26 Ocak 2016 Salı
Olağan akış
Blogun olağan akışı sekteye uğradı. Haftasonu arkadaşlarla yeni açılan bir otelde kahvaltıya gittik, yeni bir hamburgerci denedik falan ama hiç birini blogda yazmaya henüz halim yok.
Hava çok soğuk acaba bu yüzden mi diyorum bazen. Üzerimde bir ağırlık var. Tam kış modundayım:)
Akşamları kitap okuyorum, tv izliyoruz, battaniye örüyorum.
Bu ara en çok ev değiştirme konusuna sardım. Beğendiğim evle ilgili bir sorun var bence çok önemli bir şey değil ama Murat çok önemsiyor. O ev olmasın diye bir sürü alternatif ev buldu ama konum olarak hiç birini beğenmedim. En son benim sitede afişi olan bir emlak şirketinin sahibinin arkadaşı olduğunu öğrendi. Adamcağız ısrarlarıma dayanamıyor, ne yapsın.
Bir yandan da endişeliyim çünkü sorun denen şey kapalı havuzun ruhsatı ile mi ne ilgiliymiş evi aldıktan sonra acayip bir borç çıkar mı acaba diye de düşünmüyor değilim. O zaman Murat bana çok kızabilir işte:))
Arafta gibiyim.Şu andaki evde geçiciymişiz gibi hissediyorum. Devamlı taşınırken yapacağım değişiklikleri düşünüyorum, vereceğim eşyaları hesaplıyorum. Kafam bunlarla öyle çok meşgul ki dönüp blog yazmaya fırsat bulamıyorum:))
Duru hayatının ilk yarıyıl tatilinin tadını çıkarıyor. Perşembe Cuma izin alacağım ve anne kız birlikte iki gün geçireceğiz. Sinemaya gideriz mısır yeriz diye heyecanlanıyor. Bakalım.
18 Ocak 2016 Pazartesi
Nostaljik Pazartesi!
Kar kış ve yağmur da en iyisi bir tatil yazısı diye düşündüm.Bu arada fikir için tekrar teşekkürler Ayşe Abla:)
Alaçatı'ya bu bizim üçüncü gidişimiz.Pek bir numarası olmayan sokaklar, kalabalık gibi sebeplerden çok çok da bayılmıyoruz bu sebeple sadece bir gecemizi Alaçatı'ya ayırmaya karar verdik.O gece de hedefimizi "ünlü görmek" olarak belirledik.En az iki diyordu kocam:)
Duru kokuya çok hasaas bir kız.Biliyorsunuz. Burada da kokoreç kokusundan rahatsız olup burnunu tıkamış.Bunu anladığımda gülmekten ölecektim:)
Daracık sokaklara tezgahlar açılmış.Hediyelik eşyalar,biblolar, lavantalar, mısırlar, takılar satılıyor.
Biz de kendimize anne kız aynı bilezikten aldık.Duru bir balık olduğu için onun bileziği balıklı:) Alttaki dondurmalı fotoğrafında bileziği görülüyor.
Ve işte Alaçatı'ya gelme sebebimiz.Mavi dondurma ! {Benimkinde pembe de var }
Şimdi gelelim ünlü görme hikayemize :) Alaçatı'da dolaşırken hemen hemen herkes ünlü arayışında.O kadar çok insanın yüzüne ünlü mü acaba diye baktım ki anlatamam.Bir de biz kocamla bir iki senedir eskisi kadar dizi seyretmediğimiz için yeni ünlülere biraz uzağız.Görüp de kaçırdığımız ünlü olmuş da olabilir.
Neyse bakına bakına gezerken daracık yolun iki yanına sıkış pıkış sıralanmış masalarda oturan bir ünlü farkettim."İzzet Altınmeşe" diye bağırdım ve kocama gösterdim.Masadaki herkes bana baktı , kocam da yerlere yatıyordu.Çünkü adamcağız "Burhan Çaçan'mış" :)))) Herkeslerden özür dileyerek kaçtık! Koskoca Burhan Çaçan'dan burada da özür diliyorum.Tamamen benim heyecanlanmış olmam ve elbette salaklığım :))
İkinci gördüğümüz ünlü de Pınar Dilşeker'di.Yan masamıza oturup dondurma yedi.Kocam "herkes bu sene Bodrum'a gitmiş" diyip durdu:) Eda Taşpınar'ı bile göremedik sayın okur:))
15 Ocak 2016 Cuma
CUMA
Bu hafta çok hızlı geçti.
Yarın güne gideceğim için heyecanlıyım. Çoktandır bu tip gün işlerine bulaşmıyordum ama özlemişim. Toplam yedi kişiyiz ve bu ikinci gidişimiz bana ne zaman sıra gelir bilmiyorum ama menüm hazır:)
Mantı, kısır, hamur çanakları içinde pizza, humus, Hindistan cevizli toplar, elmalı kırıntı tatlısı, ballı cevizli avakado tatlısı.
Tatlıların hafif olmasına özen gösterdim. Ağır ağdalı tatlıları sevmiyorum. Yiyenler de nispeten sağlıklı bir şeyler yemiş olsun istiyorum.
Önümüzdeki aydan sonra herhangi bir hafta almayı düşünüyorum bakalım.
Dün de eski iş yerinden arkadaşlar bizi ziyarete geldi.Çok güzel geçti, eski günleri anmak, eski arkadaşların neler yaptığını öğrenmek. Her zaman en küçük bendim o yüzden arkadaşlarımın çocukları işe giriyor, evleniyor falan. Bu tip heyecanlı havadislere bayılıyorum:)
Duru'nun önümüzdeki sene için öğretmenini seçtik. O kadar absürd geliyor ki bana bu işler anlatamam.Ocak ayında gelecek senenin eylül ayı için isim yazdırdık.Ocak sonu sınıflar doluyormuş:) Yine sıcakkanlı, kocaman gülümseyen bir öğretmen seçtim. Daha önce arkadaşlarımın çocukları da bu öğretmene gittiği için referanslı bir öğretmendi de. Ben de her okula gittiğimde şöyle bir uzaktan izlerdim bu öğretmeni;) Hayırlısı.
Ama tabi çocuğum ve çocuklarımız için böyle bir eğitim sistemi dilerdim. Velinin koştur koştur okul ve hatta öğretmen seçmediği, eve en yakın okulda da en pahalı özel okulda da aynı seviyede eğitim alabileceği bir sistem. Her çocuğun değerli olduğu , önemsendiği bir sistem.
Herkese uzun , mutlu bir haftasonu diliyorum:)
Yarın güne gideceğim için heyecanlıyım. Çoktandır bu tip gün işlerine bulaşmıyordum ama özlemişim. Toplam yedi kişiyiz ve bu ikinci gidişimiz bana ne zaman sıra gelir bilmiyorum ama menüm hazır:)
Mantı, kısır, hamur çanakları içinde pizza, humus, Hindistan cevizli toplar, elmalı kırıntı tatlısı, ballı cevizli avakado tatlısı.
Tatlıların hafif olmasına özen gösterdim. Ağır ağdalı tatlıları sevmiyorum. Yiyenler de nispeten sağlıklı bir şeyler yemiş olsun istiyorum.
Önümüzdeki aydan sonra herhangi bir hafta almayı düşünüyorum bakalım.
Dün de eski iş yerinden arkadaşlar bizi ziyarete geldi.Çok güzel geçti, eski günleri anmak, eski arkadaşların neler yaptığını öğrenmek. Her zaman en küçük bendim o yüzden arkadaşlarımın çocukları işe giriyor, evleniyor falan. Bu tip heyecanlı havadislere bayılıyorum:)
Duru'nun önümüzdeki sene için öğretmenini seçtik. O kadar absürd geliyor ki bana bu işler anlatamam.Ocak ayında gelecek senenin eylül ayı için isim yazdırdık.Ocak sonu sınıflar doluyormuş:) Yine sıcakkanlı, kocaman gülümseyen bir öğretmen seçtim. Daha önce arkadaşlarımın çocukları da bu öğretmene gittiği için referanslı bir öğretmendi de. Ben de her okula gittiğimde şöyle bir uzaktan izlerdim bu öğretmeni;) Hayırlısı.
Ama tabi çocuğum ve çocuklarımız için böyle bir eğitim sistemi dilerdim. Velinin koştur koştur okul ve hatta öğretmen seçmediği, eve en yakın okulda da en pahalı özel okulda da aynı seviyede eğitim alabileceği bir sistem. Her çocuğun değerli olduğu , önemsendiği bir sistem.
Herkese uzun , mutlu bir haftasonu diliyorum:)
12 Ocak 2016 Salı
Ben yine havadan sudan bir şeyler yazdım işte:
Bu ara öyle üşengeç bir ruh halindeyim ki buraya fotoğraflı,
oraya gittik buraya gittik yazısı yazacak halim yok. Bir yandan da bloga uzun
süre yazmamak beni huzursuz ediyor. Ödevini yapmayan bir öğrenci gibi
hissediyorum kendimi.
Evde çok ciddi bir düzenlemeye gidilmesi lazım mesela.Üşengeçlikten ölüyorum. Sonuçta
bu işe yaklaşık iki ay sonra başlamaya karar verdim. Zira iş çok büyük neredeyse evin yarısını sağa sola
vereceğim, düzenleyeceğim, yerleştireceğim. Hiç kullanmadığım yatak örtüleri, battaniyeler, çantalar, tabaklar,
kitaplar,salata kaseleri,Duru'nun okul faaliyetleri vs.
Sonra hep almayı planladığımız evi almak için Murat’ı
sıkıştırmaya başladım. Evimizi satalım, kredi çekelim gibi kimsenin aklına gelmeyecek:) önerilerle yaklaşıyorum
kendisine. Geçen gün benim istediğim sitede
oturan bir arkadaşına denk gelip konuyu açınca sitede bir sürü sorun olduğunu
öğrenmiş. Ay resmen yıkıldım. Ben evin içine kafamda yerleşme işlemini
bitirmiştim çünkü:P
Hemen arkadaşa suç attım. Bilmiyordur o salak dedim. Adamı
tanımam etmem ama salak olduğundan eminim! İşime gelmeyen durumlarda karşımdakini salaklıkla suçlamak da benim salaklığım. Bu ilk olayda değil elbette:
Yıllar önce de liseden sonra bir arkadaşım ilk girdiğimiz
sene kazanamamıştı. Ben ilk sene kazanıp İstanbul’a gittiğim için onu Adanaya
her geldiğimde aradım, İstanbuldan dahi arayıp motive etmişliğim vardı.Sonra
ikinci sene Çukurova Üniversitesi Endüstri Mühendisliğini kazandı.
Bir türlü fırsat bulup görüşemiyorduk ama sık sık telefonda konuşuyorduk. Bana yeni sınıfını, arkadaşlarını anlatıyordu. Hoşlandığı bir çocuk bile vardı. Bir gün annem bir arkadaşının oğlunun da aynı okulda aynı bölümde okuduğunu benim arkadaşımı sorduğunda sınıflarında tek bir kız olduğunu onun da İzmirden geldiğini söyledi. Hah dedim salak o, sınıflarındaki kızları bile bilmiyor!
Bir kaç gün sonra aynı üniversitede yine mühendislik okuyan çok yakın bir arkadaşımın kardeşine N.den bahsettim. Hayır bizim okulda değil ben onu tanıyorum görsem bilirim falan dedi. Ay başımdan kaynar sular döküldü. N bir yıldır bana yalan söylüyordu. Hem de kuyruklu yalanlar!
Sonra bir gün N. öylesine üniversite sınavına gireceğini söyledi. Kendini denemek istiyormuş. Ben tabi artık yalanları bilerek dinliyorum. O sene diyetisyenliği kazandı şu anda da diyetisyen olarak çalışıyor. Yıllar sonra bir okul toplantısında karşılaştık hala ortamdaki diğer arkadaşlara "1 sene endüstri mühendisliği okudum" diyordu, onunla bir daha da görüşmedim.
Bu site konusunda da salak dediğim adamın haklı çıkmayacağını umuyorum. Ben o evi çok istiyorum ya. Lütfen birleşip dualar edelim. Hayırlısıyla o ev benim olsun.
7 Ocak 2016 Perşembe
Son günlerde
Murat bir toplantıya gitti, dört gündür kızımla yalnızız. Erkenden yemeğimizi yiyor yatağa giriyoruz. Benimle uyuyor olduğu için çok mutlu. Yatakta ben kitap okuyorum o ıpadden dizi, oyuncak tanıtımı ya da doktor muayenesi falan izliyor. Sonra da erkenden uyuyoruz.
Bu sabah hayatımda ilk kez sabah 05:30 da dinç bir şekilde kalktım. Tabi hiç iyi olmadı. Biraz uyumaya çalıştım sonra baktım olmuyor kalkıp biraz kitap okudum.
Sabah Duru'nun aşısı vardı , onu okula bıraktım. Öğretmen endişeli gibiydi. İlk önce Duru aşı olsun o hiç korkmaz dedim. Çok şaşırdı.
Duru aslında aşıdan , doktordan çok korkan bir çocuktu. Daha bir bebekti aşı yapılacağını ortamdan anlar ve ağlamaya başlardı. Sonra bacaklarını biraz eğri basıyor gibiydi diye Ankara'da bir ortopedi uzmanına götürdük. Giderken de ikna etmek için doktorun kendisini muayene ettikten sonra bebeğini de muayene edeceğini söyledik.
Muayenehaneye girdik, stres başladı ama doktorla görüşmeye başladığımızda Duru çığlık çığlığa ağladı, adamcağız neredeyse ter içinde bir muayene yaptı. Neyse biz konuşmaya başladık , Duru bana dönüp doktorun bebeğini ne zaman muayene edeceğini sordu. O koskoca profesör konuşmasını bıraktı döndü Duru'yu "Seni çok güzel muayene ettim, bir de bebeğini mi muayene edeceğim?" diye bir azarladı:)) Annemle hem şaşırdık hem de halimize güldük.
Sonra yine 3 yaşında falan çocuk doktoruna gittik biraz ateşi vardı. Öyle bir ağladı ki doktorlar birbirimizi duyamadık. Zor çıktık odadan:)
Sonra çok tatlı bir KBB uzmanı ile tanıştık. Çok yakın bir arkadaşımın da teyzesinin kızı olan bu doktor muayeneye gittiğimiz ilk gün neyi var diye sormadan önce neredeyse yarım saat Duru ve bizimle sohbet etti. Havadan sudan, elindeki oyuncağından derken çocuk çok rahatladı. İlk kez ağlamadan bir muayene olduk ki burnuna ve kulağına kamera soktuğumuz bir muayeneydi.
Sonrasında ben Duru'ya internetten muayene görüntüleri izletmeye başladım. Nöroloji muayenesi, çocuk doktoru muayenesi gibi. Zamanla evde doktorculuk oyunlarımız çok profesyonelleşti. Ciddi ciddi bir muayene yapacak kadar bir şeyler öğrenmişti sıpa.
Şimdi de işler tersine döndü. Şöyle ki devamlı doktora gitmek istiyor. Ühü.
Erzurum'a giderken yolda bir kaç kez kustu, o halde bile bana dönüp "üç kez kustum doktora götürmen lazım" diyor mesela. Tutturmuş bana MR çektirelim diye:))
31 Aralık.2015 gününde de ben izin almıştım ve kendi kendime sinemaya gitmeyi planlamıştım. Biletimde kartımda biriken puanlarla hediye geldi, Ertuğrul filmine girdim. O sırada okuldan öğretmeni aradı Duru'nun karnı ağrıyor diye.Sabah çok sağlıklıydı halbuki.
Babasını yolladım artık , okuldan aldı , geldi beni aldılar doktora gittik. Arabaya bindim zaten sinemadan filmin en başında çıkmış olmanın hüznü var içimde bir de baktım bizimki bıyık altından gülüyor. Meğer az bir karnı ağrımış sonra geçmiş ama doktora gitme aşkından dolayı iyileştiğini söylememiş.
Gittik artık mecburen. Doktor muayene etti, bir şeyi yok çok şükür. Kan alabilir miyiz dedim artık? Çünkü MR çektirmekten başka kan aldırmak ve damar yolu açtırmak gibi istekleri de var hanımefendinin. Kan grubunu bilmiyoruz da dedim.
Kan alan hemşire şok yaşadı. Ne bir ıh, ne kolunu çekme. Ben hayatımda böyle çocuk görmedim dedi kadın. Overdose youtube izlemiş diyemedim tabi:))
Kan grubu A Rh+ olan sevgili Duru ile doktor maceralarımız devam edecek. Bir yandan gülüyorum ama bir yandan da böyle cesur olduğu için mutluyum.
Bu sabah hayatımda ilk kez sabah 05:30 da dinç bir şekilde kalktım. Tabi hiç iyi olmadı. Biraz uyumaya çalıştım sonra baktım olmuyor kalkıp biraz kitap okudum.
Sabah Duru'nun aşısı vardı , onu okula bıraktım. Öğretmen endişeli gibiydi. İlk önce Duru aşı olsun o hiç korkmaz dedim. Çok şaşırdı.
Duru aslında aşıdan , doktordan çok korkan bir çocuktu. Daha bir bebekti aşı yapılacağını ortamdan anlar ve ağlamaya başlardı. Sonra bacaklarını biraz eğri basıyor gibiydi diye Ankara'da bir ortopedi uzmanına götürdük. Giderken de ikna etmek için doktorun kendisini muayene ettikten sonra bebeğini de muayene edeceğini söyledik.
Muayenehaneye girdik, stres başladı ama doktorla görüşmeye başladığımızda Duru çığlık çığlığa ağladı, adamcağız neredeyse ter içinde bir muayene yaptı. Neyse biz konuşmaya başladık , Duru bana dönüp doktorun bebeğini ne zaman muayene edeceğini sordu. O koskoca profesör konuşmasını bıraktı döndü Duru'yu "Seni çok güzel muayene ettim, bir de bebeğini mi muayene edeceğim?" diye bir azarladı:)) Annemle hem şaşırdık hem de halimize güldük.
Sonra yine 3 yaşında falan çocuk doktoruna gittik biraz ateşi vardı. Öyle bir ağladı ki doktorlar birbirimizi duyamadık. Zor çıktık odadan:)
Sonra çok tatlı bir KBB uzmanı ile tanıştık. Çok yakın bir arkadaşımın da teyzesinin kızı olan bu doktor muayeneye gittiğimiz ilk gün neyi var diye sormadan önce neredeyse yarım saat Duru ve bizimle sohbet etti. Havadan sudan, elindeki oyuncağından derken çocuk çok rahatladı. İlk kez ağlamadan bir muayene olduk ki burnuna ve kulağına kamera soktuğumuz bir muayeneydi.
Sonrasında ben Duru'ya internetten muayene görüntüleri izletmeye başladım. Nöroloji muayenesi, çocuk doktoru muayenesi gibi. Zamanla evde doktorculuk oyunlarımız çok profesyonelleşti. Ciddi ciddi bir muayene yapacak kadar bir şeyler öğrenmişti sıpa.
Şimdi de işler tersine döndü. Şöyle ki devamlı doktora gitmek istiyor. Ühü.
Erzurum'a giderken yolda bir kaç kez kustu, o halde bile bana dönüp "üç kez kustum doktora götürmen lazım" diyor mesela. Tutturmuş bana MR çektirelim diye:))
31 Aralık.2015 gününde de ben izin almıştım ve kendi kendime sinemaya gitmeyi planlamıştım. Biletimde kartımda biriken puanlarla hediye geldi, Ertuğrul filmine girdim. O sırada okuldan öğretmeni aradı Duru'nun karnı ağrıyor diye.Sabah çok sağlıklıydı halbuki.
Babasını yolladım artık , okuldan aldı , geldi beni aldılar doktora gittik. Arabaya bindim zaten sinemadan filmin en başında çıkmış olmanın hüznü var içimde bir de baktım bizimki bıyık altından gülüyor. Meğer az bir karnı ağrımış sonra geçmiş ama doktora gitme aşkından dolayı iyileştiğini söylememiş.
Gittik artık mecburen. Doktor muayene etti, bir şeyi yok çok şükür. Kan alabilir miyiz dedim artık? Çünkü MR çektirmekten başka kan aldırmak ve damar yolu açtırmak gibi istekleri de var hanımefendinin. Kan grubunu bilmiyoruz da dedim.
Kan alan hemşire şok yaşadı. Ne bir ıh, ne kolunu çekme. Ben hayatımda böyle çocuk görmedim dedi kadın. Overdose youtube izlemiş diyemedim tabi:))
Kan grubu A Rh+ olan sevgili Duru ile doktor maceralarımız devam edecek. Bir yandan gülüyorum ama bir yandan da böyle cesur olduğu için mutluyum.
6 Ocak 2016 Çarşamba
Kitap: Hımm
Bu geçen senenin kitaplarından biri, taslakta unutmuşum:) Oldukça kötü bir kitaptı. Annesi hasta olan bir kız , kıza bir teklifle gelen bir tanrı var falan. Kitabın sonu sürprizli ama bu bile kitabı kurtarmıyor.
Geçen sene okuduğum 81. kitap olmasının dışında bir özelliği yok.
5 Ocak 2016 Salı
Ergen
Hayattaki üzüntüleri, sıkıntıları bloguma çok fazla yansıtmamaya çalışıyorum. Gazeteleri dişlerimi sıka sıka okuyorum mesela ama blogda bundan hiç bahsetmiyorum. Ya da haberleri ağlamadan izleyemiyorum ama burada tek kelime etmiyorum.
Genel yapım da bu yöndedir benim. Çok az şeyi kafama takarım, olayı dramatize etmem. Önemsemem, geçer derim. İnsanların sözleri beni kırıyorsa dahi olgun davranmaya çalışırım, cehaletlerine veririm, iyi niyetli en azından filan derim. Bana laf sokana laf sokmam mesela. Uzak dururum. Sevmiyorsam görüşmem. Görüşmek zorundaysam mesafeli bir samimiyet kurarım.
Annemle bile bir resmiyetim vardır. Haber vermeden, müsait mi diye sormadan gitmem. Evinde ona sormadan yemek bile yapmam. Kayınvalidemle, arkadaşlarımla, evdeki yardımcılarla dahi. Murat ,Duru ve sanırım kardeşim hariç herkesle aramda bir mesafe var. Bu sevmediğimden asla değil.
Yeni yıl yazısını hazırlarken de yıllardır blogunu zevkle okuduğum Sergül'ün kızını kaybedişinin acısı içindeydim. Allah kimseyi evladıyla sınamasın, Sergül'e de sabır versin.
Sergül'ün blogda ve ınstagramda takipçisiyim ve ona yapılan yorumları da görüyorum haliyle.Görmez olaydım.
Her zaman Sergül'ün takipçileri bir garipti zaten. Yani zırt pırt Japonya'daki saati soranlar, aşırı sevgi gösterisinde bulunanlar, Japonya'dan bir şeyler isteyenler, acayip hakaret edenler, komik komik akıl verenler filan. Ama insan bu salakların bile böyle bir acı karşısında en azından susmasını bekliyor.
En iyi niyetli yorumlar bile korkunç. Kız 14 yaşında daha hayatın başında, ne acı yaşamış, ne sorumluluk almış, ne evlattan anlar ama kalkmış kadına evladının kaybıyla alakalı suçlarcasına akıl veriyor, çok fazla üzülme falan diyor. Bir diğeri nazardan bahsediyor, öbürü annesinin kaybettiği evlatlardan ve acısının hiç geçmediğini yazıyor. Oysa yapılacak tek şey sabır dilemek, ya hiç bir şey bilmiyorsan sus bari.
Bana abla abla demeyen, saçma sapan yorumlar yapmayan, yaşının üstünde ahkamlar kesmeyen, aptalsın sen der gibi akıl vermeyen, kırmaya çalışmayan iyi niyetli, sevgi dolu tüm okurlarıma buradan sevgilerimi gönderiyorum. Her zaman sevgi dolu, içten yorumlar gördüm blogumda.
Her yazıdan sonra okuduklarım mutlu etti beni. Genç okurlarım bile anlamlı, mutluluk veren şeyler yazdı.
Teşekkür ederim.
30 Aralık 2015 Çarşamba
Yeni
Yeni olan her şeyi severim. Yeni her şey beni heyecanlandırır. Eski hemen hiç bir şeye karşı bir bağım yoktur. Eski eşyalara, eski bir oyuncağa, eski bir kitaba hatıra yükleyenlerden değilim. Cansız olan her şey ama her şey benim için vazgeçilebilir.
Eski yılı da bu duygularla yolcu ediyorum. Güzel bir yıldı, pek çok güzel hatıra bıraktı ama ben yenisine çoktan hazırım:)
Da işte yine de birlikte bu yıl neler yapmışız bir bakalım. Böyle yıl sonu yazılarını pek seviyorum.2015'in en havalı düğünleri,2015in en komik bebekleri, 2015de ayrılan ünlüler gibi:))
Bu yıl bol kitap okumuşuz artık biliyoruz:)
Bol bol da gezdiğimiz bir yıl oldu:
Fransa'ya gittik , Eskişehir'e ve Konya'ya gittik .( 2015yaztatili ) Sonra Gaziantep gezisi vardı , damaklara zarar. Ramazan Bayramında yakın bir kaçamak yapmıştık. Sık sık Gözne'ye gitmişiz mesela kiminde arkadaşlarla kiminde sadece biz.
Anne ve babamı ziyarete sık sık Ankara'ya gittik. Her seferi ayrı bir maceraydı.
Erzurum' a yaptığımız yolculuk da hem buz gibi hava, hem endişe veren bir sağlık problemi hem de çok uzun süredir görmediğim ailemi görme fırsatı verdiği için çok özeldi.Korktuk, üşüdük ve sonuçta neyse ki mutlu olduk.
Hemen her haftasonu ne yaptığımı kaydetmişim. Haftanın en çok sonunu sevengillerden olduğum için bu iyi bir şey:)
Duru ile bol bol sinemaya gittik. Çok sevdiğim filmler de oldu, nefret ettiklerim de.
Duru okula başladı! Ah bu bence bu senenin en önemli haberi.Okulu, öğretmenleri, sınıf arkadaşları, diğer veliler falan hayatımıza yeni bir sayfa açmış olduk.
Duru doğmadan önce de beslenme konusunu önemserdim. Duru'dan sonra da sağlıklı beslenmesi konusunda endişelendiğim bir başka insan olduğu için daha da çok kafaya taktım bu konuyu.
Kendim de bu süreçte o hep vermeye çalıştığım 5 kiloyu verip 55 kiloyu o tartıda gördüm!Bu konudaki tüm sırlarımı da paylaştım.
Ve gelelim 2016'dan beklediklerime ve kararlarıma. Ben tümü olsun isterim ama her şey Allah'tan, bir bakarsın olur bir bakarsın olmaz. Bu sebeple ben en çok sağlık diliyorum. Ama bunu dışında da Allah izin verirse;
1. Bir bebek daha istiyorum. Olduğu kadar, olmazsa kader. :) Olsun diye dua edelim ama.
2. Yeni bir ev istiyorum. Ev taşımak korkunç farkındayım ama evin ilk taşınmış halini çok seviyorum. Her şeyin yerinin bilindiği, tüm fazlalıkların ayrılıp dağıtılmış olduğu o tertemiz ev.. Yeni evi de buldum, beğendim bile! Tek eksiğimiz para:))
3.Bloga daha özenli fotoğraflar çekmek istiyorum.Eski yazılara baktığımda gördüğüm fotoğraf kalitesi son dönem yazılarında yok maalesef. Kocaman makinayı çıkarmak zor geliyor diye elimde olan telefonla fotoğraf çekip duruyordum. Kesin kararlıyım fotoğraflarımı gerçek bir fotoğraf makinasıyla çekeceğim.
4. Evi taşısak da taşımasak da çok ciddi bir düzenleme yapacağım. Oturma odasına dolap çizeceğim, gardrop üstüne istiflenen her şeyi atacağım. Oturma odasında koltuğun altında bir sürü şey vardı koltukları değiştirdik yeni koltuklar sandıksız, evde hiç de bir eşya artışı falan olmadı. Yıllarca yerinde boş boş bekleyen tüm eşyalar korkun benden!
5. Bir dövüş sanatları kursu bulup katılacağım, Duru'yu da jimnastik kursuna başlatacağım. {inşallah}
6. Eve piyano alacağım. Sonra da bir piyano hocası bulacağım ve Duru'yu piyano dersine başlatacağım. Belki ben de ders alırım o işin kreması olur.
7.Blog etiketlerini sadeleştireceğim. Altı ana başlık bulacağım mesela. Tüm yazılarıma erişimi kolaylaştıracağım vs.
8. 5 kilo daha vereceğim. Bu sene bu blogda 50 kilo olduğumu gösteren bir fotoğraf görmeniz için elimden geleni yapacağım! Bu beş kilo muhabbeti de ne bitmek bilmez muhabbetmiş ya:)
Yazımı Duru'nun bebek olduğu günlerden bir fotoğrafla bitirmek istiyorum. Zaman öyle hızlı geçiyor ki daha dün gibi gelen bu fotoğrafın üstüne bir beş sene geçti. Geçen günlerimizin hakkını verebilmek, sağlıklı, mutlu ve huzurlu kalabilmeyi dilerim.
Ülkem için de savaşsız, adil bir gelecek diliyorum. Kimse bu dünyada geçici olduğunu unutmadan yaşasın, birilerinin iktidar hırsı için gencecik insanlar ölmesin, başka ülkeler kendi çıkarları için ülkemizin huzurunu kaçırmasın, kardeş kavgaları son bulsun, birlikte daha zengin, daha medeni günler görelim inşallah!
Hoş geldin 2016!
29 Aralık 2015 Salı
Kitap:
En sevilen yazılarım kitap yazılarım değil.Altına tek tük yorum oluyor ve kimse de "bu yazıyı sevdim" butonuna basmıyor. Ama öyle bir hale geldi ki okuduğum tek bir kitabı bile kaydetmesem olmayacamış gibi hissediyorum.Bir senede kaç kitap okuyorsun sorusunun cevabına nihayet oldukça yaklaştım. Arada kaydetmeyi unuttuğum bir kaç kitap olsa da oldukça anlamlı sonuçlara ulaşacağız bu sefer:) Saydım buraya yazdıklarım haricindekiler bilmiyoruz ama blogda kayıtlı olanlara bakılırsa bu sene 80 kitap okumuşum:)
Her şeyin başlangıcı: "Ezra Faulkner mezuniyet balosunun kralı olacaktı; tabii kız arkadaşı onu aldatmasa, bir araba kazasında bacağı parçalanmasa ve yeni gelen kız Cassidy Thorpe'a âşık olmasaydı" şeklinde tanıtılan kitap kahramanımız Ezra Faulkner'ın başına gelenler yüzünden okulun en havalı çocuklarından biriyken bir anda "ezikler" dediğimiz gruba geçişiyle başlıyor.Okula yeni gelen Cassidy Thorpe'la tanışır.
Çok eğlenceli, güzel bir bakış açısı olan bir kitap ama ne yazık ki berbat bir sonla bitmiş. Yani inanın gece yarısı yazara bir şekilde ulaşıp iki çift laf edesim geldi. Bu sebeple bu kitabı önermiyorum.
Lekeliler: Londra'da hasarlı genlerin aktarılmaması için bir sistem kurulmuş. Hatalı geni olan insanlar kısırlaştırılıyor, lablarda mükemmel çocuklar tasarlanıyor. Genetik aktarıma uygun olmayan kişiler lekeliler deniyor ve toplumun aşağı bir tabakasındalar.Gelişmiş denen mükemmel gruba hizmet etmek için varlar , üreyemedikleri için de bir süre sonra yok olacaklar.
Lekeli kahramanımız Mina Hart eşyaları düşünce gücü ile kıpırdatabiliyor. Bir başka geleceği gören lekeli de var. Konu güzel ama anlatımı, kurgusu falan oldukça kötü. Devamını okumam, bu kitabı da zorla bitirdim.
Her şeyin başlangıcı: "Ezra Faulkner mezuniyet balosunun kralı olacaktı; tabii kız arkadaşı onu aldatmasa, bir araba kazasında bacağı parçalanmasa ve yeni gelen kız Cassidy Thorpe'a âşık olmasaydı" şeklinde tanıtılan kitap kahramanımız Ezra Faulkner'ın başına gelenler yüzünden okulun en havalı çocuklarından biriyken bir anda "ezikler" dediğimiz gruba geçişiyle başlıyor.Okula yeni gelen Cassidy Thorpe'la tanışır.
Çok eğlenceli, güzel bir bakış açısı olan bir kitap ama ne yazık ki berbat bir sonla bitmiş. Yani inanın gece yarısı yazara bir şekilde ulaşıp iki çift laf edesim geldi. Bu sebeple bu kitabı önermiyorum.
Bir başka mavi: İşte kitap gibi kitap. Adı "Blue" olan vahşi bir kızın yaşam mücadelesi. Annesi onu tesadüfen seçtiği(!) bir kamyon şoförüne terkedip gitmiş, onu bıraktığı adam yıllarca toplumdan uzakta büyütmüş ve bir gün o adam ölünce okul sistemine bir şekilde dahil olan Blue okula yeni gelen bir tarih öğretmeni sayesinde hayata tutunuyor. Blue Echohawk benim favori kadın karakterlerimden oldu. Aşk kitaplarında genelde erkek karakter baskındır, onun sevgisini göstermesi beklenir, sonuçta da hikaye onun başarısıdır oysa bu tamamen Blue'nun hikayesiydi ve ben çok sevdim. Eserlerini, sanatını, bebeğini, elde ettiklerini sevdim. Kitap harika bir sonla da bitince size hararetle tavsiye edebileceğim kitaplardan oluyor.
Cazibenin efendisi: Valla bu bir klasik. Bu aşk romanları İskoç erkeklerinin havasını oldukça arttırdı bence. Yine İskoçya'da geçen silik kadın, muhteşem erkek, bir şekilde bir araya gelmeleri o kadının aslında bir afet olduğunu o zamana kadar anlaşılamamış olması ve erkeğinde kötü sayılan tüm özelliklerinin gerçek olmadığını ortaya çıkması gibi mucize! lerle gelişen bir kitap. Bu türü severim ama bu kitap "eh işte"den fazlası değil.
Leo: Pek sevdim.Yıllar önce bir bakımevinde tanışan iki kimsesiz çocuğun aşkı sekiz sene sonra anlatılmaya başlanıyor. Mia Sheridan kesinlikle sevdiğim bir yazar oldu.
Büyülü bir An için: Çikolata fabrikası veliahtı bir kız , dedektiflik yapmaktan hoşlanıyor, babasının fabrikasına yeni gelen işçiye aşık oluyor, elbette bir aşk romanında bu olmayacağı için adam aslında bir vikont ama bunu saklıyor filan. Olaylar gelişiyor ama güzel gelişmiyor. Bu kitabı hiç beğenmedim.
Lekeliler: Londra'da hasarlı genlerin aktarılmaması için bir sistem kurulmuş. Hatalı geni olan insanlar kısırlaştırılıyor, lablarda mükemmel çocuklar tasarlanıyor. Genetik aktarıma uygun olmayan kişiler lekeliler deniyor ve toplumun aşağı bir tabakasındalar.Gelişmiş denen mükemmel gruba hizmet etmek için varlar , üreyemedikleri için de bir süre sonra yok olacaklar.
Lekeli kahramanımız Mina Hart eşyaları düşünce gücü ile kıpırdatabiliyor. Bir başka geleceği gören lekeli de var. Konu güzel ama anlatımı, kurgusu falan oldukça kötü. Devamını okumam, bu kitabı da zorla bitirdim.
Seni Bulana Kadar: Bu daha önce okuduğum bir kitabın bu kez erkek gözüyle yazılmış hali. İlk kitabı daha çok sevmiştim. Aynı hikayeyi ikinci kez okumayı sevmiyorum. Grey hariç:)
Bir hayalin peşinde: Bir kasabada anneannesinin saçma günlüğünü okuyarak, günlükte geçen yelerde gezinirken orman korucusuna aşık olan kızın saçma hikayesi. Hiiiç beğenmedim.
Bu da bir devam kitabıymış. Valla evde beş yaşında kızım var , kapak resminden ötürü almayacağım ilk kitabı okumadan da bu kitabı okudum. Klasik çok aşık erkek, bir rock yıldızının oğlu, annesi hemen herkesten bir çocuk yapmış, her çocuğa da birileri sahip çıkmış , kim kimin kardeşi belli değil şeklinde bir eser. Herkes biribiriyle kardeş ama aynı zamanda da değil filan. Hikaye anlatımı çok baştan savma. Aşk hikayeleri tutuldu ya yazarımız "aman ben de bir tane yazayım" demiş ve yazmış.Beğenmedim.
Bu senenin son kitap yazısıydı tahminen. Yeni kitaba başladım ama bitirip de yazmamın mümkün olacağını sanmıyorum:)
28 Aralık 2015 Pazartesi
Nostaljik Pazartesi 2
Hastalıkla geçen bir haftaydı. Hiç yazı yazamadığım gibi içimden hala bir şey yazmak gelmiyor.Neyse ki bugünün pazartesi olduğunu farkettim:P Dolayısıyla arşivden eski bir yazı ile merhaba diyebilirim ;)
Geçen hafta arkadaşlarımızın çiftliğine gittik.Çok güzel bir gündü.Duru sevsin diye bir kuzu getirdiler peşinden de annesi geldi.Kendisi de bizden korkuyor olmasına rağmen yavrusuna bir şey olacak diye bir saniye bile ayrılmadı.O kadar duygulandık ki o yavrusunu bırakmayan anne haline, rica ettik kuzuyu gönderdik.Sonra da gidip sürünün önünde bir poz verdik.
Kuzulardan sonra ineklerin yanına gittik.Fotoğraflarda özellikle gökyüzüne dikkat edin sayın okur.Renk o kadar muhteşemdi ki.
Kocaman inekler bizden korkmadı tabi ama Duru onlardan korktu ve kucaktan inmek istemedi.Küçük danaların biberonla beslenmesi ise çok hoşuna gitti.Sonuçta eline verilen biberonla dana beslemesi ise bence günün bonusuydu.Kızım büyüyor ve beni çok şaşırtıyor.
Geçen hafta arkadaşlarımızın çiftliğine gittik.Çok güzel bir gündü.Duru sevsin diye bir kuzu getirdiler peşinden de annesi geldi.Kendisi de bizden korkuyor olmasına rağmen yavrusuna bir şey olacak diye bir saniye bile ayrılmadı.O kadar duygulandık ki o yavrusunu bırakmayan anne haline, rica ettik kuzuyu gönderdik.Sonra da gidip sürünün önünde bir poz verdik.
Kuzulardan sonra ineklerin yanına gittik.Fotoğraflarda özellikle gökyüzüne dikkat edin sayın okur.Renk o kadar muhteşemdi ki.
Kocaman inekler bizden korkmadı tabi ama Duru onlardan korktu ve kucaktan inmek istemedi.Küçük danaların biberonla beslenmesi ise çok hoşuna gitti.Sonuçta eline verilen biberonla dana beslemesi ise bence günün bonusuydu.Kızım büyüyor ve beni çok şaşırtıyor.
17 Aralık 2015 Perşembe
Son günlerde:
Bir koşuşturmaca içindeyim.
Bir yandan işlerim bir yandan, Duru'nun okuluyla ilgili gelişmeler diğer yandan, sosyal hayat öbür yandan nefes alacak zaman bulamıyorum. Çok şükür. Böyle koşturmacalar içindeyken kendimi gerçekten yaşıyor hissediyorum.Duru'nun okulu satıldıktan sonra başka bir okul arayışına girdim. Şimdilik kendi okulunda kalmasına karar verdim ama her zaman bir B planım olmasını istediğim için bir başka okula da ön kayıt yaptırdım. Okuldan PDR görüşmesi için aradılar ve ayın 16sına randevu verdiler. Duru'yu okuldan aldım, hazırlanıp diğer okula koştuk. Çocukları alıp sınıflara götürüyorlar. Ama Duru bir türlü gitmedi. Öğretmenler de ikna edemedi derken bir öğretmen bir şekilde iletişim kurdu ve elini tutup götürdü. Ama Duru orada kalması gereken sürede kalmadan bir kaç dakika içinde geri döndü.
Çok sıkıntıya girdim ve nasıl olduysa bir başka babanın çocuğuna "seni oyuncakçıya götüreceğim" dediğini duyup ben de "seni oyuncakçıya götüreceğim" dedim. Buna rağmen gitmedi ben de ne yapayım çocuğu giydirip okuldan çıktım. Açıkçası okul pek hoşuma da gitmedi. Bir düzeni yoktu, her elini kolunu sallayan girip çıkıyordu. Hiç kimse nereye gidiyorsun demeden ben okula girdim mesela.
Neyse okuldan çıktık arabaya gidiyoruz Duru başladı "tamam geri dönelim" demeye. O an o kadar yorgundum ki anlatamam. O yorgunlukla geri dönmedim. Açıkçası bazı şeylerin sadece bir an yapılabileceğini, o anı kaçırırsa geri dönüşü olmadığını da görsün istiyordum. "O an girmedin, tüm öğretmenler ve ben rica ettim ve sen girmedin" dedim. Başladı ağlayıp oyuncakçıya gidelim demeye. Öyle bir hale getirdi ki o girecekmiş de ben geri dönmediğim için girememiş dolayısıyla oyuncakçıyı hak etmiş:)
Çakaaaal:) Orada ağlayarak benim direncimi kırabileceğini sanıyor. Kızım sen doğmadan çok önce geçtik bu yollardan. Dünkü bebe beni oynatacak. Haha! Tabi ki oyuncakçıya gitmedik. "Kızım bu bir pazarlıktı sen kendine düşeni yaptın mı?" dedim. {Ama hakkını vereyim çok sıkı uğraşıyor.} Yaklaşık bir saat ağladı. "Götürecek misin?" diye hiç bıkmadan sordu. Her hayır dediğimde ağlama hızını arttırdı falan.
Murat geldiğinde ikimizde oturma odasındaki koltuklarda yorgunluktan sızıp kalmıştık.
Tüm bunların üstüne Murat da ertesi gün okula götürülecek kumbaraları bulamadığını söylediğinde gerçekten onu pencereden atmayı düşündüm. Çünkü o gün çok hastaydım, işe dahi gidemedim buna rağmen okulda yapılacak sunum için hazırlanıp kitap almaya gittim, materyal hazırladım ve sadece kumbara işi de Murat tarafından halledilecekti.
Beni arayıp kumbara bulamadığını söylese ben onu da bir şekilde hallederdim.
Artık nasıl bir yüz ifadesiyle baktıysam büyük kırtasiyeleri telefonla arayıp kumbara sormaya başladı:) Sonuçta yemekten sonra hazırlanıp kumbara aramaya başladık. Gittiğimiz ikinci kırtasiyede nispeten uygun fiyatlı 20 tane kumbara bulduk. Kızlara kırmızı erkeklere sarı aldık.
Okuldaki sunumun konusu tutumluluktu. Ben konuyla ilgili internette araştırma yaptım. Genel olarak bir tanım yaptıktan sonra geri dönüşüm, su ve elektirik tasarrufu, kağıt tasarrufu, gereksiz para harcama konularına eğilmeye karar verdim.(1, 2,)

Görsellerle desteklediğim anlatımdan sonra konuyla ilgili bir kitap okudum. Su ve elektrik tasarrufuyla ilgili boyama örnekleri bulup bastırdım. Benim sunumumdan sonra boyatmaları için öğretmenlere bıraktım.
Ve en son olarak da aldığımız kumbaraları dağıttık .Çocuklar o kadar tatlıydılar ki. Kızlara kırmızı erkeklere sarı kumbara aldım dedim, kumbara uzatmak için yaklaştığım çocuklar "ben erkeğim" diyordu mesela:)) Ah kuzular demeseler kendilerini kız sanacağımı mı düşündüler nedir?
Oradan çıkıp spora gittim. İş yerine döndüğümde cidden yorgunluktan bitik durumdaydım. Ama ruhen bir kuş kadar hafifim.
14 Aralık 2015 Pazartesi
Nostaljik Pazartesi:
Nerden çıktı bu "nostaljik pazartesi" derseniz sizi buraya alalım.Ben Ayşe Abla'nın bu fikrine bayıldım! Arşivlerde hazine yatıyor sayın okur. Hele ben o zamanlar gerçek fotoğraf makinasıyla çekim yapıyormuşum şimdilerdeki yazılarım eski yazıların yanında sönük kalıyor. Neyse lafı çok uzatmayalım işte karşınızda arşivden taze çıkmış, dumanı üstünde bir yazı:
İşten geldiğim bazı akşamlar canım hiç evden çıkmak istemiyor.Parka gidemeyeceğimizi söylemek yerine akşam bir aktivite yapacağımızı söylemek kızım açısından daha kabul edilebilir oluyor.Aktivite 1 ve aktivite 2 sonrası işte karşınızda aktivite 3:
Bu kez Tchibonun hazır origami setlerini kullanalım istedim:
Setimiz,aktivite kutumuz ve gizlice aldığı annesinin allığıyla yanaklarını hunharca kızartmış olan aktivite partnerim hazır:

Origami setimizden renkli kağıtlar, yapıştırmalı gözler gibi malzemeler ve bir kullanım klavuzu çıktı:

Ben kuş yapalım istedim:

Kızım klavuzu biraz karıştırdı:

Okudu, değerlendirdi:



İnceledik,ğraştık, katladık ve sonuç:

Evet biz de pek beğenmedik:)))

Ama önemli olan eğlenmek:)
Sonuç felaket olsa da:))))
İşten geldiğim bazı akşamlar canım hiç evden çıkmak istemiyor.Parka gidemeyeceğimizi söylemek yerine akşam bir aktivite yapacağımızı söylemek kızım açısından daha kabul edilebilir oluyor.Aktivite 1 ve aktivite 2 sonrası işte karşınızda aktivite 3:
Bu kez Tchibonun hazır origami setlerini kullanalım istedim:
10 Aralık 2015 Perşembe
Haftasonu yazısını perşembeden önce yazamayangillerden selam ve sevgilerle :
Cumartesi Murat'ın işi vardı.Biz de Duruyla evde beklemek yerine dışarıda gezinmek istediğimize karar verdik.Murat bizi Ziyapaşa'ya bıraktı. Bir saate yakın yürüdükten sonra Duru üşüdüğü için bir pastaneye girip oturduk.
Önce kocaman bir profiterollü pasta istedi, iki çatal aldı ve bıraktı! Ben sakince çayımı yudumlarken bu kez de dondurma istedi. Ben o pastayı yemedi diye için için sevinerek hemen dondurmasını sipariş ettim.
Kışın dondurma yemesinde hiç sakınca görmüyorum.Dondurmayı soğuk olduğu için değil şekerli olduğu için yemesini istemiyorum ama kremalı acayip bir pastaya nispeten daha iyi bir alternatif olduğu için mutluyum. Duru daha küçükken ve hava daha da buz gibiyken sokaklarda dondurma yiyerek gezerdik ve amca ve teyzeler bize şaşkın şaşkın bakarlardı:)
Sonra Muratla buluştuk. Akşam Antep'ten gelen arkadaşlarımız ve Gül Ablalarla yemek yiyecektik. Hayatımda en güldüğüm insanlardan biri Ümit Abladır. Kendisiyle bu kadar barışık, bu kadar esprili, bu kadar doğal komik bir ikinci insan yoktur. Öyle şeyler anlattılar ki masada kahkahadan çocuk sesi duyulmadı.
Çocuklarda kendi aralarında bir sürü oyun oynadılar, hiç sıkılmadılar.
Masadaki salatalardan çok az yedim, domates tatlısı ve künefe söylediler ben bir çatal bile almadım. Önceden bana ısrar ediyorlardı ama artık etmiyorlar. O künefeden alacağım bir dakikalık bir zevk için yıllarımı adadığım hedefimden sapmayacağım. İstediğim kiloya düştüğümde o tatlıdan bir çatal alırım nasıl olsa:)
Akşam eve çok mutlu gittik. Duru'yu yıkadım ve hemen yattık. Ben o gece "Fırsatçı" isimli bir kitaba başladım. Oldukça geç uyudum.
Pazar sabahı evde şahane bir kahvaltı hazırladım. O gün için protein diyetine ara vermiştim. Ekmek pizzaları, bal kaymaklar arasında yuvarlandım.
Kahvaltıdan sonra yine yürüyüş yapmak istedik. Evden çıkıp yollara vurduk kendimizi. Uzun uzun yürüdükten sonra Duru acıktığını söyleyince meşhur Kazım Büfe'ye gittik. Duru'ya tost söyledik.Kazım Büfe'nin en meşhur ürünü muzlu sütüdür ve ben Duru'nun muzlu süt içmesini çok isterim o ise hep burun kıvırır.Bu kez muzlu süt içmek isteyince hayır dedim o ise ısrar etti. Bakın bu da benim yeni taktiğim yeme dediğim herşeyi yemeye çalıştığını farkedince yemesini istediğim şeyleri yasaklamaya başladım.He he.
Önce kocaman bir profiterollü pasta istedi, iki çatal aldı ve bıraktı! Ben sakince çayımı yudumlarken bu kez de dondurma istedi. Ben o pastayı yemedi diye için için sevinerek hemen dondurmasını sipariş ettim.
Kışın dondurma yemesinde hiç sakınca görmüyorum.Dondurmayı soğuk olduğu için değil şekerli olduğu için yemesini istemiyorum ama kremalı acayip bir pastaya nispeten daha iyi bir alternatif olduğu için mutluyum. Duru daha küçükken ve hava daha da buz gibiyken sokaklarda dondurma yiyerek gezerdik ve amca ve teyzeler bize şaşkın şaşkın bakarlardı:)
Pastaneden çıktığımızda Duru'yu yine sıkıca giydirip daha önceden ördüğüm battaniyesine sardıktan sonra bir saat daha yürüdük.Adana'lı hava 25 derecenin altına düştü mü üşür sayın okur. Bizim kız da Adanalılığın hakkını veriyor görüldüğü üzere:
Sonra Muratla buluştuk. Akşam Antep'ten gelen arkadaşlarımız ve Gül Ablalarla yemek yiyecektik. Hayatımda en güldüğüm insanlardan biri Ümit Abladır. Kendisiyle bu kadar barışık, bu kadar esprili, bu kadar doğal komik bir ikinci insan yoktur. Öyle şeyler anlattılar ki masada kahkahadan çocuk sesi duyulmadı.
Çocuklarda kendi aralarında bir sürü oyun oynadılar, hiç sıkılmadılar.
Masadaki salatalardan çok az yedim, domates tatlısı ve künefe söylediler ben bir çatal bile almadım. Önceden bana ısrar ediyorlardı ama artık etmiyorlar. O künefeden alacağım bir dakikalık bir zevk için yıllarımı adadığım hedefimden sapmayacağım. İstediğim kiloya düştüğümde o tatlıdan bir çatal alırım nasıl olsa:)
Duru bu fotoğrafa girmedi ve telefonumda bu pozu görünce çok sinirlendi. "Keşke çekmeseydin, Defne'ye sen git deseydin" gibi bir sürü şey söyledi.Çok tatlıydı:)
Akşam eve çok mutlu gittik. Duru'yu yıkadım ve hemen yattık. Ben o gece "Fırsatçı" isimli bir kitaba başladım. Oldukça geç uyudum.
Pazar sabahı evde şahane bir kahvaltı hazırladım. O gün için protein diyetine ara vermiştim. Ekmek pizzaları, bal kaymaklar arasında yuvarlandım.
Kahvaltıdan sonra yine yürüyüş yapmak istedik. Evden çıkıp yollara vurduk kendimizi. Uzun uzun yürüdükten sonra Duru acıktığını söyleyince meşhur Kazım Büfe'ye gittik. Duru'ya tost söyledik.Kazım Büfe'nin en meşhur ürünü muzlu sütüdür ve ben Duru'nun muzlu süt içmesini çok isterim o ise hep burun kıvırır.Bu kez muzlu süt içmek isteyince hayır dedim o ise ısrar etti. Bakın bu da benim yeni taktiğim yeme dediğim herşeyi yemeye çalıştığını farkedince yemesini istediğim şeyleri yasaklamaya başladım.He he.
Akşam market alışverişimizi yapıp eve geldik. Evde kısır yemek istedik. Madem protein rejiminde değilim hakkını vereyim diye düşündüm. Eve nispeten erken bir saatte döndük. Bir sürü toparlama işi hallettim, anneannemin meşhur sütlacından yaptım. Sonuçta kısır tam da böyle oldu. Hepimiz bayıla bayıla yedik.
Kısır yapmak için evdeki bulguru çıkardığımda hafif koktuğunu farkettim. Kuş yemi olsun istedim. Aklıma köpekler geldi kemik, ve içli köfte haşladım evdeki bayat ekmeklerin üstüne o haşlama suyuyla birlikte haşladıklarımı karıştırdım. Hepsini aşağı inip çöplerin yanına falan yerleştirdik. Duru mutluluktan zıplaya zıplaya bir hal oldu :)
Annem ve babam hergün sokak köpeklerine mama hazırlıyorlar. Evde artan yemekleri, kemik sularını haşladıkları makarnalarla karıştırıp veriyorlar.Kışın sokakta yaşayan hayvanları unutmamak lazım.
Ve her işi bitirip yatağa girdikten sonra kitabımı okumaya devam ettim. Kitap o gece bitti. Ama beni çok etkiledi. Sinirlerim bir bozuldu, uykum kaçtı filan. Dön o tarafa dön bu tarafa sabah karşı ancak uyuyabildim. Sinirlerim neden bozuldu kitabı anlattığım yazıda okur ve ne deli olduğumu bir kez daha görmüş olursunuz:)
İşte böyle. Haftasonu yazısını en azından cumaya bırakmamış olmanın derin huzuruyla yazımı bitiriyorum. Esen kalın:P
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Hakkımda
- Öykücü
- Bir anne, bir baba ve bir de çocuk.Aşk dolu, neşeli ve eğlenceli bir hayat umuduyla..



