30- 35 tane yemekten bahsediyorum sayın okur:) {maşallah}

Murat zeytin pazarlığındayken biz de heykeller arası foto çekiliyoruz.Bir sürü leylek görmeme rağmen gördüğüm leylek heykellerini de atlamıyorum:P






Yolda deli gibi acıkıyoruz.Babam yolda arayıp bir şeyler yemememizi tembih ediyor akşama meşhur kavurmasından yapacakmış ama sabah kahvaltısından akşam yemeğine kadar beklememiz mümkün değil.Uşak 'da duruyoruz.Çeşitli bloglar buradaki 'zavallı kurufasulyeci' yi öneriyor.Gidiş yolunda adını görüp eğlendiğimiz bu yeri hemen buluveriyoruz.

Öneren herkese teşekkür ederim.Böyle bir kurufasulye olamaz!

Fotoğraf çekebilmek için çok uğraştım.Ama ışığı bir türlü ayarlayamadım ve çok kötü bir poz yakaladım.Ama anı olsun diye koyuyorum , kusura bakmayın.




Arkadaşları bu işletmeyi açtığında kendisiyle dalga geçtiği için bu ismi koymuş sahibi.Servise bakan garson bey çok kibardı.Biz hesabı ödedikten sonra yola gidiyoruz diye elimize üç şişe su verdi.

Yemek yanında salata, cacık ve turşu ile geliyor.Ama biz kurufasulyeye gömüldük açıkçası:)




Duru'ya söylediğimiz yeşil fasulye de nefisti.Çatal değdiğinde ikiye ayrılan kılçıksız yarım porsiyon yeşil fasulyenin tamamını bayıla bayıla yedi bizim kız.



Yemekten sonra da peynir tatlısı dedikleri Kemalpaşa tatlısı geliyor.Üzerine tahin ve cevizle nefis olmuştu.Murat çok beğenmedi ve ben maalesef üç tane falan yedim:) Dondurma yemeyip şerbetli tatlıya hayır diyemeyen bana kocaman bir aferin:)

Oradan kalktıktan sonra hiç durmuyoruz ve akşamüstü Ankaradayız:) Herkes bizi çok özlemiş.Ama en çok Duru'yu elbette.Kardeşim ve Duru :



Evde TUS çalışan dayı biraz göbek yamış ama bunu görmezden geliyoruz:)

Ertesi gün hep beraber IKEA'ya gittik.Sonra eve gelip aile sohbetleri, annemle akşam yemeği hazırlama derken iki gün geçiverdi.

Sabah anne kahvaltısı sonrası yola çıkıp erken akşamüstü eve vardık.Valiz boşalt,market alışverişi vs biliyorsunuz.

Her güzel şeyin bir sonu var! Çeşme ve Alaçatıyı görmek için bir sene daha beklememiz gerekecek.Ühü.Orada yaşayan sevgili okurlar kıymet biliniz, denize bizim için de giriniz, bol dondurma yiyiniz, akşamüstü esen rüzgarla birlikte yürüyüş yapınız.

Biz de yarın Amsterdam'a gidiyoruz:) Yuppi.Bir hafta yokuz ama arada taslaklardan yazı yollamaya çalışacağım.Amsterdam izlenimlerimle en kısa sürede görüşmek üzere..

Hakkımda

Bir anne, bir baba ve bir de çocuk.Aşk dolu, neşeli ve eğlenceli bir hayat umuduyla..