fatih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fatih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Eylül 2015 Pazar

Benim evim benim kardeşim


Üniversiteyi kazandığımda annem hiç sevinmedi.Hatta teyzemin oğlu beni tebrik etmek için geldiğinde annemi gördü ve "Gerçekten kazandın değil mi?" diye sordu.Puan hesaplamasına göre Hacettepe Eczacılık bekliyordum ama İstanbul Eczacılık gelince kendini Ankara'ya gideceğim fikrine alıştırmış olan annem çok üzülmüştü.

Oysa benim annem ve babam da İstanbul Üniversitesi mezunu:) Kendisi 1970lerde ta Erzurumdan kalkıp İstanbul'a okumaya gitmiş 1997 yılında ben Adana'dan İstanbul'a gideceğim diye karalar bağlıyor.Annem asla adil bir insan olmamıştır:)

Kalktık İstanbul'a gittik.Yurtta kalacağım ve Ankara'da enfes özel yurtlar var İstanbulda daha güzelleri vardır diye başladık dolaşmaya.Bir yurda gittik içerde sidik kokusundan gözünüz yaşarıyor, kadın bizi minicik bir odaya götürdü , "odadaki diğer kız öğrencimiz tiyatrocu, çok sosyal bir öğrenci" dediği an babamın gözü döndü hemen yurttan çıktık:))

Bu sefer bizimkiler bir ev almaya karar verdi.Adanadaki bir evimizi satacağız, üstüne biraz kredi çekeceğiz.Beni ilk dönem için bir uygulama oteline yerleştirdiler.Otelcilik meslek liseleri için kurulmuş oteller bunlar.Çalışanlar öğrenci ve normal otellere nispeten oldukça ucuz.O otelde yaşadıklarımda bir başka yazı konusu olsun.

Annemler ben okuldayken başladılar ev aramaya.Geze geze harika bir ev buldular.70 m2 , okula yakın ve paramızın yeteceği bir ev:)Evi yaptırdık, içine çamaşır makinasından tkoltuğa, tabaktan fırına bir sürü eşya aldık.Annem bir ay kadar benimle kaldı ve sonra gitti.O güne kadar salatalık soymamışım neredeyse, çok da beceriksizim annem giderken "evde yemek yapma, dışarda ye" dedi.Hehe.

Zamanla yemek yapmaya başladım, elektrik su faturalarını otomatik ödemeye bağladım, evi falan da temziliyorum her şey yoluna girdi.Bak hatta bir gün evdeki bir halı beni rahatsız etti dur şunu bir sileyim dedim.Dört yıl boyunca ilk, son ve tek halı silmem.Neyse tam halıyı siliyorum kapı çaldı, açtım ki bir akrabamız:)) Tabi aile içinde namım aldı yürüdü."Kız hem dört yılda okulu bitirdi hem halılarını filan bile ihmal etmedi" :))

O evde ben dört sene okudum.Sonra aileden İstanbul'a her giden o evde kaldı.Aradan geçen on yılda evle herkes kısa süreli ilgilendi.Ben gittiğimde perdeleri yıkadım, halıları sildim:P , toz aldım filan.Ama hep yüzeyden.

Bu sene kardeşim anestezi uzmanlığı eğitimi için İstanbul'da bir yer kazanınca annemler kalkıp İstanbul'a gitti.2 ay kadar kaldılar.Eve doğalgaz döşendi.Parkeler, seramikler değişti, duvarlar boyandı, halılar yıkamaya gönderildi, koltuk yüzleri değişti, balkona banyoya dolaplar yaptırıldı.Ev gıcır gıcır oldu:)

Bu bayramda da kardeşim anneannemin yanına Erzurum'a gideceğini söyleyince biz de kalkıp İstanbul'a gitmeye karar verdik.Her zaman gidebilir ama o evdeyken ailece çocuğun başına toplanıp rahatsız etmekten hoşlanmıyorum.Geçen yıllara nispeten tertemiz ve bakımlı bir ev bizi bekliyordu:) Yuppi!

Evi süpürdüm, sildim, yatakları değiştirdim, çarşafları yıkayıp ütüledim, kardeşimin üç beş parça kıyafetini yıkadım, düzenledim, camları sildim.Ve tüm bunları bir kaç saat içinde hallettim.Yaşasın küçük evler:) Hem biz harika bir tatil yapmış olduk hem kardeşimin evini biraz düzenlediğim için annem çok mutlu oldu.

Ev bize verdiğimiz parayı fazlasıyla ödedi.Hem Adanadaki bir evden çok daha fazla prim yaptı, hem ben orada okudum, hem yıllarca gidip kaldık,hem şimdi Fatih beş sene orada yaşayacak.Şimdi herkes "Duru'da burada okur artık" esprisi yapıyor:P

Kardeşim bu dünyada hem en iyi anlaştığım hem en çok kavga ettiğim insanlardandır.Üniversiteyi kazanıp gittiğimde annemler evden her çıktığında beni ararmış.Saatlerce konuşurdu da ben şüphelenmezdim, telefon faturası gelince annemler anlamış:) Sonra tatilde gittiğimin üçüncü günü kavga başlardı:)

Esprilerime en çok Fatih güler,onun  yaptığı her hareketin arkasındaki anlamı en iyi ben anlarım, o benim saçmalıklarıma katlanır ben onun kabalıklarına:P Tanıdığım en iyi dayılardan biri oldu ve onu her geçen yılda daha çok seviyorum.

Aile olmak bir insanı her şeyiyle kabul etmek sanırım.Yani biz aile olmasak Fatihle birbirimize muhtemelen kıl olurduk ve görüşmezdik ama aile olunca kıl olduğumuz kadar çok seviyoruz da:))

İstanbul gezisinin ayrıntıları bir sonraki yazıya kalsın.Yarın iş var ve Duru'nun okulu da ilk kez 15:30'a kadar sürecek.Yeni maceralara hazır mıyız? :)



12 Ocak 2015 Pazartesi

Ankara



Bir haftalık Ankara yolculuğumuzu bir kelime ile özetlemek gerekse bu kelime kesinlikle "doğumgünü" olurdu.

Benim doğumgünüm 5 Ocak kızımınki ise 19 Ocak.Her iki doğumgününü de Ankara'da kutlayıp döndük.Benim doğumgünü pastam Murat'ın jesti oldu.Annemle yine çılgın bir alışveriş turundan dönüp eve geldiğimizde bizi bekleyen bu muhteşem pasta olmasa kimsenin benim doğumgünümü falan kutlayacağı yoktu açıkçası:)


Pastayı evde ders çalışan erkek kardeşim teslim almış.Uzun bir süredir evde olduğu için saçı sakalı salmış, pek bir berbat vaziyette olan TUSzede pastayı getiren kuryenin mankenleri kıskandıracak kadar yakışıklı ve cool olduğunu söyledi:)Çocuğun yakışıklılığı yüzünden kendi bakımsızlığından rahatsız olmuş.

Benim pastamı da elbette Duru üfledi.Herkes günlük kıyafetleri içinde, mutfaktayız ve hatta fotoğraf makinasına bakıp poz veren tek kişi de benim.


Bu da Duru Hanımın doğumgününde çekilen fotoğraflardan biri.Herkes özel giyinmiş,salondayız ve poz verilmiş:) Pastasının da özel sipariş üzerine yapıldığını söylemeye gerek yok herhalde.Hanımağa babamın kızıma taktığı lakap.Dedem de bana profesör derdi.Ben profesör olamadım inşallah kızım da hanımağa falan olmaz:)


Şu fotoğrafı yayınladığımı görse kardeşim beni kesin öldürür.Pastanın sonu:


Bunun dışında bir sabah uyanıp penceremi açtığımda şaşkınlıktan küçük dilimim yutacaktım.Gece biz uyurken yağan kar her yeri bembeyaz bir örtü gibi sarmıştı ve çok çok güzel görünüyordu.Adana'da yaşarken bunu hiç göremiyoruz diye düşündüm bir süre.Sonra tabi bin kez falan şükrettim kar mar görmediğimize.Uzaktan hoş bir görüntü ama bu havada dışarda olmak çok zor.Araba kullanmak, yolda yürümek bile çok daha fazla özen istiyor.Evsizleri, hayvanları falan da düşününce iyice kötü oldum.


Karda bir kaç pozumuz olsun kısmı neyse ki son gün aklıma geldi.Arabaya koşturmaktan bir saniye durup poz vermeyi düşünememişim:)


Bu ziyaretin en büyük olayı Duru'nun ilk kez kuaförde saçını kestirmesi oldu.Şimdiye kadar saçlarını hep ben kestim ve kestiğim dört kuyruğu da sakladım elbette:)Ama artık kreşe başlayacak olan kızımın daha 'profesyonel' bir bakıma ihtiyacı vardı.Ve bugüne kadar saç kesimi konusunda hep 'Anne kuaföre gitmeyelim lütfeen' diyen kızım ilk kez 'ben de kuaförde saçımı kestireceğim' demeye başlamıştı.Kuaförde saçımı kestirdikten sonra Duru'ya sorduk annemin kucağında kestiririm diye şart koştu ama kabul etti.Ve işte kucakta bir kesim anı:



Ve ayı korkusu yenme çalışmalarından biri daha :



Annemle hemen hergün gezdik.O karda kışta arabada dualar ederek indik yokuşlardan ama H&M turlarımızı bitirdik.Kızım 2015 kışına hazır.Uzun kollu tişörtleri, pantolonları ve indirimde yakaladığım bir kaç parçayı aldım.Zaten kalitesine göre çok ucuz satılan ürünler bir de indirimde olunca tadından yenmiyor.Çocuk bölümü bu kadar güzelken büyük ürünleri oldukça paçoz görünüyordu.Yani pazarda çok daha kaliteli ve zevkli ürünler var.Lütfen!

Sonra bu seneki doğumgünü için çok istediği bir bebeği ve bir kaç{tan biraz fazla:P} çocuk kitabı aldım.Çocuk kitaplarının bir kısmını hemen verdim bir kısmını da hediye paketi yapıp sakladım.Ara ara böyle küçük hediyeler vermek hoş oluyor.

Alışveriş merkezlerinde sadece alışveriş yapmadık elbette oyun alanlarında oynadık, yemek yedik, kızım uyurken ya da yanımızda oynarken biz de annemle bol bol sohbet ettik.

Bir öğleden sonra da annemin karşı komşusuna davetliydik.Annemle aynı yaşta olan bu hanımın benim yaşımda bir kızı ve Duru yaşında da bir torunu var.Üç kadın oturup mercimekli köfte, kurabiye ve el açması börek yiyip sohbet ettik.Her şey harikaydı ama en harikası kesinlikle birlikte olmaktı.Annemin böyle hoş bir komşusu olduğunu görmek beni çok mutlu etti.

O kadar ince bir insan ki evde çalışan kardeşime de koca bir tabak dolusu hazırladığı nefis yiyeceklerden gönderdi.Biz de ertesi gün evde yaptığımız benim artık klasiğim olan kurabiyelerden yolladık bu tatlı hanıma.


Annemle mutfakta da bol zaman geçirdik.Zeytinyağlı kreviz, şu tarife çok benzer bir tarifle el açması tadında hazır yufka böreği yaptım.Annem de bana mantı yapmayı öğretti.

Harikaydı ama her güzel şeyin de bir sonu var elbette.Bu satırları evden yazıyorum.Bugün saat 14:00 civarında Adana'ya döndük.Bu haftanın yemek menüsünü ayarladım ve alışveriş yaptık.Evimizi çok özlemişim, dışarda yemek istemedim akşam yemeğimizi evde yapıp yedik.Kızımı yıkadım, banyo yaptım ve şimdi de çayımı içiyorum, Duru'nun darmadağın ettiği odaya bakıyorum ve kocamla sohbet ederken bu satırları yazıyorum.

22 Eylül 2014 Pazartesi

Atatürk Orman Çiftliği

Adana'da yaşayan çocukların ilk tercihi Ankara'daki üniversitelerdir.Mezun olup dönünce de en özgür yıllarının geçtiği Ankara'yı hasretle anarlar.Ben ise üniversiteyi İstanbul'da okudum.Ankara'da çok soğuk ve uzak bulduğum bir yer oldu her zaman.İstanbul'u da sevmem ama gittiğimde benim de aklıma daha genç olduğum yıllar gelmiyor değil.O anıların hissettirdiği mutluluk hissi için seviyorum İstanbul'u.

Annemler biz evlendikten üç ay sonra Ankara'ya taşındı.Sonrasında Orhan dayımlar Ankara'ya taşındı.Teyzemin oğlu {kardeşim} Mehmet evlenip Ankara'ya yerleşince, teyzem emeklilik sonrası Ankara'ya yerleşmeye karar verince biz de İzmir'e yerleşme hayalimizi Ankara'ya yerleşme olarak değiştirsek mi diye düşündük.Ama palmiyelerin, denizin olmadığı, soğuk bir yerde yaşamak herkese ve herşeye rağmen bana çekici gelmiyor.

Şimdilik sık sık gidip gelmekle yetiniyoruz.Ankara'da en çok sevdiğim şey ; Ankara döneri:P Bir Erzurum döneri olamaz ama Adana'da döner diye verdikleri şeyi sorgulamıza sebep olacak kadar güzel.Hele de Hosta ah o Hosta:)

AOÇ 'de  bizim için çok özel bir yer.{Şimdilerde adının Yenimahalle Orman Çiftliği olacağı söylense de orası her zaman Atatürk Orman Çiftliği olacak.}Köftesine, dönerine, dondurmasına ve sütüne bayılıyoruz.

AOÇ köftesi bu sefer fazla kimyonlu geldi.Neyse ki ben döner yedim:)



Köfte sırasında bir şirin:




Sonra annemlere gittik.Yemek yediğimiz için çok sıkı azarlandık.Beraber yemek yiyebilmemiz için akşam yemeğini oldukça geç bir saate almak zorunda kaldılar.Duru o kadar aç kalamadı şeklinde bir kuyruklu yalanla, torun sevgisini sömürerek durumu kurtardık.Ankara'ya gelmeden önce yaptığım plana sadık kalabilmek için Duru'yu babamla babasına emanet ederek hemen kuaföre gittik.

Saçımı kestirmeden önce uzun saçlarımla son poz:



Saçım kesildiğinde gerçek bir hafifleme hissettim.Oh be!

Annemlerle H&M e uğradık.Fatih dışarda Duru ile oyalanırken biz anne kız alışveriş yapmanın tadını çıkardık.Genelde annem Duru ile oynarken ben hızlı bir tur yapardım.Duru'ya üç uzun kollu tişört, bir eşofman altı, bir kot salopet aldım.Aslan'a , Defne'ye ve komşuların bebeklerine hediye aldım.H&M kalitesini, fiyatlarını ve tasarımlarını çok seviyorum.Hediyelerin tümü çok içime sindi.Zamanı geldiğinde verilmek üzere hepsini kaldırdım.Bu sene doğumgünlerinde falan rahat ederim diye düşünüyorum:)

Cumartesi akşamı D. mutlu olsun diye 'mahsuscuktan' doğumgünü yaptık.Liva pastanesinden alınan yaş pasta, ışıkları kapatıp mumları üfleme, hep birlikte 'iyi ki doğdun' diye şarkı söyleme ve dayının aldığı devasa balon kızımı çok mutlu etti.Benim de ağzım kulaklarımda gerçi:


18 Eylül 2014 Perşembe

Ankara'da ..


Bu fotoğrafı İstanbul'daki büyük akvaryumda çekmiştim.Duru'nun saçlarının salkım saçak halini, küçük omuzlarını ve fotoğrafın dalgıç abinin tam el sallarken çekilmiş olmasını çok seviyorum:)

Her fotoğrafın insanı tam da o yaşadığı ana götürmesi ne hoş bir şey.Bu sebeple her saniyemizi fotoğraflamak istiyorum ama tabi bu mümkün değil.Sağlıklı da değil:).Fotoğraf çekmekten anı yaşayamaz hale düşmemek lazım.

Yıllar önce İspanya'ya gitmiştik.Arap turistler ellerinde kamera her yeri, her şeyi kaydediyordu. Diyebilirim ki adamlar hemen her şeyi vizörün arkasından gördü.Bunu çok tuhaf bulmuştum.Harika bir gösteri var ve o an oturup tadını çıkarmak yerine o gösteriyi evde izlemek için kaydetmek anlamsız.Evde izlerken o atmosferi hissedemeyeceksin ki.

Konsere gidiyorsun elde kamera konseri kaydediyor, sokakta bir gösteri var elinde kamera kaydediyor.Yahu sen ilk elden o anın tadını çıkaramıyorsun! Yaşamıyorsun!

Ki kaçımız eski bir gösterinin, konserin video kayıtlarını izliyoruz Allahaşkına?

Neyse,

Bu haftasonu Ankara'da olacağız.Sadece üç gün ama ben bir sürü plan yaptım:) Listeleyelim de rahat edelim:

1.Apartmanda bir komşumun yeni bebeği oldu bir diğeri de 7 aylık hamile.Her ikisinin bebeklerine ve kızıma alışveriş yapmak için favori çocuk giyim mağazam olan H&M 'e gitmek

2.Saçlarımı kestirmek.Bunu Adana'da da yapabilirim aslında ama burada saçlarımı banyodan çıkıp kuruttuğumda insan içine çıkılacak hal alacak bir model kesebilecek bir kuaför bulamadım.Neredeyse on yıldır arıyorum.

Her gittiğim kuaför yüzünde 'hah bunu yapmaktan kolay ne var'  gülümsemesiyle beni dinliyor ve sonra bildiği gibi kesiyor.Saçlar fönleniyor , şekil veriliyor mutlu mesut eve dönüyorum.Sabah kalkıyorum ki saçlarımın bir kısmının  ucu yukarı kıvrılmış , bir kısmının  ucu içeri kıvrılmış! Dünkü havalı saçla alakası olmayan pejmürde bir haldeyim:)

Şansımı Ankarada deneyeceğim:)

3. Kızı annemlere satıp uzun uzun uyumak

4.Kızı annemlere satıp Fatih ve Murat'la  sinemaya gitmek

Kardeşimin de sınavı nihayet bitti ve hep beraber gezmenin,rahat rahat sohbet etmenin tadını çıkarmak için de heyecanlanıyorum.Onun planlara dahil olma ihtimalini seviyorum. Herkes gezerken evde ders çalışmak zorunda olduğunda aksi ve çekilmez biri oluyor:P

Akşam gidip küçük bir çanta hazırlayacağım.Sabah erkenden yola çıkacağız.{10 gibi, izinli olduğum gün sabah yedide kalkacak değilim}Yolda bir şeyler atıştırır öğlene de Ankara'ya varmış oluruz,inşallah.

Görüşürüz ;)



24 Ağustos 2014 Pazar

Ana kız başbaşa



Kocam pazar günü bir toplantıya gitti ve perşembe günü dönüyor.Tam olarak beş gün kızım ve ben başbaşayız. Bunun iyi ve kötü yanlarını listelemek istiyorum.Neden çünkü hislerimi bile listelemekten hoşlanan deli bir tipim :) Listeler beni huzura kavuşturuyor sayın okur, idare ediverin.

İYİ TARAFLAR:

1.Akşam yemeklerinin daha sade geçmesi, Duru ve ben tek bir çeşit yemekle idare edebiliriz.Kocam olduğunda salatası,makarnası derken bayağı şenlikli oluyor. Ve elbette sonuç olarak daha az bulaşık çıkması.

2.Kızımla yemekten sonra erkenden yatağa girip kitap okumak ve sonra uyumak.

3.Yatakta üç kişi yerine iki kişi olmak.

4.Erkenden yatağa girilmeyen akşamlarda ise dolapta giyilmeyenleri ayıklamak, Amsterdam defterini hazırlama, {kocanın gelmesine yakın} kek yapmak gibi aktivitelerle doldurabilmek, biriken işleri halletmek.

5.Ben bir kaç haftadır protein ağırlıklı besleniyorum ve yıllar sonra tartıda 54 rakamını gördüm.Eski okurlar bilir bir dönem tüm hedefim 55 olabilmekti.Şimdi ise yeni hedefim 50 kilo olmak.Kemiklerim çok ince olduğu için 55 kilonun büyük çoğunluğu et ve yağ.163 boya 55 kilo iyi falan diyen okurlar öncesi sonrası yazısını beklesin:)Neyse işte tüm bu ıvır zıvırın kocamın gidişiyle bağlantısı şu: evde olmadığı için diyetimi baltalayamayacak:)) Yemek sonrası galetaları nutellaya batırmak, çayın yanına kek yemek, dondurmacıya gidince en sevdiğim kakaolu dondurmayı yemek gibi aktiviteleri yapan biri olmayınca diyet yapmak çok daha kolay olacak:))

KÖTÜ TARAFLAR:

1.Duru'nun tüm bakımının bana kalması.

2.Murat'ı çok özlemek.Ve bu ikinci madde tüm iyi tarafları gölgeliyor.

Normalde Murat'ın toplantısı olduğunda ben hep annemlerin yanına giderdim ama bu sene kardeşim TUS'a hazırlanıyor ve sınavına sadece 21 gün kala bizi evde istemedi:) Kardeşimin çatlaklığı işte. Ders çalışırken evde kimse olmazsa konsantre olamıyormuş dolayısıyla annemin evden çıkması yasak, evde çok fazla kişi olursa da çalışamıyormuş bu yüzden biz de bu dört günü kızımla baş başa geçireceğiz.İnşallah TUS'ta derece yapar yoksa kendisini burada madara ederek intikamımı alacağım :D



20 Ağustos 2014 Çarşamba

#Selfie4



Amsterdam yazılarına hala başlayamadığım belli olmasın diye aralıksız başka konularda yazı yazıyorum:P  Bu selfie/ özçekim fotolarında aslında hedefim kendim hakkında bir şeyler anlatmak.Da işte zamanında yaptığım gevezeliklerden ötürü hakkımda bilinmeyen bir şey kalmadı sanırım:)

Zaten biliyorduk biz diye beni bozmayacağınızı umarak ;

1.Düğünlerde ağlarım.Hiç tanımadığım ,usulen gittiğim düğünlerde bile gelinle damat içeri girdiğinde evlenen benim kızımmışçasına gözümden bir tülü durduramadığım yaşlar akar. Utanç verici!

2.Kızımla ilgili büyüdüğünü gösteren bir şeyler olduğunda - otellerde mini discoda çıkıp dans ettiğinde bile- ağlarım.Mezuniyeti olsa ağla, okuma bayramı olsa tamam ağla da mini disco nedir ya !?

3.Türkiye'nin ulusal platformdaki her hareketinde ağlarım.Ne saçma bir cümle oldu ama şöyle bir örnek vereyim 23 Nisanda TRT'de yayınlanan her ülkenin çocuklarının çıkıp yöresel oyunlarını yaptığı programın en sonunda Türk çocukları çıkar ya hani hah ben işte orada bile ağlarım:))

4.Televizyonda çıkan her acı çeken çocuk,şehit haberleri, çocuğu hasta anne ya da çocuğunu kaybetmiş anne haberinde ağlarım.

5.Düşene gülmem.Annem mesela düşüne mutlaka güler ben neden güldüğünü dahi anlamam.Bir keresinde komşumuz düşmüş ambulansla hastaneye kaldırıyorlar annem balkona çıkıp bakamadı "gülüyorum ayıp olur" diye:)) Ben bakıp neler olduğunu anlattım artık.

6.Kardeşimle kocaman insanlar olduk hala kavga ediyoruz.Ben 33 o 28 yaşında.Birbirimizi çok seviyoruz, deli gibi özlüyoruz ama aynı evde üç gün içinde bir tartışma , bir kavga mutlaka çıkıyor.O çok gıcık biri diye belirtmeme gerek var mı :P Onun bloğu olsa gıcık olarak yazılacak kişi ben olurdum muhtemelen:)

Üniversitede okuyorum kardeşime gelirken elim boş gelmeyeyim de bir şeyler alayım dedim.Erkek çocuk, ortaokulda okuyor ne alabilirim bilemedim ben de yolda gördüğüm böyle çekildikçe şekil değiştiren kafa şeklinde hamurlardan aldım.Çok saçma biliyorum ama o zaman saçma gelmemiş demek ki.Fatih tabi hiç beğenmedi hediyeyi ama aldı eline oynuyor, sağa çekti sola çekti ,uzattı derken o kafa yarılıverdi.Kafanın içi de meğer un dolu muymuş? Ev battı diye annemden iyi bir azar yedi, evi süpürdü falan:)) Bana bir hışım döndü " Abla bana bir daha hediye falan alma lütfen" dedi.Hatırladıkça hala gülüyorum:)

Aslında ne maceralarımız var da birgün bu blog ortaya çıkarsa ve Fatih yazıları görürse beni çiğ çiğ yer diye hepsini anlatamıyorum:)





10 Ağustos 2014 Pazar

Dönüş yolu ve Ankara {aile gibisi yok!}

Ve işte Çeşme-Alaçatı'daki tatilimizi bitirip dönüş yoluna geçtik.Yeni hedefimiz Ankara.Ailem burada oturuyor.

Yolda çok güzel heykeller, reçeller, zeytinler ve zeytinyağları arasından geçiyoruz.Çeşit çeşit meyve satan insanlar da var.Yolda durup bir kiraz alma maceramız var ki evlere şenlik.Dört yerde durduk ve almadık:))

Durduğumuz son yerden annemlere zeytin alıyoruz.Babam zeytine bayılır.Her gidişimizde cezerye götürmemizden herkeslere fenalık geldiği için ve Adana'dan direk gelmediğimiz için zeytin iyi bir seçenek.Duru da tam bir zeytin canavarıdır.Bir oturuşta 30- 35 tane yemekten bahsediyorum sayın okur:) {maşallah}

Murat zeytin pazarlığındayken biz de heykeller arası foto çekiliyoruz.Bir sürü leylek görmeme rağmen gördüğüm leylek heykellerini de atlamıyorum:P






Yolda deli gibi acıkıyoruz.Babam yolda arayıp bir şeyler yemememizi tembih ediyor akşama meşhur kavurmasından yapacakmış ama sabah kahvaltısından akşam yemeğine kadar beklememiz mümkün değil.Uşak 'da duruyoruz.Çeşitli bloglar buradaki 'zavallı kurufasulyeci' yi öneriyor.Gidiş yolunda adını görüp eğlendiğimiz bu yeri hemen buluveriyoruz.

Öneren herkese teşekkür ederim.Böyle bir kurufasulye olamaz!

Fotoğraf çekebilmek için çok uğraştım.Ama ışığı bir türlü ayarlayamadım ve çok kötü bir poz yakaladım.Ama anı olsun diye koyuyorum , kusura bakmayın.




Arkadaşları bu işletmeyi açtığında kendisiyle dalga geçtiği için bu ismi koymuş sahibi.Servise bakan garson bey çok kibardı.Biz hesabı ödedikten sonra yola gidiyoruz diye elimize üç şişe su verdi.

Yemek yanında salata, cacık ve turşu ile geliyor.Ama biz kurufasulyeye gömüldük açıkçası:)




Duru'ya söylediğimiz yeşil fasulye de nefisti.Çatal değdiğinde ikiye ayrılan kılçıksız yarım porsiyon yeşil fasulyenin tamamını bayıla bayıla yedi bizim kız.



Yemekten sonra da peynir tatlısı dedikleri Kemalpaşa tatlısı geliyor.Üzerine tahin ve cevizle nefis olmuştu.Murat çok beğenmedi ve ben maalesef üç tane falan yedim:) Dondurma yemeyip şerbetli tatlıya hayır diyemeyen bana kocaman bir aferin:)

Oradan kalktıktan sonra hiç durmuyoruz ve akşamüstü Ankaradayız:) Herkes bizi çok özlemiş.Ama en çok Duru'yu elbette.Kardeşim ve Duru :



Evde TUS çalışan dayı biraz göbek yamış ama bunu görmezden geliyoruz:)

Ertesi gün hep beraber IKEA'ya gittik.Sonra eve gelip aile sohbetleri, annemle akşam yemeği hazırlama derken iki gün geçiverdi.

Sabah anne kahvaltısı sonrası yola çıkıp erken akşamüstü eve vardık.Valiz boşalt,market alışverişi vs biliyorsunuz.

Her güzel şeyin bir sonu var! Çeşme ve Alaçatıyı görmek için bir sene daha beklememiz gerekecek.Ühü.Orada yaşayan sevgili okurlar kıymet biliniz, denize bizim için de giriniz, bol dondurma yiyiniz, akşamüstü esen rüzgarla birlikte yürüyüş yapınız.

Biz de yarın Amsterdam'a gidiyoruz:) Yuppi.Bir hafta yokuz ama arada taslaklardan yazı yollamaya çalışacağım.Amsterdam izlenimlerimle en kısa sürede görüşmek üzere..

Hakkımda

Bir anne, bir baba ve bir de çocuk.Aşk dolu, neşeli ve eğlenceli bir hayat umuduyla..