pek kıymetli fikirlerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pek kıymetli fikirlerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2016 Perşembe

Gündem:

Ne yazılır ki? Bu ülkede ağlamadan haber seyredebileceğimiz günler gelecek mi acaba? Öyle bir karmaşa var ki normal hayatıma devam ediyor olmak garip gelmeye başladı.

Gazete okumak gerçekten sinir bozucu bir hal aldı. Her haber hakkında saatlerce yazmak istiyorum aslında ama bir haber var ki gerçekten bu blogda yazmadan geçemeyeceğim.

* "ABD’den itiraf gibi bir açıklama geldi. ABD, "iyi adamlara verdiğimiz silahlar, bazen kötü adamların eline geçebiliyor" dedi.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Mark Toner, Suriye ya da Irak’ta “iyi adamlara verdikleri silahların, bazen kötü adamların eline geçtiğinden haberdar olduklarını” söyledi."

ABD bu kıtada bile değilken neden Ortadoğudaki meseleler hakkında yorum yapıyor. Neden kendi ülkesine komşu dahi olmayan bir sürü ülke hakkında kararlar veriyor, ülkelere müdahale ediyor. Neden bir kişi de çıkıp "iyi de sana ne birader?" demiyor.

Karıştığı yetmiyor bir de silah veriyor. Ama kime? İyi adamlara. Hah! Bak dostum iyi adamların silahla işi olmaz!

Rusya neden girmiş Suriye'de savaşıyor? Beşar Esad'ı çok mu seviyor? Suriyeye bu kadar terörist bir anda nereden geldi? Bu adamlar gökten mi düştü? Yıllarca mutlu mesut yaşayan ülke neden bir anda üçe dörde bölündü?

Bizim Diyarbakır'da neden aylardır bitmeyen bir savaş var? Bu teröristler bu silahları nereden buluyor? Parayı nasıl kazanıyor? Dağda yaşayan adam normalde yemek bulamayacakken milyon dolarlık silahlara nasıl ulaşıyor?

Tüm bu olayların eş zamanlı olması, ülkemizin altında yeni bir komşu ülke oluşması, Kürt koridoru dedikleri şey ne? Bu birden kendiliğinden mi oldu? Bunu kim planlıyor? Neden? Nasıl?

Ben gün menüsü planlıyorum bir sürü aksilik çıkıyor da bu birilerinin planları nasıl tıkır tıkır işliyor? Binlerce hayatı tehlikeye atmayı umursamıyorlar biliyorum da bir sürü deli teröristi birden nasıl idare ediyorlar? Ve yine soruyorum neden?

Büyük ülkeler, devletler teröristlere o ya da bu sebeple silah vermeye devam ettiği sürece, o terörist iyi ama bu terörist kötü, bu terörist anlamlı işler yapıyor bak bu cici terörist gibi yaklaştıkları sürece dünyada savaş da acı da bitmez. Terörün cicisi, haklısı  olmaz. Bir insan eline silah alıp da "hak aradığını" iddia ediyorsa yapılması gereken o silahı elinden almaktır. Silahla, bombayla, insanların canını acıtarak hak arayan bir süre sonra o silahı sana da doğrultacaktır. Bugün piyon yaptığın terörist yarın senin de başına bela olacaktır.

Keşke herkesin çocuğunu kendi çocuğumuzmuş gibi sevebilsek, kendi çocuğunu gönderemeyeceğin bir savaşı çıkarmazsın o zaman. Kendi çocuğunu atmayacağın tehlikelere benim çocuğumu da, Suriyedeki, Iraktaki, Gürcistandaki, Fransadaki zavallı çocukları da atma!


8 Aralık 2015 Salı

Havadan sudan


*Gazetelerde çok önemli haberlerin yanında "göğü.sleri fırladı" gibi dahiyane başlıklarla çıplak kadın fotoğrafları görmekten, araya çok önemli diye futbol haberleri sıkıştırılmasından nefret ediyorum.

Gazetenin ana sayfasının en üst kısmı, en önemli haberlerin yer alacağı bölüm futbol haberlerine ayrılmış. Nasıl üzülüyorum bu duruma anlatamam.Tamam gazeteyi aldığı anda arkasını açıp okuyan çok önemli bir kitle var ama gündem bu haldeyken de mi önce futbola bakıyor bu insanlar?

Rusya ile kriz koptu gazete başlıkları şöyle "Şimdi yandın Putin", "Rusya işte asıl şimdi mahvoldu", "Rusya krizi sayesinde ucuz sebze, meyve yiyeceğiz","Rusya'da borsa tepetaklak" ... Ay diyorum bu gazeteleri ilkokul çocukları falan mı hazırlıyor:))

*Haftasonu Murat'la konuşurken konu kilodan açıldı , ben iyiyim ama değil mi gibi bir şey söyleyince ona iyi değil şişman olduğunu söyledim. Yıllardır ben kilo vermeye çalışırken o da etkilenir diye bekledim ama asla oralı olmadı. Nedense kendinin "iyi" olduğunu düşünüyor.İyi ne demekse!

İyi olduğunu düşündüğü içinde yemekten sonra nutellaya batırdığı galetaları ya da ekmeğe sardığı tahin helvalarını yemekten çekinmiyor.Evde her daim gofret var ya! Duru'nun beslenmesini bozuyor olmasından da ayrıca nefret ediyorum.

Tatlı niyetine bir gün kuru meyve yemez.Her yemek üstüne şerbetli tatlı söyler.Yemek yemez tatlı yer.Sonuçta her daim şişman.

Bir kaç gündür tansiyonu yüksek çıkmaya başlayınca bu duruma bir el atmaya karar verdim. Hatta daha da iler gittim ve ona patatese benzediğini söyledim. Hayır patatesimi seviyorum ama kendini havuç sanmasını da istemiyorum:) Sonuçta Pazar günü toplam 8 km yürüdük ve iki gündür evde yaklaşık yarım saat hızlı tempoda bisiklete binerek spor yapmaya başladı. Umarım böyle devam eder.

*Sevdiklerimize gerçeği sadece biz söyleyebiliriz. Bunu annem bana söylediğinde anlamazdım ne demek istediğini. Her şeyimi eleştirir sonra da "sana bunu sadece ben söylerim kızım" derdi. Haklıymış. Başka insanlar hatanı yüzüne söylemek yerine arkandan konuşuyor.{ben dahil}

İş yerinde bir arkadaşım var çok iyi bir kız. Eşinden ayrıldı ve tekrar evlenmek istiyor. O kadar hanım hanımcık biridir ki anlatamam. Namaz kılar, oruç tutar öyle dindar bir tarafı da var. Ama görüntü olarak gece pavyonda çalışan birinin iş kıyafetlerini arkadaşım gündüz iş yerinde giyiyor diyebiliriz.

Biri bu arkadaşa erkekler sek.si kadınlardan hoşlanır demiş. Ah bunu diyen yaklaşık beş yaş küçük bir erkek arkadaşı, aile dostu. O çocuk seksi kadınlardan hoşlanıyor olabilir ama bizim hedef kitlemiz eğitimli, kariyerli, 35 yaş üstü erkekler.

Nispeten ayakları yere basan, çocuk sahibi olunacak kadar aklı başında hangi erkek yanında "seksi" bir kadınla dolaşmak ister? Kastettiğim de zoraki bir seksilik. Bazı kadınlar kargo pantolonlarla da seksi görünür o ayrı, uğraşılmamış seksilik iyidir.. Ama kömür karası içine perukla ekleme yapılmış abartı uzun saçlar, çok ağır bir makyaj, dapdar kotlar, altında 13 cm topuklu ayakkabılar ya da süper mini eteklerle olan bir seksilik kesinlikle klas durmuyor.

İşte bunu ona söyleyemiyor olmak beni çok üzüyor.Nasıl kırmadan söylenir ki bu? Ama nasıl bir insan arkadaşına söylemez ki bunu?

Durumlar işte böyle.Siz de haberler ne? Kafanızı bozan ya da çok mutlu olduğunuz küçük şeylerden bahsetsenize.

18 Kasım 2015 Çarşamba

Hasta


Çok hastayım sayın okur.Erzurum'a gidip geldik, anneannem de çok iyi çok şükür.Harika yemekler yedim, ailemle zaman geçirdim ama iki aktarma ile git iki aktarma ile gel ve bir de hava değişimi falan beni biraz zayıf düşürdü sanırım.

Dün gece çok erken yattım ve bunun iyileşmem için yeterli olacağını umdum ama ne yazık ki hala pek hastayım.Halsizim, yorgunum ve başım ağrıyor.

Bu arada yazın gittiğimiz ve çok sevdiğimiz Paris de yapılan saldırıya çok üzüldüm.İnsanların ölüyor olması hele de böyle vahşice beni çok üzüyor.Bu konuda bakış açısı değiştirici, kafa karıştırıcı bir sürü yazı okudum.

Görmemizi istenenin çok dışında herşeyin yine PARA ile alakalı olabileceğine dair bir sürü fikir bana çok anlamlı geldi.İslam, müslümanların birleşmesi yok işte şeriatla yönetilen devlet hepsi hikaye olan dünya kaynaklarının adil bölüşülememesi, olan herkesin yiyebileceğinden çok parayı istiflemeye çalışması.İstif çabaları da ölümler, kavgalar, intikamlar, suikastlar, birden türeyen terör örgütleri olarak görünüyor bize. .Bu yazı ve bu yazı mutlaka okunmalı.

Ankara'da da aynı örgüt yine yüzlerce insan öldürmüştü.Ve bu yüzlerce insan bizim ülkemizdendi ama bakıyorum insanlar Paris de ölenlere daha çok üzülüyor.Bizim ülkemizde ölenler o partili, bu partili, oh orada ne işleri vardı diye yargılanmıştı.Ölümlerine üzülmeyenler vardı:(

Seçim sonrası bir yorumcu şöyle bir yorum yapmıştı ve ben çok etkilenmiştim "AKP seçmeni  Arap ülkelerindeki müslümanları mesela kendi mahallesindeki Ermenilerden daha çok seviyor, HDP seçmeni kendi ülkesindeki Türktense kendini Suriyedeki Kürde yakın hissediyor ya da mesela bir MHPli Suriyedeki Türkmeni kendi doğu illerindeki Kürtten daha çok seviyor" mealinde bir yorumdu.Tüylerim diken diken oldu.O kadar yerinde bir tespit ki :( O kadar üzücü ki :(

Nobel alıyor bir Türk hemen köken araştırması başlıyor ya da milli maçta  saygı duruşunda bile duramayanlar olabiliyor.Eskiden yoktu böyle sorular, saygısızlıklar.

Biz bilmezdik kim Kürt kim Alevi kim Ermeni. Ne önemi var ki? Arkadaşını, komşunu dinine , ırkına göre mi seversin? En çok yardımıma koşanı, en anlaşabildiğimi, en iyi insanı, en dürüstü, en eğlenceliyi, sohbeti bal gibi olanı tercih ederim ben.

Açıkça söyleyeyim ben bu sınırlar içinde yaşayan herhangi birini mesela bir Avustralyalı'dan daha çok seviyorum.Siz de öyle yapın.Herhangi bir dini ya da ırki benzerlik sizi bu ülke topraklarındaki herhangi birinden daha çok yakınlaştırmaz kimseye. Aynı şeylere gülüyor aynı yemeklere bayılıyoruz. Hiç bir şey aynı ülkede büyümüş olmak kadar, kendini bu topraklara ait hissetmek kadar yakın hissettiremez, hissettirmemeli.

Ay ben bu konuda çok dertliyim.O kadar basit ki mutlu olmak , o kadar zenginiz ki ve dünya da gerçekten hepimize yeter ki.Ama yine de sadece mutlu olamıyoruz bir türlü:( Savşmayı bırakıp hastalıklara çare arayabilsek keşke.Şu hayatta gerçek tek dert sağlık olabilir çünkü.

Çok istediğim merakla beklediğim iki kitap okudum.Her ikisi de devam kitabıydı ve her ikisi de en az ilk kitaplar kadar iyiydi.Çok yakında yeni bir kitap yazısı geliyor.

Oturma odasına koltuk siparişi verdik.20 ya da 25 gün içinde hazır olacaklar.Ben de bu sürede düzenleme işlerini halledeceğim inşallah.Hedefim bu haftaydı ama başım çok ağrıyor ve çok da halsizim. İşi büyüteceğim içinde haftaya kalmasının iyi olacağını düşündüm.

İşte böyle.Sizde durumlar nedir? Neler yapıyorsunuz? Bu aralar kafanıza takıp üzüldüğünüz neler var? Ya da sizi çoook mutlu eden bir şeyler oldu mu bu yakınlarda?






4 Kasım 2015 Çarşamba

Havadan sudan:



 
*İşimde bazen haftalarca iş arkadaşlarım dışında insan görmüyorum.Bazen de son günlerde olduğu gibi günde on farklı insanla görüşüyorum.Her insan ayrı bir hikaye.
 
Hayatın insanı getirdiği noktada arkadaşları, komşuları dışında pek fazla insan görmez oluyor.Gördüğü insanlar da kendi seçtiği ve kendine benzer insanlar oluyor genelde.Seçim sonuçlarına şaşırmalar falan hep bundan:)
 
Oysa birbirine benzemeyen, yaşam standartları arasında uçurumlar olan insanlar ülkesiyiz biz.Ülkenin doğusunun batısından , kuzeyinin güneyinden, zengininin fakirinden, eğitimlisinin eğitimsizinden haberi yok. Herkes herkesi kendi gibi rahat, müreffeh, zengin sanıyor. Sokağa çıkıp vurulmadan eve dönmenin ne demek olduğunu bilmiyor.Fizik kimya nedir bilmeyen, hayatında okula sadece üç yıl gidebilmiş gencecik insanların olduğunu görmezden geliyor.Beş kişilik bir ailenin aylık gelirinin sıfır lira olabileceğini düşünemiyor bile.
 
Biz Erzurum'a asla otobüsle gitmedik mesela. Çünkü yollarda otobüs durdurulur insanlar indirilir özellikle öğretmen ve doktorlar öldürülürdü.{O şimdilerin cici PK.K'sı, I.ŞID'a karşı savaşan(!) kahraman(!) örgüt budur işte.}
 
Bir amca ile konuştuk dün.Ona sorduğum sorulardan biri eğitim durumuydu."Okumadık kızım biz. Bize okul haram demişlerdi.Biliyorsun Doğu'da ağalık sistemi var, işçilerin çocukları okumasın , cahil kalsın istedikleri için okutmuyorlardı" dedi.O kadar etkilendim ki bu gerçeğin farkında olmasından.Daha da etkileyici olan zamanında haram diye okula dahi gönderilmeyen amcanın kızının {hem de kızının} doktor olmuş olması tabi.Yaşasın değil mi hala umut var :)
 
*Elvin Levinler instagramda takip ettiğim ünlü bir oyuncu.Oyuncuymuş aslında çünkü herhangi bir dizisini/filmini izlemedim.Eski bir ekran bağımlısı olarak  yaklaşık üç yıldır tvden çok uzağım.Ama bu kızın rengarenk fotoğrafları , bitmeyen enerjisi , neşesi, spor tutkusu çok hoşuma gidiyordu.Ünlü olduğu için değil hayatını sevdiğim, fotoğraflarını beğendiğim için takip ediyordum.
 
Sonra şu yazıyı okudum ve şok oldum.Katılıp sonunda sayfa sayfa fotoğraf yayınladığı koşuda meğer sahtekarlık yapmış.Parkurun bir bölümünü arabayla gitmiş ve sonra finiş çizgisinden geçmiş ve parkuru tamamladım diyerek madalya almış.Üstelik bu durum anlaşılıp , instagramda yorumlar gelmeye başlayınca yorumları silip insanları engelllemeye başlamış.Ama tabi sonra Hürriyet gazetesi yazarı Yonca Tokbaş konuyla ilgili linkini verdiğim yazıyı yayınlayınca durum net bir şekilde herkes tarafından duyulmuş.
 
Kızımız ulusal bir gazetede yazılan bu haberden sonra, bu haberi de silemeyeceği, yazanı engelleyemeyeceği için hemen instagram hesabında Kapadokyadaki balonlar fotoğrafının altında açıklama yaptı. 
 
 Başka insanların hayatı ile ilgili ahkam kesmeyi sevmiyorum aslında.Çünkü belki ben de aynı durumda olsam aynı şeyi yapacaktım.Bazen hiç yapmam dediğiniz şeyleri yapıveriyorsunuz çünkü.Şartlar, çevrenizdeki insanlar, basiretinizin bağlanması vs neler oluyor.
 
Ama bu durum bana şunu düşündürttü.Bu ülkede ünlü ünsüz, zengin fakir, eğitimli, eğitimsiz ayırımı yapamadan bir "çalışmadan başarma" gayreti var.Hepimizin {ben dahil} hedefi en az emekle en büyük başarıyı elde etmek.Az çalışılıp çok para kazandıran işler peşindeyiz.Ve emek vermeden kazandığımız başarı için gururlanmaktan da utanmıyoruz!
 
Bir kaç gün önce  tanıştığım bir hanım, öğretmendi.Devlet okulundayım ama özel okula geçmeyi düşünüyorum dedi.A dediler bu sene bizim okul öğretmen alıyor.Yok dedi hemen geçemem.Neden diye sorulduğunda ortamda öğretmen olmayan tek kişi olan bana doğru baktı rahatsız bir şekilde ve "devlet okulunda çok rahatım, özel okulda yorulurum" dedi. O kadar üzüldüm ki.
 
Şimdi bu kadına sorsak memleketteki hırsızdan, uğursuzdan herkes kadar şikayet edecek.Kınayacak, ayıplayacak ama kendi yaptığı hiç de farklı değil bence.Kendisine emanet edilen o gencecik zihinler için  "yorulmuyor" olmayı utanmadan söyleyebiliyor!
 
Kendi yağında kavrulan bir ülke olamıyorsak bize dayatılan bu öğretiler yüzünden. Çocuklarımıza başarıyı çalışarak hak etmeleri gerektiğini, sınavda başarmak için öğrenmek gerektiğini, hak yememek gerektiğini öğretmeliyiz. Hile yaparak elde edilen başarıyı küçümsemeliyiz ya da çalıp çırparak kazanılmış parayı kınamalıyız.
 
Bir şeyler değişsin istiyorsak önce bir kendimizi değiştirmeliyiz.Bize dayatılan bu tüketim sistemine karşı koymalıyız.
 
Şimdi insanda değer verilen şey cep telefonunun, arabanın ya da çantanın markası.İnterneti kullanamadığı için kapatıp akıllı telefon kullanan bir tanıdığım var.Sadece kadın gününde elinde o telefon olsun diye ıphone aldı kadın ya.
 
Balmain markasının H&M ile işbirliği sonucu ürün tanıtımı için bloggerlar ve bazı ünlülere davet verilmiş.Kapılar açıldığında içeri böyle giriyorlar. Böyle birbirini eze eze , insana yakışmayan bir biçimde girmeye hangi ayakkabı, hangi çanta, hangi gömlek değer? Yakışıyor mu? Almasan ne olur?  
Ben değişmeye kararlıyım.Kendi değer yargılarımla ilgili artık sessiz kalmayacağım.
 
Kaliteye önem ver ama gösteriş yapmak ayıptır, pahalı bir eşya ile hava atmak görgüsüzlüktür.İhtiyacın olmayanı sırf marka diye almamalısın.Alabileceğin en kaliteliyi al elbette.İpek bir bluz, el dokuma bir halı, ince porselen elbette kıymetli ama bunu sağlığın için, kendin için al.Başkalarına göstermek için değil.
 
Ve son olarak genç bir kız olacak evladıma giyimle ilgili söylemek istediğim  her şey işte burada.
 
Daha çok yazmak istiyorum aslında ama okuyana da yazık:) Başka bir gün başka bir yazıda inşallah.
 
 
 
 
 
 
 
 


8 Eylül 2015 Salı

Gündem:

Bu ülkede gündem ne olur ya hırsızlık, ya kadın cinayeti ya şehit haberi.

Dağlıca'dan gelen  şehit haberleri içimizi yaktı.Ah pardon Dağlıca'dan gelen bu şehit haberlerini kastettim aslında!

Dağlıca'da şehit olan askerlerimizden önce de hemen hergün bir şehit haberi alıyorduk.Ama bu haberler bir Irına Shayk Bradley Cooper haberinin yanında şehidin bir fotoğrafı eşiğinde küçük bir yer buluyordu.Sonuçta burası Türkiye bir kişinin ölmesi çok da haber sayılmaz.Topluca şehit olmuş olmaları haber değerini arttırıyor tabi!

1990 doğumlu çocukların ölüyor olmasına dayanamıyorum.Daha hayatın o kadar başındalar ki.Hiç aşık olmadan, aşk acısı yaşamadan, büyümüş hissetmeden, evlenmeden, boşanmadan, çocuk sahibi olmadan, yaşlanmadan hatta büyümeden, iyi kötü bir sürü deneyimi yaşayamadan ölmeleri haksızlık!

Üzüldüğüm bir diğer şey de şehitler üzerinden bile kavga ediyor olmak.Açıkçası bu haberler beni o kadar yıprattı ki içimden ınstagram da fotoğraf yayınlamak ya da yazı yazmak gelmiyor.Ama bir yandan da bu acılarla başka şekilde başetmek isteyen insanlar olabileceğini biliyorum.Normal hayatına üç gün sonra zaten devam edecek insanların diğerlerini eleştirmesini de çok saçma buluyorum.

Bir yandan da şehit haberlerinin altında iktidar kavgası veren tipler var.Çocuklar ölmüş bunlar hala delice kavga ediyor.Yok o parti suçlu , yok bu partinin suçu, yok Kürtler, yok Türkler..Üf.

Bu iş Türk Kürt meselesi değil.Bunu hala anlamayan gerçekten aptaldır.Bu ülkede Kürtlerle Türkler onlarca yıldır sorunsuz yaşadı, bıraksalar yüzlerce yıl yaşar.Yıllar önce sağcılarla solcular birbirini öldürüyordu şimdi kim sağcı kim solcu belli değil:)

Bundan yıllar sonra da bazı ülkelerin işine gelirse bir bakarsınız kadınlarla erkekler birbirine düşman olur.Kürtler ,Türkler,Sünniler, Aleviler, Çerkezler, Lazlar hiç farketmez bu topraklarda yaşayan herkes dünyadaki tüm insanlardan farklıdır ve birbirine benzer.

Kuzey Iraktaki bir Kürtle bizim Kürdümüz , Suriyedeki Arapla bizim Arabımız bir değil.Bir Azeri Türküyle anlaşabildiğimden daha iyi anlaşabilirim komşum Kürt İsmail Beyle ben.İşte Ne mutlu Türküm diyene de bu demektir zaten.Kendini bu ülkeye ait kabul eden herkes bu ülkeye aittir.Bu ülkede yaşayan HERKES birbirine benzer bir şekilde.Hepimiz karnıyarık severiz, mantıyı yoğurtla yeriz gibi.

Şehitlerin acısıyla hiç suçu olmayan çocuklara sırf etnik kimliklerinden dolayı saldırmak da kesinlikle sizi teröristten farklı yapmaz.Lütfen saçmalamayın.

Bu blogu eğlenceli, mutlu bir yer olarak tutmak istiyorum.Kötü, acı şeyler gelmesin hep neşe olsun istiyorum ama bazen içimden taşıyor sıkıntılar.Çocuklar ölürken neşeli kalmaya çalışmak çok boş geliyor.

Madem böyle hissediyorum Duru da ilerde bu yaşananları da bilsin öyleyse diyorum belki o büyüdüğünde bu olanlar çok uzakta kalmış olur, çocuklarımıza okula giderken çöp kutularından uzak durmalarını söylemek zorunda kalmayız belki.

Bir de bu yazı beni çok etkiledi.

Hoşçakalın.

24 Temmuz 2015 Cuma

Cuma yazısı: Zıplama yok, neşe yok sadece savaş var!





Bu blogda ülke gündeminden bir şey paylaşmamaya özen gösteriyorum.Burası ailece yaşadıklarımızı kaydettiğim bir yer.Ne yaptık, nereye gittik, ne hissettik kızım ilerde bilsin, ben de ara ara açıp okuyayım, yaşananlar kayıp gitmesin diye yazılıyor.Ama işte son dönemde gündem o kadar karıştı ki, neredeyse bir savaşa dahil olacak olma ihtimalimiz, saçma sapan terör örgütlerinin insanları katledip durması o kadar endişelendiriyor ki beni...

O terör örgütü, bu terör örgütü, biri sözde İslamcı, biri sözde özgürlük mücadelecisi ama sonuçta her ikisi de silahlarını aynı yerden alıyor.Tüm bu savaşlar, patlamalar, ölümler aynı kişileri zengin etmekten başka bir şeye yaramıyor.Bir kısmı savaşmak için, bir kısmı savunmak için ama her şekilde silah almak zorunda kalıyorsunuz.

Silah satıcıları silah satıyor ve kullanılan silahlarla yaralalananlar için ilaç alınması gerekiyor.İlaç satan tipler de silah satanlardan çok farklı değil.Biraz da onlar zengin olduktan sonra savaşta yıkılan yerlerin inşaası için bu kez inşaat firmaları devreye giriyor.Onlar da zengin olmuşken bu sefer silah satıcılarının silah sattığı, yabancı ülkelerin gelişmemesinden memnun olduğu zavallı bir başka yerde yine saçma sapan bir sebeple savaş çıkıyor.Haydi biraz da oraya silah, ilaç satalım, yeniden inşa edelim.

Her savaşın anlamsızlığı bu resme bakarak anlayabilirsiniz.Siz anlamlı bir şeyler için savaştığınızı sanıyorsunuz ama aslında tek yaptığınız zaten zengin birilerini, kötü adamları daha da zengin etmek.Bu yolda ölünce kahraman, şehit falan da olunmuyor ne yazık ki.Olduğunuz tek şey eli kanlı bir zavallı olmak.

Eli kanlı çünkü başka insanları öldürüyorsunuz, zavallı çünkü şu dünyadaki yaşam süremiz olan hepi topu 80 yılı heba ediyorsunuz.Eğer Allah inancınız varsa diğer dünyayı da mahvettiğinizi söylemiş olayım.Size verilen sonsuz ruhu kirletiyor, zamanınızı aptallığınızla boşa geçiriyorsunuz.

İslam cumhuriyeti kurmak için binlerce Müslüman öldürmek de nasıl bir mantıkla açıklanabilir? İnsanları Müslüman, Hristiyan, Budist diye kategorize ediyor değilim.Herhangi bir insanın öldürülme fikri beni dehşete düşürür ama belli bir din adına savaşan insanların zaten o dine inanan insanlara eziyet etmesi olayın ne denli saçma olduğunu göstermesi açısından önemli.



Neden bu olanların saçmalığını göremiyor ve gencecik çocuklar bu saçma örgütlere katılmak için hayatlarından vazgeçiyor? Hele Avrupa'da yaşayan , göreceli daha özgür ve refah içinde bir hayatları olan kadınlar neden bir terör kapanına kısılmak istiyor? Herşeyi bırakıp kaçma sonrası yaşadıkları ne kadar da korkunç! Tecavüz, bir sürü adamın sözde karısı olmak!!

Kendimi bildim bileli terörün içinde yaşıyorum.Hayatımı bir canlı bomba saldırısı olur mu, aman kalabalık yerlere gitmeyeyim, aman şu şehre karayoluyla gitmeyeyim, aman şu bölgeye gitmeyeyim diye geçirmekten BIKTIM! Haberleri açtığımda öldürülmüş gencecik insanlara ağlamaktan BIKTIM!!

Sadece kendi ülkemdeki değil tüm dünyadaki terör haberlerinden( 1, 2, 3, 4) BIKTIM! Din gibi insanlara iç huzuru sağlaması gereken, iyi olmayı öğütleyen bir sistem nasıl terörize olur?

Bu hafta sevdiğim linkler yok, okumanızı istediğim linkler var.Bir tek kişinin bile farklı düşünmesini sağlayabilsem o herkesin istediği dünya barışına biraz da olsa yaklaşmış olabiliriz belki.







8 Temmuz 2015 Çarşamba

CUMA!



{Kumsalda çekilen fotoğraflara bayılıyorum.Işık o kadar güzel ki her fotoğrafta renkler, gölgeler şahane oluyor.}

Ve uzun bir aradan sonra yine zıplayan bir fotoğrafla bir cuma yazısı yazıyorum.Yaşasın!

Geçen hafta çok yoğundu ve çok yorulmuştum.Bedensel yorgunluktan çok iş açısından gergin bir dönemdeydim çok şükür geçti.Bu hafta nispeten sakindi.

İki uzun hafta aradan sonra tekrar spora başladım.Ramazan dolayısı ile cesaret edemiyordum ama iki haftada bünyem oruç tutmaya alıştı ve hocalarımız da uygun bir program hazırladıklarını söyledikleri için denedim.Çok uykusuz bir günümde hem de oruç olmama rağmen sıkıntı yaşamadım.

Arkadaşım Sezer çok bakımlı bir hatun.Yıllardır yaptığı bakımlar, küçük operasyonlarla kendini o kadar değiştirdi ki inanamazsınız.Güzelliği aslında içinden geliyor (içinin güzelliği dışına yansıyor) ama bunun dışında yaptığı akılcı dokunuşlarla da ciddi anlamda bir fark oldu.

Onun güzellik anlayışı kusursuzluk aslında.Yani fiziği o kadar güzel ki, neredeyse tüm vücudu kas yani ben onun yerinde olsam ne bulsam yerdim:P Ama o haftada beş gün spor yapıyor sabah beşte falan kalkıp yürüyor bir de üstüne yediklerine çok dikkat ediyor.Vücudunda selülit falan da yok ama buna rağmen cilt dokusu canlansın diye bir şeyler yaptıracağını söylediğinde bu kez ben de ona katılmak istedim.

Bana pek uymayan bir şey gibi görünüyor ama benim güzellik ve bakım anlayışım tam olarak bu aslında.Çünkü ben doğal, çok uğraşılmamış gibi duran güzelliği seviyorum.Yataktan kalktığımda güzel olmak istiyorum.Bu yüzden gözümün üstüne ince bir kalem şeklinde kalıcı makyaj uygulaması aklıma yatıyor mesela.Makyaj olarak yaptığım tek şey gözümün üstüne kalem çekmek olmasına rağmen her gün her gün kalem çekmek zor geliyor çünkü.

Bana cildi güzel gösteren bir krem önermeyin cildi güzelleştiren bir makina önerin:) Hergün hergün güzel gösteren kremi sürmekle uğraşamam çünkü.

Saçıma boya yapmıyorum kına yakıyorum çünkü doğal olmayan kimyasal bir şeyi kafama süremem ve saçımın o doğal dokusunu bozamam.Doğal doku bozulursa saçıma belki fön gerekecek, belki jöle falan sürmem lazım olacak.Uğraşamam.Saçımı tarar ve çıkarım ben.

Vücudumla ilgili de spor yapıyorum mesela.Korse giymem ya da ince gösteren kıyafetler almakla, aramakla uğraşamam.Göz yanılgısı değil gerçek güzellik peşindeyim.Radyo frekans ve vakumun bir arada uygulandığı bu sistem ise masaj mantığında olduğu için hoşuma gitti.

Toplamda on seans sürecek sonuçta dokuda bir pürüzsüzlük ve sıkılaşma vaat ediyorlar.Ve işlemi yapan yerin sahibi hanım bizim spordan arkadaşımız.O da tıpkı Sezer gibi kusursuzluk peşinde ve  bana çok güven veriyor.Bu işlemin ilkini geçen cuma öğlen arasında yaptırdım.Yaklaşık bir saat sürdü ve her yerim kızardı, ısındı filan.

O akşam kayınvalideme iftara davetliydik.İşten çıkışta eve uğramadan kayınvalideme geçtik.Orada Duru ne zaman bacağıma dokunsa canımın acıdığını farkettim.Eve gelip üstümü çıkardığımda ise bacağımdaki kocaman morlukları görüp şok oldum:)

Vakumla dakikalarca çekilen bir bacak için normal bir durum aslında.Ve bu morarmalara normal insanların tepkisi ne olur bilemem ama biz Sezer'le pek bir memnun olduk:) Demek ki işe yarayacak dedik.

Bu bakım işine başlamışken kaşlarıma da el atayım dedim.Kaşımı kendi varolan kavisine göre almadıklarından alt kısmı yuvarlak gibi duruyor.Kaş aldırmak, saç kestirmek bana öyle zor geliyor ki çoktandır iş yerine en yakın kuaföre gidip duruyordum.Arkadaşlarla beraber falan olunca kuaför işleri daha tahammül edilebilir oluyor:)

Tabi kaş düzelttirmeyi kafaya takınca işe en yakın kuaföre gidemeyeceğimi farkettim ve konuyla ilgili araştırma yaptım nihayet çarşamba günü bu konuyla ilgili methini duyduğum bir hanıma gittik.Kaşlarımın yeni halini çok sevdim.İfadem değişti resmen.Yani en fazla iki üç kılın yeri değişmiştir ama o bile çok anlamlı bir değişime sebep oldu.

Kaportayı topladığımız bir hafta oldu diyebiliriz kısaca:))

Gelelim bu hafta gezinirken internetten bulduklarıma :

Yurdum insanı başlıklı her haberi mutlaka tıklarım.Çok eğlenceli!

Ben ani ses ve hareketlerden çok korkarım.Duru'nun da bu ara en sevdiği şey sinsice yaklaşıp "böö" yapmak.Korkudan zıplamışsam mest oluyor.Bu video da Duru'nun eşşek kadar olmuş versiyonunun zavallı annesine çektirdikleri.

Çok yakın bir arkadaşım sanat tarihine merak saldı.Anlattıkları beni de çok etkiliyor.Ünlü ressamların eserlerini tanımak için ipucu veren bu yazıya da bu sebeple bayıldım.

Yüzü gözü güneş koruyucu olmuş bu bebeklere çok güldüm.{Hergün hiç aksatmadan yaptığım tek şey güneş koruyucu sürmek.}

Bana göre değil, asla beceremiyorum ve açıkçası uğraşamam da ama saç maşası kullanımı için bir kaç numara belki sizin işinize yarar!

Neşeli, mutlu, sağlıklı haftasonları dilerim! Çılgınca eğlenin;)







6 Temmuz 2015 Pazartesi

Boşan{ma}



Evliliği yürütmek emek istiyor.Hayat şartları zor.Can sıkıcı bir sürü şey oluyor ve insan evine her zaman mutlu, neşeli dönemiyor.Mutlulukları paylaştığınız kadar endişeleri, korkuları ,üzüntüleri de paylaşıyorsunuz.

Evliliğin ilk sırrı sana saygı duyan ve seven biriyle evlenmek bence.Çünkü saygı yoksa sevgi de zamanla yıpranır.Sana, isteklerine,hayallerine,tercihlerine,fikirlerine saygı duymayan biri bir süre sonra seni boğmaya başlar ve..

Kadın arkadaşlarımın içinde "erkek maço olmalı" diyenleri duyuyorum.Hiç evlenmemiş bir arkadaşım "çok seversem bana bir tokat atmasını isterdim" demişti!! Bunlar bana çok uzak, asla anlayamayacağım şeyler.Benim için evlilik eşitliktir.

Baskı, yasaklama, üzerinde hüküm kurmaya çalışmanın sevgiyle uzaktan yakından bir alakası yok.Ve genç kızların kafasını bu tip "maço erkek", "sahiplenici erkek" masallarıyla doldurulmasını da anlamıyorum.Tabi ki başın sıkışırsa yardım edecek, elbette her durumda aynı safta savaşacaksınız ama bu hoş bir sahiplenme kesinlikle senin yerine karar alma, sana hükmetme anlamına gelmemeli.

Bu konular nerden aklıma geldi derseniz komik bir hikayeye bağlarım bu yazıyı.İki gün önce bir arkadaşımla koridorda karşılaştık.Merhabalaştıktan sonra ıkına sıkına "eşimle ayrılıp ayrılmadığımı" sordu!

Yoo dedim ama nasıl rahatsız hissettim anlatamam.Kimden duyduğunu sorduğumda dışardan birilerinden duyduğunu söyledi.Bizim iş yerinde isimler "D.erya,Fer.ya,Se.lda, Ye.lda, Belm.a" şeklinde hep kafiyeli.Aynı yerde çalışan yedi sekiz kız kardeş gibiyiz:) Bu sebeple adım bu isimlerden biriyle karışmış olabilir diye düşündüm.

Umarım kimse boşanmıyordur , umarım bu öyle bir yanlış anlaşılmadır.

Sonra aklıma ilk evlendiğimiz sene yaşadığımız bir olay geldi.Biz evlendikten üç ay kadar sonra annemler Ankara'ya taşındı.

Evlenmeden önce aldığımız evde bir kadın oturuyordu ve eşiyle arası çok iyi değildi.Evi bize satma aşamasında sanırım boşanmışlar.Sonra düğün oldu biz eve yerleştik.Apartman da her kat tek daire altı katlı küçük bir apartman.Bizim o evde altıncı katta yaşlı , hafif Alzheimerlı bir teyze vardı.Annemin bir arkadaşıyla da bu teyze arkadaşmış meğer ve bir kadın gününde karşılaşıyorlar.Teyze "bizim apartmanda da bir gelin eşinden ayrıldı" diyor.

Kastettiği evi satın aldığımız aile ama annemin üstün zekalı arkadaşının aklına hemen ben geliyorum.Ertesi gün bizim eve geliyor.Tabi ben çalıştığım için evde değilim ama teyze bu kapı açılmama durumunu eşimden ayrıldığım için evden de ayrılmama bağlıyor.

Hemen annemlerin eski evine gidiyor.Kapıyı çalıyor ama tabi ev boş olduğundan kimse açmıyor,orada komşulara nerede olduğumu soruyor komşular tabi bilmiyoruz diyorlar.Yine zekasını konuşturuyor ve kız sokaklarda yatıyor diye düşünüyor ve annemleri arıyor.

İş yerinde telefonum çaldı açtım baktım annem.Daha merhaba dememle.Annem ağlayarak neler oluyor diye bağırmaya başladı.Nerde kalıyormuşum da ayrılıp nasıl kendilerine haber vermezmişim de.Şaşırıp kaldım.Tüm o ağlamalar, bağırtılar arasında bu üstte anlattığım hikayeye ulaşana kadar akla karayı seçtim.

O zaman ter içinde kalmıştım, hala hatırladığımda içim sıkılır ama aslında baksan komik bir olay.Sonrasında annemin arkadaşını arayıp bir iki laf etmiştim de.Yani insan emin olmadan bir kızın uzaktaki ailesine böyle bir haber verir mi?

Güzel bir hafta olsun inşallah.

8 Mayıs 2015 Cuma

Anneler günü


{Öncelikle belirteyim bu yazı klasik bir anneler günü yazısı olarak planlanmadı, laf nereye gider henüz bilemiyorum gerçi.}

Bu pazar anneler günü.Kayınvalideme ve anneme hediye aldım.Duru da babasıyla benden gizli bir hediye almış bana.Bugün bir sendika da tüm kadınlara gül dağıttı.Ve elbette yılın bu gününe özel her zamanki gözlerimizi yaşartan, bizi düğüm düğüm eden reklam filmleri de gösterime girdi.Mesela ben bu videoda çok ağladım:)

Anneler günü eskiden daha naif, daha sade bir gündü.Son dönemde aldığı şekil benim hiç hoşuma gitmiyor.Neden bir sendika tüm kadınlara gül dağıtıyor mesela?

Ve neden herkes birbirinin anneler günün kutlar oldu? Ya neden bir arkadaşım, komşum ne bileyim işyerindeki bir memur benim anneler günümü kutluyor? Ya da ben neden bir sürü kişiyi arayıp bu özel! günlerini tebrik etmeliyim?

Herkes kendi annesinin anneler gününü kutlasa ama sadece kutlasa olmaz mı? Ben hediye almayı çok seven biriyim ama hediye almak için bir gün belirlendiğinde çok geriliyorum.O güne yetiştiremezsem telaşı ile kimi zaman içime sinmeyen bir şeyler alıyorum.

Anne olmayan hatta olamayan kadınların incinebileceğini neden kimse düşünmüyor? Neden herkes duygusal reklamlarda annesi olmayan, annesini kaybetmiş ya da annesinden eziyet görmüş kişiler de olabileceğini hesaba katmıyor? Gül dağıtanlar mesela her kadına gül dağıttı.Her kadın anne mi? Anne olmak zorunda mı? Bu da bir tür toplum baskısı işte.Eşinden ayrılmış, hiç evlenmemiş bir sürü arkadaşım var her anneler gününde geriliyorlar.Ne gerek var?

Anneler günü neden evimizden çıkıp iş yerlerimize kadar girdi?

Duru yokken -ve olmuyorken- ben anneler günü reklamlarında çok ağlardım.Normalde ağlayacak kadar çok üzülmüyordum ama anneler günü geldi mi tam bir işkence oluyordu.Bu reklamlar benim hayatımda bir baskıydı resmen.Komşular, arkadaşlar, "sendikalar" yetmezmiş gibi:)

Bu da tıpkı #kardeşşart hashtagi gibi beni çok geren bir konu.Ya arkadaş olmuyor olmuyor ne yapalım:) Ya da herkes iki çocuğa bakabilecek maddi güce sahip mi? Ya da o sabrı yok belki.

İkinci çocuğu patlatan hemen başlıyor "ay kardeşlik şöyle güzel, böyle harika, ay kardeş şart". Ya tamam sen öyle düşünmüşsün yapmışsın harika madem kardeş şart ve iki tane daha yap hatta.Ama bunu bana bir tür eksiklikmiş gibi yansıtma.Şart ne demek ya!

Sonra mesela evlenen herkesin çocuğu olması gerekiyor mu? İstememek neden normal karşılanmıyor.Çocuk istememek, sevmemek neden olağandışı bulunuyor?

Duru benim hayatımın anlamı ve onu çok seviyorum.Sevdiğim kadar çok da sorumluluğunu hissediyorum.Onu bırakıp yapamadığım bir sürü şey var, hayatımı kendi isteğimle kısıtlamış durumdayım.Aklıma estiği gibi yaşamıyorum çok basit şeyler mesela evde yemek olmaması bile bizim için bir çılgınlık:))

Hayatımda kendimden başka birinin daha sorumluluğu üzerimde.Eğitiminde, toplum içindeki hareketlerinde, sevilip sevilmeyeceğinde belki mutlu olup olmayacağında, ilerde yaşayacağı sağlık problemlerinde hatta basıl bir hayatı olacağında çok ciddi bir etkim olacağını bilerek yaşıyorum ben.Herkes bu sorumluluğu istemek zorunda mı?

Hayatta mutluluk sadece çocukla, aileyle olmaz ki! Mutluluk içimizde, kendimizde. Önce kendimizi sevmeli ve kendimiz için yaşamalıyız. Mutluluğu şarta şurta hele bir başka varlığa bağlamamalıyız.Mesela Duru ilerde evlenip çok uzak bir yere taşınsa ve ben onu çok seyrek görsem bu benim hayatımı mutsuz geçirmeme sebep olmalı mı? Olmamalı.Çünkü o hayat, o an, o saniye bir daha geri gelmeyecek.

İşte bu yüzden ben anneler gününüzü kutlamıyorum.Ve yine bu yüzden Duru ile çekilmiş anne öykücünün bir fotoğrafı da yok.Sadece ben varım! Tek bir hayatı olan sadece bir kadın olarak ben!

Herkese mutlu haftasonları, aşk, sevgi, bol para ve huzur diliyorum.


Hakkımda

Bir anne, bir baba ve bir de çocuk.Aşk dolu, neşeli ve eğlenceli bir hayat umuduyla..