İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ekim 2015 Pazartesi

Bayramda İstanbul ve Büyükada


Biletimizi erkene aldırıp apar topar hazırlanıp akşam 22:00 uçuşuna yetişiyoruz:

 
Yeni bir bebeğimiz var.Kayınvalidemin Duru'ya bayram hediyelerinden biri.İlk başlarda bebeği çok seviyor ve İstanbul'a da yanımızda götürüyoruz.Dönüşte bir kenara atılsa da İstanbul ve Büyükada gezimizde hep yanımızda.

Uçak pilotu ilk kez bir kadın! Ben bayılıyorum bu duruma.İstanbul'a indiğimizde hava yağmurlu.Yanında mont getirmeyen Murat endişeli.Ben Duru'ya ve kendime kont mont almışım.Murat'ın bu mont almama durumu bir klasiktir.Mont falan almaz, alalım dediğimde yok der sonra da dona dona gezer:) Amsterdam'da dünya para verip saçma sapan bir swaeshirt almışlığımız bile vardır:)

Eve gidiyoruz ki ev kalmış kaçıyor.Evde Fatih'in bana hitaben yazdığı bir not buluyorum.Nöbetten çıktığını evi toparlamaya fırsat bulamadığını, evi pis bıraktığı için ne kadar üzgün olduğunu falan yazmış nota.Kardeşimin hassasiyetine bayılıyorum.

Yatakları değiştirip hemen yatıyoruz.Sabah uyanıp hazırlanıp bizim için bir klasik olan Rumelihisarındaki Sade Kahve'ye gidiyoruz:




Kahvaltı sonrası bebek deniz kenarında yürüyüş yapıyoruz.Türkiyenin en havalı yolunda , denize karşı yürüyüşümüz bebek parkında son buluyor.

Duru parkta oynarken ben de bayram aramalarımızı yapıyorum.Dayılarım, kuzenlerim,anneannem, babamlar,Murat'ın teyzeleri falan herkesle konuşuyoruz.

Duru orada kendine yarı Fransız Ela isimli bir arkadaş buluyor.O kadar eğleniyorlar ki kalkamıyoruz bir türlü.Oturduğumuz banktaki hanım da Ela'nın Fransız annesi çıkmıyor mu? Kızların samimiyeti bizi de etkiliyor ve sıcak bir sohbet başlıyor aramızda.


 
 
İstanbul'un kalabalıklığından, Paris'in pahalılığına, günlük hayatımıza kadar konuştukça konuşuyoruz. Türkiye'de gezmek için yer önerisi istiyor bizden.Bir ara Ela gelip annesine çok çişi geldiğini ama arkadaşını bırakmak istemediği için tuvalete gitmediğini söylüyor.

Kızların ayrılık stresi yaşamaması için birlikte kalkmaya karar veriyoruz.Kızların itirazı olmuyor neyse ki.Vedalaşıp yürümeye devam ediyoruz.


Yolda böyle güzel evler ve deniz manzarası var.Yani çok zengin olsam buralarda otursam hergün yürüsem bu yollarda istiyorum.




Ortaköy'e gidiyoruz.Yaklaşık 6 km yürümüşüz.




Birer kumpir istiyoruz.Ancak yarısını yiyebiliyorum.Biraz daha gezinip akşam eve dönüyoruz.Ertesi gün Büyükada'ya gideceğiz.

Sabah kalkıp kahvaltı bile yapmadan yola çıkıyoruz.İskelerde yoğunluk olduğuna dair bir duyum aldık çünkü.Neyse çok beklemeden, itiş kakış olmadan ilk feribota binmeyi başarıyoruz.Ben yemiyorum ama Duru ve Murat feribotta simit yiyorlar.



Büyükada'da Çanka.ya Otel'de kalıyoruz.Otele yürüyerek ulaşılıyor o yüzden yanımıza kıyafet ve pijamaların olduğu küçük bir sırt çantasından başka bir şey almadım.

Otele yerleşmeyi beklerken çay içiyor, kedi seviyor ve müşterilerle sohbet ediyoruz.Eşyaları odamıza bıraktıktan sonra yemek yemek için merkeze iniyoruz.

Pek fazla seçenek yok.Akşam balık yiyeceğimiz için bir köfteciye giriyoruz.Duru bayılıyor neyse ki.Biz de manzarayı beğeniyoruz.Martı çığlıkları eşliğinde köftelerimizi yiyoruz.



Sonra dondurma alıyoruz ünlü Roma Dondurmacısından.Ve saatlerce yürüyoruz.Ben yürürken hiç yorulmam ama o kadar yokuş bir yer ki Büyükada , ben bile kesiliyorum.

Akşamüstüne doğru odamıza dönüyoruz.Hedefim Duru'ya biraz dinlenme süresi tanımak.Uyusun istiyorum çünkü uykusuz veya açken çok sinirli biri oluyor.

Aldığımız dergileri, kitapları okuyoruz.Ama Duru uyumuyor:




Hazırlanıp balık yemeye çıkıyoruz.Foursquare'de çok beğenilen bir yeri tercih ediyoruz.Riva ya da Liva adı.

Tam masa beğenip oturmuşuz ki Duru arabasında uyuyakalıyor.Şimdi uyandırsam o halde ne yemek yiyecek, uyandırmasam aç kalacak.Çok ikilemde kalıyorum ama uyandırmaya kıyamıyorum.Balığı paket yaptırıp odada yedirmeyi planlıyorum.

Duru uyurken siparişimizi veriyoruz.Kalamar çok iyi ama esas karides güveç nefis! Murat midye yiyor ben de pisi balığı.


Balık yanında fava çok severim.Adana'da pek olmuyor burada görünce kaçırmıyorum:

 
 
Bu kadar çok şey sipariş edince balığın tamamını bitiremiyorum.Tam yemek bitince uyanan kızımızla ve paket balığımızla otele dönüyoruz.Uykudan uyanan Duru pek tatlı.Hemen banyo yaptırıyorum, babası saçlarını kurutup giydirdikten sonra üç parça balık yediriyor ona.
 
 
Herkes tok, mutlu ve temiz olarak uyuyor.Sabah uyanıp otelin kahvaltısı için bahçeye iniyoruz.Personel çok şeker ve kahvaltı da başarılı:


Pisi balığından ben yedim, Duru yedi ama hala bir kısmı duruyor.Onları da kahvaltı yaparken civar kedilere veriyoruz.Duru bu tatilde bol bol kedi seviyor.

O gün İstanbul'a dönüyoruz bir daha gelmek üzere Kınalıada'yı gözümüze kesitiriyoruz ve arkadaşımız Ahmet'le buluşuyoruz.Ahmet Murat'ın üniversiteden sınıf arkadaşı, bir kaç yıl önce iş için İstanbul'a taşındı.

Bizi Karaköy taraflarında ünlü bir hamburgerciye götürüyor sonra yine o muhitte bir yerlerde çay, kahve , soda falan içiyoruz.Mayıs ayında birlikte Rusya'ya gitme planları yapıyoruz.

Sonra Ahmet bizi arabasıyla tüm sahil şeridini gezidiriyor, akşam da evimize bırakıyor.O gün cep telefonumu evde unuttuğum için tek kare fotoğrafımız yok.

Akşam evde toparlama işleri yapıyorum.Fatih'in çamaşırlarını yıkıyorum, evi süpürüyorum, siliyorum, camları temizliyorum, fırını siliyorum, biraz alışveriş yapıyorum.Dondurucuya hazır pizza, mantı falan koyuyorum.

Sabah herkesten erken kalkıp ütü yapıyorum, Murat'la Duru kalktıktan sonra da yatak çarşaflarını değiştiriyorum.Kirli çarşaf ve yastık kılıflarını çamaşır makinasına koyuyorum.Evden çıkıyoruz.

Uçağa binmeden bir tost yiyip çay içiyoruz.Uçakta fotoğraf çekiliyoruz bir sürü.Duru her seferinde bambaşka bir poz veriyor.Gözlerim kapalı çıkmış ama en sevdiğim Duru pozu da bu:





Eve dönüyoruz.Valizi boşaltıyorum, çamaşır yıkıyorum Duru'ya da oyalamak için balkon yıkama görevi veriyorum.O mutlu ben mutlu:

 
 

Yemek yiyoruz, banyo yapıyoruz.Ertesi gün iş ve okul var.Bir tatilin daha sonuna gelmişiz ve gelecek tatillerin hayaliyle erkenden yatıyoruz.

8 Temmuz 2015 Çarşamba

İstanbul {Çok eski bir gezinin yeni yazısı}

Çok eski bir tarihte gittiğimiz İstanbul gezisinin fotoğraflarını taslak olarak bulunca yazıyı hala yazmadığımı hatırladım.Çok güzeldi ve unutulmaması gereken anılardı.Bu yüzden aradan geçen tüm o süreye rağmen fotoğraflarla kısacık da olsa bir şeyler yazmak istedim.

Bol bol yiyip içtiğimiz bir tatildi.Zaten artık biz Murat'la bir yere gitmeden önce ilk olarak "ne yeriz"e bakar olduk.Ben gün gün sabah şurda öğlen şurda yeriz diye listeler yapıyorum.Gezilecek yerlerin yakınında meşhur yerler arıyorum ya da meşhur yenecek yerlerin yakınında geziyoruz:P

İstanbul'a gittiğimizde mutlaka uğradığımız bir yer "Shake Shack" ve Godiva oluyor.Hamburgerlerine ayrı, patateslerine ayrı bayılıyoruz.Duru ile Murat da Godiva'da fondü yemeden yapamıyor:)


Ben çok ince araştırmalar yapmıştım.Bir Can Oba'ya rezervasyon probleminden dolayı gidemedik mesela.Ama Yeni Lokanta'ya gittik.Ama maalesef yiyemeden kalktık.O gün Me.sut Abilerle birlikteydik ve menüyü, ortamı beğenmedikleri için sipariş vermeden kalktık.Murat'la tek gittiğimizde mutlaka uğrayacağım dediğim bir yer olarak aklıma yazdım:)

Bir gün kahvaltı için Emirgan Sütiş'e gittik.Ama Adana'daki Sütişle birebir aynı olmaları sebebiyle her zamanki kahvaltı adresimiz olan Sade Cafe'den vazgeçmemeye karar verdik.



Duru ve bebekleri.Bir anne hassasiyetiyle bebeklerini her yere taşıyor, besliyor, seviyor, parklarda sallıyor  ve hatta ....



                     ..... altını değiştiriyor :)


Deniz kenarında yürüyüş de vazgeçilmez.Bebek sahilinde yürürken etraftaki evlere hayran hayran baktım.Denize bakan evde havuzdan çıkıp kurulanan insanlar gördüm mesela.Hergün evinin balkonundan bu nefes kesen manzaraya karşı kahvaltı yapabilmek de harika olmalı.{Ama bu imkanlar bile o kalabalığa, o keşmekeşe değmez, en iyisi ara sıra gidip gelmek:P }



İstanbul'da en çok kahvaltı yapmayı seviyoruz.Namlı Gurme ve Sade Cafe favorimiz.Namlı Gurme:


Keşke görüntü gibi sesleri de kaydedebilsek fotoğraflarda.Arka masamızda oturan bir kızcağız o kadar komikti ki sizin de görmenizi isterdim.Çok nevi şahsına münhasır biriydi ve gerçek bir karakterden çok dizi kahramanı gibiydi.




Sade Kahve:



Sade Kahve'de özellikle çiğ börek mutlaka yenmeli.Burada Duru'yu elinde bir parça çiğ börekle bana bir şeyler söylemeye çalışırken fotoğraflamışım:)



Mesut Abilerle ayrı takıldık ilk gün.24 Nisan'da ise buluşup Vialand'a gittik.O gün normalde tatil olmadığı için çok sakindi.Hemen her oyuncağa sıra beklemeden bindik:)

 
Vialand'da Duru'yu babasına satıp tüm çılgın oyuncaklara bindim.Yeni bir yere yaklaştığımızda Duru önüme geçiyor, bacaklarıma sarılıyor ve "ben binemezsem sen de binme" diyordu:))



 
Defne ile Duru girişte kiralanan bebek arabasıyla ilgili kavga ede ede gezdiler.Oyuncaklara binince barışıyor inince kavgaya kaldıkları yerden devam ediyorlardı:)
 
Sonuçta dönüp baktığımda beni çok mutlu eden bir dört gün hatırlıyorum.Ve en kısa zamanda sağlıkla, mutlulukla tekrar gidebilmeyi diliyorum.



Hakkımda

Bir anne, bir baba ve bir de çocuk.Aşk dolu, neşeli ve eğlenceli bir hayat umuduyla..