mersin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mersin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Eylül 2015 Salı

Yazdan kalan..


En sevdiğim mevsim yaz.En sevdiğim yer suyun için.Aslında bir balık olmalıymışım da insan olmuşum gibi:) Bu yaz uzun bir havuz, deniz tatili yapmadık.Ama bir kaç kez Mersin'e haftasonu için gidip otellerde kaldık.Her seferinde çok mutlu oldum.

Çok lüks peşinde koşan biri değilim.Lüks seven evimizin aslan burcu Murattır.Ben temiz olsun yeterciyim.Havuz var,deniz var, güneş var, e temiz de daha ne olsun.Bir de şu aşağıdaki bızdık da tıpkı anası gibi suyun içinde o kadar çok eğlendi ki ve o kadar mutlu ki. Havuz başında otelin ikramı kısırını yerken:



Kolluklarıyla harika yüzüyor:) Okulda iki haftada bir yüzme dersi olmasına çok seviniyorum.Yüzme işini bir an önce çözsün birlikte teknelerden falan atlayalım istiyorum.


Yaz hiç bitmese keşke.Kışı HİÇ özlemiyorum.Kış sevenleri de anlamıyorum.Kısa günler, soğuk hava, kat kat giyinmek.Ühü.

28 Ağustos 2015 Cuma

Pazar kahvaltısı..



...her zaman, her yerde güzeldir.Yeter ki sağlık olsun, aşk olsun..!
               
                    Bugün Cumartesi ve ben Ankaradayım :) Ama bu pazar kahvaltılarına övgüler yağdırmama engel değil elbette. Bu Pazar da annemle kahvaltı edeceğim sonra ver elini Adana. Evime , Murat'a döneceğim için mutlu babamı ve annemi özleyeceğim için mutsuzum. İşte tam da bu a hayat diyoruz :)

16 Ağustos 2015 Pazar

Harnupaltı

 
 
Oturduğunuz yerden denizi görebiliyorsunuz.Mersin'e göre de Adana'ya göre de serin.Serpme kahvaltı geliyor ve her şey çok lezzetli, servis hızlı.İsmi bence çok tatlı; "Harnupaltı" ..Kusur denebilirse tek kusuru biraz uzak olması.Bu sebeple çok sık gidemiyoruz biz de.Ama gittiğimizde çok mutlu oluyoruz:





22 Temmuz 2015 Çarşamba

Bayram




İş yerinde çok yoğun çalıştığım son bir kaç haftada 4 günlük bayram tatili çölde vaha gibiydi.İlk günü bakıcımızı  çağırdık ve biz Murat'la beraber zaman geçirdik.

Sabah birlikte kahvaltıya giderek başladık.Sütiş'te Duru yedi mi yemedi mi stresi yaşamadan, kendimden başka kimsenin ağzına faydalı bir şeyler tıkıştırmadan uzun bir kahvaltı yapıp , gazete okudum.Sohbet konumuz yine dönüp dolaşıp "Duru'nun ne tatlı" olduğuna gelse de olur artık o kadar diyoruz:)

Daha sonra sinemaya gittik.Çok uzun süredir sadece çocuk filmlerine gittiğim için bana çok iyi geldi.Şansımıza film de oldukça güzeldi.

Çıkışta eve gidip ertesi gün çıkacağımız tatil için valiz ve havuz çantası hazırladım.

3 günlüğüne Mersin'de bir otel ayarlamıştık.Tabi bu buraya yazmak kadar kolay olmadı."İstanbul'a mı gidelim?, Hatay'a mı gidelim?,Antep nasıl fikir?" den sonra Mersin kararı verildiğinde bu kez hangi otel sorunsalı başladı.Nihayetinde daha önce de gittiğimiz eski adıyla "Enerji Otel" e gitmeye karar verdik.

Otele gitmeden önce Mersin Gözne yaylasındaki Sar.nıç isimli klasik mekanımıza uğradık ve kahvaltı yaptık.Yorgun yüzüme ve Duru'nun garip ifadesine rağmen bu fotoğrafı çok sevdim:


Etrafta hafta içi her gün kahvaltı veren pek çok başka yer var.Ve biz de daha önce başka mekanlara da gittik ama en sonunda en bol çeşitli en lezzetli kahvaltının burada olduğunu düşündüğümüzden artık hep aynı yere geliyoruz.


Sonra otelimize giriş yaptık.Yıllar önce daha Duru yokken gittiğimiz bu otel o zaman kocaman havuzu ve uygun fiyatıyla gönlümüzü kazanmıştı.Şimdi otelde yenileme çalışmaları da yapılmış olduğu için -ve diğer otellerde yer bulamadığımız için- kalkıp gittik.

Otel çok eskiydi.Henüz tadilat yapılmamıştı.Enerji sendikasının oteli olduğu dönemde yeni sahibi satın almadan önce bir süre mültecileri ağırladığı için oldukça bakımsızdı.

Ama personel çok ilgiliydi.Kat görevlisinden, resepsiyona kadar herkes otelin eylül ayında büyük bir revizyon geçireceğini ve "çok iyi" olacağını söyledi.Otelin sahibi devamlı oteldeydi ve mesela havuz kenarında şemsiye sıkıntısı oldu anında adamlarına hemen o anda üç yeni devasa şemsiye aldırarak müşterilerini rahat ettirdi.

Denizi ve sahili aslında mükemmel.Mersin otellerinin büyük kısmının sahili yok, bir iskeleden denize giriyorsunuz.Sahilde kimsenin denize otel tarafından girmediğini gördük.Yan sitelerin bölümü doluyken bizim tarafta kimse yoktu.Denize girmeye çalıştığımız anda bunun sebebini de anladık : denizin için kocaman kayalarla doluydu!

Biz de sitelerin sahilinden girdik.Ama sonrasında açıktan iskeleye ulaşma çabasına girdik ve Duru yanımıza olduğu için yüzmek yerine yürüdük ve ayaklarımız gerçekten parçalandı.Hala topallıyorum:)

Öyle bir noktadaydık ki geri dönemiyoruz her yer kayalık, ileri gidemiyoruz her yer kayalık.Yüzmeye kalksan kayalar göğsüne değiyor o kadar yüzeyde.Kayalara basa basa iskeleye ulaştık.Kötü bir yarım saat geçirdik ama tatilin keyfini kaçırmadı bu durum.

Ertesi gün gittiğimizde otelin tuttuğu dört beş kişinin denizdeki kayaları söküp sahile atmaya başladığını gördük.Yeni sahip hiç bir konuyu atlamıyor anlayacağınız.Eylülden sonra bu oteli yeniden deneyebiliriz bence.

Yemekler az ama lezzetliydi.Otelde çok az kişi vardı hiç bir yerde izdiham olmadı.Akşam yemek sonrası havuz kenarında çocuk parkının yanına oturup çay içtik.Bura da "Duru parkta enne baba başbaşa" selfiesi:



İkinci gün öğlen otelin çok yakınlarındaki Karadeniz lokantasına gittik.Mıhlama ve Akçaabat köftesi yedik.Yanında gelen kızarmış Trabzon ekmeği, çay ve salata ile şölene dönüşen yemek en çok mıhlamacı, yarım kan Karadenizli Duru'yu mutlu etti:)


Duru bu tatilin en çok eğleneni oldu.Sudan hiç çıkmadı.Kimi zaman kolluklarıyla büyük havuzda salındı, kimi zaman çocuk havuzunda arkadaşlarıyla takıldı, denizde ayakları parçalanmadan yüzen tek kişi de kendisiydi ve yorulduğunda havuz kenarında oturup Türk kahvesini yudumladı:)

İşte su kuşu Duru'nun bir sürü fotoğrafından seçtiklerimle an an Duru bayramı:







Yazımı Can Yücel'in çok sevdiğim bir şiiriyle bitirmek istiyorum.Bayram dendiğinde ilk aklıma gelen,yaşadığımız ne çok bayram olduğunu düşündüren harika bir şiir:

Bayram

Can Yücel

Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz
kalınca anlar insan...

Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir;
sevmeninkini yalnızlık...

Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.

Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni
kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp "çok şükür bugünü de gördük" diyebilmek...

Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.

Yoğun bakımda sancılı geceyi ya da kangren olmuş bir
ilişkiyi bitirmek de öyle...

En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini
bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek, dara
düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır.

Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede
üstüne serilen battaniye, saçlarını müşfik bir sevgiyle
okşayan anne bayramdır.

"Ona güvenmiştim, yanılmamışım" sözü bayramdır.
Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram...

Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış
ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son
taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır.

Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda
karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi,
nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır.
Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta
ölebilmek bayram..
Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur.
Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler.
Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır.
Her gününüz bayram olsun..!


Nice bayramlarda, tatillerde görüşmek dileğiyle...

10 Haziran 2015 Çarşamba

Bu hafta ben..



Yine bir kahvaltı fotosuyla başlıyor yazım.Bu kez kocamla birlikte Mersindeyiz.Haftaiçi ve ben görevli olarak Mersindeyim, Murat'ın da işi olunca beraber geldik.

Mersin'e bazen ben trenle tek başıma geliyorum , uzun uzun kitap okuyup tren yolculuğunun tadını çıkarıyorum ama Murat'la beraber gelmek her zaman favorim.

Çok erken gelmişiz ve işe gitmek için bol zamanım var.Beraber deniz kenarında açık büfe bir kahvaltı yaptık.Murat tam otururken tabağının bir kısmını masaya döktü ve bu görünenden başka birer tabak daha aldık!{yuh} Öyle çok yemişiz ki ikimiz de öğlen yemeği yemedik.

Akşama da kayınvalideme davetliydik ve orada da oldukça çok yedim:)

Bana özel, Murat'a özel ve Duru'ya özel yemekler yapılmıştı ve ben herkesin özelinden yedim.Benim özelim bakla dolması, Murat'ın ki yağlı ve Duru'nunki de köfte, bulgur pilavıydı.

Bu yazdıklarımdan da anlaşılacağı gibi bu ara bir kaç kilo aldım.Yine diyete başlıyorum.Kahrolsun nutella!

Yaz mevsiminin gelişiyle daha mutlu hissediyorum kendimi.Gün hemen bitmiyor, hava sıcak, güneşli ama Adana'nın çöl sıcakları gelmedi.{henüz!}

Akşamları balkonda yemek yiyoruz ve sonrasında da balkonda çay içiyoruz.Biraz oyun, biraz kitap okuma, bazen banyo sonrası erkenden yatağa giriyoruz.Uyumadan önce mutlaka bir kitap daha okuyor Duru ve bazen de ıpadden bir şeyler izliyor.

Onu uyuttuktan sonra ben uzun uzun kitap okumaya devam ediyorum.Bu ara çok kitap okudum ve daha da okuyacağım bir sürü güzel kitabım var.

Ama özellikle haftasonları çok kıymetli.Hem kendi başımıza hem arkadaşlarla bir sürü planlar yaptık, hayaller kurduk.Bir haftasonu uçakla Trabzon'a gidip araba kiralayıp çevre illeri gezmek istiyoruz, bir haftasonu Gaziantep'e hem oradaki arkadaşlarımızın yeni doğan bebeğini kutlamak hem de hayvanat bahçesini tekrar gezmek için gitmeyi planladık.Birkaç haftasonu da Mersin otellerinde kalmak benim kişisel favori planım.Bakalım.

Tüm planlarımızın gerçek olduğu upuzun, güneşli ama çok terletmeyen güzel bir yaz diliyorum!





23 Mart 2015 Pazartesi

Pazar


Geçen haftalarda Mudo'dan  bir gömlek ve elbise almıştım ve bana 100 TL hediye çeki vermişlerdi.Adana'da bir Mudo'da hiç güzel bir şey olmadığı  diğer Mudo ise outlet olduğu için çekimi kullanabilmek amacıyla Mersin Mudo'ya gitmeye karar vermiştik.Çekin son günü 29 Mart olduğu için çok oyalanmak istemedik.

Sabah kahvaltıyı Murat hazırladı.Kimse onun gibi omlet yapamadığı için ben şahsen çok mutlu oldum.Kahvaltıdan sonra çok oyalanmadan çıktık.Duru'm yolda uyuyakaldı.Biz sohbet ede ede Mersin'e vardık.Hemen Mudo'ya girdik.Eşim de ben de yeni sezona daldık.O bir şey beğenemedi, ben de çok bakındım sonuçta beyaz bir gömlek aldım.Sonuçta beyaz gömlek her zaman kullanılan, modası asla geçmeyen bir ürün.O sırada gözüm indirimdeki pantolonlara kaydı ve gömleğin yanısıra harika iki pantolonu da çok ucuza aldım.

Sonra da bir kitapçıya girdik.Duru'ya yine kitap aldık ama bu sefer ben de bir kitap aldım.Burada önerilen bu kitabı aldım.Ama şu an başka bir kitap okuduğum için kendisini bir süre okuyamayacağım:(

Sonra alışveriş merkezinin meydanına çıktık.Güneş pırıl pırıldı ve Duru koşturup durdu:




Sonra Mersin'in bir yaylasına mangal yapmaya gitmeye karar verdik.Daha önce de gitmiştik yazısı burada.Hava biraz ısınınca hemen mangal düşünen Adanalılarız biz:P

Burada hava yarı yarıya daha soğuktu.Yazın hoş oluyor ama bu mevsimde biraz üşüdük.Duru sinir içinde paltosunu çıkarıyor bu fotoğrafta ama sonrasında paltosunu da giydi hatta üstüne battaniye de örttük.Duru'yu ilk kez üşürken gördüm ,Ankara'da kar yağarken bile üzerinde ince bir hırkayla kahkahalar atan bir kızdır kendisi.



Çok güzel bir salata, ekmek, içecek, pişirmek için biber, kuru soğan ve domates getiriyorlar ve elbette bir de yanan bir mangal.Tuz, kırmızı biber ve kekik de geliyor kapların içinde.Sonrası tamamen size kalmış.Köfte, pirzola, sucuk, tavuk yiyebilirsiniz.Biz köftesine özellikle bayılıyoruz.



Bu da benim şirin kızım: {ve ayaklarım}




Bu da kızımın gözünden ben:




Yemekten sonra bir sürü kedi sevdik ve besledik.Hava çok güzeldi dönüş yolunda Duru yine uyuyakaldı:) Karnı doymuş, bol oksijen almıştı, şaşırtıcı olmadı.Adana'ya gelince markete gidip haftalık alışverişimizi yaptık.

Eve gelince bizimkiler sütlaç istedi.Hemen pirinci ocağa koydum sonra ertesi gün giyeceklerimi hazırlamak için odaya geçtim.Ertesi gün işe götüreceğim sabah kahvaltımı da hazırladım sonra Duru makarna istedi ona da bu makarnadan yaptım.

Bir pazar günü daha bitmişti.Bugün ise Salı, pazartesi bile geçti.E artık haftayı bitti sayalım:P

26 Ocak 2015 Pazartesi

Haftasonu

Cuma akşamı yemek yemek için en sevdiğimiz kebapçılardan olan "Gönül Kebap'a" gittik.Adana'da menüsünde sıradanın dışına çıkabilen nadir yerlerdendir.Mesela bir humus gelir, yeme de yanında yat.

Yoğurtlu havuç salatası, acılı ezme, çiğ köfte, patlıcan kebabı ve çiğ köfte diğer kebapçılardan farklı olarak gelenler.Bunun dışında diğer kebapçılarda da gelen yeşillikler, turp, pişmiş soğan, sumaklı soğan salatası, ezme salatası, mevsim salatası da var elbette.

Asıl siparişinizden önce fındık lahmacun ve küçük peynirli pideler gelir.Biz genelde buranın spesiyali olan Gönül Kebap yeriz.Tüm bunları bitirebilmeyi başarıp tatlı yiyecek yeriniz de varsa Gönül'ün sahibi Ali Bey'in annesinin yaptığı bir domates tatlısı var  ki , parmaklarınızı yersiniz!

Ali Bey hep işinin başındadır  ve garsonlarla beraber çalışır.Çok ilginç bir insandır.Bir arkadaşımız iş yerinden bir arkadaşıyla gitmiş, yemeği bitince bir çay istemiş, bu arada yemeği bitmeyen arkadaşı da "bana da bir çay getirir misiniz" demiş.Ali Bey dönüp " sen yemeğini bitir önce" demiş:)))

Yemek yanında eğlence garanti :)





Cumartesi hava o kadar güzeldi ki! Mersin'e gittik.Deniz kenarında yürüdük önce.Uzun ve verimli bir yürüyüş oldu.Duru arabasında oturduğu için halinden çok memnundu.Yol üzerinde gördüğümüz parklardan birine döneceğimize de söz verince hiç ses çıkarmadan bir saat kadar yürümemize izin verdi:)



Yanında park olan bir çay bahçesi seçtik.Biz çayımızı içerken kızımız da oynadı.Adana ve çevresinin bence en büyük sorunu bu kaçak çay meselesi.Ceylon tea olarak bilinen çay eskiden kaçak olarak getirildiği için adı "kaçak çay" olarak kalmış.Bir de "çayınız kaçak mı?" diye sorduğunuzda "karışık" derler ki akıllara ziyan.Çünkü o kaçak çay denen zehrin bir damlası bile çayın tadını mahveder.Karışık dediler mi ben sallama çay isterim.Keşke kahve içebilsem dediğim zamanlar işte bu zamanlar.

Sallama çayınız var mı diye sordum.Var tabi dediler ve işte gelen sallama çay : ince belli çay bardağına demlik poşet sallamışlar:)


Çaydan ve oyun faslından sonra arabamıza yürürken çektiğim bir fotoğraf:


Pazar günü uyanıp kahvaltımızı yaptıktan sonra biraz koltuk keyfi yaptık, gazete okuduk ve hazırlanıp evden çıktık.Murat'ın işi vardı.Ben Defne ve Duru'yu sinemaya götürecektim, Deniz ve Ela'da bize katılacaktı.Sinema sonrası diğerleri de bize katılacaktı ve gidip yemek yiyip Duru'nun doğumgününü kutlayacaktık.

Deniz ve Ela'yı beklerken Defne selfie çekti:


Köstebekgiller yarıyıl tatiline yetişsin diye çırpıştırdıkları bir film olmuş sanki.Oyunculuklar çok kötüydü.Konu zaten yoktu.Ama işte birlikte geçirilen bir kaç saat uğruna , çocuk filmi olması hatırına tahammül ettim.Daha önce izlediğimiz "Arı Maya" ve "Madagaskar Penguenleri" nden ben de keyif almıştım.



İşte sinema klubümüzün seçkin üyeleri:


Sinema sonrası yemeğe gittik.Ela yolda uyudu, Duru huysuzluk yaptı.Ama sonrasında hediyelerini alınca pek mutlu oldular.Duru'nun doğumgünüydü ve herkes ona hediye almıştı.Ama diğer kızları da unutmamıştık.Deniz hem Duru'ya hem Defne'ye almıştı ben de her iki kıza da ufak tefek bişiler almıştım.Hediye alan herkes çok mutlu oldu:)

Ela'ya kitap fuarından üç kitap almıştım.Yaşına uygun boyamalı, yapbozlu, üç boyutlu kitaplar.Deniz paketleri açıp kitaplara bakarken bizim kız yandan bağırmasın mı " Bu benim kitabım!".Herkes bir duraladı, güldük geçtik.Sonra diğer paketten çıkan kitaplara bakıp "Ama bunlar kesin benim kitabım işte!" demesin mi? Kızın evdeki eski kitaplarını paketleyip hediye etmiş durumuna düştüm:)))







19 Ocak 2015 Pazartesi

Pazar


Cumartesi doğumgünü kutlamaları bittikten sonra biraz oturduk, tv izledik, Duru bebeğiyle oynadı.Sonra yatıp uyuduk çünkü pazar günü Mersin'e gitmeye karar vermiştik.

Pazar sabah uyandık, giyinip yola çıktık.Biz genelde kahvaltı için Gözne yolu üzerindeki kahvaltıcılara gidiyoruz.Bu sefer de herzamanki yerimize gittik.

Tıklım tıklım bir yer olmasına rağmen servis çok hızlı.Çeşit bol, dolayısıyla önce insanın gözü doyuyor.Hem süzme bal hem petek bal var.Yağda kızarmış hamur, sucuk, yağda yumurta, söğüş çeri domates,yoğurt,iki çeşit zeytin, tereyağı, iki çeşit reçel, bal-kaymak, üç çeşit peynir,tahin helvası, patates kızartması,menemen, domates biber kızartması, bir demlik çay ve sınırsız ekmek.İşte mutluluğun formülü :P



Kahvaltıdan sonra bir alışveriş merkezine gittik.Eşimin aldığı bir şeyi değiştirmek için uğramıştık sonrasında da biraz gezindik.Bir kaç mağaza baktık, hiç bir şey almadık.Yuppi. Sonra çok sevdiğimiz ve çok eski bir arkadaşımızla karşılaştık : Ayhan Abi. En sevdiğim kadın doğum uzmanı.

Bir kahve dükkanına uğradık ben sıcak çikolata, Murat kahve ve Duru da çikolata aldı.Gazetelerimizi de aldık biraz dinlendik ve sonra Adana'ya
dönmek için yola çıktık.Çünkü akşama kayınpederim yemeğe gelecekti.

Eve dönerken fırına uğrayıp ekmek hamuru aldık.Eve geldiğimizde önce fırını yaktım sonra hamuru biraz zeytinyağı ile yoğurup tepsiye yaydım.Çok küçük doğranmış etleri pişirdim, soğan, ve önceden hazırladığım domates biber konservesini de ekledim.İyice suyunu çektirdiğim karışımı soğuması için kenara bıraktım.Bir yeşil mercimekli, erişteli çorba yaptım sonra dolaptan zeytinyağlı pırasa çıkardım ve sofrayı kurdum.

Kayınpeder kapıyı çaldığında kuşbaşılı karışımı ekmek hamurunun üzerine döküp ısınmış fırına verdim.Biz çorbaları içerken pide pişti ve cidden harika olmuştu.

Şu an Gönül İşleri izliyoruz ve ben yazımı yazıyorum.Murat ve babası bilgisayarda araba arıyorlar, Duru da bebeğiyle oynuyor.


25 Nisan 2014 Cuma

Mangal





Bugün Cuma olduğu için çok mutluyum.Eve gidince kızımı alıp yürüyerek dondurmacıya gitmeyi planlıyorum.Vermeye çalıştığım bir beş kilo var ,hafif yiyerek ve fırsat buldukça yürüyerek bu kiloları vermeye çalışıyorum.Dondurmacıya yürümek pek iyi bir fikir değil diyor olabilirsiniz ama merak etmeyin ben dondurma yemeden dönüyorum ;)

Haftasonu eşimin bir iş gezisi olacağı için pazar gününü kızımla başbaşa geçirme ihtimalimiz yüksek.Bu yazı eski bir tarihe ait.Unutulmasını istemediğim , üçümüzün bir arada olduğu çok güzel bir günden...

Yine havanın nefis olduğu bir pazar günü Mersin'in bir yaylasına mangal yapmaya gitmiştik.Adana'nın sokakları et kokar,kebap kokar.Her yerde her an mangal yakılabilir.Biz de mangala bayılan ama evde yapmayı pek sevmeyen bir aileyiz.Kendin pişir kendin ye tarzı lokantaları ise çok seviyoruz.Salata hazır geliyor,mangalda pişen etin lezzeti bambaşka,yayla havasında yemek bir zevk ve en önemlisi yemekten sonra yıkayacak bulaşık, temizlenecek mangal ya da balkon yok:)) Bir anne daha ne ister:)



Hava ne kadar mavi, bayrağımız nasıl da güzel görünüyor.


İşte elinde köftelerle mangal ustamız da göründü;)


Mangalın olmazsa olmazları : kırmızı biber, tuz ve kekik.


Bu gülüşü yakalamak genelde çok zor olur.O kadar mutluydu ki, ortamı o kadar sevmişti ki hemen gülümsedi annesine.


Bizimkiler:) Ustamızın ciddiyetine dikkat :))


Mangal görüntüsü beni şu hayatta en mutlu eden şeylerden biri.Mangal sadece yemek değil bence aile de demek.Kimse kendi başına sırf kendisi için mangal yakmaz çünkü.Babam gerçek bir mangal virtüözüdür neyse ki kocam da fena çıkmadı:))



Salata kalp ben.


Bu ve burada fotoğrafı olmayan bir hamile kedi de o günü mutlulukla anıyordur eminim.Kızım köftelerini kendileriyle paylaşmaya pek gönüllüydü:)




Herkese iyi haftasonlar diliyorum.Siz neler yapmayı planlıyorsunuz sahi?

Hakkımda

Bir anne, bir baba ve bir de çocuk.Aşk dolu, neşeli ve eğlenceli bir hayat umuduyla..