duru etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
duru etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Aralık 2015 Cuma

Japon!




Uçaktayız. Erken binmişiz yerimize oturmuşuz ve yeni gelenleri izliyoruz. Zenci bir adam bindi Duru heyecanla bana dönüp bağırdı : Japon!

Zenci ile Japon kelimesini karıştırmış.Uçakta sağımızda solumuzda oturan herkes kahkahadan kırıldı:)

29 Eylül 2015 Salı

Duru beslenmesi: Okul sonrası


Duru'nun beslenmesinin benim annelik maceramın en önemli kısmını oluşturduğunu biliyorsunuz.Bir çocuğa sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandırmak hayatı boyunca sağlıklı kalması, diyet zayıflama ya da kilo almaya çalışma gibi dertleri olmaması için önemli.Ne yersek oyuz.

Duru okula başladı.Köklü bir okul, kurucuları öğretmen ve hatta benim de öğretmenlerimdi.Özel okul ama devlet okulu mantığında yönetiliyor.Çocuklar şımartılmıyor, siz çok özelsiniz, biz çok zenginiz gibi bir hava yok okulda.Güvenilir, eve yakın ve akademik anlamda başarılı bir okul da olduğu için tercih ettim.

Ama gel gör ki yemek listesi bir felaket:

28-09-2015 Fırın Tavuk-Cips (450) Nohutlu Pirinç Pilavı (324) Cacık (77) Halka Tatlı (442) Simit, ayran (205)
29-09-2015 Abant Köfte (558) Peynirli Makarna (407) Yoğurt (124) Soslu kek, M.suyu (210)
30-09-2015 Kağıt Kebabı (375) Şeh.Pirinç Pilavı (324) Cacık (77) Poaça, ayran (212)

Halka tatlı, soslu kek, kutu meyve suyu, tavuk benim Duru'ya hiç yedirmediğim şeyler.Bizim evde tüm çorbalar kemik suyuna ,pilavlar bol tereyağlı ve yine et, organik tavuk ya da kemik suyuna yapılır.Tavuklar ve yumurtalar organiktir. Acem pilavı hariç pirinç pilavı pişmez.

Yemek yemeleri için inanın bir yarım saatleri yok.Patır patır indirip geri çıkarıyorlar.Üstelik yemek lezzetinden de emin değilim.Kızım pilavı yedin mi diyorum "kum gibiydi yemedim" diyor :)

İlk başlarda okuldan geldiğinde atıştırmalık bir şeyler yemesini düşünmüştüm.Ev yapımı granola, şekersiz kek, yoğurt, meyve gibi.Ama baktık çocuk eve bayağı bayağı aç geliyor.Ki buna hiç üzülmedim.Kötü şeyler yiyeceğine hiç yemesinin tercih ederim.

Ben de haftada iki gün çorba yazdım listeye.Okuldan gelince (15:30 dan sonra) tarhana çorbası veya mercimek çorbası içiyor bir kase.Bazı gün çorba yerine  cacık, tam buğday unlu ekmek üzeri peynirli yumurta ya da bir tane içli köfte, az  yaprak sarma gibi seçenekler yazdım.Yemeğini yedikten sonra banyo yapıyor ve ben gelene kadar meyve ya da ev yapımı dondurma gibi şeyler yiyor.

Sabahları da bir minik bıldırcın yumurtası haşlıyorum. Kahvaltıda az yese bile en azından  yumurtasını yemiş oluyor. Minicik bir yumurta olduğu için de tek lokmada yutuluyor ve oyalanmadan evden çıkıveriyoruz.




Tüm bu yediklerine rağmen akşam saat 18:00de anne acıktım diyor ve yemeğini koyuyorum.Bunu da okulda doğru düzgün bir şey yememesine bağlıyorum.

Normalde biz 19:00da yemek yiyoruz ama Duru babasını bekleyemeyecek kadar aç oluyor.Yine de akşam bizimle de sofraya oturuyor.Normalde tek çeşit yemek yazıyordum akşama şimdi yemeğin yanına mutlaka pilav da yazıyorum.Akşam bizimle oturduğunda bazen azıcık pilav daha yiyor.

Okulda yemeklerini hergün kontrol ediyorum ve yemesini istemediğim şeyleri söylüyorum.Kutu meyve suyunu içme, tavuk yeme, köftelerinin hepsini bitir gibi.Geneline uyuyor zaten alışık olmadığı besinler olduğu için.Ama bir süre sonra tüm diğer çocuklardan etkilenip yemesinden korkuyorum.

Bir de tüm diğer çocuklara da üzülüyorum.Hepsi bizim geleceğimiz.İlerde yaşlandığımızda bize bakacak doktorlar, torunlarımızın öğretmenleri onlar.Neden en güzel şekilde beslenmesinler ki?

Görüştüğüm bir anaokulunda çocuklara kutu meyve suyu yerine pekmezi sulandırıp veriyorlardı.Çok mu zor bunu yapmak? Ya da mesela hazır kek yerine kendi mutfaklarında şekersiz bir kek pişirip vermek imkansız mı? Organik tavuk sanırım biraz ütopik bir beklenti olur:)

Yeni düzenden şimdilik memnunum.İçim bir nebze daha rahat.Okula konuyla ilgili bir mail atmayı da düşünüyorum.Bakalım.

Sizin çocuklar okulda neler yiyor? Bana önerebileceğiniz harika fikirleriniz var mı?




17 Eylül 2015 Perşembe

Dün doğdu bugün okullu oldu!

 
Sevgili Gökçe instagram fotoğraflarımdan birinin altındaki yorumda bu yukarıdaki fotoğraftan bahsetmişti.Eski blogumda hamileliğimden bahsetmemiş ve sonra Duru'nun doğumunu bu fotoğrafla haber vermiş bir sinsiydim belki hatırlayanlar olur.
 
Şimdi ise daha dün doğan o bebek okula başladı:

 
 
Okula uyum haftası sebebiyle anaokulu normal okullardan bir hafta önce açıldı ve o bir hafta boyunca saat 12:00'ye kadar okula gitmeleri planlandı.İlk gün hepimiz çok heyecanlıydık.Süslendik, püslendik ve evden çıktık.
 
Duru normalde saçını toplatmaz.Ama okulun cumartesi günü yaptığı toplantıda saçların toplanmasının öneminden bahsetmişlerdi.Sonra okul şortunu da çok erkek işi buldu.Yine de sonuçta erkek şortu üstüne giydiği kız pembesi tişörtü ve toplu saçlarıyla , sırtında çantası ve şirin gülümsemesiyle okula gittik.
 
Öğretmeni çok hoş bir kadın.Güzel, alımlı, bakımlı, şık giyinen ve sempatik biri.O kadar şirin ki benim bile tutup öpesim geliyor.Kendisi de küçük bir kızken aynı okulun anaokuluna gitmiş .Sınıfa gittiği ilk andan itibaren Duru'ya çok sıcak yaklaştı ve sanki okulu sevdirdi.Özellikle süslü püslü olmasıyla benim süslü püslü kızımı etkiledi:)

 
Tam iki gün okul bahçesinde bekledim.Hiç sınıfa girmedim.Okul daha başlamadan sınıfa girilmesine izin verilmeyeceğini, zaten sınıfa herkesin annesi girse çocuklara oyun alanı kalmayacağını anlatmıştım.Ona haber vermeden okuldan ayrılmayacağımı, kendisi bana git demeden işe gitmeyeceğimi de söylemiştim.
 
Hiç sınıfta kal demedi, ağlamadı.Ama bahçede oturup oturmadığımı iki kez falan pencereden kontrol etti.Bir kez elindeki yıldızı göstermek bir kez de okulun verdiği benim onaylamayacağım çikolatayı göstermek için pencerede belirdi.
 
Annelerle sohbet ettik, hepsini çok sevdim.Abartılı, kavgacı, sorunlu kimse görmedim.Çok şükür hepsiyle bir merhabamız oldu, herkes birbirinin çocuğunu tanıdı, görünce birbirimize gülümser ve hatta çocuklarımızdan bahseder olduk.Çocuklar da uyumlu olunca cidden kafam çok rahatladı.Çocuk kısmına güven olmaz elbette ama daha ilk günden okulu yıkan kimse olmaması umut verici.Di mi ?
 
İkinci günden sonra kızımı sabah sınıfına bıraktım ve işe gidip gidemeyeceğimi sordum.Önce mırın kırın etse de bahçede beklerken ne kadar bunaldığımı, tüm gün geçmeyen başağrıları yaşadığımı bildiğinden bir tereddüt yaşadı.O noktada öğretmeni de devreye girip "anneni ne zaman istersen ararız" dediğinde ve telefonumu çaldırıp gerçekten arayacağını gösterince ikna oldu.
 
Çarşambadan beri iznimi bölüp işe geri döndüm.Sabah kızımı bırakıp işe geliyorum öğlen arası da okuldan alıp eve bırakıyorum.Uyum haftasından sonra düzen değişecek tabi.
 
İlk okul günü sonrası eve dönerken "anne bir daha okula gitmem" dedi.Çok şaşırdım nedenini sordum."Çok uzun" demesin mi sıpa:)
 
Bir küçük anıyla yazımı bitireyim.Duru'yu okulda beklediğim ilk gün kahvaltıdan çıkarlarken karşılaştık.Öğretmenine anneme bir şey söylemem lazım diyip durmuş.Öğretmen beni görünce hemen işaret etti.Kızım kulağıma "Anne kutu süt verdiler" dedi:) "Ama bir şey demedim içtim" diye de ekledi.
 
Pastörize sütle UHT süt farkını beş yaşında bir çocuk biliyor ama koskoca bir okul bilmiyor, öyle mi? Pastörize sütü bile acaba ile karşılayan çiğ süt öneren uzmanlar bizim okula gelip ders vermeli.Gerçi bilmediklerinden değil önemsemediklerinden böyle olduğunu düşünüyorum.
 
Sonuçta pastörize sütün kullanım süresi daha kısa.UHT sütü buzdolabına bile koymaya gerek yok.
Pekmezi sulandırıp vermek ya da taze meyve suyu hazırlamak hazır kutu meyve suyu vermekten daha zor ve belki maliyetli.
 
Okulun beni rahatsız eden tek yönü bu beslenme konusu.Bugün kahvaltı çikolatalı ekmekti mesela.Ühü.Yine de en azından kendi mutfakları var öğlen yeşil fasulye, köfte gibi nispeten yararlı besinler de veriyorlar.
 
Duru kahvaltı yaparken:
 
 
 
İşte böyle.Hayatın yeni bir dönemine girdik.{Chapter 3 :P}Heyecanlıyız, mutluyuz ve çok korkuyoruz.Yeni okul dönemi herkese  mutluluk getirsin!
 
 

4 Eylül 2015 Cuma

Tavşan hikayesinin sonu:




Duru'nun geçmiş tavşanlarını hatırlarsınız , Süpürge ve Tavşi'den sonra bu sene yeni bir tavşan daha aldık ona bu kez adı Zıpzıp. Geldiği ilk gün kutudan çıkıvermesiyle adını bir yerde kendi koymuş oldu.

Ben Duru'nun hayvan sevmesini, hayvanlardan korkmamasını çok önemsiyorum.Tavşan da en ideal ev hayvanı bence.Hem ölmeyecek kadar güçlü, hem asla bir zarar vermiyor, hem çok sevimli, hem de ellemeye ,mıncıklamaya müsait.Biz tavşanlarımı yaz başı gibi alıp yaz sonunda bir çiftliğe bırakıyoruz.

Ben bu son tavşanı almazdım aslında da babası bir aşka gelme anında "kızım sana tavşan alayım" dedi.Çocuğun öyle bir talebi bile yokken.Üstelik tavşanın eve girmesine de izin vermeyen yine Murat'ın kendisi.Hayvanın kokusundan rahatsız oluyormuş:) Neyse ki 15 m2 falan bir balkonumuz varda hayvanlar rahat rahat yaşıyorlar.{Adana'ya hoşgeldiniz, biz burada balkonda yaşıyoruz da}

Ama işte bu kez tavşanı her zaman bıraktığımız ekolojik çiftlik tavşanların çok ürediğini ve sıkıntı yaşadıklarını söyleyerek tavşanımızı almadı! Biz de o gün öğleden sonra bir haftalığına şehirden ayrılıyoruz.Kahvaltıya çiftliğe gider tavşanı da bırakırız diye düşünmüştük.Bir stres başladı mı?

Daha önce gittiğimiz Yavuz.star Harası'na bırakmaya karar verdik.Orada da tavşan , tavuk, hindi gibi hayvanların bulunduğu bir bölüm olduğunu biliyorduk.Hazırlanıp kahvaltıya gittik.

Kahvaltı bu sefer daha muhteşemdi:




  



Kahvaltıdan kalktık, Zıpzıp'a son bir kez daha maydonoz yedirdik, vedalaştık ve arabaya gideceğiz ama o da ne arabanın anahtarı kayıp!! Bir kaç saat sonra uçağımız kalkacak, biz şehirden uzaktayız ve arabayı da öylece bırakamayız.Personel ve biz dört koldan aranmaya başladık.Yerlere bakıyoruz , masayı didik didik aradık ama yok yok yok.

Neyse Murat'ın anahtarı hesabı öderken kasanın orada unuttuğu ortaya çıktı da rahatladık:) O anahtarı getiren arkadaşa sımsıkı sarılmak istedik.Abi bir kahve ısmarlarsın dediğinde biz aslında onu evlat olarak bağrımıza basabilecek durumdaydık:))

Sonra eve döndük, stresten tere batmış olduğumuz için hızla bir duş aldık, valizleri kapıp havaalanına gittik.Bundan sonraki bir hafta ben ve Duru Ankara'da olacaktık.Murat ise İzmir'e gidiyordu.

Duru babasından ayrılırken yine biraz duygulandı ama geçen seferkinden daha iyiydi :) Sadece Ankara'da bir kez bir şarkının içinde babasının ismi geçince "bu şarkıyı dinlemeyelim anne duygulanıyorum" dedi.



21 Ağustos 2015 Cuma

Duruca..


*Çok başım ağrıyordu ve Murat'ın da dışarda bir iş toplantısı vardı, geç gelecekti.Kızımla yatağa uzandık.Ben kitap okuyordum o uykusu geldiğini uyuyacağını söyledi.Sonra "uyuduktan sonra beni yatağıma götürebilirsin ama götürmemeni tercih ederim" dedi:) -götürdüm elbette-

Uyumadan biraz önce "anne çok uykum var ama senin başının ağrıdığını düşününce uyuyamıyorum" dedi..-içim eridi-




*Okul kıyafetlerini almaya gittiğimde oldukça kalitesiz ama ateş pahası giyeceklerle karşılaştım.Üç renk tişört vardı satıcı hanım üçünden de birer tane almamı önerdi ama ben mavi almadım bir bordo ve pembe olandan da iki tane aldım.Sonra şortu gösterdiler kirli bir gri renk."Kızım bunu gördüğünde bu erkek kıyafeti diyecek" dedim, güldüler.

Şort dizinin oldukça altında, beli lastikli ve rahat kesimli bu anlamda hoşuma gitti ama Duru görünce "bu erkek şortu" dedi gerçekten de:) Aldığım şeker pembesi tişörtler ve bizim beğenilerimizle giymeye ikna oldu neyse ki:)

Erkeğe benzeme korkusu o kadar fazla ki saçını bile toplamıyor.Yıllardır bu saç toplama konusunda yaşadığımız sıkıntının kaynağının bu olduğunu tesadüfen öğrendiğimde şok oldum.Saçını topladığında erkeğe benzediğini düşünüyormuş.Oysa saçını topladığında bin kat şirin oluyor.Saçlarını salkım saçak sallamasından hiç hoşlanmıyorum ama maalesef saçında toka en fazla beş dakika kalıyor:(




*Bizim yatakta uyumak için ısrar etmeye başladı son dönemde."Anne içimde bir his var" da başlangıç cümlesi.Korku hissi, sıkıntı hissi bir tür üzüntü..Ne kadar ağlarsa ağlasın kabul etmiyorum çünkü benim için konforlu bir uyku çok önemli.Sıkış pıkış uyumaktan nefret ediyorum, belim tutuluyor, boynum ağrıyor.

*Çok duygusal bir çocuk.Bir çizgi filmde bir köpek sahibi hastalanınca onun üzerine mi yatmış ne.Bunu bana anlatırken "çok duygulanıyorum" dedi ve ağlamaya başladı iyi mi:)

Bu kadar masum, saf, naif varlıkları katillere, hırsızlara, hırstan gözü dönmüş siyasetçilere, birbirinin gözünü oymaya çalışan kardeşlere dönüştüren nedir acaba? Hayat o kadar basitken, dünya hepimize yetecekken savaşmak, öldürmek nedir?

 Nedir gencecik insanları gencecik insanlara öldürtecek kadar önemli olan şey?

Bu yazıyı da buraya bağladım ya:) İyice yaşam gurusu olup çıktım! Yaşlandıkça içimdeki gençlere hayata dair öğrendiklerimi öğretme güdüsü bastırılamaz bir hale geliyor. Her sene daha da yaşlandığımı düşünürsek devamlı okurlarıma şunu söylemek isterim ; "yandınız!"   :))

22 Haziran 2015 Pazartesi

Horuç


"Anne ben de horuç tutacağım" diyor:) Çocukken de H harfini söyleyemezdi.Hasan yerine Asan derdi mesela.Şimdi bu fazladan h nerden çıktı anlamadım:)

Lütfen yerine nütfen diyor:)

Tuvalete gitmek için kalktığım her durumda soru geliyor: "çiş mi kaka mı" :) Kakaysa o da benle geliyor :D Uzun sürecekse beraber takılalım:))

Bir de ne zaman tuvalete gidecek olsa ve kakası varsa şunu sorar "kakam geldi popomu yıkar mısın?" Hiç yıkamadığım olmadı ama kuzum asla sormadan yapmaz.Duymamışsam tekrar eder, yıkarım cevabını duymadan tuvalete gitmez.

Ramazan ramazan daha güzel bir şeyler yazabilmek isterdim ama bu yazdıklarım ne kadar çişli kakalı konular da olsa benim çok kalbime dokunan durumlar.Unutsaydım yazık olurdu.

Biraz bebek kokusuyla bitirelim yazımızı:




22 Nisan 2015 Çarşamba

Son günlerde:

Son günlerde olanları kısaca özetleyip kaçıyorum.Dört günlüğüne İstanbul'a gidiyoruz.Her yolculuk öncesi uzun uzun planlar yaparım ama bu sefer çok akışına bıraktım.Sadece kahvaltı ve yemekler için gidilecek yerleri ayarladım bir de bir günümüzü Duru için (daha çok benim için) Vialand'e ayırdım.

Hava da öyle kötü ki ne giysem bir türlü karar veremiyorum.Gönlümden geçen yarısı açık saks mavisi bir ayakkabı ve bileğin çok üstünde kırmızı bir pantolon ama o şekilde donacağımı düşünüyorum:) Bu durumda Converse giyeceğim mecburen. Ayakkabıya göre kıyafet belirleyenlerdenseniz benim ne çok zorlandığımı anlayabilirsiniz:P

Geçen haftanın önemli başlıklarını kısaca özetleyip valiz hazırlamaya koşmam lazım:

Kahvaltı sırasında kızımla bir kaç poz çektik.Ben hepsini çok sevdim.Makyajsız, gözlüklü halim ve masum kızım Duru:



Aşağıdaki sıradan fotoğraf benim için çok değerli.Akşam Murat'la ben tv izler, kitap okurken Duru'nun mutfağa geçtiğini ve bir takım tıkırtılar çıkardığını duydum.Ama gidip bakacak halim yoktu.Birazdan bir bardak içine çilekleri yıkamış üzerine tüp çikolatalardan sıkmış ve yanına da birer kase ceviz hazırlamış olarak geldi.Bir bana , bir babasına bir tane de kendine.Çilekleri al, yıka, bardakları indir, çikolataları hazırla, cevizi buzdolabından al, kaseleri çıkar.Zor bir şey ve bunu kendiliğinden düşünüp hazırlamasına ba-yıl-dım!
 
Hevesini kırmamak için tüm çileği yedim, cevizleri de yedim ama hepsini bitiremedim elbette üç beş tane de Duru zorla sokuşturdu ağzıma:) Mutfağın dağınıklığını bile zevkle topladım.



Bu da Duru'ya moral civcivlerinden biri.Üç taneydiler ikisi cumartesi günü kalanı da pazar günü kaybettik maalesef.Cumartesi eve geldiğimizde yere yatmış civcivlere bakan Duru "anne bir şey olmuş" diye bağırdı.Kızım daha önce ölen üç kuşumuz dolayısıyla tecrübeli tabi.Yere yatan gözü kapalı hayvanın iyi birşey olmadığını biliyor.

Biz Duru ile ağlarken Murat civcivleri çöpe attı.Kalan o tek civcive de gözümüz gibi baktık.Hatta anne sıcaklığını mı özlüyor diye düşünüp elime alıp sevdim, yem yedirdim.Ama pazar günü o da yerde yatıyordu.Bu sefer Duru'ya onun kaçtığını söyledik.Bir sevindi kaçmasına anlatamam.Kendini kurtarmıştır anne dedi durdu canım benim.

Bir daha Duru'ya kuş falan almayacağız, üzüntüsüne dayanamıyoruz çünkü.


Pazar günü üniversitenin arkasında çoktandır gitmediğimiz bir yere yemek yemeye gittik.Harika bir parkı olan bu yeri aslında çok seviyoruz.Ama fiyat yemek kalite oranı çok dengesiz.Dört tane sıradan köfte 25 TL mesela.Köfte başı fiyata bakar mısınız:) Yuh yani!

Ama işte "parkı çok güzel, ortam şahane, biz yemek yiyip çay içerken Duru gözümüzün önünde oynuyor" gibi nedenlerle dönem dönem gidip takıldığımız bir mekan.



Herkesi kocaman kocaman öpüyorum.İstanbul maceralarımı ınstagram hesabımdan takip edebilirsiniz.Takip etmeseniz de çok önemli değil çünkü sonrasında uzun uzun anlatırım muhtemelen:P

17 Nisan 2015 Cuma

Park park gezmeye başladık!


Havaların ısınmasıyla birlikte bizim park park gezmelerimiz de başladı.Akşam eve giriyorum bir on dakika sonra hazırlanıp çıkıyoruz.Hemen her gün farklı bir aktivite yapıyoruz.Bir gün evin yakınındaki zıp zıpa gidiyorsak bir diğer gün uzak parka gidiyoruz.Bir kaç gün önce de Pınar Mahallesindeki Engelsiz Parka gittik.Ben bu parkı çok seviyorum.





Parkın her yeri fotoğref çekmeye çok elverişli.Fotoğraf çekme işinin yaşamaya engel olmaması için bir kaç poz sonrasında makinayı kapatıyorum.Bu fotoğraflarda en hoşuma giden şey ise Duru'nun sakızı oldu:))

İki sakızı birleştirip çiğniyor sıpa:) Sakızı ağzından büyük:)




16 Nisan 2015 Perşembe

Dün


Dün kötü bir gündü.Bir hırsızlık olayı oldu evimizde.Temizliğe gelen hanım bakıcı teyzenin parasını çaldı ve yakalandı.İtiraf edene kadar oldukça zorladı, ben iş yerinden takip etim durumu ve inanın onun almadığına ben bile inanmıştım ki çözüldü ve parayı iade etti.Duru bu süreçte çok ekilendi, yavrum çok ağladı,çok korktu.

Murat Duru'ya moral olsun diye eve üç tane civciv getirdi.Üçü de simsiyah olan civcivler Duru'yu çok mutlu etti.Ölecekler diye aklı çıkıyor , üzerlerine titriyor.Civcivlerin büyüyüp tavuk olmaları da beni endişelendiriyor.Kim evinde üç tavuk bakar ki?! Biraz büyüdüklerinde Ekotepe'ye yollarız muhtemelen.Bakalım.

Akşam kayınvalidemleri yemeğe çağırmıştım.Menüm : Bulgur köfteli çorba, et sote, bulgur pilavı, zeytinyağlı pırasa, peynirli börek, brokoli salatası ve mevsim salatası şeklindeydi.Tatlı olarak da aşure yapmıştım.

Yemekten sonra sohbet ettik, civciv sevdik zaman nasıl geçti anlamadım.Kayınvalidemlerin dün akşam gelmiş olmaları da yaşananları unutturması açısından çok iyi oldu.

Yine de canım sıkkın tabi.

13 Nisan 2015 Pazartesi

Duruca



Akşam eve dönüyoruz arabadayız.Duru bana dönüp sordu:

-Anne dayımın düğününde ben gelinlik giyeceğim değil mi?

-Evet kızım.

-Düğün abi (damat) kim olacak?

-Dayın.

Sessizlik sonra fısıldayarak:

-Anne yani ben da.yımla mı evleneceğim?

Ben şok içinde:

- Hayır tabi ki! Dayın gelinle evlenecek.Sen sadece gelinlik giyeceksin o da istersen.Ben dayımın düğününde gelinlik giymiştim ve çok hoşuma gitmişti senin de hoşuna gider diye böyle düşündüm.

-Gelin kim peki?

-Henüz yok ama dayın biriyle tanışıp evlenmek istediğinde o kişi senin yengen ve düğündeki gelin olacak.

Bir süre düşündü sonra:

-Düğün bitince sen nereye gideceksin?

-Eve

-Babam?

-Eve

-Ben?

-Eve tabi ki.

Kuzum emin olmak istiyor.Düğünden sonra hala bizimle yaşayacak mı yaşamayacak mı:)))

Kardeşimin henüz bir sevgilisi bile yok ama biz onun düğünün için planlar yapıyoruz.Öylesine eğlencesine.Annem bana dayımın düğünün için yengemin gelinliğinin dikildiği moda evine küçük bir gelinlik diktirtmişti.O kadar sevinmiştim ki.Nişanda nişan elbisesi, düğünde gelinlikle koşturup durmuştum.

Kızım da prenses elbiselerine, gelinliklerine meraklı diye , hoşuna gitsin diye dayının düğününde sana da gelinlik diktiririz demiştim.Ki zaten evde babaannesinin aldığı bir gelinlik var, giyip duruyor.

Ben bu konuşmaları kızım üzerinde böyle bir etkisi olabileceğini hiç düşünmezdim.Cidden çok dikkat etmeme rağmen yavrum ne kadar endişelenmiş!

Hem çok güldüm hem de çok üzüldüm.Hoşuna gider diye söylediğim bir cümle onun küçük iç dünyasında ne büyük korkulara sebep olmuş.





30 Mart 2015 Pazartesi

Duruca #6



Duru'nun ağzını koluna silme alışkanlığının bir huya dönüşmemesi için her yemeğe oturduğumuzda Duru'ya yemek bile koymadan önce peçetesini hazırlarım.Elinin altında peçete olunca -ağzını peçetesine silmesi gerektiğini bildiğinden- peçetesine siliyor:)

Ama baktım Duru ağzını her seferinde yeni bir peçeteye siliyor ve kullandığı peçeteyi atıp yenisini alıyor.Onu kağıt israfı konusunda uyardım ve kağıtların, peçetelerin ağaçlardan yapıldığını söyledim.Çok kağıt harcarsak çok ağaç kesilir dedim.

Gözlerini kocaman kocaman açtı, ağaçlar mı dedi, şaşırdı ve peçete tüketimine dikkat etti.Akşamın ilerleyen saatlerinde her peçete alırken ya da bir şeyler çizerken ağaçlardan bahsetti."Kızım kağıdı ihtiyacımız varsa kullanmalıyız ama gereksiz yere sarfetmemeliyiz" dedim.

Neyse iki gün sonra Nurcan Hanım'la sabah evden çıkmadan önce muhabbet ediyorduk.İki gündür nezle olduğundan bahsetti sonra da Duru bana peçete kullandırtmıyor diye güldü.Nasıl yani diye sordum.Kadıncağız burnu akıyor diye ne zaman peçeteye uzansa bizim kız önüne atlayıp 'peçete kullanma onlar için ağaç kesiliyor!'demiş.Bu yüzden ertesi gün burnunu silmek için yanında bez getirmiş:)))

Bunun üzerine akşam yemeğe oturunca Duru'yu gözledim.Baktım yemeğin ortasında ikinci peçeteye hamle yapıyor.Tam zamanı dedim ve "kızım teyzene peçete kullandırtmamışsın sen niye kullanıyorsun" diye atıldım "ama ihtiyacımız olduğunda kullanmalıyız" demesin mi:))

*Bir kaç gün önce de teyzesi bir şey yapmasına izin vermediğinde "Teyze sen bu evde yaşamıyorsun,bu yüzden benim sözüm geçer" demiş.Uyanık! Tabi telefonda konuya müdahil olup teyzenin anne sayıldığını söyledim:))

Bu yaşlarda o kadar tatlı oluyorlar ki.Evet bebekken de harikalar, şirinler ama konuşmaya başlayıp iletişim kurmak, düşünmeye başlaması, yorumlar yapması çocuklarla ilişkiyi bambaşka bir boyuta taşıyor.

Ben zaten çok çocuk seven bir insandım, tüm çocukları severim, hepsiyle de bir şekilde muhabbet kurarım ama şimdi evde 7/24 beraber yaşayınca ne akıllı, ne şirin olduklarını görüyorum.Beynin gelişimini gerçekten görebiliyorsunuz, yorumlar yapmaya başlamalarını, akıllarına takılan soruları çok seviyorum.Hayata bir kez daha o gözlerden bakabilmek çok güzel.Büyüdüğümüz için bize normal, olağan gelen bir sürü büyülü anı tekrar yaşamak harika.

Ama en çok Duru'ya bir şey sorduğumda "beynin kendi çıkarlarını değerlendirme anını" gözlerinde görmeyi seviyorum.

-Dondurma mı, park mı Duru?

-(2 sn boşluk) İkisi de.

:))

17 Mart 2015 Salı

Duruca



*Duru su içtikten sonra ağzının üstünün ıslak olmasına kesinlikle tahammül edemiyor.Bu ilginç çünkü ben denedim su içtikten sonra ağzımın üstü ıslanmıyor ama onun ağzı küçük olduğu için sanırım dudaklarının üstü, bıyıkları ıslak oluyor:) Su içtikten sonra ağzını mutlaka silmesi gerekiyor.E her zaman yanında peçete olmuyor o da ağzını kolunun dış kısmına siliyor.Bu konuda onu uyarıyorum çünkü bu bir annenin görevi, çocuğuna toplumda hoş karşılanmayan davranışları öğretmek.

Neyse işte Duru'nun işe geldiği bir gün yine su içmesi ve elbette ivedilikle ağzını silmesi gerekti.Bakındı etrafta peçete yok yanımızda da Zeynep Abla var koluyla açıkça silmemesi gerektiğini biliyor.Kolunu hemen masaya uzattı, kafasını ağzı koluna gelecek şekilde yatırdı.Başını çok hafifçe hareket ettirerek ağzını sildi bir yandan da yüksek sesle şöyle dedi "kafamı dinlendiriyorum" :))))

Zeynep Abla ne yaptığını anlamadı bile.Gerçekten kafasını dinlendirdiğini düşündü:) Bense hala gülüyorum!


*Ben öyle çok bakımlı bir kadın değilim ama ben bile ara sıra elime pamuk alıp yüzümü siliyorum :P Bu çok arada zamanlarda Duru yanımda bitiyor ve o da yüzünü pamukla bir şeyler dökerek temizlemek istiyor.Ben bunu kullanıyorum.Duru'ya ASLA veremem.Ne yapayım diye düşündüm ve ona gülsuyu aldım.Ara sıra yüzümü sildiğimde yanımda bitiyor ve birlikte pamukla yüzümüzü temizliyoruz.Bazen ben de gülsuyu kullanıyorum.


*Eline kitabını alıyor ve yüksek sesle okuyor.Uydurmasyon okumalarına hastayım.Son dönemlerde bir de oyuncak bebeklerine okuyor "kardeşime kitap okuyorum" diyerek:))




*Her akşam gelinlik giyiyor.Her ama herrrrr akşam.Kimi zaman pijamasının üzerine ama genelde fanilasının üstüne.Odasında gelinliğini gizlice giyiyor ve oturma odasına geliyor.İçeri bir girişi var gerçek gelinler de o hava yok arkadaş.İhtişamlı bir giriş sonrası babasıyla dans ediyorlar."Baba düğün abi{damat} yok ya o yüzden seninle dans ediyorum, annem de kendi babasıyla dans etsin diyor":))Bize her gün düğün anlayacağınız:)



9 Şubat 2015 Pazartesi

Duruca #5


Bir akşam işten gelmişim Duru ile koltuklara yayılmış çizgi film seyrediyoruz.Değişik bir çizgi filme denk geldik, ilgimi çekti.Seyretmeye başladım.Bunu farkeden Duru kanalı değiştirmek istedi, "kızım biraz daha kalsa bunu seyrediyorum" dedim.Hayır dedi ve kanalı değiştirdi.

Peki dedim ama o uzun süre ne hissettiğimi anlamak için yüzümü izledi.İşten geldiğimde biraz gıcık oluyor bana ve bazen beni özellikle sinirlendirmeye, üzmeye çalışıyor.Ona bu tatmini yaşatamam elbette:P

Neyse ertesi gün bakıcı teyzemiz aradı."Duru çok ağlıyor televizyonda bir çizgi film çıktı "ben anneme dün bunu izlettirmedim" diye ağlamaya başladı" dedi.

Yaptığı hatayı anlamış, yaptığından pişman olmuş ve bir de yufka yürekli.Bir anne daha ne ister :)

20 Ocak 2015 Salı

Duruca


*Duru Ankara'da dayısıyla çok uğraştı.Ağzından her kötü söz çıktığında anneme şikayet etti ve birlikte Fatih'in ağzına biber bastılar:) Bir süre sonra acı biberi dolaptan kendi alıp getirmeye başlamıştı.Bu durumun iyi tarafı şu oldu ki Fatih ne sık küfür ettiğini{b.k dediğini} fark etti.Evde her iki saatte bir "küfür etti küfür etti" diye bağıran biri vardı :)

Alışveriş merkezinden gelmişiz annemle mutfağa girip akşam yemeği hazırlıklarına girişmişiz.Duru da dayısıyla oturma odasında.Dayı bana kitap oku dediğinde dayısı "okurum ama sen de beni şikayet etmekten vazgeçeceksin" demiş.Kendisine kitap okunmasını çok istiyor ama dayısını sıkıştırma şansından da vazgeçemiyor.Ne yapsın bilemeyen Duru en sonunda dayısına dönüp:

- "Tamam, sen oku,ben dinlemiyorum" demiş:))))

*Basketbola fitbol diyor, bayılıyorum.

*Ankara'ya gitmek için uçağa bineceğiz güvenlik kontrolünde başladı ağlamaya.Babasından ayrılmak zor geldi kuzuma:)Uçağa binene kadar ağladı,  uçakta artık ağlamaktan yorulunca şöyle bir dik oturdu , iki eli ile gözlerini sildi ve yüksek sesle kendini telkin etti "cesur ol Duru" :))))) İnene kadar güldüm:)) Hangi çizgi filmde görmüş bunu bilemedim.Cesur ol Duru:)




18 Ocak 2015 Pazar

Duru doğumgünü {40 gün 40 gece}


Arkadaşlarla yapmayı planladığımız doğumgünü için tüm hazırlıklarımız tamamdı ancak Gül Abla'nın rahatsızlanması sebebiyle iptal oldu.Ben Duru'ya çok istediği bebeği Ankara'dan almıştım ve günlerdir veremiyor olmam sebebiyle çok rahatsızdım.Daha fazla bekleyemeyecektim ve kendi partimizi yapmaya karar verdik.

Geçen senelerde babaanne ve dedemiz de bizimle olurdu ancak bu sene babaanne seyahatte olduğu için çekirdek bir parti yapmaya karar verdik.

Cumartesi kahvaltıdan sonra evden çıktık.Kocam Duru ve beni Gazipaşa caddesinde bırakıp bir kaç işini halletmeye gitti.Duruyu arabasına oturtup yaklaşık bir saat hiç durmadan yürüdüm.Ona yolda simit aldım, bir kaç arkadaşa rastladık sonuçta çok keyifli bir bir saatti.

Murat bizi aldı beraber yemek yemeye gittik.Yemekten sonra Pasta Bahçesi'nden aldığımız pastamızla evimize geldik.Salon masasına örtü serdim, tabaklarımızı çıkardım.Mumu ta geçen sene almıştım, dünyanın en şirin 4'ü :) Mumu defalarca üflettik, bol bol poz verdik.







Sonra en heyecanlı kısım geldi.Hediyesini çıkarıp paketi açmasını istedik.O kadar sevindi ve şaşırdı ki o anlar her türlü beklemeye değdi.Ankara'da ben Duru'yu oyuncakçının içindeki oyun parkında anneme emanet etmiş ve bu bebeği almaya gitmiştim, alıp döndükten sonra Duru oyuncakçının içinde ona aldığım bebeği gördü ve "anne bunu alalım" diye ısrar etti.Alamam dedim, tüm yalvarmalarına rağmen "bu bebeği zaten aldım" demedim.Bu sebeple bebek daha bir kıymetli oldu.

Bize bir oyuncak alındığında günlerce mutlu olurduk.Oyuncağımızı, kıyafetimizi ya da ayakkabımızı korur hatta onunla uyurduk.O mutluluğu şimdiki çocuklarda göremiyorum.Bir arkadaşım vardı kızına aşırı düşkündü ve anneliği korkunç abartırdı.{Onun bu halleri bir başka yazı konusu hatta.}Neyse işte bu arkadaşımın kızına doğumgünü için bir sürü bebek alınmıştı çocuk hepsine bir kaç saniye kadar sevindi sonra tümünü bir kenara atıp sıkıcı! hayatına döndü.O zaman Duru yoktu ve ben bir çocuğum olursa böyle hissetmemesi için her şeyi yapacağım demiştim.

Duru'ya çok özel bir durum yoksa oyuncak almıyorum.Hediye aldığım şey genelde kitap oluyor.Biz oyuncakçılara değil kitapçılara gidiyoruz.Oldu da oyuncakçıya girdiysek de oyuncak almadan çıkıyoruz.Babaannesi, dedesi ya da arkadaşlar alıyor kimi zaman ama bizim alınmasını istemediğimizi bildikleri için genelde oyuncaktan başka hediyeler getiriyorlar.

Sonuçta Duru dün gece yeni bebeğiyle uyudu:) Bugün tüm gün kucağındaydı ve şu an hala da onunla birlikte.Gün boyunca bir kaç kez "anne ne güzel bir bebek almışsın" dedi.Dedesi bu akşam yemeğe geldiğinde içeri girdiği an " dede yeni bebeğimi gördün mü?" dedi.

Bizim kızımıza hediyemiz bebek değil de bu "mutlu olma hissi" aslında.

Her zaman iyilerle karşılaşması, kendisinin de iyilerden olması, ufak şeylerden mutlu olabilmesi en büyük dileklerimden.

Nice yıllara küçük kızım !


13 Ocak 2015 Salı

Kahve


Kahve içemiyorum.Hele Türk kahvesi hiç.Misafirliğe gittiğimde verirlerse teşekkür ediyor içermiş gibi yapıyorum:) Adana'da  "kahve alır mıydınız?" diye sormadan herkese kahve getiriyorlar çünkü ben hariç herkes kahve tiryakisi:)

Neyse ki Duru Türk kahvesine bayılıyor.Geçen gittiğimiz misafirlikte bana ikram edilen kahveyi görünce hemen yanıma oturup son yudumuna kadar içti, yetmezmiş gibi telvesini de yedi:)

Kime çekti bu çocuk bilmiyorum? :)

Hakkımda

Bir anne, bir baba ve bir de çocuk.Aşk dolu, neşeli ve eğlenceli bir hayat umuduyla..