selfie etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
selfie etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8 Haziran 2015 Pazartesi
Çok yakında..
Çok yoğun olmamama rağmen bloga bir türlü vakit ayıramıyorum.İşten geldiğimde parkta bulduğum kızımla saat 19:00a kadar sokaklardayız sonrasında da yemek yiyor, çay içiyor,bol bol kitap okuyor ve genelde balkonda oturuyorum.
Ama bu akşam bol fotoğraflı bir yazı ile kısa kısa buralarda yokken olanlardan bahsedeceğim.İnşallah!
28 Ocak 2015 Çarşamba
5 Kasım 2014 Çarşamba
Selfie 4
Son dönemde en sinir olduğum şeylerden biri belediye başkanları. Hiç bir bayram yok ki belediye başkanlarından biri bir çocukla , bir yaşlı teyzeyle fotoğraf çekilip , fotoğrafları kocaman kocaman " bayramınız kutlu olsun" yazısı eşliğinde bilboardlara asmasın. İş yok reklam çok !
Seçimden sonra Adana' da en ufak bir değişiklik olmadı. Köklü sorunlara çözüm aranmadı. Ama bayram kutlaması asla ihmal edilmedi!
Bu bilboardların kirası da ödediğim su paralarından karşılanıyor sanırım.Zira 3 kişilik minik ailemiz ayda yaklaşık 50 TL su faturası ödüyor. Yuh yani! Dersin evde su aygırı ya da fil falan besliyoruz ve hayvanımızı gün aşırı yıkıyoruz.
Bu ara zaten hemen her şeye, hemen herkese sinir oluyorum.Dişimi sıkmaktan bir hal oldum. Bakıcı telefonu açmıyor sinirleniyorum, kocam arabaya binecekken otomatik kilidi açmamış oluyor sinirleniyorum, Duru bebekken birinin söylediği bir laf aklıma geliyor sinirleniyorum, iş yerinde adamın biri gözümün içine baka baka yalan söylüyor sinirleniyorum.
İşten yorgun argın geliyorum , eve bile çıkmadan Duru' yu oyun parkına götürüyorum orada arıza çıkardığında ona bağırmamak, elinden tutup silkelememek için dişlerimi gerçekten sıkmam gerekiyor:)
Şöyle bir ağız dolusu bağırabilsem rahatlayacağım herkes de hizaya girecek ama yapamıyorum.
Çok şükür şimdiye dek kimseyi - ya da dişimi- kırmadan atlattım:)
Geçici bir durum olduğunu umuyorum:)
22 Ekim 2014 Çarşamba
Selfie3
Duvarlarım var benim.Çok zor açabiliyorum kendimi insanlara.Gerçekten güvendiğim insan sayısı bir elin parmaklarını geçmez.Çok sevdiğim halde hiç güvenmediğim bir sürü kişi var mesela.Beni kırabileceğini, bir ricamı geri çevirebileceğini düşünüyorum ama birlikte vakit geçirmeyi, sohbet etmeyi seviyorum.Ama en derinimdeki beni göstermiyorum.Zayıflıklarımı,korkularımı,kırgınlıklarımı paylaşmıyorum.
Anneme bile söylemediklerim var.Başıma gelen gururumun kırıldığı bir olayı anneme anlatamam.Ama kocama anlatırım.Annem o olayı bir gün benimle dalga geçmek için kullanabilir ama kocam bir daha konusunu açmaz.Neyse ki böyle yoksa çok yalnız bir insan olurmuşum di mi:(
İş yerinde bir kaç gün önce çok küçük ama beni tam kalbimden vuran bir olay oldu.Sohbet ediyorduk kalabalık bir gruptuk bir arkadaşım benimle hiç alakası olmayan bir konuda başka bir arkadaşıma bir başka arkadaşın yine bir başka arkadaşla ilgili söylediği bir cümleyi söyledi ve o an cidden dünya başıma yıkılmış gibi hissettim.Kalbimin kırılma sesini dikkatli dinleyen bir duyabilirdi sanki.Ama odada kimse farketmedi ne hissettiğimi.Bir tek an bile ifadem değişmedi,yüzümdeki gülümseme bir milisaniye bile solmadı.Duygularımı öyle de iyi saklarım;)
Ama hislerimi biriyle de paylaşma ihtiyacı dayanılmaz bir boyuttaydı.İş yerindeki arkadaşıma anlatacak bir fırsat bulamadım.Eve gittim ama kızımla oynarken, yemek ısıtırken, yerken, tv izlerken hep aklımda o cümlenin bana hissettirdikleri vardı.Akşam kocama sana önemli bir şey anlatmak istiyorum dedim.Anlatırken tv izlemesini, telefonuna bakmasını istemiyordum.Bir sessizlik olmalıydı, gözlerime bakmalıydı ve ben kimselere söyleyemediğim o güvensizliğimi, kırgınlığımı anlatmalıydım.Beni dinledi,yorum yaptı, elimi tuttu ve ona anlattıktan sonra durumun o kadar da dayanılmaz olmayabileceğini düşündüm.Bu kadar üzülecek ne vardı ki? Yani bu durumda benim hiç sorumluluğum yok muydu ya da ben gerçekten istiyor muydum ki?
Eski bloğumda fotoğraflarım yokken içimden gelenleri yazıyordum ve fotoğraflı blogda bunun olamayacağını düşünüyordum.Ama buraya yazmak da tıpkı kocama anlatmak gibi beni rahatlatan bir şey.Aklımdaki düşünceleri sıraya dizmemi, önemli önemsiz ayrımı yapmamı sağlıyor.Duygularımı yazarken rahatlıyorum.Çok da önemli değilmiş diyorum.
Ailemin,arkadaşlarımın hatta beni tanıyan hiç kimsenin bu blogdan haberi yok.Olsaydı bu kadar rahat olamazdım muhtemelen:) Ya da olurdum bilemiyorum:P Sonsuza dek deşifre olmamayı diliyorum:)
20 Ağustos 2014 Çarşamba
#Selfie4
Amsterdam yazılarına hala başlayamadığım belli olmasın diye aralıksız başka konularda yazı yazıyorum:P Bu selfie/ özçekim fotolarında aslında hedefim kendim hakkında bir şeyler anlatmak.Da işte zamanında yaptığım gevezeliklerden ötürü hakkımda bilinmeyen bir şey kalmadı sanırım:)
Zaten biliyorduk biz diye beni bozmayacağınızı umarak ;
1.Düğünlerde ağlarım.Hiç tanımadığım ,usulen gittiğim düğünlerde bile gelinle damat içeri girdiğinde evlenen benim kızımmışçasına gözümden bir tülü durduramadığım yaşlar akar. Utanç verici!
2.Kızımla ilgili büyüdüğünü gösteren bir şeyler olduğunda - otellerde mini discoda çıkıp dans ettiğinde bile- ağlarım.Mezuniyeti olsa ağla, okuma bayramı olsa tamam ağla da mini disco nedir ya !?
3.Türkiye'nin ulusal platformdaki her hareketinde ağlarım.Ne saçma bir cümle oldu ama şöyle bir örnek vereyim 23 Nisanda TRT'de yayınlanan her ülkenin çocuklarının çıkıp yöresel oyunlarını yaptığı programın en sonunda Türk çocukları çıkar ya hani hah ben işte orada bile ağlarım:))
4.Televizyonda çıkan her acı çeken çocuk,şehit haberleri, çocuğu hasta anne ya da çocuğunu kaybetmiş anne haberinde ağlarım.
5.Düşene gülmem.Annem mesela düşüne mutlaka güler ben neden güldüğünü dahi anlamam.Bir keresinde komşumuz düşmüş ambulansla hastaneye kaldırıyorlar annem balkona çıkıp bakamadı "gülüyorum ayıp olur" diye:)) Ben bakıp neler olduğunu anlattım artık.
6.Kardeşimle kocaman insanlar olduk hala kavga ediyoruz.Ben 33 o 28 yaşında.Birbirimizi çok seviyoruz, deli gibi özlüyoruz ama aynı evde üç gün içinde bir tartışma , bir kavga mutlaka çıkıyor.O çok gıcık biri diye belirtmeme gerek var mı :P Onun bloğu olsa gıcık olarak yazılacak kişi ben olurdum muhtemelen:)
Üniversitede okuyorum kardeşime gelirken elim boş gelmeyeyim de bir şeyler alayım dedim.Erkek çocuk, ortaokulda okuyor ne alabilirim bilemedim ben de yolda gördüğüm böyle çekildikçe şekil değiştiren kafa şeklinde hamurlardan aldım.Çok saçma biliyorum ama o zaman saçma gelmemiş demek ki.Fatih tabi hiç beğenmedi hediyeyi ama aldı eline oynuyor, sağa çekti sola çekti ,uzattı derken o kafa yarılıverdi.Kafanın içi de meğer un dolu muymuş? Ev battı diye annemden iyi bir azar yedi, evi süpürdü falan:)) Bana bir hışım döndü " Abla bana bir daha hediye falan alma lütfen" dedi.Hatırladıkça hala gülüyorum:)
Aslında ne maceralarımız var da birgün bu blog ortaya çıkarsa ve Fatih yazıları görürse beni çiğ çiğ yer diye hepsini anlatamıyorum:)
22 Temmuz 2014 Salı
#selfie 2
Eski okurlar alışveriş yapmaktan ne kadar nefret ettiğimi hatırlar belki. Zorunlu kalana dek elimdekilerle idare ediyordum.Elde avuçta bir şey kalmadığında her gün moda dergisinden fırlamış gibi giyinen süper şık kadınlarla dolu bir ofiste çalıştığım için mecburen alışverişe çıkıyordum.
Kabine girip tonla kıyafet denemek, askıda mükemmel duran elbisenin üzerimde bir felaket olması, kendi bedenim dediğim pantolonun düğmesini kapatamamak gibi deneyimlerden sonra da alabildiğim üç beş kıyafetle mutsuz bir şekilde evime dönüyordum.
Kızım doğunca bu durum daha da içinden çıkılmaz bir hal aldı.Kapıda bacaklarıma sarılan bir bebek, dışarda bebeği oyalamaya çalışan bir baba, kabinde ter içinde bir anne.
Kızıma hamile olduğumu öğrendiğimde bir sürü pratik ürün peşine düşmüştüm.İnternet çok işime yaramıştı.Adana'da olmayan katlanan bir küvet mesela Duru küçükken valizin içinde Ankara'ya bile geliyordu.
Kızımı büyütüp işe geri döndüğümde (bir yıl ücretsiz izinden sonra) iş yerinde herkes internet alışverişi yapıyordu:) E ben de kızıma aldığım ıvır zıvırlardan alışığım zaten hoop dalıverdim. Bir arkadaşım şöyle demişti:
-Parayı kredi kartından çektiriyorsun sonra üzerinden zaman geçiyor ve iş yerine süslü paketler geliyor.Sanki ben almamışım da biri hediye etmiş gibi hissettiriyor:)
Mağazaya gidiyorsun elbiseler ya da pantolonlar bir yerde değil bir elbise seçmek için tüm mağazayı dolaşman gerekiyor, bazen beğendiğin bir şey buluyorsun ama acaba üzerimde nasıl olacak, kesimi dar mı bol mu, bana uygun bedeni var mı gibi bir sürü uğraşıyorsun.Kabine girip denemek ayrı bir dert.Mağazanın kalabalık olması, satış görevlilerinin tavırları (çok ilgisiz ya da çok yapışık) da ayrı bir yazı konusu :)
Ama internette giriyorum filtreliyorum sadece ihtiyacım olan mesela elbiseler kalıyor.Bedeni filtreliyorum hop sadece benim bedenim kalıyor e biri de giymiş elbise dar kesim mi, kısa mı hepsini değerlendirebiliyorum hem de parmaklarım hariç bir yerimi oynatmadan:)
Hayatımda giyinme işi hiç bu kadar kolay olmamıştı.Bir sürü pantolonum, elbisem , bluzum oldu.İlk başlarda yanlış ürünler seçtiğim oldu, iade etmek de zor geliyordu ama şimdi kocam da sağolsun iadelerime alıştı ben de artık iade etmeye gerek olmayacak kadar cuk oturan kıyafetler almayı başarıyorum.
Yaklaşık bir yıldır kıyafet için sadece Ankaraya gittiğimde alışveriş yapıyorum.Kızıma H&M mağazasından indirim dönemlerini takip ederek çok uygun fiyatlı süper kaliteli kıyafetler alıyorum.Ona da Ankara harici bir şeyler almaz oldum diyebilirim.Ona alırken zamanım kalırsa , içim şişmezse kendime de bir kaç parça bakıyorum.
Haftasonları da böylece bize kalmış oluyor.Bol bol geziyoruz ve sadece evin ihtiyaçları ve mutfak malzemeleri için alışveriş yapıyoruz.
Yabancı sitelere çok dalmadım ama Türk sitelerde işimi gayet de güzel hallediyor.Teknoloji hayatımın en büyük problemlerinden birine çare oldu, çok mutluyum:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Hakkımda
- Öykücü
- Bir anne, bir baba ve bir de çocuk.Aşk dolu, neşeli ve eğlenceli bir hayat umuduyla..
