beslenme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
beslenme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 Eylül 2015 Salı
Duru beslenmesi: Okul sonrası
Duru'nun beslenmesinin benim annelik maceramın en önemli kısmını oluşturduğunu biliyorsunuz.Bir çocuğa sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandırmak hayatı boyunca sağlıklı kalması, diyet zayıflama ya da kilo almaya çalışma gibi dertleri olmaması için önemli.Ne yersek oyuz.
Duru okula başladı.Köklü bir okul, kurucuları öğretmen ve hatta benim de öğretmenlerimdi.Özel okul ama devlet okulu mantığında yönetiliyor.Çocuklar şımartılmıyor, siz çok özelsiniz, biz çok zenginiz gibi bir hava yok okulda.Güvenilir, eve yakın ve akademik anlamda başarılı bir okul da olduğu için tercih ettim.
Ama gel gör ki yemek listesi bir felaket:
28-09-2015 Fırın Tavuk-Cips (450) Nohutlu Pirinç Pilavı (324) Cacık (77) Halka Tatlı (442) Simit, ayran (205)
29-09-2015 Abant Köfte (558) Peynirli Makarna (407) Yoğurt (124) Soslu kek, M.suyu (210)
30-09-2015 Kağıt Kebabı (375) Şeh.Pirinç Pilavı (324) Cacık (77) Poaça, ayran (212)
Halka tatlı, soslu kek, kutu meyve suyu, tavuk benim Duru'ya hiç yedirmediğim şeyler.Bizim evde tüm çorbalar kemik suyuna ,pilavlar bol tereyağlı ve yine et, organik tavuk ya da kemik suyuna yapılır.Tavuklar ve yumurtalar organiktir. Acem pilavı hariç pirinç pilavı pişmez.
Yemek yemeleri için inanın bir yarım saatleri yok.Patır patır indirip geri çıkarıyorlar.Üstelik yemek lezzetinden de emin değilim.Kızım pilavı yedin mi diyorum "kum gibiydi yemedim" diyor :)
İlk başlarda okuldan geldiğinde atıştırmalık bir şeyler yemesini düşünmüştüm.Ev yapımı granola, şekersiz kek, yoğurt, meyve gibi.Ama baktık çocuk eve bayağı bayağı aç geliyor.Ki buna hiç üzülmedim.Kötü şeyler yiyeceğine hiç yemesinin tercih ederim.
Ben de haftada iki gün çorba yazdım listeye.Okuldan gelince (15:30 dan sonra) tarhana çorbası veya mercimek çorbası içiyor bir kase.Bazı gün çorba yerine cacık, tam buğday unlu ekmek üzeri peynirli yumurta ya da bir tane içli köfte, az yaprak sarma gibi seçenekler yazdım.Yemeğini yedikten sonra banyo yapıyor ve ben gelene kadar meyve ya da ev yapımı dondurma gibi şeyler yiyor.
Sabahları da bir minik bıldırcın yumurtası haşlıyorum. Kahvaltıda az yese bile en azından yumurtasını yemiş oluyor. Minicik bir yumurta olduğu için de tek lokmada yutuluyor ve oyalanmadan evden çıkıveriyoruz.
Tüm bu yediklerine rağmen akşam saat 18:00de anne acıktım diyor ve yemeğini koyuyorum.Bunu da okulda doğru düzgün bir şey yememesine bağlıyorum.
Normalde biz 19:00da yemek yiyoruz ama Duru babasını bekleyemeyecek kadar aç oluyor.Yine de akşam bizimle de sofraya oturuyor.Normalde tek çeşit yemek yazıyordum akşama şimdi yemeğin yanına mutlaka pilav da yazıyorum.Akşam bizimle oturduğunda bazen azıcık pilav daha yiyor.
Okulda yemeklerini hergün kontrol ediyorum ve yemesini istemediğim şeyleri söylüyorum.Kutu meyve suyunu içme, tavuk yeme, köftelerinin hepsini bitir gibi.Geneline uyuyor zaten alışık olmadığı besinler olduğu için.Ama bir süre sonra tüm diğer çocuklardan etkilenip yemesinden korkuyorum.
Bir de tüm diğer çocuklara da üzülüyorum.Hepsi bizim geleceğimiz.İlerde yaşlandığımızda bize bakacak doktorlar, torunlarımızın öğretmenleri onlar.Neden en güzel şekilde beslenmesinler ki?
Görüştüğüm bir anaokulunda çocuklara kutu meyve suyu yerine pekmezi sulandırıp veriyorlardı.Çok mu zor bunu yapmak? Ya da mesela hazır kek yerine kendi mutfaklarında şekersiz bir kek pişirip vermek imkansız mı? Organik tavuk sanırım biraz ütopik bir beklenti olur:)
Yeni düzenden şimdilik memnunum.İçim bir nebze daha rahat.Okula konuyla ilgili bir mail atmayı da düşünüyorum.Bakalım.
Sizin çocuklar okulda neler yiyor? Bana önerebileceğiniz harika fikirleriniz var mı?
18 Eylül 2015 Cuma
Beslenme üzerine {upuzun} bir yazı
Bu diyete ilk başladığımda babam yediklerime bakmış ve "bu kadar yiyerek zayıflayacaksın ha" diye dalga geçmişti benimle.Başladığım noktadan 11 kilo daha zayıfım! Ki araya bir hamilelik dönemi de girdiğini düşünürsek ciddi anlamda kilo verdim.
Hamilelikten önce 9-10 kilo vermiştim.55-56 kilo ile hamile kaldım.Hamileliğimin ilk üç ayında kusa kusa 6 kilo verdim sonra da 12 kilo aldım ama toplamda 6 kilo almış oldum.Tabi bu veriler hep o lanet olası bozuk tartıyla yapılan ölçümler.Ben evde tartılıyorum diye doktorum her seferinde tartmadı beni:)
Hamilelik kilolarımı da fazlasıyla verdim.Nereden baksan yıllar içinde 20 kilo vermişim.Tüm bu süreçte en ufak bir deformasyon da olmadı.
Hamileyken bu şekilde beslenmedim ünite saymadım zaten çok bulantım oluyordu ve doğumdan bir gece öncesine kadar kusuyordum.Emzirme dönemi de karbonhidrat saymadım.Yaklaşık 2 sene de (26 ay) emzirdim.
Ki son yıllarda özellikle haftasonları gerçekten abartıyorum.Ama sonuçta bu karbonhidrat meselesi o kadar kafama yazılmış ki bal yediysem reçel yemiyorum, sıkma yediysem ekmek yemiyorum. Ya da kahvaltıda ortalığı dağıttıysam akşam balık salata yiyorum.
Geçen yazıda bahsettiğim mucize liste işte BURADA var.BU listede yine karbonhidrat değerleri üzerinden.Besinlerin kalori değerleri ile karbonhidrat değerleri birbirinden ne kadar farklı görüyorsunuz.
Kutulu ürünlerde de bir besin değerleri listesi oluyor.Her ürünün kalorisi, protein içeriği ve karbonhidrat içeriği bellidir.Bu durumda bakmanız gereken yer yine karbonhidrat değeri. Karbonhidrat değeri= ünite
Kilo vermek için yediğiniz ürünlerin toplam karbonhidrat değeri 40 üniteyi/puanı geçmeyecek.
Size örnek bir menü ile durumu açıklayayım:
Sabah kahvaltıda istediğiniz kadar beyaz peynir ve yumurta yiyebilirsiniz.Salam, sosis, sucuk da yine oldukça düşük karbonhidrat değeri olan ürünler.Ama bal, reçel ve ekmek yok.Yine domates, maydonoz ve salatalık da sınırlı ölçüde yiyebilirsiniz.
Ben haftaiçi ünite değerimi olabildiğince düşük tutuyorum.Neredeyse eve gidene kadar 0 ünite besleniyorum.
Sabah kahvaltıda sadece peynir yiyorum mesela.Ya da sadece yumurta.Ama peynir , yumurta ve bir domates(6 ünite) bir de salatalık(4 ünite) yeseydim toplam 10 ünite almış olurdum.Ya da salatalık yerine 20 tane yeşil zeytin(4 ünite) yerdim.
Öğlen yemekte etli bir yemek seçiyorum.Et sote olabilir mesela ya da biftek,sade döner ya da tavuk ama dışı galeta ununa bulanmamış sade olacak.Sonuçta öğleni de ünitesiz geçiriyorum.Ama tabi tavuğun, dönerin bir sınırı yok.Yani patlayana kadar diye tabir ettiğimiz şekilde yiyebilirsiniz.Ama proteinler o kadar uzun süreli tutuyor ki insanı bir porsiyonu geçmemenizi öneririm.
Akşam olduğundaysa mesela etli yeşil fasulye yiyorum.Fasulyenin bir porsiyonu 7 ünite.Bir porsiyon yaklaşık 4 kaşık oluyor.Ama bu diyetin güzelliği şu ki et bu değere dahil değil.Yani 4 kaşık yeşil fasulye bol etliyse kocaman bir tabak yeşil fasulyeniz oluyor.Ya da 8 kaşık yiyin 14 ünite olsun.10 da sabah almıştınız işte size 24 ünite.
Akşam bir de mandalina yiyin mesela 9 ünite 33 ünite ile günü kapatabilirsiniz.Yatana kadar bol peynir, salam, sosis yiyebileceğinizi de unutmayın:)
Bu diyette kuru bakliyatlar, ekmek, şekerli gıdalar neredeyse yok.Elbette ünitesini ayarlayabiliyorsanız yiyin.Sabah ve öğleni 0 tutup akşam biraz kuru fasulye yiyebilirsiniz gibi.
Gelelim püf noktalarına.Uzun yıllardır bu listeyi baz alan bir kişi olarak kuru soğan ve marula dikkatinizi çekmek isterim.1 kuru soğan 10 ünite yani salata yaparken 1 tanesi 1 ünite olan yeşil soğanı tercih etmelisiniz.Marulun tümü 8 ünite.Yani bol marullu bir salata oldukça düşük üniteli oluyor.Ve çok da tok tutar üstelik bağırsakları çalıştırır.Kuru soğan out marul in :)
Köfte yaparken içine koyduğunuz soğanı da hesaba katın ve ekmek mümkünse koymayın.Koyacaksanız da hesaplamayı unutmayın.
En önemlisi küp şeker.Tek bir küp şeker 12 ünite.Yani çayınızı kesinlikle şekersiz içmeniz gerekiyor.
Zaten düşünürseniz 1 kesme şeker bir dilim köy ekmeğine denk.İkisi de 12 ünite peki siz bu durumda hangisini tercih edersiniz? Aynı şekilde 1 kesme şeker yerine 1 şeftali yenebilir mesela.
Bu beslenme şekli insanı kesinlikle sağlıklı karbonhidratlara yöneltiyor.Zaten sınırlı olan hakkınızı yeşil fasulyeden, meyveden yana kullanıyorsunuz.Ve rafine şeker yemediğiniz için bir elma bile o kadar tatlı geliyor ki zamanla tümünü bitiremeyebiliyorsunuz.
Peynir, yumurta, et, tavuk , salam, sosis gibi besinler sınırsız tüketilebildiği için de asla aç kalmıyorsunuz.Yemekteki sebzeyi az yemiş olduğunuz için aç hissetseniz bile üstüne bir koca dilim peynir yiyebilirsiniz.
Ya da diyelim o günkü yemek size çok da uymuyor ama çocuğunuz için o yemeğin de pişmesi gerekiyor (mesela havuçlu, patatesli bezelye yemeği) o durumda bol marullu bir salata yapıyorum üzerine de sosis, ya da bir parça biftek hatta peynir ekliyorum.
Diyette yağ sınırı yok.Yağ da 0 ünite! Yağ almaya devam edebilirsiniz bu yüzden tatsız tuzsuz light peynirlere mahkum değilsiniz:) Ama mesela salataya yağ eklerken ben yine de daha az koydum.
Bu diyette mayonez ketçaptan daha masum!
Sabah: peynir, yumurta
Öğlen :et ya da tavuk yanına bol marullu salata
Akşam :bol etli sebze yemeği
Yatana kadar peynir ve bir meyve zaten klasik diyetlerden çok da farklı değil:)
Yoğurdun da ünite değeri yüksek sayılır.Yoğurdu protein kabul edip 0 ünite değerli olduğu yanılgısına düşmeyin lütfen. Ben et yemeklerinin üzerine tat vermesi için bir iki kaşık yoğurt ekliyorum.Demirle ilgili bir sorunum yok ama siz kansızsanız yoğurdunuzu ayrı yiyebilirsiniz.
Mesela hamburgere bayılıyorum. Klasik hamburgerimi ekmek yerine marul yapraklarıyla yiyorum.Şimdi o kadar benimsedim ki bu diyeti kesinlikle ekmekle yiyemiyorum.Onun yerine 10 tane patates kızartması yiyorum mesela o da 20 ünite ,hamburgerin içindeki domates, soğan,sos falan da saysam 25 üniteye çok sevdiğim şeyleri yiyorum.
Yediğiniz her şeyi yazmanızı tavsiye ederim.Yazdığınız zaman ne çok şey yediğinizi görecek ve ünite atlamamış olacaksınız.İlk bir ayda dört kilo vereceğinizi neredeyse garanti ediyorum.Ben diyete başladığım ilk iki haftada vermiştim dört kiloyu:)
Acil durum bittikten sonra da haftasonları abartmadan yiyerek zamana yayarak kilo verebilirsiniz.Kilo verme işi bittikten sonra da günde 60 ünite karbonhidrat alarak kilonuzu koruyabilirsiniz.Zaten zamanla rafine şekerden o kadar uzaklaşıyorsunuz ki çayınıza şeker atmak aklınıza bile gelmiyor.Besinlerin doğal tatlarını almaya başlıyorsunuz, yediğiniz bir güveç yemeği içindeki patatesiyle, patlıcanıyla size şölen yaşatıyor:)
Ben haftada iki gün spor yapıyorum.Haftaiçi neredeyse 30 üniteyi geçmiyorum ve buna rağmen o son beş kiloyu bir türlü atamıyordum.Haftasonları diyeti tamamen bozmama bağlıyordum bu durumu ama meğer tartım bozukmuş!
Ankara'ya gidiyorum annemde bir hafta kalıyorum ama aklıma yazılı düzenin dışına çok az çıkıyorum bir geliyorum 2 kilo almışım.Tartılıyorum 58, anneme gidiyorum tartılıyorum 56 eve geri geliyorum 59! Bir moral bozukluğu, haydi yine sıkı tut sonuçta verdiğim sadece bir kaç gram oluyordu.Tüm bu moral bozukluğuna rağmen beslenme şeklimi değiştirmek, diğer diyetleri denemek aklımdan geçmedi.
Yağ sınırı olan bir diyette mesela nasıl dışarda yemek yiyeceksin? Hangi lokanta tek kaşık yağla yemek yapıyor? Ben sadece akşamları evde yiyebiliyorum, evden yemek getirmek de çok uzun süreli bir çözüm değil.Bu sebeple kilo veremediğimi sandığım dönemlerde bile bu beslenme şeklimi değiştirmedim.
İşimi kolaylaştırmak için pirzolaları, tavuk butları, ekmeksiz hazırlanmış köfteleri pişmiş olarak dondurucuda tuttum.Gözüm döndüğünde hemen indirip sadece ısıtarak yemeye hazır olmaları sayesinde elim pilava, ekmeğe, poğaçaya gitmedi.
Sosis , salam gibi ürünleri katkı maddelerinden dolayı çok tercih etmedim ama yine de kimi zaman hayat kurtardıklarını kabul etmek lazım:) Çayın yanında kocam bisküvit açıyordu ben pastırma yiyordum:)
Tartım değiştikten sonra diyetin etkilerini daha net görüyorum.Dün mesela tartıldığımda 53 kiloydum:) Bu kadar hızla, aç kalmadan ve yağdan kilo vermek de motivasyonu arttırıyor.
Tüm bu yazdıklarım bana uyan, bende işe yarayan bilgiler.Sizin özel bir durumunuz varsa, protein alımını abartacak ya da karbonhidratları ölümüne kesecek olursanız bir takım sorunlar yaşayabilirsiniz.Doktorunuzla görüşün, danışın, sorun soruşturun.Bir insan olduğunuzu, ölebileceğinizi de lütfen göz ardı etmeyin.
Sorularınız varsa yorum bölümüne beklerim;)
17 Eylül 2015 Perşembe
Zayıflama maceram ve beslenme tüyoları ;)
Bir süredir okurlarım {sadece üç kişi aslında:P} bu kadar çok yemek yiyip nasıl zayıf kalabildiğimi soruyorlar.Asırlardır zayıflamaya çalışan biri için oldukça mutluluk verici bu sorular.
Hayatımın uzun yılları boyunca hep "çok zayıftım".Çirkin bir zayıflık.İlkokul 3. sınıfta 19 kiloydum mesela.Lakabımın da iskeletor olması sizi şaşırtmamıştır.
Hiç kilo problemim olmadı çünkü annem bizi hep çok sağlıklı beslerdi ve ben yemek yemeyi hiç sevmezdim.Zorla ağzıma tıkıştırılan üç beş lokmayla ancak yaşamımı idame ettiriyordum.O yıllarda kaç kilo olduğumu bilmiyorum mesela.
Lise sonda masa başında saatlerce ders çalışma dönemlerinde biraz kilo aldım liseden mezun olurken o zamana kadar en şişman günlerimdi 52 kiloydum.Sadece bir kez tartılmıştım.
Sonra üniversiteye başladım, ilk sene kaldığım otelin biraz sapa bir yerde olması, yemek yemeye zaman ayıramamam gibi sebeplerle 40lı kilolara düştüm ama bunu ilk tatilde eve gelene kadar anlamadım.Pantolonlarım öyle bollaşmış ki üzerimden düşüyor, neredeyse 12 kilo vermişim ve bunun farkında bile değilim.
Üniversitede ilk yarıyıl tatilinde eve döndüğümde annem havaalanında bana doğru baktı ve sonra kafasını çevirip arkama bakmaya devam etti.Çünkü beni ,kendi öz kızını, tanımamış! Bana baktığında düşündüğü "kızın montu kızımınkinin aynısı" olmuş:)
Bu kadar delice bir kilo vermiş olmama rağmen durumun farkında bile değilim! O kadar fiziksel görüntümü, kilomu önemsemeyen biriydim ben.Sonra iş hayatına başladım ama o zamanlar kaç kiloydum hala bilmiyorum.Zayıftım ama.. Murat'la tanışana kadar:)
Kocam bu dünyada yemek yemek için var.Öyle keyifle, aşkla yer ki siz de onlayken yemek istersiniz.Biz tanıştık adam beni harika yerlere götürüyor, en özel yerlerde en özel yemekleri tadıyoruz.Nöbetlerimde bir kebaplar yaptırıyor adamlar içine üç kişilik çatal kaşık koyuyor düşünün:)
Sonra iş yerimiz değişti ve çok sapa bir yere taşındık,burada da evden yiyecek bir şeyler getirmeye başladık.Ama tüm iş arkadaşlarımla beraber topluca yiyoruz mesela ve çok bol , gözümüz açlıktan dönerek yiyoruz.
Ben hala kilomun farkında değilim.Bir gün iş yerinde bir ablamız bana dönüp "kilona biraz dikkat etsen iyi olur" dedi.Şaşırdım eve gidip bir tartıldım ki 65 kiloyum:)İlk kez kilomdan rahatsız oldum , 25 yaşındaydım.
Diyet yapmaya karar verdim ama ne yapacağım hiç bir fikrim yok.Beslenme üzerine bilgim sıfıra yakın.Ispanak sağlıklıdırdan başka bir şey bilmiyorum.
O zaman iş yerinden çok sevdiğim bir arkadaşım bana hayatımı değiştiren bir liste verdi.İnci.rlik Am.erikan Üssünde askerlere verilen bir liste bu.Onların yakın bir arkadaşlarına annesi evlenirken vermiş.
Liste besinlerin karbonhidrat değerlerini ünite üzerinden belirliyor.Günde 40 üniteyi geçmezseniz zayıflarsınız.
Onu yeme, bunu ye şeklinde bir beslenme programı olmadığı için hemen her yere uyuyor.Üstelik kilo verirken yağdan veriyorsunuz.Dolayısıyla verdiğiniz üç kilo bile farkediyor.
Bizler günlük enerjimizi karbonhitratlardan alıyoruz.Karbonhidrat alımını kısıtlarsanız vücut enerji için daha önce depoladığı yağları yakmaya başlıyor. Mantık bu.
Şimdi kızıma kitap okumam gerekiyor.Bu yüzden mucize liste, beslenme şeklim ve zayıflama maceramın devamı bir sonraki yazıda..
Dün doğdu bugün okullu oldu!
Sevgili Gökçe instagram fotoğraflarımdan birinin altındaki yorumda bu yukarıdaki fotoğraftan bahsetmişti.Eski blogumda hamileliğimden bahsetmemiş ve sonra Duru'nun doğumunu bu fotoğrafla haber vermiş bir sinsiydim belki hatırlayanlar olur.
Şimdi ise daha dün doğan o bebek okula başladı:
Okula uyum haftası sebebiyle anaokulu normal okullardan bir hafta önce açıldı ve o bir hafta boyunca saat 12:00'ye kadar okula gitmeleri planlandı.İlk gün hepimiz çok heyecanlıydık.Süslendik, püslendik ve evden çıktık.
Duru normalde saçını toplatmaz.Ama okulun cumartesi günü yaptığı toplantıda saçların toplanmasının öneminden bahsetmişlerdi.Sonra okul şortunu da çok erkek işi buldu.Yine de sonuçta erkek şortu üstüne giydiği kız pembesi tişörtü ve toplu saçlarıyla , sırtında çantası ve şirin gülümsemesiyle okula gittik.
Öğretmeni çok hoş bir kadın.Güzel, alımlı, bakımlı, şık giyinen ve sempatik biri.O kadar şirin ki benim bile tutup öpesim geliyor.Kendisi de küçük bir kızken aynı okulun anaokuluna gitmiş .Sınıfa gittiği ilk andan itibaren Duru'ya çok sıcak yaklaştı ve sanki okulu sevdirdi.Özellikle süslü püslü olmasıyla benim süslü püslü kızımı etkiledi:)
Tam iki gün okul bahçesinde bekledim.Hiç sınıfa girmedim.Okul daha başlamadan sınıfa girilmesine izin verilmeyeceğini, zaten sınıfa herkesin annesi girse çocuklara oyun alanı kalmayacağını anlatmıştım.Ona haber vermeden okuldan ayrılmayacağımı, kendisi bana git demeden işe gitmeyeceğimi de söylemiştim.
Hiç sınıfta kal demedi, ağlamadı.Ama bahçede oturup oturmadığımı iki kez falan pencereden kontrol etti.Bir kez elindeki yıldızı göstermek bir kez de okulun verdiği benim onaylamayacağım çikolatayı göstermek için pencerede belirdi.
Annelerle sohbet ettik, hepsini çok sevdim.Abartılı, kavgacı, sorunlu kimse görmedim.Çok şükür hepsiyle bir merhabamız oldu, herkes birbirinin çocuğunu tanıdı, görünce birbirimize gülümser ve hatta çocuklarımızdan bahseder olduk.Çocuklar da uyumlu olunca cidden kafam çok rahatladı.Çocuk kısmına güven olmaz elbette ama daha ilk günden okulu yıkan kimse olmaması umut verici.Di mi ?
İkinci günden sonra kızımı sabah sınıfına bıraktım ve işe gidip gidemeyeceğimi sordum.Önce mırın kırın etse de bahçede beklerken ne kadar bunaldığımı, tüm gün geçmeyen başağrıları yaşadığımı bildiğinden bir tereddüt yaşadı.O noktada öğretmeni de devreye girip "anneni ne zaman istersen ararız" dediğinde ve telefonumu çaldırıp gerçekten arayacağını gösterince ikna oldu.
Çarşambadan beri iznimi bölüp işe geri döndüm.Sabah kızımı bırakıp işe geliyorum öğlen arası da okuldan alıp eve bırakıyorum.Uyum haftasından sonra düzen değişecek tabi.
İlk okul günü sonrası eve dönerken "anne bir daha okula gitmem" dedi.Çok şaşırdım nedenini sordum."Çok uzun" demesin mi sıpa:)
Bir küçük anıyla yazımı bitireyim.Duru'yu okulda beklediğim ilk gün kahvaltıdan çıkarlarken karşılaştık.Öğretmenine anneme bir şey söylemem lazım diyip durmuş.Öğretmen beni görünce hemen işaret etti.Kızım kulağıma "Anne kutu süt verdiler" dedi:) "Ama bir şey demedim içtim" diye de ekledi.
Pastörize sütle UHT süt farkını beş yaşında bir çocuk biliyor ama koskoca bir okul bilmiyor, öyle mi? Pastörize sütü bile acaba ile karşılayan çiğ süt öneren uzmanlar bizim okula gelip ders vermeli.Gerçi bilmediklerinden değil önemsemediklerinden böyle olduğunu düşünüyorum.
Sonuçta pastörize sütün kullanım süresi daha kısa.UHT sütü buzdolabına bile koymaya gerek yok.
Pekmezi sulandırıp vermek ya da taze meyve suyu hazırlamak hazır kutu meyve suyu vermekten daha zor ve belki maliyetli.
Okulun beni rahatsız eden tek yönü bu beslenme konusu.Bugün kahvaltı çikolatalı ekmekti mesela.Ühü.Yine de en azından kendi mutfakları var öğlen yeşil fasulye, köfte gibi nispeten yararlı besinler de veriyorlar.
Duru kahvaltı yaparken:
İşte böyle.Hayatın yeni bir dönemine girdik.{Chapter 3 :P}Heyecanlıyız, mutluyuz ve çok korkuyoruz.Yeni okul dönemi herkese mutluluk getirsin!
21 Ağustos 2015 Cuma
Öğlen buluşması ..
Hamburgeri ekmekle yemeyeli çok oldu sayın okur.Marulun içine yapıldığında da aynı lezzeti verdiğini keşfettiğimden beri ekmek kalorisi almamak adına hep diyet burger yiyorum.
Hayatımızda ufak tefek değişikliklerle daha sağlıklı beslenmek mümkün aslında.Çocuklara evde burger yaparken de bu yöntemin denenebileceğini düşünüyorum.Yalnızca ıceberg marul yerine diğer marulu tercih etmek gerekiyor sanırım;)
Sizin aklınıza gelen alternatifler varsa bana yorum bırakın lütfen.Her türlü sağlıklı beslenme önerisine açığım!
En sevdiğimiz hamburgercide, en sevdiğim insanla , en sevdiğim yemeği yerken benden mutlusu yoktu!
19 Haziran 2015 Cuma
Cuma!
Başlığı yazarken hala cuma olduğuna inanamasam da yaşasın bugün cuma!Bu hafta nasıl geçti anlamadım.Çok şükür yine bir Ramazan ayına daha kavuştuk.Adana'nın cehennem sıcağında oruç tutmak biraz zorlasa da artık daha tecrübeliyim.
Bebek, emzirme vs işlerini bitirip oruca geri döndüğüm ilk sene her zaman yaptığım gibi sahursuz oruç tutmaya karar vermiştim.Saat 15:00den sonra yarı baygın haldeydim.İşten izin aldım,Murat beni eve taşıdı, iftarda yatağımdan koluma girip masaya götürdü falan:))
Bu sene akşamdan itibaren 2 ltye yakın su içtim.Gece saat 02:30da kalktım kendime sallama çay ve 2 yumurtalı bol peynirli omlet yaptım.Çayımı yatakta bitirdim, uyumadan önce yarım litre daha su içtim.Dolayısıyla da ilk günü olabildiğince sorunsuz atlattım.Çok şükür!
Çocukken Ramazan ayına bayılırdım.Annemin beni yemek yemeye zorlayamayacağı tek zaman dilimi.Çocukken yediğim hiç bir şeyden keyif almazdım.Annem de şimdi takdir ettiğim o zaman nefret ettiğim bir şekilde hep sağlıklı şeyler yememiz için uğraşırdı.Yemeği beğenmedim patates kızartayım gibi bir lüksümüz hiç olmadı.Asla kekle,börekle yemek geçiştirmedik her zaman etli bir sebze yemeği olurdu evde.Yanında pilav olurdu ama sadece pilav asla yemekten sayılmazdı:)
Kahvaltı geçiştirilmezdi,sabah bizi uyandırmadan kahvaltımızı hazırlamış olurdu ve ben kahvaltıda bir de yarım çay bardağı pekmez içmek zorundaydım{Fatih kendi pekmezini akşam meyve suyunun yanında içerdi}.Akşam yemekten sonra yarım litre kaynatılmış çiğ süt (asla kutu süt değil), yatmadan önce de yine yarım litre taze sıkılmış meyva suyu içerdik.Bu rutin üniversiteyi kazanıp gidene kadar devam etti.Annem bir beslenme gurusudur ben beslenme konusundaki tavrımda kesinlikle annemin etkisi olduğunu düşünüyorum.
İşte bu kadarı neyse de porsiyonlar konusunda biraz sıkıntılıydık.Sonuçta hayatım yemek masalarında "o tabak bitecek" zorlamasıyla geçtiği için şimdi kızım doydum dediği anda ısrar etmeyen bir anneyim.Ve en komiği annem bunu çok takdir ediyor.Zorlama çocuğu diyor:))Gerçi anneme göre beni zorlamasaymış ben ölürmüşüm."Duru yiyen bir çocuk senin gibi değil" diyor.
İlkokuldayken bir sağlık taraması olmuştu ve beni muayene eden doktor çok sağlıksız olduğum kararını vermiş ve bana "annen seni doktora götürmüyor mu?" diye sormuştu."Yo demiştim hiç doktora gitmedim".
Doğru çünkü benim teyzem çocuk doktoru ve her gün bize uğrardı bir sorun olduğunda da biz doktora gitmezdik doktor bize gelirdi:))) Tabi bunu söylemek aklıma gelmedi.Öğretmenimle doktor manalı manalı bakıştılar ve doktor bana kocaman bir reçete yazdı.Eve gelip anneme reçeteyi verdiğimde yüzü bembeyaz oldu katlayıp buzdolabını üstüne koydu.Akşam teyzem bize geldiğinde reçeteyi gösterip "bizim kıza yazmışlar, şuna bir baksana" dediğindeki üzgün hali hala gözümün önünde.
Teyzem güldü ve zayıf diye sağlıksız olduğunu düşünmüşler sen meraklanma dedi.Yıllar sonra anneme bu olayı hatırlattığımda "ertesi gün de okula gidip öğretmeninle konuştum, teyzesi çocuk doktoru devamlı kontrol altında dedim" dedi.Çok içine dokunmuş ilgisiz anne olmakla suçlanmak.
"Sen ameliyat olduğunda da bir hemşire bir senin zayıf haline bir de benim şişman halime bakmış ve " bu çocuğu yedirin biraz" demişti" diye anlatmıştı devamında.Neden kendini savunmadın anne dediğimde gülmüş ve "O zaman hemşireye ben bu çocuğa tülbentlerle meyve suyu sıkıyorum" demek anlamsız geldi demişti.Ama aradan geçen belki 30 sene bu olayı unutturamamış anneme:)
Ben de Duru'ya mevsimi dışında bir şey yedirmem ama bir Ankara dönüşünde babam şu küçük salatalıklardan almıştı sonra da uçağa binmeden önce yıkayıp bir paketle elime vermişlerdi Duruya yedir diye.Uçakta Duru mızıldanmıştı ve ben de nasılsa bu salatalıklardan vermiştim.Yanımızda oturan adam "mevsiminde ben çok severim ama bu mevsimde salatalık verme bence kızım" dediğinde kendimi savunmak "ama ben çok dikkat ederim" vs demek çok anlamsız gelmişti ve içimden babama kıza kıza "haklısınız" demiştim.Ben de bu olayı bir 30 sene unutmam herhalde:))
Gelelim bu haftanın sevdiğim linklerine:
Geçen yazımda halay çekmeyi öğreneceğim dediğimde ciddiydim.İnternette halay çekmenin inceliklerini araştırırken ise bunu buldum:)
Donut selfie olayı çok meşhur oldu.İyi de oldu.Sanırım akımı başlatan işte bu video.
Süleyman Demirel'i kaybettik.Hakkında ne düşünürseniz düşünün hepimizin yaşamına bir şekilde damga vurmuş bir kişi.Annemler onu hiç sevmezdi ama dönüp baktığımda en azından çok kibar bir insanmış diyorum kendi adıma.Burada da onun meşhur sözlerinden bir derleme.
İsteseniz de asla göremeyeceğiniz yerler de var bu dünyada:)
Çocuklarınızın sanat eserlerini saklamak için bir app önerisi.
Bu akşam arkadaşlarla iftara gideceğiz, öncesinde de Duru'ya gidip oyuncak bebek alacağım.Doğumgününde aldığımız bebeğin kolu kırıldı ve kızım bu yüzden çok üzgün.Dışarı çıkarken yanına her zaman bir bebek alır, artık çok eski bir bebeğini alıyor ama bu bebek defalarca dikilmiş olmasına rağmen sağı solu patlamış, kırılmış bir halde.Dün onu o eski bebekle oynarken gördüğümde çok üzüldüm.
Bebekle oynayacağı kaç yılı var ki zaten diye düşündüm ve doğumgününden önce de olsa bir bebek almaya karar verdim.Şımartmamak lazım ama henüz oyuncak bebekle mutlu olabiliyorken bunu da değerlendirmek istiyorum.
Herkese mutlu, neşeli haftasonları !
9 Haziran 2015 Salı
Sağlıklı, ev yapımı, şekersiz dondurma
Ama en doğal dondurmada bile şeker var.O yüzden hiç bir zaman kızım dondurma yediği için mutluluktan havalara uçmadım.Sonra portakal ağacı sitesinin tatlı yazarı Hatice yıllarca verdiği enfes tarifleri bir kenara atıp doğal beslenmeye yöneldi.Eskiden de sitesine bayılırdım ama şimdi o kadar bana hitap ediyor ki!
Pek çok tarifini çok beğendim ama bu tarifini kendimce uyarlayıp denedim.Ve sonuç mükemmel!
Size güvenle önerebilecek kadar lezzetli, çocuğunuza gönül rahatlığıyla yedirebileceğiniz kadar doğal ve hatta yesin diye ısrar edebileceğiniz kadar faydalı.
Benim dört kalıbım var.Bunun için bir muz, altı yedi çilek, 1 yemek kaşığı kakao, 1 tepeleme tatlı kaşığı bal ve yarım çay bardağı süt yeterli oluyor.Tümünü rondoya koyuyor ve bıztlıyoruz:
Bu sulu karışımı dondurma kalıplarına koyup dondurucuya atıyoruz.Donunca da çıkarıp afiyetle yiyoruz.Başka meyvelerle de denenebilir.Ben şeftali ile de yaptım ama en beğenilen tarif şimdilik bu oldu.Aklımda karpuzlu, kirazlı bir tad var, bakalım:)
Duru ne zaman çikolata istese dondurma yer misin diyorum.Bayılıyor bu öneriye:) Hatta bazen dondurma ister misin diye ben soruyorum;) Hem eğlenceli, kafa dengi bir anneyim hem de çocuğa zararlı bir şey yedirmiyorum ;P
9 Aralık 2014 Salı
Yoğurt yemekten bıkanlara önerimiz : cacık
Duru ek gıdaya geçtiğinden beri günlük mayalanmış yoğurt yapıyorum.İlk iki yıl bir kaselik yoğurtları her gün mayalıyordum.İki yaşından sonra haftalık küçük kaseler halinde hazırlıyorum.Pazar akşamı beş küçük kase bir de ev için hazırlanmış büyük bir tencere yoğurt mayalıyorum.
İşten gelmeme yakın {saat 16:00 gibi} yoğurt yiyor Duru.Böylece eve geldiğimde deli gibi acıkmış olmuyor.Akşam Murat geldiğinde yemeğimizi üçümüz birlikte yiyoruz.
Ama son bir kaç aydır bu yoğurt yeme tam bir krize dönüştü.Yemek istemiyor, mızırdanıyor falan.Sonuçta yiyor ama ben kızımın sevmediği şeyleri yemesini istemiyorum.Daha doğrusu sağlıklı şeyleri severek yemesini istiyorum.Çözümü de buldum neyse ki : "cacık"
Duru bir kebapçıya gittiğimizde gelen salatalara bayılır.Ama en çok cacık sever.Cacığı da çok sade sever. Sarımsaksız, nanesiz sadece salatalık ve yoğurt karışımı:)
Ona özel ayrıca cacık sipariş ediyoruz.Ve kimi zaman iki tabak cacık yiyor:)
Kışın salatalık yedirmek olmaz tabi.Buradaki organik satan dükkanda organik salatalık bulursam salatalıkla yoksa ince kıyılmış marulla cacık yapacağım.Yaz gelir gelmez salatalığa döneriz.
Annelik değişimi, düşünmeyi gerektiriyor.Kızım doğduğundan beri her an hiç beklenmedik şeylerle karşılaşabileceğimi gördüm.Hiç beklenmedik hareketler yapabiliyor ya da umulmadık olaylar çocuğu çok farklı etkileyebiliyor.Bazen pat bir soru soruyor ne cevap vereceğini bilemiyorsun.Yalan söylemeden gerçeği de olduğu gibi anlatmadan bilgi vermek diye bir kavram var artık hayatımda:)
Yoğurt meselesi de insanlık için küçük ama benim için çok büyük bir sorun.Bir çözüm bulduğum için ne kadar mutlu olduğumu anlatamam:)
15 Ekim 2014 Çarşamba
Organik
Organik ürünlere bayılıyorum.Kızım için özellikle organik olanını tercih ettiğim ürünler var.Mesela organik tavuk ve organik yumurta vazgeçilmezimiz.Organik diş macunu, organik sıvı el sabunu, organik deterjan, organik bulaşık makinası deterjanı, organik sıvı elde yıkama bulaşık deterjanı da mutlaka kullandığımız ürünlerden.
Doğal yaşamak her zaman yapmaya çalıştığım bir şey aslında.Hem kendim hem de dünya için önemsiyorum.Aileme de yaşadığım dünyaya da zarar vermemeye çalışyorum.Organik ürünler bu kadar yaygın değilken de ben zaten Arap sabunu, sirke, sabun tozu gibi maddelerle temizlik yapıyordum.Mevsimi dışında meyve sebze almıyordum.Ama meyve sebzelerde kullanılan ilaçlar konusu asla anlaşılamayacak bir şey olduğundan içim rahat değil.Hormonu evet anlayabiliyoruz, çekirdeksiz biberleri yememek, çekirdeği tam gelişmeden büyümüş domatesi yememek gibi.Ama zirai ilaçlar dışarıdan anlaşılamayacak bir şey ve çiftçilerin eğitimli eller olmadan da bu ilaçlara ulaşabiliyor olması da beni çok rahatsız ediyor.Devletin çözebileceği bir sorun ne yazık ki:(
Temizlik ürünlerinde de sonuçlar organik ürünlerdeki kadar tatmin edici olmuyordu.Bulaşık makinasından puslu çıkan bardaklar çok can sıkıcı.Misafirine su içmesi için dolaptan pis gibi görünen bir bardak almak ve bardağın pis olmadığını açıklamaya çalışmak hiç hoş değil:) Hem doğal yaşayıp hem de hayat standardını düşürmemek açısından organik ürünlerden çok memnunum.Ben de herkes gibi bulaşık makinamda tablet kullanıyorum , bulaşıklarım da pırıl pırıl ama çevreye ve aileme zarar vermeyeceklerini bildiğim için içim çok rahat.
Gönül isterdi ki yediğimiz,kullandığımız her ürün organik olabilseydi.Ama elbette maliyet hesabı yaptığımızda bu oldukça zor görünüyor.
Markette gördüğüm organik temizlik bezi ise benim gibi bir organikçiyi bile şaşırttı:) Siz organik temizlik bezi hakkında ne düşünüyorsunuz?
8 Ekim 2014 Çarşamba
Çikolata
Arkadaşlarımızla birlikte bir alışveriş merkezine gitmiştik.Beraber yemek yedik, biraz alışveriş yaptık ve sonra onların kızı şu ünlü hamburger markalarının sattığı dondurmalardan istedi.
En zorlandığım şey başka çocuklarla birlikteyken kızımın beslenme düzenini korumak.Başka bir çocuk ıvır zıvır yerken "sen yeme" demek olmuyor.Hem diğer çocuğun annesini "düşüncesiz anne" gibi suçlamış oluyorsun,hem herkes sana "pimpirikli, abartılı anne" gibi bakıyor,hem kendi çocuğunu üzüyorsun ve sonuçta ortamın tadı kaçıyor.Ben bu durumlarda yemesini istemediğim şeyin yerine nispeten daha sağlıklı bir alternatif buluyorum.
Ne yapsam diye düşünürken gözüme çikolata şelalesi takıldı.Taze meyvelerin üzerine sıcak çikolata ekleniyor.Çikolatada da şeker var ama kakao da içerdiği için yemesinden en az rahatsız olduğum şekerli besin.Ve bonus olarak da ananas, kivi,muz ve çilek.
D. da çok zor bir çocuk değil.Ona asla yalan söylemeyeceğimi bildiği için burnumu kırıştırıp " bunu sevmezsin sen" dediğimde ikna oluyor.Sevmeyeceği şeyin yerine koca bir bardak çikolata önerince daha da mutlu hatta:)
Sonuçta beyaz kremşanti kıvamında tatsız o şeyle kıyaslandığında Duru'nun kaşıkladığı çikolata herkese daha çekici geliyor.Benim üzerime de bir "ıvır zıvırdan koruma operasyonunu" daha kazasız belasız atlatmanın rahatlığı çöküyor:)
O günden beri ara sıra yiyor bu koca kase meyveli çikolatadan.Her seferinde üstünü başını değiştirmem gerekiyor, ama olsun;)
Bu konuda daha önceki yazılarım için TIK, TIK
22 Eylül 2014 Pazartesi
Atatürk Orman Çiftliği
Adana'da yaşayan çocukların ilk tercihi Ankara'daki üniversitelerdir.Mezun olup dönünce de en özgür yıllarının geçtiği Ankara'yı hasretle anarlar.Ben ise üniversiteyi İstanbul'da okudum.Ankara'da çok soğuk ve uzak bulduğum bir yer oldu her zaman.İstanbul'u da sevmem ama gittiğimde benim de aklıma daha genç olduğum yıllar gelmiyor değil.O anıların hissettirdiği mutluluk hissi için seviyorum İstanbul'u.
Annemler biz evlendikten üç ay sonra Ankara'ya taşındı.Sonrasında Orhan dayımlar Ankara'ya taşındı.Teyzemin oğlu {kardeşim} Mehmet evlenip Ankara'ya yerleşince, teyzem emeklilik sonrası Ankara'ya yerleşmeye karar verince biz de İzmir'e yerleşme hayalimizi Ankara'ya yerleşme olarak değiştirsek mi diye düşündük.Ama palmiyelerin, denizin olmadığı, soğuk bir yerde yaşamak herkese ve herşeye rağmen bana çekici gelmiyor.
Şimdilik sık sık gidip gelmekle yetiniyoruz.Ankara'da en çok sevdiğim şey ; Ankara döneri:P Bir Erzurum döneri olamaz ama Adana'da döner diye verdikleri şeyi sorgulamıza sebep olacak kadar güzel.Hele de Hosta ah o Hosta:)
AOÇ 'de bizim için çok özel bir yer.{Şimdilerde adının Yenimahalle Orman Çiftliği olacağı söylense de orası her zaman Atatürk Orman Çiftliği olacak.}Köftesine, dönerine, dondurmasına ve sütüne bayılıyoruz.
AOÇ köftesi bu sefer fazla kimyonlu geldi.Neyse ki ben döner yedim:)
Köfte sırasında bir şirin:
Sonra annemlere gittik.Yemek yediğimiz için çok sıkı azarlandık.Beraber yemek yiyebilmemiz için akşam yemeğini oldukça geç bir saate almak zorunda kaldılar.Duru o kadar aç kalamadı şeklinde bir kuyruklu yalanla, torun sevgisini sömürerek durumu kurtardık.Ankara'ya gelmeden önce yaptığım plana sadık kalabilmek için Duru'yu babamla babasına emanet ederek hemen kuaföre gittik.
Saçımı kestirmeden önce uzun saçlarımla son poz:
Saçım kesildiğinde gerçek bir hafifleme hissettim.Oh be!
Annemlerle H&M e uğradık.Fatih dışarda Duru ile oyalanırken biz anne kız alışveriş yapmanın tadını çıkardık.Genelde annem Duru ile oynarken ben hızlı bir tur yapardım.Duru'ya üç uzun kollu tişört, bir eşofman altı, bir kot salopet aldım.Aslan'a , Defne'ye ve komşuların bebeklerine hediye aldım.H&M kalitesini, fiyatlarını ve tasarımlarını çok seviyorum.Hediyelerin tümü çok içime sindi.Zamanı geldiğinde verilmek üzere hepsini kaldırdım.Bu sene doğumgünlerinde falan rahat ederim diye düşünüyorum:)
Cumartesi akşamı D. mutlu olsun diye 'mahsuscuktan' doğumgünü yaptık.Liva pastanesinden alınan yaş pasta, ışıkları kapatıp mumları üfleme, hep birlikte 'iyi ki doğdun' diye şarkı söyleme ve dayının aldığı devasa balon kızımı çok mutlu etti.Benim de ağzım kulaklarımda gerçi:
Annemler biz evlendikten üç ay sonra Ankara'ya taşındı.Sonrasında Orhan dayımlar Ankara'ya taşındı.Teyzemin oğlu {kardeşim} Mehmet evlenip Ankara'ya yerleşince, teyzem emeklilik sonrası Ankara'ya yerleşmeye karar verince biz de İzmir'e yerleşme hayalimizi Ankara'ya yerleşme olarak değiştirsek mi diye düşündük.Ama palmiyelerin, denizin olmadığı, soğuk bir yerde yaşamak herkese ve herşeye rağmen bana çekici gelmiyor.
Şimdilik sık sık gidip gelmekle yetiniyoruz.Ankara'da en çok sevdiğim şey ; Ankara döneri:P Bir Erzurum döneri olamaz ama Adana'da döner diye verdikleri şeyi sorgulamıza sebep olacak kadar güzel.Hele de Hosta ah o Hosta:)
AOÇ 'de bizim için çok özel bir yer.{Şimdilerde adının Yenimahalle Orman Çiftliği olacağı söylense de orası her zaman Atatürk Orman Çiftliği olacak.}Köftesine, dönerine, dondurmasına ve sütüne bayılıyoruz.
AOÇ köftesi bu sefer fazla kimyonlu geldi.Neyse ki ben döner yedim:)
Köfte sırasında bir şirin:
Sonra annemlere gittik.Yemek yediğimiz için çok sıkı azarlandık.Beraber yemek yiyebilmemiz için akşam yemeğini oldukça geç bir saate almak zorunda kaldılar.Duru o kadar aç kalamadı şeklinde bir kuyruklu yalanla, torun sevgisini sömürerek durumu kurtardık.Ankara'ya gelmeden önce yaptığım plana sadık kalabilmek için Duru'yu babamla babasına emanet ederek hemen kuaföre gittik.
Saçımı kestirmeden önce uzun saçlarımla son poz:
Saçım kesildiğinde gerçek bir hafifleme hissettim.Oh be!
Annemlerle H&M e uğradık.Fatih dışarda Duru ile oyalanırken biz anne kız alışveriş yapmanın tadını çıkardık.Genelde annem Duru ile oynarken ben hızlı bir tur yapardım.Duru'ya üç uzun kollu tişört, bir eşofman altı, bir kot salopet aldım.Aslan'a , Defne'ye ve komşuların bebeklerine hediye aldım.H&M kalitesini, fiyatlarını ve tasarımlarını çok seviyorum.Hediyelerin tümü çok içime sindi.Zamanı geldiğinde verilmek üzere hepsini kaldırdım.Bu sene doğumgünlerinde falan rahat ederim diye düşünüyorum:)
Cumartesi akşamı D. mutlu olsun diye 'mahsuscuktan' doğumgünü yaptık.Liva pastanesinden alınan yaş pasta, ışıkları kapatıp mumları üfleme, hep birlikte 'iyi ki doğdun' diye şarkı söyleme ve dayının aldığı devasa balon kızımı çok mutlu etti.Benim de ağzım kulaklarımda gerçi:
17 Eylül 2014 Çarşamba
Turşu
Kış hazırlığı yapmaya bayılıyorum.İçimde bir karınca var adeta.Yazın çalışıyor , kışın yiyor:)
Derin dondurucuyu közlenmiş patlıcan, ayıklanmış bezelye, bamya ve yeşil fasulye ile dolduruyorum.Şeker yememeye çalıştığımız için reçel yapmıyorum ama turşuyu hiç atlamıyorum.Geçen sene kornişon, havuç ve yeşil domates turşusu yapmıştım.En çok kornişon yendiği için bu sene sadece kornişon yapmaya karar verdim.
Ben Alman tipi denilen hafif tatlımsı kornişon turşusunu daha çok seviyorum.M. ve D. ise klasik turşucular.Bu sebeple fotoğrafta görülen küçük kavanozun{benimki} dibinde halka doğranmış soğan, sarımsak, dereotu ,tane karabiber ve sarımsak var büyük cam kavanozda ise soğan hariç diğer malzemeler var.
Ev yapımı turşu tıpkı yoğurt gibi çok sağlıklıymış.Haftada bir gün öğlen yemeğinde Duru'ya köftenin yanına mutlaka turşu da veriyoruz.
24 Haziran 2014 Salı
Yine balıkçı ..
Biliyorsunuz sağlıklı beslenmeyi önemsiyorum.Bu sebeple haftasonu rutinine 15 günde bir balıkçıya gitmeyi eklemeye çalışıyorum.Bu açıkçası ben ve kocam için bir tür fedakarlık çünkü balık sevmiyoruz:) Kalamar, patates seviyoruz ama:))
En sevdiğimiz balıkçı "Salim'in yeri" ..Konumu, mezeleri, salataları ve çocuk parkıyla bizi çok mutlu ediyor.Fotoğrafların çekildiği gün yediğimiz hiç bir şeyi beğenmedik gerçi ama genel olarak sevdiğimiz bir yer.
Kalamar kalp ben.Ama bu fotoğrafda en çok süzme yoğurdu seviyorum.
Fotoğraf çekilirken ağzı dolu olan biri:))
Çocuk parkında ben , kızım ve kızımın kardeşi :P Oyuncak bebek kardeşiymiş, arada emzirmem için bana getiriyor:) Kendisini 26 ay emzirmem yetmedi sanırım. Bir de sıkılınca "kardeşini" yere fırlatmasa daha iyi olacak :))
Yemekten sonra gerçek makina yanımda olduğundan şu harika manzarada fotoğraf çekelim istedim.Sonuçta blog yazıyorum :P Ama işte herkes bize bakarken(ya da bize öyle gelirken) pek havaya giremiyoruz.Burada da ters ışık vurdu.
Nispeten daha iyi bir foto :)) Manzara gerçekten de harika değil mi?
Çıkışta markete gidip haftalık alışverişimizi yaptık.Eve döndüğümüzde cidden yorgunduk.Biraz kitap, banyo ve sonrasında cup yatak."Uyuyunca kalkınca teyze gelecek mi?" sorusunu cevapla ve bir masal anlat {tuz masalı},yoğurt mayala, ertesi gün giyilecekleri belirle, yüzünü yıka, dişini fırçala, evi son bir dolaşıp toparla derken kitap okuyacak çok az bir zaman kalıyor.Genelde uykumdan vazgeçip kitap okuyorum.Özellikle pazar geceleri en az uyuduğum geceler oluyor..
Bu ara bir Japon kitabı okuyorum.Megumi, Mitsoku, Karazonihou gibi karman çorman isimler arasında kim kimdi anlamak zor ama konusu o kadar sürükleyici ki kitabı elimden bırakıp uyumak için kendimle savaşıyorum.
En sevdiğimiz balıkçı "Salim'in yeri" ..Konumu, mezeleri, salataları ve çocuk parkıyla bizi çok mutlu ediyor.Fotoğrafların çekildiği gün yediğimiz hiç bir şeyi beğenmedik gerçi ama genel olarak sevdiğimiz bir yer.
Kalamar kalp ben.Ama bu fotoğrafda en çok süzme yoğurdu seviyorum.
Fotoğraf çekilirken ağzı dolu olan biri:))
Çocuk parkında ben , kızım ve kızımın kardeşi :P Oyuncak bebek kardeşiymiş, arada emzirmem için bana getiriyor:) Kendisini 26 ay emzirmem yetmedi sanırım. Bir de sıkılınca "kardeşini" yere fırlatmasa daha iyi olacak :))
Yemekten sonra gerçek makina yanımda olduğundan şu harika manzarada fotoğraf çekelim istedim.Sonuçta blog yazıyorum :P Ama işte herkes bize bakarken(ya da bize öyle gelirken) pek havaya giremiyoruz.Burada da ters ışık vurdu.
Nispeten daha iyi bir foto :)) Manzara gerçekten de harika değil mi?
Çıkışta markete gidip haftalık alışverişimizi yaptık.Eve döndüğümüzde cidden yorgunduk.Biraz kitap, banyo ve sonrasında cup yatak."Uyuyunca kalkınca teyze gelecek mi?" sorusunu cevapla ve bir masal anlat {tuz masalı},yoğurt mayala, ertesi gün giyilecekleri belirle, yüzünü yıka, dişini fırçala, evi son bir dolaşıp toparla derken kitap okuyacak çok az bir zaman kalıyor.Genelde uykumdan vazgeçip kitap okuyorum.Özellikle pazar geceleri en az uyuduğum geceler oluyor..
Bu ara bir Japon kitabı okuyorum.Megumi, Mitsoku, Karazonihou gibi karman çorman isimler arasında kim kimdi anlamak zor ama konusu o kadar sürükleyici ki kitabı elimden bırakıp uyumak için kendimle savaşıyorum.
20 Haziran 2014 Cuma
Sağlıklı abur cubur
Beslenme konusundaki hassasiyetimden daha önce bahsetmiştim.Çocuk büyüdükçe beslenmesine etraftaki gıcıklardan başka televizyonlardaki reklamlar, diğer çocukların yediklerini görmek gibi etkenlerde yön vermeye başladı.Bonibon yiyen çocuğun annesi kendisine şaşkın şaşkın bakan kızıma bonibon uzatarak insanlık için küçük , bizim için büyük bir adım attığının farkında değil. Ben onun bonibonu kızıma uzatmasına kızmıyorum, kendi -kızımdan bile küçük- çocuğuna almış olmasına kızıyorum:))
Neyse henüz cips yemedi, hazır dondurma yemedi diye avutuyorum kendimi:) Burası yazın bir tür cehennem olur , tüm çocuklar buzlu bir şeyler yiyip durur. Bobibonla tanışması gibi bir durum yaşamamak için dondurucuya buzlu dondurma tarzı bir şeyler hazırladım.
Organik meyve suyu ve kakaolu pastörize günlük sütü dondurdum.Yoğurt-meyve karışımları da alternatifler arasında.
Okul beslenmesine evde hazırlanmış poğaçalar, börekler gönderilse,meyve,çerez konulsa keşke.Markette çocuğuna 'beslenmen için bir şeyler al' diyen anneler görüyorum.Çocuklar da çeşitli bisküviler, jelibonlar, hazır meyve suları arasından seçim yapıyor.
Anne olduğumdan beri öğrendiğim en önemli şey 'büyük konuşmamak gerektiği' ve kimsenin yaşam koşullarını da bilemem elbette şimdi kadının üç çocuğu varsa evde yardımcı olacak kimsesi yoksa vs beslenme de hazırlayamıyor olabilir.Ama ne yapalım ki ben de kendi çocuğum da dahil tüm çocukların "iyi" beslenmesini istiyorum.
Derin dondurucuya atılmış bir kaç poğaça, evde sarılmış börekler elbette hazır almaktan zor.Ama yapılamaz da değil sanki.Marketten yoğurt almamak, kendimiz mayalamak hiç değilse {en azından} daha ekonomik.Jelibon yerine çerez almaya yönlendirmek, hazır kek yerine bir muz almayı öğretmek imkansız mı?
Kızımlayken çantamda her zaman ceviz, fındık, kuru üzüm bulunur mesela.Evden çıkarken yanıma bir elma ya da muz alırım.Dolayısıyla kızım arada atıştırmak istediğinde çerez, meyve veriyorum.Ve hazır bisküvilerin tadıyla henüz çok haşır neşir olmadığı için doğal meyve şekeri kızıma yeterli geliyor.
En önemli sorunun hazır gıda üreticilerinin elindeki maddi imkanlar olduğunu düşünüyorum.Ev yoğurdunun reklamı yok ama hazır yoğurtların var.Ya da kimse ceviz reklamı yapmıyor ama jelibon reklamı var.
Hazır gıdalardaki tehlikelerin farkında değiliz."Bir bisküvi ne yapabilir ki, çocukken hepimiz yemedik mi" dememek lazım.
1.Hazır yiyeceklerin zararları
2.Marketlerdeki paketleri gıdaların içeriklerini gösteren etiketleri mutlaka okuyalım: En zararlı 10 katkı maddesi.
Bir kaç gün önce iş yerime bir arkadaşımın akrabasının kreş tanıtımı için geldiler.Kreş bir yaz okulu açmış, tanıtım için broşür hazırlamışlar.İlk olarak yemek listesine baktım.Tavuk döner, pizza, hamburgerden sonrasını okuyamadım:))) Ara öğünlerde de hazır kek ve meyve suyu var.
İş yerinde yaşıt çocuğu olan arkadaşlarımla konuştuğumda kimsenin yemek listesine bakmadığını duymak beni çok üzdü.Kızımı yarın kreşe gönderdiğimde yemek listesini sorsam saçma şeylere takan anne durumuna düşeceğim demek bu:)
Şimdi bu durumu düzeltmek için planım şu: Beslenme konusunda yüzlerce yazı yazacağım.Burayı okuyan annelerin yavaş yavaş benim gibi düşünmesini sağlayacağım.Sonra bu düşünce yayılacak yayılacak ve kızımı kreşe götürdüğümde kreş yönetimi daha ben sormadan "ara öğün olarak çerez veriyoruz, yoğurdu kendimiz mayalıyoruz, tavuklarımız organik" diyecek:)
Sinsiyim ve kararlıyım.Yandınız!
17 Haziran 2014 Salı
Bir pazar günü:
Ailece en sevdiğimiz öğün kahvaltı.Hafta içi eşim ve ben evde kahvaltı yapamıyoruz {uyumayı tercih ediyoruz}.Bu sebeplerle ailece yapılan kahvaltılar bizim için çok özel.
Bir pazar günü yaşadığımız yere çok yakın ekolojik tarım yapan bir çiftliğe kahvaltı yapmaya gittik.En sevdiğimiz öğünde yanımızda çok sevdiğimiz bir çift vardı.Genelde görüştüğümüz çiftler hep bizden büyüktür ilk kez yaşça çok küçük bir çiftle beraberdik.23 ve 26 da yaş mı sayın okur:)
Ancak her ikisini de çok olgun buldum ve çok sevdim.İnanılmaz akıllı ve içten çocuklar {ühü yaşlılık cümlesi bunlar}
Bu çiftliğin kendi yumurtasını, sütünü üretiyor olmasını, domatesini, salatalığını yetiştiriyor olmasını çok önemsiyorum.Burası bir emeklilik rüyasının gerçeğe dönüşmüş hali.Ve bizim için bir özelliği de sevgili tavşanımız "süpürge" nin burada yaşıyor olması.
Geçen yaz aldığımız dünya şirini Süpürge, Murat muhalefeti sebebiyle hayatını balkonda{30 m2} sürdürüyor,"kokuyor, eve çiş yapar" gibi mantıklı gerekçeler karşısında Süpürge eve giremiyordu.Kışa gireceğimiz zaman bu sorunu nasıl çözeceğimizi kara kara düşündük ve sonuçta kahvaltıya gittiğimiz bir gün Ekotepe deki tavşanları gördük.Süpürgeyi bir dahaki gidişimizde arkadaşlarının yanına bıraktık:) Bizden o gün su parası almadılar:)) Oysa biz üstüne para verecek kadar mutluyduk, tavşanımız emin ellerdeydi.
Bir kaç kez de ona bakmaya gittik.Her seferinde diğer tavşanlardan ayrılıyor, tellere ayağını dayayıp bize bakıyordu akıllı bıdığım.
Çok güzel, yemyeşil ve bakımlı bir çiftlik.

Meyve ağaçlarından istediğiniz kadar meyve yiyebiliyorsunuz.Dut ağacı da vardı:)Duru bol bol tavşan besledi.Tek sorun bu gittiğimizde Süpürge'yi görememek oldu.Nerede olduğunu soramadık.Başka bir tavşan kafesi daha vardır diye düşünüyoruz.
Ve elbette bir parkı var :
Bir pazar günü yaşadığımız yere çok yakın ekolojik tarım yapan bir çiftliğe kahvaltı yapmaya gittik.En sevdiğimiz öğünde yanımızda çok sevdiğimiz bir çift vardı.Genelde görüştüğümüz çiftler hep bizden büyüktür ilk kez yaşça çok küçük bir çiftle beraberdik.23 ve 26 da yaş mı sayın okur:)
Ancak her ikisini de çok olgun buldum ve çok sevdim.İnanılmaz akıllı ve içten çocuklar {ühü yaşlılık cümlesi bunlar}
Bu çiftliğin kendi yumurtasını, sütünü üretiyor olmasını, domatesini, salatalığını yetiştiriyor olmasını çok önemsiyorum.Burası bir emeklilik rüyasının gerçeğe dönüşmüş hali.Ve bizim için bir özelliği de sevgili tavşanımız "süpürge" nin burada yaşıyor olması.
Geçen yaz aldığımız dünya şirini Süpürge, Murat muhalefeti sebebiyle hayatını balkonda{30 m2} sürdürüyor,"kokuyor, eve çiş yapar" gibi mantıklı gerekçeler karşısında Süpürge eve giremiyordu.Kışa gireceğimiz zaman bu sorunu nasıl çözeceğimizi kara kara düşündük ve sonuçta kahvaltıya gittiğimiz bir gün Ekotepe deki tavşanları gördük.Süpürgeyi bir dahaki gidişimizde arkadaşlarının yanına bıraktık:) Bizden o gün su parası almadılar:)) Oysa biz üstüne para verecek kadar mutluyduk, tavşanımız emin ellerdeydi.
Bir kaç kez de ona bakmaya gittik.Her seferinde diğer tavşanlardan ayrılıyor, tellere ayağını dayayıp bize bakıyordu akıllı bıdığım.
25 Mayıs 2014 Pazar
Beslenme üzerine dertleşme
Kızıma yaklaşık iki sene hiç işlenmiş şeker vermedim.Bana kalsa okula gidene kadar da vermezdim.Ama etrafta öyle bir baskı var ki bu konuda.Sanki çocuğuma kötülük ediyormuşum, ondan bir şeyleri saklıyormuşum gibi davranıldı.Sanki ben biraz "abartıyormuşum", fazla "titiz" mişim gibi.Çok yakınım olan çok sevdiğim insanlara bile hala kırgınlık hissediyorum Sonuçta pek aldırmamaya çalışsam da gerçekten üzülüyordum.Kızımın büyüyüp bir şeyleri merak etmeye başlamasıyla da bir noktada gerçekten pes ettim.
Bu konuda çok uzun yazar dertleşirim de kendimi tutuyorum işte.Siz şu yazıyı okumadan diğer paragrafa geçmeyin :)
Yine de pes ettim dediysem de mesela eve sadece bitter çikolata aldım, yoğurt ya da sütüne asla şeker atmadım.Sonuçta kızım şekere hiç mi hiç düşkün değil.Zorla uzatılan baklavaları "ben sevmem" diye geri çeviriyor, evde yaptığımız keklerden neredeyse hiç yemiyor.Kızımın en sevdiği tatlı dondurma ve çikolata.Çikolata mümkünse bitter dondurma da mutlaka sade.
Yukarıdaki fotoğraftaki bir sürü çeşitten sadece vanilyalı dondurmayı tercih etmiş olmasını çok seviyorum:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Hakkımda
- Öykücü
- Bir anne, bir baba ve bir de çocuk.Aşk dolu, neşeli ve eğlenceli bir hayat umuduyla..










