22 Eylül 2014 Pazartesi

Atatürk Orman Çiftliği

Adana'da yaşayan çocukların ilk tercihi Ankara'daki üniversitelerdir.Mezun olup dönünce de en özgür yıllarının geçtiği Ankara'yı hasretle anarlar.Ben ise üniversiteyi İstanbul'da okudum.Ankara'da çok soğuk ve uzak bulduğum bir yer oldu her zaman.İstanbul'u da sevmem ama gittiğimde benim de aklıma daha genç olduğum yıllar gelmiyor değil.O anıların hissettirdiği mutluluk hissi için seviyorum İstanbul'u.

Annemler biz evlendikten üç ay sonra Ankara'ya taşındı.Sonrasında Orhan dayımlar Ankara'ya taşındı.Teyzemin oğlu {kardeşim} Mehmet evlenip Ankara'ya yerleşince, teyzem emeklilik sonrası Ankara'ya yerleşmeye karar verince biz de İzmir'e yerleşme hayalimizi Ankara'ya yerleşme olarak değiştirsek mi diye düşündük.Ama palmiyelerin, denizin olmadığı, soğuk bir yerde yaşamak herkese ve herşeye rağmen bana çekici gelmiyor.

Şimdilik sık sık gidip gelmekle yetiniyoruz.Ankara'da en çok sevdiğim şey ; Ankara döneri:P Bir Erzurum döneri olamaz ama Adana'da döner diye verdikleri şeyi sorgulamıza sebep olacak kadar güzel.Hele de Hosta ah o Hosta:)

AOÇ 'de  bizim için çok özel bir yer.{Şimdilerde adının Yenimahalle Orman Çiftliği olacağı söylense de orası her zaman Atatürk Orman Çiftliği olacak.}Köftesine, dönerine, dondurmasına ve sütüne bayılıyoruz.

AOÇ köftesi bu sefer fazla kimyonlu geldi.Neyse ki ben döner yedim:)



Köfte sırasında bir şirin:




Sonra annemlere gittik.Yemek yediğimiz için çok sıkı azarlandık.Beraber yemek yiyebilmemiz için akşam yemeğini oldukça geç bir saate almak zorunda kaldılar.Duru o kadar aç kalamadı şeklinde bir kuyruklu yalanla, torun sevgisini sömürerek durumu kurtardık.Ankara'ya gelmeden önce yaptığım plana sadık kalabilmek için Duru'yu babamla babasına emanet ederek hemen kuaföre gittik.

Saçımı kestirmeden önce uzun saçlarımla son poz:



Saçım kesildiğinde gerçek bir hafifleme hissettim.Oh be!

Annemlerle H&M e uğradık.Fatih dışarda Duru ile oyalanırken biz anne kız alışveriş yapmanın tadını çıkardık.Genelde annem Duru ile oynarken ben hızlı bir tur yapardım.Duru'ya üç uzun kollu tişört, bir eşofman altı, bir kot salopet aldım.Aslan'a , Defne'ye ve komşuların bebeklerine hediye aldım.H&M kalitesini, fiyatlarını ve tasarımlarını çok seviyorum.Hediyelerin tümü çok içime sindi.Zamanı geldiğinde verilmek üzere hepsini kaldırdım.Bu sene doğumgünlerinde falan rahat ederim diye düşünüyorum:)

Cumartesi akşamı D. mutlu olsun diye 'mahsuscuktan' doğumgünü yaptık.Liva pastanesinden alınan yaş pasta, ışıkları kapatıp mumları üfleme, hep birlikte 'iyi ki doğdun' diye şarkı söyleme ve dayının aldığı devasa balon kızımı çok mutlu etti.Benim de ağzım kulaklarımda gerçi:


Pozantı'da kahvaltı {yine!}


Ankara'ya giderken Pozantı'da kahvaltı molası verdik.{yine}Arabadan inerken manzara nefes kesecek kadar güzeldi.Mavi gökyüzü üzerinde beyaz bulutlar kadar güzel bir manzara eşlikçisi yok bence.Gökyüzünün rengi harika değil mi sizce de?

Sonra yine oturup klasik kahvaltımızı söyledik.Çok sade bir kahvaltı ama bunaltıcı sıcaklarda yaşayan biz Adanalılar için serin havada yenilen her şey güzeldir:)


Peynir, zeytin, domates, bal-kaymak kahvaltısına ek olarak tereyağında yumurta ve sucuklu yumurta söyledik.Teflon tavada gelmemesi benim açımdan büyük artı.Çizik içindeki teflon tavalarda yumurta getiren işletmelere çok sinir oluyorum.


Kahvaltı ederken elinde bıçağı ve ekmeğiyle fotoğraf delisi karısına poz vermek zorunda bırakılan sevgili  M. :


Kahvaltı mutlusu anne-kız: {Yüzüme yine güneş vurmuş! Sabah güneşi hem de!!}


Anne ve baba mont giymişiz , kızımız ise kısa kollu tişörtüyle poz vermiş:) Pek ateşli bir kızımız var, biz de üstelemiyoruz.Üstü açık yatıyor, hemen sıcaklıyor falan.

Hiç bir konuda zorlanmaktan, dayatmalardan hoşlanmam.Zorla hiç bir şey yapmam.Yemek ye, üstüne kalın bir şeyler giy gibi dayatmaları da bu sebeple yapmamaya çalışıyorum.Üşürse giyer, acıkırsa yer.Hayatı hem kızım için hem kendim için kolaylaştırmaya, rahat bir anne olmaya çalışıyorum.

Çok az yemek yemesini kafaya takmıyorum.Faydalı bir şey yemesini takıyorum ama.Azıcık bir yayla çorbası içsin ama kocaman bir gofret yemesin mesela.Aç kalsın ama gofreti yemesin hatta:)

Kahvaltıdan sonra Ankara'ya doğru yola devam ettik.

18 Eylül 2014 Perşembe

Ankara'da ..


Bu fotoğrafı İstanbul'daki büyük akvaryumda çekmiştim.Duru'nun saçlarının salkım saçak halini, küçük omuzlarını ve fotoğrafın dalgıç abinin tam el sallarken çekilmiş olmasını çok seviyorum:)

Her fotoğrafın insanı tam da o yaşadığı ana götürmesi ne hoş bir şey.Bu sebeple her saniyemizi fotoğraflamak istiyorum ama tabi bu mümkün değil.Sağlıklı da değil:).Fotoğraf çekmekten anı yaşayamaz hale düşmemek lazım.

Yıllar önce İspanya'ya gitmiştik.Arap turistler ellerinde kamera her yeri, her şeyi kaydediyordu. Diyebilirim ki adamlar hemen her şeyi vizörün arkasından gördü.Bunu çok tuhaf bulmuştum.Harika bir gösteri var ve o an oturup tadını çıkarmak yerine o gösteriyi evde izlemek için kaydetmek anlamsız.Evde izlerken o atmosferi hissedemeyeceksin ki.

Konsere gidiyorsun elde kamera konseri kaydediyor, sokakta bir gösteri var elinde kamera kaydediyor.Yahu sen ilk elden o anın tadını çıkaramıyorsun! Yaşamıyorsun!

Ki kaçımız eski bir gösterinin, konserin video kayıtlarını izliyoruz Allahaşkına?

Neyse,

Bu haftasonu Ankara'da olacağız.Sadece üç gün ama ben bir sürü plan yaptım:) Listeleyelim de rahat edelim:

1.Apartmanda bir komşumun yeni bebeği oldu bir diğeri de 7 aylık hamile.Her ikisinin bebeklerine ve kızıma alışveriş yapmak için favori çocuk giyim mağazam olan H&M 'e gitmek

2.Saçlarımı kestirmek.Bunu Adana'da da yapabilirim aslında ama burada saçlarımı banyodan çıkıp kuruttuğumda insan içine çıkılacak hal alacak bir model kesebilecek bir kuaför bulamadım.Neredeyse on yıldır arıyorum.

Her gittiğim kuaför yüzünde 'hah bunu yapmaktan kolay ne var'  gülümsemesiyle beni dinliyor ve sonra bildiği gibi kesiyor.Saçlar fönleniyor , şekil veriliyor mutlu mesut eve dönüyorum.Sabah kalkıyorum ki saçlarımın bir kısmının  ucu yukarı kıvrılmış , bir kısmının  ucu içeri kıvrılmış! Dünkü havalı saçla alakası olmayan pejmürde bir haldeyim:)

Şansımı Ankarada deneyeceğim:)

3. Kızı annemlere satıp uzun uzun uyumak

4.Kızı annemlere satıp Fatih ve Murat'la  sinemaya gitmek

Kardeşimin de sınavı nihayet bitti ve hep beraber gezmenin,rahat rahat sohbet etmenin tadını çıkarmak için de heyecanlanıyorum.Onun planlara dahil olma ihtimalini seviyorum. Herkes gezerken evde ders çalışmak zorunda olduğunda aksi ve çekilmez biri oluyor:P

Akşam gidip küçük bir çanta hazırlayacağım.Sabah erkenden yola çıkacağız.{10 gibi, izinli olduğum gün sabah yedide kalkacak değilim}Yolda bir şeyler atıştırır öğlene de Ankara'ya varmış oluruz,inşallah.

Görüşürüz ;)



17 Eylül 2014 Çarşamba

Turşu


Kış hazırlığı yapmaya bayılıyorum.İçimde bir karınca var adeta.Yazın çalışıyor , kışın yiyor:)

Derin dondurucuyu közlenmiş patlıcan, ayıklanmış bezelye, bamya ve yeşil fasulye ile dolduruyorum.Şeker yememeye çalıştığımız için reçel yapmıyorum ama turşuyu hiç atlamıyorum.Geçen sene kornişon, havuç ve yeşil domates turşusu yapmıştım.En çok kornişon yendiği için bu sene sadece kornişon yapmaya karar verdim.

Ben Alman tipi denilen hafif tatlımsı kornişon turşusunu daha çok seviyorum.M. ve D. ise klasik turşucular.Bu sebeple fotoğrafta görülen küçük kavanozun{benimki} dibinde halka doğranmış soğan, sarımsak, dereotu ,tane karabiber ve sarımsak var büyük cam kavanozda ise soğan hariç diğer malzemeler var.

Ev yapımı turşu tıpkı yoğurt gibi çok sağlıklıymış.Haftada bir gün öğlen yemeğinde Duru'ya köftenin yanına mutlaka turşu da veriyoruz.

16 Eylül 2014 Salı

Yemek daveti.



Bu fotoğraf bir kaç gün önce bahsettiğim yemek davetinin sofra fotoğrafı.İnternette öyle sofralar, öyle masalar görüyorum ki bu sofranın lafı bile olmaz da işte bu blogda da çoğu fotoğraf hatıra amaçlı konuluyor:) Menü tıpkı belirlediğim gibi oldu.İlk kez denediğim bir börek yaptım bu kez.Aslında misafire daha önce yapmadığın bir tarifi yapmak ciddi bir risk ama neyse ki böreğim çok lezzetli oldu.

Tulum peyniri, ıspanak ve bir paket krema ile yaptığım börek çok beğenildi.Gönül rahatlığıyla önerebilirim yani.



Patlıcan ve kabak dolmasına yandan görünen Antep biberi çok hafif bir acılık vermişti.Bir tenceye birden çok koysaydım keşke diye düşündüm.Dolmanın içine haşlanmış nohutta çok yakışıyor.{kesin bilgi}

Ve bu humus! Bu humusun tarifini annem Oktay Ustadan almış.Ölçüsü olması ve hep aynı tadı yakalaması açısından tarif defterimin yıldızıdır kendisi.Şimdi değil ama bir gün mutlaka bu bloga da yazmalıyım.Üzerine koyduğum tereyağında çam fıstıklarını ilk kez İskenderun'daki 'Küçük Kervan' restorantta yediğim muhteşem ötesi humusun üzerinde görmüştüm.


Yemekleri yedikten sonra balkona çay içmeye geçtik.Çay, meyve, kuruyemiş ve harika bir sohbet sonrası misafirlerimiz kalktı.Sa.cide Duru'ya dönüp "sende bize gel olmaz mı Duru'cuğum?" dedi.Bizimkinin cevabına hala gülüyoruz "Gelemem Sacide sen acı köfte yapıyorsun" :))

Dolmaların, böreklerin ve köftelerin bir kısmını pişirmeden dondurucuya kaldırdım.Humusun bir kısmını içine sarımsak koymadan sakladım ve ertesi gün de kayınvalidemleri çağırdım.Aynı menü ile iki kez misafir ağırladım yani:))

İşte böyle.


15 Eylül 2014 Pazartesi

Doğumgünü


*Bu haftasonu çok yakın bir arkadaşımızın doğumgününü kutlamak için plan yaptık.Kahvaltıya gidelim, mangala gidelim derken sonuçta balıkçıya gittik:)

Bir mekan seçerken 'oyun parkı var mı?' sorusunun cevabı bizim için belirleyici faktör oluyor artık.Çok şükür!

Yıllar süren sevgililik, evlilik ve arkadaşlıklarda hediye alma konusu ciddi bir mesele haline gelebiliyor.Her sene süprizli, çok farklı, şaşırtıcı bir hediye almak mümkün olmuyor maalesef. E gömlek almaktan gına geldiği için bu sefer Mesut Abi'ye Lamy kalem seti aldık.Neyse ki çok beğendi.

Hediye vermek benim için ciddi bir stres.Hediye paketi açılırken yüzde beliren ifadenin hayal kırıklığı olması ya da kırmamak için kondurulan kibar bir gülücük olmaması, gerçek bir mutluluk ve heyecan görmek için uğraşırım.Düşünürüm, kafa patlatırım ve parama da kıyarım.Kendime pahalı olduğu için almayacağım şeyleri arkadaşlarıma almışlığım çoktur.

İlk işe girdiğimde kardeşime hediye olarak bir telefon almıştım o zamanki maaşımın yaklaşık iki katıydı.Babam telefonu gördüğünde fiyatını yarısı kadar söylememize rağmen bu kadar para ile telefon mu alınır diye kızmıştı bize.Sonra  o telefon yedinci yılında bozulduğunda firma kardeşime parasını iade etti o zamanda telefonlar ucuzlamıştı sonuçta kardeşim o parayla yine çok güzel bir telefon aldı.İki kez telefon almış gibi oldum:)

Balık sonrası doğumgünü pastası ise gerçek bir sürpriz oldu.Ve diyetimi bozduracak kadar güzel bir pastaydı.Çikolata kaplı antep fıstıkları {hımmm}

*Bu cuma Ankara'ya gidiyoruz.Eşimin işi var biz de Duru ile annemlere gitme fırsatını kaçırmadık.Kardeşimin TUS sınavı bu haftasonu bittiği için çok mutluyuz:) Pazar günü sınav bitti biz hemen dört gün sonraki cuma annemlere zıplıyoruz:P Vallahi denk geldi!

*Saçımı kısa kestirmeye karar verdim.Uzun saçtan bıktım.Yıkaması dert, kurutması dert.Ki sonuçta toplayıp çıkıyorum.Arada bir değişik örgü, bir topuz yapıyorum ama o kadar arada sıradaki bu kadar saçı taşıdığıma değmez.Hele de önümüz kış nasıl kuruturum diye düşünmeden banyo yapmak istiyorum.











Seviyorum!





Bu ikisini birlikte izlemeyi , gizli gizli fotoğraflamayı seviyorum !

13 Eylül 2014 Cumartesi

Çim suyu


Fotoğrafta görülen içecek çim suyu. Çok faydalı gibi söylentileri biliyorsunuz.Eşim de her zaman denemek istemiştir.Ama Juiceplanetlarda ne zaman sorsak makinamız bozuk cevabını alırdık.Amsterdam'da bile sorduk ve aynı cevabı aldık düşünün:)

Bu yüzden Konya'da gezinirken sorduğumuz yer hemen hazırlayalım dediğinde çok şaşırdık.Kocam bir bardak çim suyu istedi.İçti ve sonuç {hahahaha}:



Tadı oldukça hımmmm garip.Zaten yanında portakalla servis edilmesinden de şüphelenmiştik.İnek değilseniz çimle işiniz ne zaten:)

11 Eylül 2014 Perşembe

Bugün olsa Konya'da evleniriz.


Geçen yazının sonunda düğün salonunun önünde arkadaşlarımızdan ayrılmıştık.Yemek yiyip, muhabbet etmeye o kadar dalmışız ki benim saç, makyaj için kuaföre gidecek zamanım kalmamıştı.Ama asıl sorunumuz kıyafetlerimizi nerede giyeceğimizdi:) Neyse düğün salonu bize bir gelin damat odası ayarladı.

Ne sıkıntılarla giyindik, makyaj yaptım anlatamam.Saçımı resmen uyduruk bir at kuyruğu yaptım.Sonra bir çıktık ki düğün haremlik, selamlık şeklinde yani kadın ve erkekler ayrı oturuyor:)Sonradan öğrendiğime göre Konya'da yemekli düğünler bu şekilde olurmuş. Eşim bizi gelinin kızkardeşinin yanına bırakıp gelinin babasının yanına gitti.Biz sohbet ederken nikah kıyıldı, gelinin şahidi eşimdi, hemen kalkıp gelini tebrik ettik.

Pazartesi mesai olduğu için planımız düğünden erkenden kaçmaktı.Nikah kıyılır, gelini tebrik ederiz en geç 22:00 de ayrılırız diyorduk.Bir yandan da o saatte düğünden ayrılmak ayıp olacak diye için için dertleniyorduk.Adana'da düğünler çok geç biter çünkü.21:00-22:00 oynama faslının yeni yeni başladığı zamanlardır:))

Bu arada Duru çok acıkmıştı.Biz arkadaşlarla yemek yerken o uyuduğu için öğlenden beri açtı.Yemek menüsü bamya çorbası etli pilav, yayla çorbası etli pilav şeklinde.Duru babasıyla yemeklerin servis edileceği tencerelerin önüne kamp kurdu.Acıktım diye ortalığı yıkıyor.Adamlar size verirsek başkalarına da vermek gerekir düğünün düzeni bozulur diye kızıma bir kasecik çorba bile vermiyor.Duru artık ağlıyor ki bu durum yukarıdaki fotoğrafta yüz ifadesinden de  belli sanıyorum:(

Neyse bir masaya geçip oturduk servisi bekliyoruz.Bu arada masamdaki Yıldız Hanımla da çok samimi olduk.Çok hoş, iyi niyetli, temiz yüzlü bir hanım.Ben gelinin kardeşlerinin yanında oturuyorken  herkes masaları doldurmuş , servis almak için de masada oturmak gerek dolayısıyla bizim masa en arkada ve Yıldız Hanım, Duru ve benden başka kimse yok.

Yıldız Hanım bu masaya belki servis yapmazlar dedi biz de üç hanımın oturduğu başka bir masaya geçtik.Bu arada Duru amansızca söyleniyor ; 'acıktım, hadi getirsinler, acıktım, yemek nerde, hadi hadi hadi'..

Düğünde düzen şu şekilde ; ilk on beş masaya servis yapılıyor , bitiren masadakiler kalkıyor isterlerse arka masalara geçiyor ya da düğünden ayrılıyor, arka masadakiler onların masasına geçip yeni servis açılmasını belkiyor.

Yani yemek sadece ilk  masalara servis ediliyor.Ama iki kez ama üç kez ama hep aynı masalara.Orada kim oturursa da yemeği o yiyor.

Yani zaten acıkmış olan kızımın yemek yiyebilmesi için ilk on masadakilerin bitirip kalkması ve bizim o masalara geçmemiz gerekiyor.Tanrım!!

Masadakiler de Duru'nun söylenmesine kayıtsız kalamadı.Bir garsonu çağırıp (bayan garson) bir tas çorba rica ettiler.Neyse bu sefer çorba geldi.Masada herkes seferber oldu ben çorbayı içiriyorum bir diğeri ekmeği bölüp Duru'nun ağzına veriyor, Yıldız Hanım elimin kirlendiğini görüp ıslak mendil çıkarıyor gibi.

Duru çorbasını yarılamıştı ki bize yakın bir masa boşaldı.Çorbamız elimizde kalkıp o masaya geçtik.Masadaki kağıt örtü toplandı, yeni bir kağıt masa örtüsü plastik bardaklar, su ve içecek geldi.Ortaya servis şeklinde bir büyük kase çorba ve büyük bir kayık tabakta pilav ve et getirdiler.O arada Murat da gidip bir küçük tabakta et pilav almayı başarmış Duru'ya.Ama Duru'nun gözü dönmüş 'bu tabak bitince  masadakini de yiyeceğim, hepsini bitireceğim' diye bağırıyor:)) Masada gülmekten ölerek yemek yedik.

Kadın erkek ayrı oturma konusu çok sıkıntı.Mesela Yıldız Hanım neredeyse tek başınaydı düğünde, ben de keza öyle.Zaten kadın ve erkek ayrı ama aynı bahçenin içinde.Şöyle anlatayım L şeklinde bir bahçe düşünün. L nin bir kenarı kadınların bahçesi, bir kenarı erkek bahçesi ve kenarların birleştiği L nin köşesi nikahın kıyıldığı yer ve dans pisti.Yani eğer herkes ortada dans edecekse ve dolayısıyla birbirini görecekse ayrı oturmanın anlamı ne:)

Bizim düğünde müzik de yoktu gerçi:) Yani yemeğinin yiyen herkesin kalktığı düğün saat 21:30 civarı resmen bitmişti:))

Biz Murat'la buna bayıldık.Bugün olsa Konya'da evleniriz diyip duruyoruz günlerdir:))

Eşim de ben de evlenirken düğün istememiştik.Onun babası ile benim annem kıyameti kopardı.Tek kızım ,tek oğlum muhabbetinden sonra biz de onları kırmamak adına kabullendik.Düğünümüzde doğru düzgün oynamadığımız gibi düğün cdmizi bir kezden fazla izleyemedik:))

Kına gecesi fikrinden bile hoşlanmayan, gelinlik yerine sade bir beyaz elbise giymek isteyen,biricik kızının doğumunda dahi oda süsleme, kapı süsü bile yapamayan bir kadınım ben.İçimden gelmiyor.

İnternette kına geceleri için tefler yaptıran, nişan için kurabiyeler hazırlatan, bebek odalarını konsept belirleyip süsleyen insanları ilgiyle takip ediyorum, çıkan sonuçları da beğeniyorum ama ben bu tip işlerin kadını değilim.Kınamak, yermek ya da küçümsemek istemiyorum dedim ya beğeniyorum ama bana göre olmadığını düşünüyorum.

Neyse ki tam da bana göre biriyle evlenmişim:) "25. yılımızda damatlık ve gelinlik giyip bir parti verelim mi?" dediğimde yüzüme delirmişim gibi bakan bir kocam var.Sonrasında kahkahalarla gülüyoruz zaten:))

10 Eylül 2014 Çarşamba

Konya'da düğün vardı.


Konya'da eşimin iş dolayısıyla tanışıp bir abi gibi sevdiği bir aile dostumuzun kızının düğünü vardı.Gelin kızımızı da babasıyla çalışıyor olmasından dolayı tanıyor ve çok seviyorduk.Çok kaliteli, ince, zarif, samimi insanlar.Yine kendisi kadar hoş olan biriyle evleniyor olmasından dolayı mutluyuz:)

Düğün Pazar akşamı Konya'da olacaktı ve eşim de nikah şahidiydi.Biz Cumartesi günü sabah yola çıktık.İlk önce Pozantı'daki Tünel Lokantasında kahvaltı yaptık.Yukarıdaki fotoğraf masamızdan görünen dağ manzarası.Tünel bizim için sabah yola çıkılacak tüm yolculukların mutlaka uğranacak yeridir.Eskiden haftasonları uğrayıp et yerdik ama şimdi sadece kahvaltı için uğruyoruz.Kahvaltıda abartılı çeşitler yok ; domates, peynir, bal-kaymak, tavada yumurta gibi.Ama Adana'nın bunaltıcı sıcağından sonra Pozantı'nın o serin havasında ne yense güzel geliyor insana:))Nitekim kahvaltıdan sonra yüzümüz gülüyordu:


Kısacık bir yolculuktan sonra Konya'ya vardık.Daha önceden ayarladığım öğretmenevine yerleştik.Bugünkü hedefimiz Mevlaa Müzesiydi.Daha önce Konya'ya defalarca geldik ama müzeye hiç giremedik.Kapalıydı, süre kısıtlıydı gibi.

Müzeye girişte tanıtım yapan kulaklıklardan aldım.O kulaklıklar olmadan gezmenin hiç bir anlamı yok.Yanınızda bir rehber yoksa mutlaka alın.

Müzeyi genel olarak beğendim.Türkiye'deki pek çok müzeye göre çok başarılı ama çok kalabalık ve daha iyi düzenlenebilirdi diye de düşünmedim değil.Mesela dergahın mutfak bölümünde gözyaşları içinde dua eden ve yerinden kıpırdamayan bir sürü teyze vardı.Onların yüzünden o kısmı tam göremedim.Hemen yan odadaki türbe ise boştu oysa içerde dua bekleyen mezarlar bulunmaktaydı.Ama mutfakta gözyaşları içinde mizansen gereği konulmuş heykellere dua eden teyzelere bunu söyleyen kimse yoktu:(

Bu kapı çok etkileyiciydi.İçerde Mevlana'nın mezarının da bulunduğu , fotoğraf çekmenin yasak olduğu bölümün girişi.Her bir levhanın bir anlamı var ama bunu da kulaklıklardan öğrenebilirsiniz ancak.İçerisi çok etkileyici, çok güzel.Gidecek olanlara devekuşu yumurtalarının tavanda asılı olduğunu da söyleyeyim de benim gibi bakınıp durmasınlar:))



Müzeyi gezerken etrafta elleri telsizli adamlar sardı önce.Sonra müze müdürünün etrafta dolaşıp durduğu, apar topar bir hazırlık içine girdiklerini gördüm.Etraftaki görevliler bir yandan da "çabuk olun, birazdan müze kapanacak" diye bağırıyorlardı.Mevlana'nın kabrinin olduğu bölüme önce ben girdim Murat Duru ile dışardaydı sonrasında ona zaman kalmayacak, gezemeyecek diye çok korktum.Neyse hızla da olsa o da gezebildi.Sonrasında kulaklıkları teslim ettik, neredeyse sırtımızdan itilerek müzeden çıktık.Malatya'dan gelmiş bir adamcağız bu duruma isyan ediyordu biz çıkarken.

Telsizli adamların, müze müdürünün yaptığı son kontrollerin ve bu telaşın sebebi yeni başbakan Ahmet DA.VUTOĞLU'nun Konya ziyaretiymiş.Konyalı başbakan başbakan olduktan sonra ilk kez geliyor Konya'ya.Tabi ki halk apar topar müzeden atılacak! Gayet normal!


Duru ile Murat'ı beklerken özçekim yaptık:



Bu postacı çantasına bayıldım.Camdan yansıyan kulaklı beni de gördünüz mü? :)


Müzeden kovalandıktan hemen sonra müze dışındaki cami önünde özçekim:


Çok acıkmıştık ve istikametimiz her zamanki yerimiz olan Cemo oldu.Konyalı bir arkadaşımız tavsiye etmişti burayı, biz Araştırma Hastanesi'nin karşısındaki Cemo'ya gidiyoruz.Bahçesi, yemeklerin lezzeti harika.

Duru'nun favorisi bamya çorbası:


Benim bu sene ilk kez deneyip bayıldığım tirit:


Murat klasiği etli ekmek:


Ve ve ve 'sacarası' :


Yemekten sonra öğretmenevine gittik.Erkenden uyumuşuz.Sabah çok dinç uyandık ve kahvaltı için Sille yollarına düştük.Sille konağında açık büfe kahvaltı yaptık.Sille'yi gezmek de hoş olabilirdi ama biz Konya'da bulunan arkadaşlarımızla görüşeceğimiz için kahvaltıdan sonra buradan ayrıldık.Aşağıdaki Sille'de dağ manzarası.Manzaralarda beyaz bulutlar ve mavi gökyüzü en sevdiğim fon.


Sonrasında yılar önce Adana'dan taşınan arkadaşlarımız Volkan ve Saadet'in evine gittik.Kayınpederim ve Volkan'ın babası eski subaylar.Aileleri de lojmanda yıllarca beraber oturduğu için eski ve köklü bir dostluk onlarınki.Eşler ve çocuklarla da giderek büyüyor:)

Yeni evlerini görmeye gittiğimizde Volkan'ın annesini de orada görünce çok mutlu olduk.Beraber çay içtik, poğaça yedik, bir ara babalar çocukları sitenin bahçesindeki parka indirdiler, bol bol sohbet ettik akşam da bizi yemeğe götürdüler.Düğün salonunu onlar olmasa da bulamazdık :) Düğün salonunun önünde öpüşüp ayrıldık ama hepsini şimdiden özledim.

Bu yazı umduğumdan uzun oldu.Konya düğünleri bir sonraki yazıya kalsın artık :)

8 Eylül 2014 Pazartesi

Kreş, misafirler,menüler..



Çalışıyorum ve kızıma evde çok sevdiğimiz bakıcı teyzesi bakıyor.Onu bulduğum için çok şanslıyım çünkü Duru zaten öyle herkese hemen alışabilen bir çocuk değil.Bu hanımın geldiği ilk gün kafasını onun dizine yaslamıştı.Ki ben o sırada kadıncağıza 'Duru insanlara biraz mesafeli' diyordum.İkimizde şok olmuştuk:) Anlattığımda anneanne ve babaannesi de şok olmuştu zira Duru her ikisinin de dizine kafasını falan dayamamıştı o güne kadar:))

Bakıcıdan , evdeki yemek düzeninden memnun olduğum ve kreşleri pek de beğenmediğim için Duru'nun bu sene de evde kalmasına karar verdim.Tam ya da yarım gün kreşe gitmeyecek ama daha öncesinde de bir oyun sınıfına gidiyorduk zaten.Haftada bir gün 45 dk gidip oynuyorduk.Yazın başında da yüzme okuluna gittik 2 ay kadar.

Bu sene için de bale okulu ayarladım, salı günü gidip görüşeceğiz , deneme dersi alacağız.Muhtemelen haftada bir gün baleye gideriz.Yüzmenin de devam etmesini istiyorum çünkü Duru tam anlamıyla bir su kuşu:))

Bunun dışında bir şeyler bulabilsem ve elbette çok pahalı olmasa ne güzel olurdu.Ben kızım iki saat gidip oynasın istiyorum ama delice paralar ödemek istemiyorum.Sağlıklı yiyecek alternatifleri sunulsun istiyorum.Okulun bahçesi olsun, öğretmen sayısı yeterli olsun, temiz olsun.

İş yerine yakın öyle bir devlet okulu buldum.Tesadüfen yürüyüş yaparken.Kocaman ,tertemiz,bakımlı bir bahçesi, tahta oyuncakları var ve ayda sadece 80 TL.Haftada bir 45 dakikalık programa ayda 250 TL ödediğim için bu rakam gerçekten bedava.Ama ben istiyorum ki bakıcısı yürüyerek götürüp getirsin Duruşu.Kahvaltıdan sonra çıksınlar biraz oynasın kızım öğlen 2 gibi eve dönsünler.Bu sebeple evimize yakın bir devlet anaokulu , kreşi bakınıyorum.Ayda 80 TL vereceksem varsın günde 2 saat gitsin.

Eve yakın bir okul bulmak için kızımı alıp çevrede bir iki tur atmak istiyorum.Da işte hava çok sıcak:) Bakalım.

Çarşamba akşamı yemekli misafirlerim var.Menüm şöyle:

Zeytinyağlı fasulye, köfte,etli patlıcan dolması, bulgur pilavı,peynirli börek, çoban salata, piyaz, humus, patlıcan salatası.

Acı yemeyi çok seven misafirlerim için tencereye patlıcan dolmalarının yanına bir tane de Antep biberi doldurup koyacağım.Onun acısı dolmaya lezzet verir.Tek unutmamam gereken Aslan ve Duru'ya dolma yemeyin uyarısını yapmak olmalı:)

Biz bu gelen misafirlerimizin evine yeni doğan bebeklerini tebrik etmek için Aslan yaklaşık üç aylıkken gittiğimizde ev sahibi hanım bizi yemekli almak için ısrar etmişti. Yemeğe gittiğimizde enfes yemekler bizi bekliyordu.Ben de Duru'yu besleme telaşında bir anne olarak nefis görünen et köftesini hızla ikiye bölmüş ve yedirmiştim.Kızcağız köfteyi gözyaşları ve çığlıklar içinde tükürdüğünde çok şaşırmıştım.Et köftesi acı olur mu sayın okur:)

Ev sahibi tatlı Sa.cide başını önüne eğmiş bakkaldan aldığı acıyı koyduğunu söylemişti:)) Sıradan bir acı yani.Köfteler cidden zehir gibiydi:) Ama yediğim en lezzetli köfterlerdi o ayrı.

Duru o günden beri her yemekte yemeden önce 'acı mı?' diye sorar.Emin olamazsa 'sen bir ye de bak' der:))

Haftasonu Konya'ya gidip geldik.Konya'da düğünler, Ahmet Davutoğlu'nun Konya ziyareti, Mevlana Müzesi, bamya çorbası ve elbette sacarası tatlısı temalı yeni yazımla çok yakında görüşmek üzere ;)

6 Eylül 2014 Cumartesi

Madam Tussaud Müzesi

Bugünkü Amsterdam yazımız başlıktan da anladığınız üzere 'Madam Tussaud müzesi'.Gezilebilecek en eğlenceli müze! Bu müzeyi gezerken yanınıza almanız gereken en önemli şey ise " fotoğraf makinanız "..:)

Yazı bol fotoğraflı ama inanın belki yüz fotoğrafı eledim:) Bu elenmiş hali :))


Otelimizden Dam Meydanı'na giden yol üzerinde çekildi bu fotoğraf.Bu yolda çok sık patates yedik, yürüdük ve bol bol fotoğraf çektirdik.Duru'nun yüz ifadesi de ergenliğe girmiş olmasından sanıyorum :)


Dam meydanındaki büyük alışveriş merkezi Bijenkorf.En ünlü markalardan daha sıradan markalara kadar çok geniş bir yelpazesi olan süper tarihi bir binada bulunan bu alışveriş merkezinde indirimli bir sürü ürün vardı.Cath Kidston marka çantalarda %50 indirim vardı mesela.Ama Euro üzerinden hesap yapa yapa kendime hiç bir şey almadım:)"Yok ya bir çantaya bu para verilir mi, deri bile değil:)" Ama sonra Duru oyuncak bir tavşanı{uyduruk pelüş oyuncak} çok beğendi o da Türk parası ile 90 TL oluyordu yine de onu aldık:)) Alışveriş merkezinin üstünde 2 pizza bir brokoli çorbası içtik 120 TL de oraya verdik:)



Duru yine triplerde:) Hanımefendinin kucakta gezdiği iki günün ilk günü.Taşıyor ve de yaranamıyoruz kendisine:)) Arkada görünen bina Madam Tussaud müzesi.



Dört meydandan bahsetmiştim daha önce.İşte ilki ; Dam Meydanı.Meydanda bulunan tarihi binalardan fotoğraflar var aşağıda.Kraliyet sarayı , Bijenkorf ve bir bina daha.Haha harika bir rehber olur benden:))




Madam Tussaud müzesi girişinde Amerikan Başkanı ile çekilmiş bir fotomuz var.Onu ayrıca ödeme yapıp alıyorsunuz eğer isterseniz.İçerde herkes heykellerle birbirinden ilginç fotoğraflar çektiriyor.Mizansenler de ona göre hazırlanmış ki zaten aşağıda göreceksiniz:))


Anne Frank ve Duru:) Amsterdam Anne Frank 'in ailesiyle yıllarca saklandığı evin bulunduğu şehir.Şimdilerde müze haline getirilen o eve biz gitmedik.Yıllar önce Anne Frank'in günlüğünü okumuş ve çok etkilenmiştim.O evi görmeye dayanamayacağımı düşündüm.Ağlama durumunu biliyorsunuz:) Kızıma kısaca hikayesini anlattım.Anne Frank'in Amsterdam 'da çok yerde fotoğrafları , çizimleri var , Duru tümünü tanıyıp 'En Fırenk ,En Fırenk' diyordu.Kızım büyüdüğünde dünyanın daha yaşanabilir, daha az vahşi bir yer olmasını diliyorum.


Lady Di ve ben.Nasıl kısa, nasıl esmer çıkmışım yanında ya. Kara kuru bir Türk kızı ile İngiltere Prensesi:))


:) Bu pozun intikamı bir sonraki fotoda.Jennnifer, koca poposu ve kocam:)


George ve ben :) Boyum kısa kalıyor diye George bana hayran hayran bakıyor gibi görünecekken maalesef arkada birini kesiyor gibi görünüyor ama aslında biz baş başa çay içiyoruz:)) Fotoyu kocam çekti gerçi :P


ET ve ben bisikletimizle havalanmadan hemen önce:)



Duru ve yeşil prenses:)


Kocam ve James Bond.Murat'ın yüz ifadesine bayıldım:)


Ve Gandhi ve kocam da bu yazının son fotoğrafı olsun.Kemal Kılıçdaroğlu ve kocam da olabilir tabi:)) Bir Jennifer'ın yanındaki yüz ifadesine bir bu adamın yanındaki yüz ifadesine bakın:)))



Madam Tussaud müzesinin ıphone fotolarından yapılmış bir kolajla ayrı bir yazı olarak yayınlamayı düşünüyorum.Yani o kadar çok foto var ki:))

Amsterdam'a gidildiğinde atlanmaması gereken bir müze bence.Eğlenceli vakit geçireceğiniz, bir sürü anı fotoğrafınızın olacağı bir müze.

Komik bir anıyla da yazıyı bitireyim.Müzeye tek gelmiş Hintli bir genç vardı bir kaç kez rica etti fotosunu çektik eşimle.Hep selfie hep selfie nereye kadar di mi? Neyse o mankenlerden birinin yanına gitmiş başka bir turist de onun fotoğrafını çekerken Duru da gidip onun yanında dikildi.Bacağına tutunup poz verdi.Adamı da manken sandı yani:)) Adam kıpırdayınca da korkup kaçtı:)) Adam, fotoyu çeken turist, ben ve Murat gülmekten öldük:))

5 Eylül 2014 Cuma

Geldim!


Eşim toplantıdan döndü.Ama daha kendimize gelemeden ailemizden birinin sağlığıyla ilgili ciddi bir problem oldu, Adana'daki doktorlar bir tanı koydu, inanamadık ve eşim geldikten iki gün sonra apar topar bu sefer İstanbul'a gitti.Neyse ki yapılan kontrollerde sandığımız kadar kötü bir hastalık olmadığı ortaya çıktı ve sonuçta çarşamba gece yarısı eşim eve geri döndü.

Sağlık problemine o kadar odaklandık ve o kadar çok dua ettik ki.O üç gün kalbimiz ağzımızın içinde atıyordu.Sonra o lanet bekleme süreci ! Doktor randevu saatine kadar zor bekledik, kan sonucu bekle vs derken.Ben Murat'ı, annem beni, anneannem annemi ,arayıp durduk:) İş arkadaşlarım, kardeşim ,eşimin halası, kayınvalidemin kız kardeşleri derken telefona yapışık gibiydim.Herkesin sorduğu soru ; " sonuç belli olmuş mu? Ne çıktı? ".

Neyse ki sonuçta hastamızın büyük ihtimalle ALS olmadığı ortaya çıktı.{Çok şükür} ALS evet her gün konuşulan o lanet hastalık! Bizim ailede yok çok şükür ama halihazırda tanı konulan, hasta olan, ailesinde hastası olan milyonlarca insan var.Çok üzgünüm.Tabi insan dışardan ne kadar üzülürse üzülsün yaşamak gibi olamaz.

Allah kimseye yaşatmasın, sabır versin.

Öyle ya da böyle hayat devam ediyor.Bu akşam bir kınaya gideceğiz haftasonu da düğün için Konya'ya.Salı Duru'nun bale görüşmesi ,Çarşamba da yemeğe misafirim var.Koşuşturmacayı seviyorum , kendimi daha canlı hissediyorum.

Kıyafet seçme, menü hazırlama telaşına düştüm:)Bugün öğlen arası spora gideceğim, akşam üstü işten biraz erken çıkıp pazara uğrayacağım, eve de erken gidip duş alıp giyineceğim.Yemeği dışarda yiyip kına gecesine gideceğiz.Sonra akşam eve dönüp haftasonu için valiz hazırlayacağım.Cumartesi yola çıkacağız ve pazar akşamı da döneceğiz.

İşte bizden haberler şimdilik böyle.




Hakkımda

Bir anne, bir baba ve bir de çocuk.Aşk dolu, neşeli ve eğlenceli bir hayat umuduyla..