*İşimde bazen haftalarca iş arkadaşlarım dışında insan görmüyorum.Bazen de son günlerde olduğu gibi günde on farklı insanla görüşüyorum.Her insan ayrı bir hikaye.
Hayatın insanı getirdiği noktada arkadaşları, komşuları dışında pek fazla insan görmez oluyor.Gördüğü insanlar da kendi seçtiği ve kendine benzer insanlar oluyor genelde.Seçim sonuçlarına şaşırmalar falan hep bundan:)
Oysa birbirine benzemeyen, yaşam standartları arasında uçurumlar olan insanlar ülkesiyiz biz.Ülkenin doğusunun batısından , kuzeyinin güneyinden, zengininin fakirinden, eğitimlisinin eğitimsizinden haberi yok. Herkes herkesi kendi gibi rahat, müreffeh, zengin sanıyor. Sokağa çıkıp vurulmadan eve dönmenin ne demek olduğunu bilmiyor.Fizik kimya nedir bilmeyen, hayatında okula sadece üç yıl gidebilmiş gencecik insanların olduğunu görmezden geliyor.Beş kişilik bir ailenin aylık gelirinin sıfır lira olabileceğini düşünemiyor bile.
Biz Erzurum'a asla otobüsle gitmedik mesela. Çünkü yollarda otobüs durdurulur insanlar indirilir özellikle öğretmen ve doktorlar öldürülürdü.{O şimdilerin cici PK.K'sı, I.ŞID'a karşı savaşan(!) kahraman(!) örgüt budur işte.}
Bir amca ile konuştuk dün.Ona sorduğum sorulardan biri eğitim durumuydu."Okumadık kızım biz. Bize okul haram demişlerdi.Biliyorsun Doğu'da ağalık sistemi var, işçilerin çocukları okumasın , cahil kalsın istedikleri için okutmuyorlardı" dedi.O kadar etkilendim ki bu gerçeğin farkında olmasından.Daha da etkileyici olan zamanında haram diye okula dahi gönderilmeyen amcanın kızının {hem de kızının} doktor olmuş olması tabi.Yaşasın değil mi hala umut var :)
*Elvin Levinler instagramda takip ettiğim ünlü bir oyuncu.Oyuncuymuş aslında çünkü herhangi bir dizisini/filmini izlemedim.Eski bir ekran bağımlısı olarak yaklaşık üç yıldır tvden çok uzağım.Ama bu kızın rengarenk fotoğrafları , bitmeyen enerjisi , neşesi, spor tutkusu çok hoşuma gidiyordu.Ünlü olduğu için değil hayatını sevdiğim, fotoğraflarını beğendiğim için takip ediyordum.
Sonra
şu yazıyı okudum ve şok oldum.Katılıp sonunda sayfa sayfa fotoğraf yayınladığı koşuda meğer sahtekarlık yapmış.Parkurun bir bölümünü arabayla gitmiş ve sonra finiş çizgisinden geçmiş ve parkuru tamamladım diyerek madalya almış.Üstelik bu durum anlaşılıp , instagramda yorumlar gelmeye başlayınca yorumları silip insanları engelllemeye başlamış.Ama tabi sonra Hürriyet gazetesi yazarı Yonca Tokbaş konuyla ilgili linkini verdiğim yazıyı yayınlayınca durum net bir şekilde herkes tarafından duyulmuş.
Kızımız ulusal bir gazetede yazılan bu haberden sonra, bu haberi de silemeyeceği, yazanı engelleyemeyeceği için hemen instagram hesabında Kapadokyadaki balonlar fotoğrafının altında
açıklama yaptı.
Başka insanların hayatı ile ilgili ahkam kesmeyi sevmiyorum aslında.Çünkü belki ben de aynı durumda olsam aynı şeyi yapacaktım.Bazen hiç yapmam dediğiniz şeyleri yapıveriyorsunuz çünkü.Şartlar, çevrenizdeki insanlar, basiretinizin bağlanması vs neler oluyor.
Ama bu durum bana şunu düşündürttü.Bu ülkede ünlü ünsüz, zengin fakir, eğitimli, eğitimsiz ayırımı yapamadan bir "çalışmadan başarma" gayreti var.Hepimizin {ben dahil} hedefi en az emekle en büyük başarıyı elde etmek.Az çalışılıp çok para kazandıran işler peşindeyiz.Ve emek vermeden kazandığımız başarı için gururlanmaktan da utanmıyoruz!
Bir kaç gün önce tanıştığım bir hanım, öğretmendi.Devlet okulundayım ama özel okula geçmeyi düşünüyorum dedi.A dediler bu sene bizim okul öğretmen alıyor.Yok dedi hemen geçemem.Neden diye sorulduğunda ortamda öğretmen olmayan tek kişi olan bana doğru baktı rahatsız bir şekilde ve "devlet okulunda çok rahatım, özel okulda yorulurum" dedi. O kadar üzüldüm ki.
Şimdi bu kadına sorsak memleketteki hırsızdan, uğursuzdan herkes kadar şikayet edecek.Kınayacak, ayıplayacak ama kendi yaptığı hiç de farklı değil bence.Kendisine emanet edilen o gencecik zihinler için "yorulmuyor" olmayı utanmadan söyleyebiliyor!
Kendi yağında kavrulan bir ülke olamıyorsak bize dayatılan bu öğretiler yüzünden. Çocuklarımıza başarıyı çalışarak hak etmeleri gerektiğini, sınavda başarmak için öğrenmek gerektiğini, hak yememek gerektiğini öğretmeliyiz. Hile yaparak elde edilen başarıyı küçümsemeliyiz ya da çalıp çırparak kazanılmış parayı kınamalıyız.
Bir şeyler değişsin istiyorsak önce bir kendimizi değiştirmeliyiz.Bize dayatılan bu tüketim sistemine karşı koymalıyız.
Şimdi insanda değer verilen şey cep telefonunun, arabanın ya da çantanın markası.İnterneti kullanamadığı için kapatıp akıllı telefon kullanan bir tanıdığım var.Sadece kadın gününde elinde o telefon olsun diye ıphone aldı kadın ya.
Balmain markasının H&M ile işbirliği sonucu ürün tanıtımı için bloggerlar ve bazı ünlülere davet verilmiş.Kapılar açıldığında içeri
böyle giriyorlar. Böyle birbirini eze eze , insana yakışmayan bir biçimde girmeye hangi ayakkabı, hangi çanta, hangi gömlek değer? Yakışıyor mu? Almasan ne olur?
Ben değişmeye kararlıyım.Kendi değer yargılarımla ilgili artık sessiz kalmayacağım.
Kaliteye önem ver ama gösteriş yapmak ayıptır, pahalı bir eşya ile hava atmak görgüsüzlüktür.İhtiyacın olmayanı sırf marka diye almamalısın.Alabileceğin en kaliteliyi al elbette.İpek bir bluz, el dokuma bir halı, ince porselen elbette kıymetli ama bunu sağlığın için, kendin için al.Başkalarına göstermek için değil.
Ve son olarak genç bir kız olacak evladıma giyimle ilgili söylemek istediğim her şey işte
burada.
Daha çok yazmak istiyorum aslında ama okuyana da yazık:) Başka bir gün başka bir yazıda inşallah.