aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Aralık 2015 Çarşamba

Erzurum


Adana'da Erzrum'a direk uçuş yok, illa ki Ankara ya da İstanbul üzerinden gitmek gerekiyor. Biletimizi alırken iki seçenek vardı ya saat 9 gibi Adana'dan binip Ankara'da 8 saat Erzurum uçağını bekleyecektik ya da Adana'dan sabah 06:30 uçağına binip iner inmez hiç beklemeden Erzurum'a kalkan uçağa binecektik.

Duru yanımda olmasa sorun değil ama çocukla seyahat edileceği zaman yapılması gereken çocuğa göre plan yapmak.Tüm günü havaalanında geçirmek bir seçenek değildi bu sebeple sabah 06:30 uçağına bilet aldık.

Şimdi size bir ipucu vereyim. Seyahat öncesi yaşanması muhtemel sıkıntıları çocuğunuza anlatırsanız bu sıkıntıları yaşarken çocuk tepki vermiyor. Yani Duru'ya sabahın köründe kalkacağımızı bir gün önceden söyledim. Acaba seni kıyafetle mi yatırsak sabah giyinmen zor olur mu dedim. Yatana kadar bir kaç kez bu konudan bahsettim, heyecanımı onunla paylaştım.

Sabah uyandığımızda Duru evet uykuluydu ama huysuzluk yapmadan, yaşanacakları bilerek hazırlandı. Evden çıkıp uçağa yetiştik. Ankara'ya giderken Duru kuzum kafası kucağımda uyudu. Ağzına tek lokma koymadı ben de ısrar etmedim.

Ankara'da indik transit yolcu bölümüne geçtik yeni biniş kapımıza geldiğimizde insanlar uçağa girmek için sıradaydı. Hiç beklemeden  Erzurum uçağına bindik.

Bu kez Duru bir kek yedi. Ama bir kaç dakika sonra "midem bulanıyor" demeye başladı. Kuzum sağolsun hiç dışarı kusmaz. Hep zamanında yetişir. Ben mesela çocukken de büyükken de bu konuda bir felaketimdir. Neyse daha fazla iğrençleşmeden devam edelim:)

Uçakta önümde duran kağıt poşeti açıp kızıma uzattım anında kustu. Bu sırada yan koltukta oturan bir genç kız panikle hostesten bir kaç kağıt poşet daha istedi.Hostes de sağolsun bir yirmi tane falan getirdi. {O kız fiziksel olarak çok dikkat çeken bir kız değildi ama genç yaşına rağmen tavırları,yol boyu  kitap okuyor olması, hissedilen kendine güveni ile benim çok dikkatimi çekti. Hala ara sıra o genç yaşındaki kendinden emin tavırları aklıma geliyor.Kızıma da ilerde dışından çok içiyle uğraşması gerektiğini bu vesileyle tekrar söylemek isterim}

Duru'nun kustuğu kağıt poşeti katladım başka bir kağıt poşetin içine koydum.Zaten tüm gün yediği küçük bir kek ne kusmuş olabilir ki yavrum.Poşeti hostese uzattım çöpe atması için. Birden korkuyla geri çekildi, sanki nükleer bomba uzatıyormuşum gibi bir tavırla "onu siz kendiniz çöpe atın" dedi. Ben yani hasta çocuğun cam kenarında oturan annesi!

Peki dedim ama çok utandım sayın okur. Bu konularda çok dikkatliyimdir. Duru bebekken yanımda hep çöp poşeti taşırdım ve değiştirdiğim bezleri mutlaka o küçük çöp poşetine koyar öyle çöpe atardım. Kimseyi kendimin ya da çocuğumun pis bir vücut sıvısıyla muhatap etmek istemem. Burada da küçük kusmukçuğu poşete sardım o poşeti de poşete sardım yani kimsenin eline bulaşacak bir şey yok. Ve ben koltukta oturuyorum çocukla kalkıp uçağın arkasındaki tuvalete gitmem kolay değil , kusmuk da elimde oturmak çocuk yine kusabilirken her iki elime de ihtiyaç duyarken mümkün değil. Neyse sonuçta bir şekilde hallettim.

Uçaktan indik bizi karşıladılar, hastaneye uğradık annemi aldık, Duru arabada da bir kaç kez kustu. Neyse ki yanımızda kağıt poşetler vardı hiç sorun yaşamadık. Doktora gitmeye pek meraklı Duru da bana dönüp "Dört kez kustum artık doktora götürmen şart" dedi. Gülmekten öldüm ama haklısın dedim. Bilmediği şey teyzemin çocuk doktoru olduğuydu;)

Sonuçta anneannemin evine gittik. Hayatta kendimi evimde hissettiğim bir kaç evden birine. Her köşesini, her dolabının içini bildiğim, her baktığım yerde bir anı gördüğüm canım eve.

Burası evin girişi.Foto çektiğim yerde sol tarafım salon.Misafir geldiğinde hiç eve girmeden salona alınabiliyor. Girişte dev bir yemek masası var, ailece yemek yemesi çok keyifli çocukken de çevresinde koşmak şahaneydi:)

 
Annem, ben ve Duru hemen yatıp uyuduk.Bir kaç saat sonra kalktığımızda büyük dayım bizi alıp yemeğe götürdü. Dayımın küçük oğlu Ömer, eşi E. de bizimleydi.E yeni doğum yapmış olmasına rağmen bebeğini ve küçük oğlunu evde bırakıp bizimle geldi.
 
Ailemiz gelin açısından çok şanslıdır.Dayımların eşleri şahanedir neredeyse dayılarımdan çok severim.Şimdi kuzenlerimin eşleri de harika. Düşünceli, kibar ve çok güzeller.
 
Yemekten sonra hep beraber hastaneye gittik. Dayım, teyzem, teyzemin eşi, teyzemin kızı doktor olduğu için hastane odasına on kişi girmemiz sorun olmadı. Ailenin çok büyük kısmı doktor zaten. Mesela bu saydıklarımın dışında benim kardeşim, her iki dayımın iki kızı da doktor. Ailede ben hariç tüm kız torunlar doktor diyeyim siz anlayın. Bu durumu da tamamen anneanneme borçluyuz.
 
Çok baskın bir karakterdir anneannem. Herkesin her işine karışır ve dediğini de yaptırır. Katı tercihleri vardır mesela  erkek çocuk sever ve herkesin doktor olmasını ister. "Kız çocuğunun olması üzülünecek bir şeydir ve tıp harici her meslek de başarısızlıktır:))". Ben tıp yazmadım bana da eczacı olacağım için ses çıkarmadı. Bir kuzenim İTÜ elektrik elektronik mühendisliğini kazanmıştı, Türkiye derecesi yapmıştı ve evde resmen yas vardı:)))
 
Tabi kız çocuk konusunda elinden bir şey gelmiyor. O konuda da Allah yardım etti kendisine tüm çocuklarının oğlu var ve altı tane torun çocuğu var Duru hariç hepsi erkek. En son kuzenimin bebeğine anne karnında kız dediler. Gelinimize "olsun kızım , üzülme, kız olan yerden erkek de olur" demiş:)) Kız bana bunu anlatırken gülüyordu "neden üzüleceğim babaanne, sen kız değil misin, ben kız değil miyim , hemcinsimiz olacak diye sevinmemiz gerekmez mi diye düşündüm ama bir şey söylemedim" dedi. Sonra neyse ki! o çocukta erkek oldu da anneannem muradına erdi:))
 
Bu katı tutumuna yıllardır gülüyor olsak da doktor olunması konusundaki tavrının meyvelerini bu ameliyatında topladı. Yoğun bakımda yanında dahiliye uzmanı olan kuzenim kaldı, ameliyattan sonra ürolog dayımın servisine yatırıldı, tüm anabilim dallarından gelen çiçeklerle çok havalı bir odada kaldı gibi. Ben de Duru'nun doktor olmasını istiyorum artık:P Anneannemin taktiğiyle şimdiden doldurmaya başladım kendisini:)) Bakalım;)
 
Annem akşam anneannemin yanında kalacağından büyük dayım , ben ve Duru eve  döndük. Dayıma çay yaptım, biraz içtik sonra meyve çıkardım ve Duru'yu banyo yaptırıp erkenden yatırdım.
 
Sabah dayıma şahane bir sofra hazırladım. Ama meğer dayım kahvaltıda pek bir şey yemezmiş. Bunu duyunca çok rahatladım, üzerimden çeşit çeşit bir şeyler hazırlama stresi kalktı ve diğer günlerde peynir, ekmek, yumurta tarzı sade bir kahvaltı yaptık.
 
Öğlen annem anneannemi yengeme devredip eve geldi.Biraz uyuduk sonra dayımla bu sefer çok övdüğü bir pideciye gittik beraber.



Bu pide de bana çocukluğumda yadigar. Yumurta sevmediğim halde bu pidenin üzerine kırılmış yumurtaları çok severek yiyorum. Duru da bayıldı. Kafasını salllaya sallaya, ıh ıh diye diye yedi.

 
Sonraki günlerde Fatih de İstanbul'dan kalkıp geldi. Hep birlikte sık sık hastaneye gidip geldik. Ailedeki her doktor Duru'yu uzun uzun muayene etti, Duru mest oldu, hatta en sonunda dayım Duru'ya ateşi çıkan, enjektörlü filan bir bebek aldı.
 
Yengem bize su böreği yaptırdı, yarısını da paketleyip Adana'ya getirdim hatta, ailece oturup uzun sohbetler yaptık.Anneannem hastaneden çıkıp eve gelince her şey daha da güzel oldu. Bir akşam da teyzem hepimizi yemeğe götürdü.
 
 Çok uzun süredir bu kadar aileyle beraber zaman geçirmemiştim.Herkesi o kadar çok özlemişim ki. Dayımın büyük oğlu ve kızı, diğer dayımın üç çocuğu ve teyzemin oğlu da yanımızda olsaydı keşke diye düşündüm hep. Okullar, iş hayatı falan araya girince aileler düğünlerde , cenazelerde filan görüşebiliyor sadece.
 
Adana'ya dönerken dayımlar bana meşhur Erzurum dönerinden aldılar ve paket yapıp yanımda Adana'ya kadar getirdim. Yarısını yedik, yarısı dondurucuda bizi bekliyor ;)
 



Ve bu anneannem. Çok şükür iyi ve çok şükür başımızda. Allah eksik etmesin, sağlık versin. Benim hayatımda çok çok önemli bir yeri var. Her şeyiyle seviyorum onu. Akıllı ve bilge bir kadın. Aydın bir kadın. Benim annem ve teyzem Erzurum gibi bir yerde 1950lerde üniversite okumuşlarsa, bunun için İstanbul'a gidebilmişlerse bunu anneannemin ve rahmetli dedemin ileri görüşlülüğüne borçluyuz.


 
Bu fotoğraf Duru'nun anneanneme en çok yaklaştığı fotoğraf. Asla sarılıp öpmedi. "Anne hastalık bulaşabilir diye korkuyorum" gibi bir de bahane sundu :)
 
Sonra ayrılık vakti geldi. Kalbimin kocaman bir parçasını orada bırakıp yola çıktım.İki aktarma geri döndük yine ve bir üç saat kadar havalaanında bekledik ama insani bir saatte yola çıktığımız için o üç saati zevkle geçirdik.
 
Bol bol boyama yaptık, çorba içtik, kek yedik, kurabiye aldık, oyun alanında oynadık falan.



 
Adana'ya döndük, valizi boşalttım, yemek yedik, Duru'yu yıkadım ve hop yatağa girdik. Aklımda ailem, içimde kocaman bir sızı, evimde olmanın huzuru ve Murat'a kavuşmanın mutluluğuyla uykuya daldım. Aileden uzak herkes beni anlayacaktır. Tam bir mutluluk asla olmaz, her zaman bir özlemle yaşarsınız. Neyse sağ olsunlar, mutlu olsunlar da uzak olsunlar da bu sızının tesellisidir....
 
 
 

25 Kasım 2015 Çarşamba

Ankara'ya gitmiştik çooook önceden hatırladınız mı?

Ankara'ya gittiğimizi neredeyse ben bile unutmuşum.Taslaklarda kayıtlı fotoğraflar olmasa bu yazıyı yazacağım da yoktu. Sıcağı sıcağına yazmayınca sonradan neler olduğunu anlatmak çok zor oluyor.Hafıza öyle garip ki Ankara günleri daha şimdiden benim için bir pusun ardında.Üstüne Erzurum'a gittik, bir sürü şeyler yaşadık.

Dolayısıyla benim değil fotoğrafların konuşacağı bir yazı olacak:)

Duru annemlerin evini bizim evden daha çok seviyor.Evin dubleks olması Duruyu büyülüyor."Anne bizim evde de merdiven olsun, bizim evde neden merdiven yok? Mahsusçuktan merdiven varmış" şeklinde sürüp giden cümleleri var.

Sonra annemlerin evinde aynen bizim evdeki gibi boya kalemleri, kitapları, oyuncak sepeti de var.Akşam uzun bir gezmeden sonra biz televizyon izleyip sohbet ederken o bol bol boyama yaptı.En sevdiğim şey konsantre olduğunda o dudağının ucunun uzaması:





Annem el açması sayılabilecek ama ekmek hamuruna süt ve yağ katarak hazırladığı bir hamurla bize börek yaptı.Duru da kendi böreklerini yapmak için ısrar etti. Börek içinde ceviz pek iyi olmuyormuş böylece de öğrenmiş olduk:)



Duru babam ve ben:


Bol bol kitap okuduk.En güzeli de annem de babam da Duru'ya kitap okuyordu.Garip yayınevlerinin ucuz kitaplarını markette falan görünce alıyorduk işte "Tilki bilmemneyle Sansar Filanca", "Honkiyle Ponki" gibi kitaplar.Ucuz diye bir sürü almışız.O kitapları okumak beni bir sıkıyor size anlatamam.Ama almışız işte ve Duru da elinde onlardan biriyle çıkıp gelince yapacak bir şey olmuyor:



Aynı gün alışveriş merkezine gittiğimizde kendime kitap alırken Duru'ya da aldım.Cepa'nın D&R mağazasının çocuk bölümü bir harika! Ankara'da en çok kitap alıyoruz biz anne kız.Ben online alışveriş yaptığım için normal mağazalarda deneme sabırını kaybettim.Ki eskiden de alışveriş yapmayı HİÇ sevmezdim.Ama online kitap almak mağazada almakla aynı tadı vermiyor.Ha online kitap almak kesinlikle çok daha ucuz ama yine de kitaplara dokunup, arkalarını, son sayfalarını okuyup almaya bayılıyorum.Yine de hala kararlıyım Kindle tarzı bir makinayla kitap okumaya geçeceğim.

Bu aşağıda gördüğünüz kitaba ba-yıl-dım! Sevgi dolu bir kitap.

 
 
Cin Ali serisi okumayı sevmediğim nadir kitaplardandır.Annem zorla kucağında okuturdu ve pek sıkılırdım.Ben zevkle kitap okumaya ilkokul üçüncü sınıfta  Agatha Christie okuyarak başladım! Dayımın pek şahane bir kitaplığı vardı. Neyse işte bu Cin Alileri rafta görünce nedense pek bir duygulandım.Ama zamanında sevmediğim için Duru'ya da almadım.Belki ilkokula başladığında nostalji olsun diye alırım:)



Duru babasını çok özledi.Böyle mektuplar yazı.Fotoğraflayıp watsapptan Murat'a gönderdik, heyecanla cevap gelmesini bekledik filan:)



Ve Anıtkabir gezimizden bir sürü başka fotoğrafla Ankara'da bir hafta yazısı biter.




 
 




En kısa sürede görüşmek üzere!

3 Kasım 2015 Salı

Döndük



Ankara'da döndük.Valizimizi boşalttım, aldıklarımı yerine yerleştirdim, hatta bu arada bir kitap bile  bitirdim.Yarın da burada yokken neler oldu anlatmaya başlamayı umuyorum.

27 Eylül 2015 Pazar

Benim evim benim kardeşim


Üniversiteyi kazandığımda annem hiç sevinmedi.Hatta teyzemin oğlu beni tebrik etmek için geldiğinde annemi gördü ve "Gerçekten kazandın değil mi?" diye sordu.Puan hesaplamasına göre Hacettepe Eczacılık bekliyordum ama İstanbul Eczacılık gelince kendini Ankara'ya gideceğim fikrine alıştırmış olan annem çok üzülmüştü.

Oysa benim annem ve babam da İstanbul Üniversitesi mezunu:) Kendisi 1970lerde ta Erzurumdan kalkıp İstanbul'a okumaya gitmiş 1997 yılında ben Adana'dan İstanbul'a gideceğim diye karalar bağlıyor.Annem asla adil bir insan olmamıştır:)

Kalktık İstanbul'a gittik.Yurtta kalacağım ve Ankara'da enfes özel yurtlar var İstanbulda daha güzelleri vardır diye başladık dolaşmaya.Bir yurda gittik içerde sidik kokusundan gözünüz yaşarıyor, kadın bizi minicik bir odaya götürdü , "odadaki diğer kız öğrencimiz tiyatrocu, çok sosyal bir öğrenci" dediği an babamın gözü döndü hemen yurttan çıktık:))

Bu sefer bizimkiler bir ev almaya karar verdi.Adanadaki bir evimizi satacağız, üstüne biraz kredi çekeceğiz.Beni ilk dönem için bir uygulama oteline yerleştirdiler.Otelcilik meslek liseleri için kurulmuş oteller bunlar.Çalışanlar öğrenci ve normal otellere nispeten oldukça ucuz.O otelde yaşadıklarımda bir başka yazı konusu olsun.

Annemler ben okuldayken başladılar ev aramaya.Geze geze harika bir ev buldular.70 m2 , okula yakın ve paramızın yeteceği bir ev:)Evi yaptırdık, içine çamaşır makinasından tkoltuğa, tabaktan fırına bir sürü eşya aldık.Annem bir ay kadar benimle kaldı ve sonra gitti.O güne kadar salatalık soymamışım neredeyse, çok da beceriksizim annem giderken "evde yemek yapma, dışarda ye" dedi.Hehe.

Zamanla yemek yapmaya başladım, elektrik su faturalarını otomatik ödemeye bağladım, evi falan da temziliyorum her şey yoluna girdi.Bak hatta bir gün evdeki bir halı beni rahatsız etti dur şunu bir sileyim dedim.Dört yıl boyunca ilk, son ve tek halı silmem.Neyse tam halıyı siliyorum kapı çaldı, açtım ki bir akrabamız:)) Tabi aile içinde namım aldı yürüdü."Kız hem dört yılda okulu bitirdi hem halılarını filan bile ihmal etmedi" :))

O evde ben dört sene okudum.Sonra aileden İstanbul'a her giden o evde kaldı.Aradan geçen on yılda evle herkes kısa süreli ilgilendi.Ben gittiğimde perdeleri yıkadım, halıları sildim:P , toz aldım filan.Ama hep yüzeyden.

Bu sene kardeşim anestezi uzmanlığı eğitimi için İstanbul'da bir yer kazanınca annemler kalkıp İstanbul'a gitti.2 ay kadar kaldılar.Eve doğalgaz döşendi.Parkeler, seramikler değişti, duvarlar boyandı, halılar yıkamaya gönderildi, koltuk yüzleri değişti, balkona banyoya dolaplar yaptırıldı.Ev gıcır gıcır oldu:)

Bu bayramda da kardeşim anneannemin yanına Erzurum'a gideceğini söyleyince biz de kalkıp İstanbul'a gitmeye karar verdik.Her zaman gidebilir ama o evdeyken ailece çocuğun başına toplanıp rahatsız etmekten hoşlanmıyorum.Geçen yıllara nispeten tertemiz ve bakımlı bir ev bizi bekliyordu:) Yuppi!

Evi süpürdüm, sildim, yatakları değiştirdim, çarşafları yıkayıp ütüledim, kardeşimin üç beş parça kıyafetini yıkadım, düzenledim, camları sildim.Ve tüm bunları bir kaç saat içinde hallettim.Yaşasın küçük evler:) Hem biz harika bir tatil yapmış olduk hem kardeşimin evini biraz düzenlediğim için annem çok mutlu oldu.

Ev bize verdiğimiz parayı fazlasıyla ödedi.Hem Adanadaki bir evden çok daha fazla prim yaptı, hem ben orada okudum, hem yıllarca gidip kaldık,hem şimdi Fatih beş sene orada yaşayacak.Şimdi herkes "Duru'da burada okur artık" esprisi yapıyor:P

Kardeşim bu dünyada hem en iyi anlaştığım hem en çok kavga ettiğim insanlardandır.Üniversiteyi kazanıp gittiğimde annemler evden her çıktığında beni ararmış.Saatlerce konuşurdu da ben şüphelenmezdim, telefon faturası gelince annemler anlamış:) Sonra tatilde gittiğimin üçüncü günü kavga başlardı:)

Esprilerime en çok Fatih güler,onun  yaptığı her hareketin arkasındaki anlamı en iyi ben anlarım, o benim saçmalıklarıma katlanır ben onun kabalıklarına:P Tanıdığım en iyi dayılardan biri oldu ve onu her geçen yılda daha çok seviyorum.

Aile olmak bir insanı her şeyiyle kabul etmek sanırım.Yani biz aile olmasak Fatihle birbirimize muhtemelen kıl olurduk ve görüşmezdik ama aile olunca kıl olduğumuz kadar çok seviyoruz da:))

İstanbul gezisinin ayrıntıları bir sonraki yazıya kalsın.Yarın iş var ve Duru'nun okulu da ilk kez 15:30'a kadar sürecek.Yeni maceralara hazır mıyız? :)



18 Eylül 2015 Cuma

Ankara

Ankara'yı sevmiyorum ama Ankara'ya  gitmeyi çok seviyorum.Soğuk, kalabalık, denizi olmayan bir AVM kenti.

Annemle alışveriş merkezlerinde gezmek, Duru'yu oyunparklarına götürmek, babamın Duru ile evde saklambaç oynaması, annemin Duru'ya aynı kitabı on kez falan üstüste okuması paha biçilemez anılar ..

Masada oturuyoruz Duru'ya kızdım.Babam da bana kızmasın mı "çocuğa kızma" diye:) "Baba ben senin çocuğunken sen de bana kızıyordun" dedim.E yani pes:)

Eve çok yakın bir park var akşamüstleri oraya gittik babam kızın başında durdu biz annemle çay içip sohbet ettik {bol dedikodu}:



 
Her alışveriş merkezinde bir oyun alanı var.Oyun alanı kartlarını cüzdanın neresine koyacağımı şaşırdım:)

Armada oyun alanı:



Cepa H&M önü.Burası Duru'nun en sevdiği oyun alanı.Saçma sapan kocaman bir delik ve çocuklar buna bayılıyor.Tadilat sonrası daha güvenli, temiz ve güzel olmuş:



Zara'da TÜM topuklu ayakkabıları denedi.

 
 

Dayımlar ve dayımın oğlu beni görmeye gelmişlerdi.Dayımın oğlunun eşini de çok seviyorum.Çok hanımefendi,akıllı, şirin bir kız.Kuzenlerimin hepsinin eşlerini seviyorum gerçi.

Dayımın eşini ise dayımdan bile çok severim.Yengem bir tanedir, çok becerikli, çok iyi kalplidir.{Diğer yengem de öyle canımdır, hayatımdır, gelinlerden yana çok şanslı bir aileyiz} Biz çocukken yanyana evlerde otururduk ve günde on kere evlerine gider gelirdim.Kapı açmak bile ne zor düşünün ama bir kez bile of demezdi.Beni kendi çocuklarından ayırmazdı hala da beni gördüğünde kızıymışım gibi sarılır.Kızıymışım gibi hissediyorum ben de zaten.O kadar işin gücün arasında istedim diye bana bebek örmüştü hiç unutmam.

Kimsenin dedikodusunu yapmaz, özel hayatının didiklemez, meraklı meraklı sormaz, anlattığını dinler, dünyanın en güzel kahkahalarını atar ve en güzel yeşil göz de yine ondadır.Çok seviyorum demiştim.Bir fotoğraf çekilmek istedim çünkü uzakta olduğumuz için özlüyorum onu.Kızıma rica ettim.Bebeğini de aramıza almamız koşuluyla kabul etti sıpa:)


 
Dayımla ve kuzenimle fotoğrafımız yok :P Eşleri daha çok seviyorum:))
 
Kentpark'ta sihirli aynalar var sayın okur.Koşun gidin ince gösterenlerin önünde fotoğraf çekilin.Çok büyük mutluluk:


Uzun süre yazmayınca uzun uzun anlatacak bir çok şey anlamsız kalıyor, unutuluyor.Ama fotoğraflar insanı alıp tam da o ana götürüyor.Neyse ki fotoğraf çekmişim de koskoca bir haftadan geriye aklımda üç beş anı kalmış.

23 Şubat 2015 Pazartesi

Dondurma kışın da yenir !


Cumartesinin tamamı ve pazar gününün de bir kısmında Murat çalışmak zorundaydı.Dolayısıyla cumartesi bir annekız günüydü.Sabah geç kalktık sonra uzun uzun kahvaltımızı yaptık.Ben masayı toparlarken Duru da biraz televizyon seyretti.Oyalanmadan hazırlanıp,çıktık.

Arabayla şehrin merkezine doğru gittik.Araba parkı sorun olduğu için arabamı yıkamaya verdim;) 2 saatten önce almam dedim, kızımı arabasına bindirdim ve versin elini sokaklar...

Uzun uzun yürüdük, etrafı izledik ve sonra acıktık.Ne yesek diye çok da düşünmeden ennn sevdiğimiz hamburgerciye gittik kızımla.Duru'ya hamburgeri köfte-ekmek şeklinde servis ettiler.Servis yapan aynı zamanda mekanın aşçılarından olan kişiyi daha önce iş yerimin karşısındaki lokantada çalıştığı için tanıyordum.

Duru'ya hamburgeri içine köfte harici  hiç bir şey koymadan getirmesini rica ettim.Baktım cherry domates servis ediyorlar belki domates koyabilirsin dedim."Olmaz abla domatesin mevsimi değil " dedi:)Bu bakış açısı çok da hoşuma gitti ve "Peki" dedim.Sonra hamburgerden önce atıştırması için Duru'ya dilimlenmiş havuç ve salatalık getirdi.Duru salatalıklara baktı ve öne doğru eğilip fısıldadı "anne biri bu abiye salatalığın da mevsimi olmadığını söylemeli" :))

Yemekten sonra çay getirirken ise bombayı patlattı; "Abla biliyor musun bizim hamburgercinin adını yazınca görsellerde ilk senin fotoğrafın çıkıyor".Aahaha blog afişe oldu mu sayın okur:) Ay nasıl terledim, nasıl sıkıldım anlatamam.Şaşırmamış gibi davranmaya çalışırken binbeşyüz kalori filan harcamışımdır.Neyse ki fotoğrafa tıklayıp blogu okumamış{sanırım}.Yani okuyorsa da buradan rica ediyorum lütfen bir şey olmamış gibi devam edelim, kimseye bir şey söyleme ve bende şurada gizli gizli hayatımın günlüğünü tutmaya devam edeyim.

Duru ve hamburgerlerimiz:



Hamburgerciden çıkınca bir süre daha yürüdük.Sonra artık eve dönmeye karar verdik ve arabamızı almaya gittik.Yolda giderken Murat aradı ve işinin bittiğini eve gelmekte olduğunu söyledi.Biz de o sırada en sevdiğimiz dondurmacıya girmek üzereydik:) Soğukta dondurma yenmez diyen annelerden değilim.Dondurmadan da, banyo yapmaktan da ,üşümekten de hasta olunmaz.Çocukları hasta olacak diye günlerce yıkamayan, hasta olduğunda iyileşene kadar banyoya sokmayanları da anlamıyorum.Ben Duru biraz hasta olur gibi olsa hemen yıkarım ki mikropları kırılsın:P

Neyse işte buz gibi havada girdik dondurmamızı yedik, çayımızı içtik:


Sonra Murat'a "eğer yorgunsan dışarı çıkmayalım eve ekmek hamuru getir pizza yaparım" dedim.Yok dışarı çıkarız dedi ama eve elinde iki ekmek hamuruyla geldi:) Ve o akşam evde olmak hepimizin çok hoşuna gitti.İki ekmek hamuruyla iki tepsi pizza yaptım.Pizzaların Duru için olan bölümüne labne peyniri , bizim olan bölümlerine ketçap sürdüm.{İkinci tepside bizim bölüme ketçap sıkmayı unutmuşum sonradan üstüne ekledim.}Duru'nun bölümlerine tulum peyniri ve yeşil zeytin ekledim.Bizimkine sosis, sucuk artık zararlı ne varsa:P

Kısaca tarif vereyim.İlk önce fırını açıyoruz ve en yüksek derecesine ayarlıyoruz.Sonra fırın ısınırken ekmek hamurunu zeytinyağı ile yoğuruyor, büyük fırın tepsisine bir tüm ekmek hamurunu yayıyoruz.Ara ara kopan bölümler olabilir , aldırmayın.Sonra üst malzemeleri hazırlarken hamurumuzu mayalanması için sıcak bir yere koyuyoruz.

Ben sosis, sucuk,mantar, mısır, domates, tulum peyniri koymayı seviyorum ama Duru'nun yemek isteyeceği mısırı mesela koymuyorum evde de mantar,domates falan yoktu sonuçta sosis ve sucuklu bir pizza oldu bizimki.Mayalanmış hamurun üzerine malzemeleri diziyoruz en yüksek derecedeki fırının orta kademesine yerleştiriyoruz.

8 dk da pizzamız hazır.6. dakikada önceden doğradığımız kaşarları pizzanın üzerine serpiştiriyoruz ve 8. dk da da pizzayı fırından çıkarıyoruz.Gevrek pizzanın sırrı bu!

Bizim ikinci tepsi pizzamızdan arta kalan sadece bu bir kaç dilim oldu:




Sonra birlikte tv izledik, Duru'yu banyo yaptırdım.Biraz tv izledik sonra da hazırlanıp yattık.Yatakta kitap okumayı, günün olaylarını konuşmayı çok seviyorum.Bu yüzden bazen uyuma saatinden yarım sat bile önce yatmaya gittiğimiz oluyor.

Sabah Murat yine yoktu ama öğlen gelecekti.Biz de Duru ile delice bir yatak keyfi yaptık.Geç uyandık ve yataktan çıkmadık.Ben kitap okudum o ıpadde bir şeyler izledi.Sonra nihayet saat 11:00 gibi kalkıp kahvaltıya geçtik.Kahvaltımız bitmişti ki Murat geldi.Hazırlanıp çıkmaya hazırlanırken Duru "bugünü evde mi geçirsek" dedi.Murat gözleri kocaman kocaman bana döndü ve "dün neler yaptın sen bu çocuğa" dedi.Duru gezme dedin mi herkesten önce kapıda biter çünkü:))

Neyse sonuçta hazırlanıp çıktık ve dün anne kız yürüdüğümüz yollarda bu kez üçümüz dolaştık.Duru'ya Kazım Büfe'den çift kaşarlı tost aldık.Tostu biter bitmez de uyudu:) O uyurken biz biraz daha yürüdük sonra da bir kafede mola verdik.Duru uyuyordu, ben kitabımı okuyup sıcak çikolatamı içerken Murat da kahvesini içip tweetlerini okuyordu ve ben o anda çok çok çok mutluydum:


Duru uyandı, gidip bir şeyler yedik ve sonra da eve geçtik.Ben yıllardan sonra eve iş getirmiştim.Herkes tv izlerken sütlü çayımı alıp işlerimi hallettim:


İşim bittiğinde yatma vakti de gelmişti..

Blog okurlarından da rica ediyorum; ünlü hamburgercimizle ilgili yazıdan hamburgercinin ismini kaldırdım önce sonra yazıyı tamamen taslağa çevirmeme rağmen google görsellerden kendi fotumu bir türlü kaldıramadım.Ne yapmam lazım?

19 Ocak 2015 Pazartesi

Pazar


Cumartesi doğumgünü kutlamaları bittikten sonra biraz oturduk, tv izledik, Duru bebeğiyle oynadı.Sonra yatıp uyuduk çünkü pazar günü Mersin'e gitmeye karar vermiştik.

Pazar sabah uyandık, giyinip yola çıktık.Biz genelde kahvaltı için Gözne yolu üzerindeki kahvaltıcılara gidiyoruz.Bu sefer de herzamanki yerimize gittik.

Tıklım tıklım bir yer olmasına rağmen servis çok hızlı.Çeşit bol, dolayısıyla önce insanın gözü doyuyor.Hem süzme bal hem petek bal var.Yağda kızarmış hamur, sucuk, yağda yumurta, söğüş çeri domates,yoğurt,iki çeşit zeytin, tereyağı, iki çeşit reçel, bal-kaymak, üç çeşit peynir,tahin helvası, patates kızartması,menemen, domates biber kızartması, bir demlik çay ve sınırsız ekmek.İşte mutluluğun formülü :P



Kahvaltıdan sonra bir alışveriş merkezine gittik.Eşimin aldığı bir şeyi değiştirmek için uğramıştık sonrasında da biraz gezindik.Bir kaç mağaza baktık, hiç bir şey almadık.Yuppi. Sonra çok sevdiğimiz ve çok eski bir arkadaşımızla karşılaştık : Ayhan Abi. En sevdiğim kadın doğum uzmanı.

Bir kahve dükkanına uğradık ben sıcak çikolata, Murat kahve ve Duru da çikolata aldı.Gazetelerimizi de aldık biraz dinlendik ve sonra Adana'ya
dönmek için yola çıktık.Çünkü akşama kayınpederim yemeğe gelecekti.

Eve dönerken fırına uğrayıp ekmek hamuru aldık.Eve geldiğimizde önce fırını yaktım sonra hamuru biraz zeytinyağı ile yoğurup tepsiye yaydım.Çok küçük doğranmış etleri pişirdim, soğan, ve önceden hazırladığım domates biber konservesini de ekledim.İyice suyunu çektirdiğim karışımı soğuması için kenara bıraktım.Bir yeşil mercimekli, erişteli çorba yaptım sonra dolaptan zeytinyağlı pırasa çıkardım ve sofrayı kurdum.

Kayınpeder kapıyı çaldığında kuşbaşılı karışımı ekmek hamurunun üzerine döküp ısınmış fırına verdim.Biz çorbaları içerken pide pişti ve cidden harika olmuştu.

Şu an Gönül İşleri izliyoruz ve ben yazımı yazıyorum.Murat ve babası bilgisayarda araba arıyorlar, Duru da bebeğiyle oynuyor.


12 Ocak 2015 Pazartesi

Ankara



Bir haftalık Ankara yolculuğumuzu bir kelime ile özetlemek gerekse bu kelime kesinlikle "doğumgünü" olurdu.

Benim doğumgünüm 5 Ocak kızımınki ise 19 Ocak.Her iki doğumgününü de Ankara'da kutlayıp döndük.Benim doğumgünü pastam Murat'ın jesti oldu.Annemle yine çılgın bir alışveriş turundan dönüp eve geldiğimizde bizi bekleyen bu muhteşem pasta olmasa kimsenin benim doğumgünümü falan kutlayacağı yoktu açıkçası:)


Pastayı evde ders çalışan erkek kardeşim teslim almış.Uzun bir süredir evde olduğu için saçı sakalı salmış, pek bir berbat vaziyette olan TUSzede pastayı getiren kuryenin mankenleri kıskandıracak kadar yakışıklı ve cool olduğunu söyledi:)Çocuğun yakışıklılığı yüzünden kendi bakımsızlığından rahatsız olmuş.

Benim pastamı da elbette Duru üfledi.Herkes günlük kıyafetleri içinde, mutfaktayız ve hatta fotoğraf makinasına bakıp poz veren tek kişi de benim.


Bu da Duru Hanımın doğumgününde çekilen fotoğraflardan biri.Herkes özel giyinmiş,salondayız ve poz verilmiş:) Pastasının da özel sipariş üzerine yapıldığını söylemeye gerek yok herhalde.Hanımağa babamın kızıma taktığı lakap.Dedem de bana profesör derdi.Ben profesör olamadım inşallah kızım da hanımağa falan olmaz:)


Şu fotoğrafı yayınladığımı görse kardeşim beni kesin öldürür.Pastanın sonu:


Bunun dışında bir sabah uyanıp penceremi açtığımda şaşkınlıktan küçük dilimim yutacaktım.Gece biz uyurken yağan kar her yeri bembeyaz bir örtü gibi sarmıştı ve çok çok güzel görünüyordu.Adana'da yaşarken bunu hiç göremiyoruz diye düşündüm bir süre.Sonra tabi bin kez falan şükrettim kar mar görmediğimize.Uzaktan hoş bir görüntü ama bu havada dışarda olmak çok zor.Araba kullanmak, yolda yürümek bile çok daha fazla özen istiyor.Evsizleri, hayvanları falan da düşününce iyice kötü oldum.


Karda bir kaç pozumuz olsun kısmı neyse ki son gün aklıma geldi.Arabaya koşturmaktan bir saniye durup poz vermeyi düşünememişim:)


Bu ziyaretin en büyük olayı Duru'nun ilk kez kuaförde saçını kestirmesi oldu.Şimdiye kadar saçlarını hep ben kestim ve kestiğim dört kuyruğu da sakladım elbette:)Ama artık kreşe başlayacak olan kızımın daha 'profesyonel' bir bakıma ihtiyacı vardı.Ve bugüne kadar saç kesimi konusunda hep 'Anne kuaföre gitmeyelim lütfeen' diyen kızım ilk kez 'ben de kuaförde saçımı kestireceğim' demeye başlamıştı.Kuaförde saçımı kestirdikten sonra Duru'ya sorduk annemin kucağında kestiririm diye şart koştu ama kabul etti.Ve işte kucakta bir kesim anı:



Ve ayı korkusu yenme çalışmalarından biri daha :



Annemle hemen hergün gezdik.O karda kışta arabada dualar ederek indik yokuşlardan ama H&M turlarımızı bitirdik.Kızım 2015 kışına hazır.Uzun kollu tişörtleri, pantolonları ve indirimde yakaladığım bir kaç parçayı aldım.Zaten kalitesine göre çok ucuz satılan ürünler bir de indirimde olunca tadından yenmiyor.Çocuk bölümü bu kadar güzelken büyük ürünleri oldukça paçoz görünüyordu.Yani pazarda çok daha kaliteli ve zevkli ürünler var.Lütfen!

Sonra bu seneki doğumgünü için çok istediği bir bebeği ve bir kaç{tan biraz fazla:P} çocuk kitabı aldım.Çocuk kitaplarının bir kısmını hemen verdim bir kısmını da hediye paketi yapıp sakladım.Ara ara böyle küçük hediyeler vermek hoş oluyor.

Alışveriş merkezlerinde sadece alışveriş yapmadık elbette oyun alanlarında oynadık, yemek yedik, kızım uyurken ya da yanımızda oynarken biz de annemle bol bol sohbet ettik.

Bir öğleden sonra da annemin karşı komşusuna davetliydik.Annemle aynı yaşta olan bu hanımın benim yaşımda bir kızı ve Duru yaşında da bir torunu var.Üç kadın oturup mercimekli köfte, kurabiye ve el açması börek yiyip sohbet ettik.Her şey harikaydı ama en harikası kesinlikle birlikte olmaktı.Annemin böyle hoş bir komşusu olduğunu görmek beni çok mutlu etti.

O kadar ince bir insan ki evde çalışan kardeşime de koca bir tabak dolusu hazırladığı nefis yiyeceklerden gönderdi.Biz de ertesi gün evde yaptığımız benim artık klasiğim olan kurabiyelerden yolladık bu tatlı hanıma.


Annemle mutfakta da bol zaman geçirdik.Zeytinyağlı kreviz, şu tarife çok benzer bir tarifle el açması tadında hazır yufka böreği yaptım.Annem de bana mantı yapmayı öğretti.

Harikaydı ama her güzel şeyin de bir sonu var elbette.Bu satırları evden yazıyorum.Bugün saat 14:00 civarında Adana'ya döndük.Bu haftanın yemek menüsünü ayarladım ve alışveriş yaptık.Evimizi çok özlemişim, dışarda yemek istemedim akşam yemeğimizi evde yapıp yedik.Kızımı yıkadım, banyo yaptım ve şimdi de çayımı içiyorum, Duru'nun darmadağın ettiği odaya bakıyorum ve kocamla sohbet ederken bu satırları yazıyorum.

23 Aralık 2014 Salı

Haftasonu


Cuma akşamı kayınvalidemleri yemeğe davet etmiştim.Çünkü bir gün önce anneannemin tarifi ile sütlaç yapmıştım ve kayınvalidem sütlaca bayılır.Çaya davet etmek yerine beraber yemek yiyelim istedim.Menümüz şöyleydi:

1.Etli Acem pilavı(aile tarifi)

2.El açması börek( dondurucudan)

3.Brokoli salatası

4.Marul salatası

5.Köfte - Fırın tavuk

6.Sütlaç

Misafirler gittikten sonra evi toplayıp hemen yattık.

Cumartesi Murat'ın dışarda bir işi vardı.Biz Duru ile başbaşa kahvaltı yaptık, sonra yeni doğum yapan komşuma götürmek üzere kurabiye hazırladık, Duru'yu yıkadım, koltuklara yayılıp kitap okuduk ve sonra sitenin parkına indik.Bir süre sonra Murat gelip bizi aldı ve beraber bir şeyler yemeye karar verdik.Duru arabada uyuyakalınca daha uzak mesafede bir yerlere gidebilme imkanımız doğdu.Biz de balık yiyelim istedik.Hava kararmıştı ve çok acıkmıştık bu yüzden risk almadık ve yeni balıkçı denemeleri yapmak yerine daha önce gidip beğendiğimiz balıkçıya girdik.

Duru kontak kapandığı anda uyandı.Apar topar kaldırılıp balıkçıya girmek de hiç hoşuna gitmedi.Ama ona dizlerimde yatak keyfi sunacak sabrım yoktu.Bu sebeple yemeğe biraz(!) suratsız başladı:



Duru kalamar konusunda biraz mırın kırın etse de eline alıp yedi:


Domatesin mevsimi olmamasına rağmen marul salatasının yanına çoban salata istedik.Roka sevmiyoruz biz.



Yemekten sonra bir aile selfiesi:




Eve gidip komşuma uğrayıp kurabiyeleri kapıdan bıraktım, nasıl olduğunu sordum, bebek biraz büyüyünce görmeye geleceğimi söyledim.Evde klasik bir kış akşamı yaşadık, biraz kitap okuduk, ben biraz battaniye ördüm, Duru biraz odasında oynadı ve sonra yattık.Sabah Mesut Abilerle kahvaltı için buluşacaktık.Mekanın girişi kışa hazırdı, kardandama ve süslemelere ba-yıl-dım:


Sütiş'e çok sık kahvaltıya gidiyoruz ama bu sefer hiç zevk alamadık. Bence en büyük sorunları bir standartlarının olmaması.Mesela bu üçüncü gidişimiz her seferinde gelen tulum peynirinin tadı farklıydı.Menemen çok kötüydü ki kahvaltı servisi yapıyorsan menemen nasıl kötü olabilir? Sipariş alırken ve servis yapılırken bir sürü hata oldu.Siparişimizi iki kere verdik ve yine de eksik gelen bir sürü şey oldu.Sonunda bize kahve ikram ederek özür dilemek istediler ve ikram ettikleri bir nescafeyi hesaba yazarak tüy diktiler:)))

Defne ve Duru 'nun birlikte eğleniyor olması ve dostlarla vakit geçirmek haricinde Sütiş'te güzel olan bir şey yoktu maalesef.Defne bana sımsıkı sarılarak Duru'nun kıskançlık damarlarını kabartsa da beni çok mutlu etti.

 Defne çok farklı bir çocuk, çok eğlenceli, çok kendine güvenli, çok neşeli, cıvıl cıvıl bir kız.Onları daha küçükken ellerinden tutup bir yerlere götürdüğümde insanlar Duru'yu kastederek "Bu da mı senin kızın?" derdi.Defne'nin benim olduğu kesindi yani:) Defne saç rengi , göz rengi ile bana daha çok benzer Duru ise daha sarışın bir kız.

Gece yattığımızda Duru " Anne Defne'yi benim kadar sevmiyorsun değil mi?" diyerek sorduktan ve "Kimseyi seni sevdiğim gibi sevemem , sen benim kızımsın ama Defne sen yokken de vardı onu da çok seviyoruz ve Gül Teyzen de Defne'yi herkesten çok seviyor" cevabını aldıktan sonra uyudu.


Hakkımda

Bir anne, bir baba ve bir de çocuk.Aşk dolu, neşeli ve eğlenceli bir hayat umuduyla..