sevdiğim linkler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sevdiğim linkler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kasım 2015 Perşembe

Cuma!


Bu hafta çok yoğun bir haftaydı. Hayatımda çok büyük bir değişiklik oldu,yıllardır gittiğim arkadaşım olan spor hocalarımla yolumu ayırdım sonra ilk kez cheesecake yaptım, ilk kez bir mutfak eğitimine katıldım.

Spor yapmaya iş yerinde bir grubun bosuya gidiyor olmasıyla başladım. İğrenç bir spordu her yerim tutulmuştu ama grupça gidiliyor olduğu için bırakamadım. Bosu bittiğinde içime spor aşkı yerleşmişti.

Ayşegül ve Aslı reformer pilates yapılan bir yer bulduklarını benim de katılıp katılmayacağımı sorduklarında tamam dedim ve üçümüz bir yıl boyunca beraber reformer yaptık.Sonra ücretlerde bir artış oldu, kızların hayatında bir takım değişiklikler oldu(evlenmek gibi:P) ve sonuçta kızlar spora devam etmeme kararı aldı.

Ben spora devam etmek istiyordum ve bir kaç ay aradan sonra Sezer'le fit in time diye bir yerde vücudumuza bağlanan elektrik kablolarıyla spor yapmaya başladık. Bir kaç ayın sonunda oradan ayrıldık çünkü elektrik kabloları kısmının sağlık üzerine etkileriyle ilgili şüphelerimiz vardı ve beraber benim ilk reformer yaptığım yere döndük.

Buradaki spor hocası kızlarla arkadaş olmuştuk, Sezer'le daha da kaynaştılar {çünkü o benden yaklaşık bin kat daha sıcakkanlı birisidir ve sosyaldir} iş yerinden bir arkadaşın ve Sezoşun kuzeninin de dahil olduğu bir grupla burada devam ettik. Aradan aylar geçti. Benim fiziki değişimim iş yerinde bir sürü kişiyi spora yönlendirdi. Ve yaklaşık on kişi mat pilates dersi için anlaştı.

Biz zaten haftada iki reformer pilatese gidiyorduk haftada bir de mat pilatese gidelim dedik.Hem vücut şaşırsın hem de arkadaşlarla beraber olalım istedik.

Sonra o dönem benim işlerim çok yoğunlaştı, anneannem hastalandı Erzurum'a gittim derken yaklaşık üç hafta mat pilatese gidemedim. Ama hepsinde gelemeyeceğimi önceden haber verdim. Son iki dersi alıp mat pilatese devam etmeme kararındaydım. Üçüncü dersin çıkışında spor hocalarından biri beni çağırdı. Haftada bir derslerde bir devamsızlık hakkı verdiklerini ve benim üç devamsızlık yaptığımı söyledi. Bir dersim kaldı zaten o derse de gelme mi demek istiyorsun dediğimde bana evet dedi.

Bunu duyunca ben:





Çok uzun süredir insanların yaptığı şeylere çok üzülmüyorum. Önemsememeye başladım çünkü.Ama bu olaya çooook üzüldüm.Yaklaşık üç yıldır birbirimizi tanıyoruz, beraber yemeklere gittik, dedikodular yaptık, özel hayatımızdan konuştuk ve bu şekilde anlamsız, önceden söylenmemiş bir kuralla bu şekilde davranılmasında bir mantık göremedim.

Mat pilateste alet yok dolayısıyla "sen üç haftada bitirmedin yerine gelecek biri var yani alet dolu o yüzden sıkıntı oluyor" gibi bir durum yok.Ders sekiz kişi de olsa, on kişi de olsa, üç kişi de olsa yapılıyor.

İşte sonrasında Murat'la da konuştum ve parasını ödediğim son iki reformer dersim de dahil olmak üzere bir daha o merkeze gitmemeye karar verdim. Sezer kızlara olayı anlatmış ve kırıldığımı söylemiş saçma sapan bahaneler sunmuşlar "işte orada biri vardı da, o duyuyordu da o yüzden öyle söyledik" falan falan.Beni yaklaşık beş kez aradılar telefonu açmadım.

Çok olgun bir davranış değil biliyorum ama benim özür anlayışım bu değil. Bir kere Sezer benim kırıldığımı söylemeden beni aramadılar. Madem orada başka bir üye var diye böyle söylendi o zaman neden beni hemen arayıp düzeltmediler?

Bir de ben bahanelere sığınmadan yapılan, hatasını kabul eden insanın özrünü kabul etmekten yanayım. Çünkü bahanesi olan insan sizi yine kırmaktan çekinmeyecektir, pişmanlığı azdır belki yoktur, yaptığı hatayı tamamen kabul etmiyordur.

Yine de Sezer'i bugün beşinci kez  arayıp ısrarla benle konuşmak istediklerini duyunca aramaya karar verdim, bu bir haftada kırgınlık seviyem değişmese de üzüntüm azaldı.

Ama aramadım mesaj attım. Cevap olarak benle konuştukları sırada yan odada birileri olduğunu işte onlara mesaj vermek istediklerini, çok üzgün oldularını, o iptal ettiklerini söyledikleri mat dersine gelmemi filan söylediler.

Bunu duyunca ben:




İyice sinirlendim. Böyle bir oyunsa bana önceden haber vermeleri gerekirdi ya da ben daha oradan ayrılıp işe varmadan konuyu açıklamaları gerekirdi.

Ve bu arada derslere hiç ara vermedim çünkü hemen yeni bir hocayla anlaştık. Üstelik ayda ders ücretimiz %40 oranında daha azaldı. Bu hoca kızlara kıyasla biraz daha eğitimsiz duruyor ama kesinlikle para konusunda daha rahat. Yani ders bir saatse ama çalışılması gerektiğini düşünüyorsa 1.5 saat ders yapmaktan çekinmiyor.

Bunu görünce ben:



Dün akşam da cheesecake ve kiş yapmak için bir eğitime katıldım. Üç kişiydik ve bir de hoca iş çıkışı 17:30 gibi başlayıp saat 21:00'e kadar çalıştık.Gün sonunda da ürünlerimizi alıp eve gittik.

Evde beni {cheesecakei} kurt gibi bekleyen iki kişiye {Murat ve Duru} kekin henüz sıcak olduğunu ve ancak ertesi akşam açmamız gerektiğini söylediğimde çok yoğun itiraz ettiler. Tüm akşam keki beklemişler de mutlaka yemelilermiş de.Kişi burunlarına bile sürmediler:)) Bu akşam meşhur cheesecakein tadımı var anlayacağınız:)

Eğitim fotoğrafları falan daha sonraki bir yazıda. Şimdi biraz sevdiğim linkler yapalım mı?

Hürriyet listelerine pek güvenmem aslında.Bir sene o listeyi baz alıp rezervasyon yaptırdığımız otelin iflasın eşiğinde olduğu ve tavanlarının bile aktığını öğrendiğimizde gitmemize sadece üç gün vardı. Bayağı bir stresle rezervasyonumuzu değiştirmiştik. Ama yine de göz atmak, yeni bir fikir olması açısından anlamlı. Türkiye'nin en iyi 10 brunch mekanı.

Kindle için Türkçe e- kitap okumanın yolu. Bunu tabi ki anlamadım ama anlayan biri {Murat} olur diye umuyorum:)

Sağlıklı bir TATLI. { Ayşe Abla bu sana;) }

Çok şık bir çanta. Hem el çantası hem sırt çantası olabiliyor olması benim çok hoşuma gitti.

Beni çok düşündüren bir yazı ve bir diğer yazı.

Herkese çok şahane bir haftasonu diliyorum.Kimsenin sizi üzmediği, incitmediği, herkesin birbirine çok kibar davrandığı, nefis tatlılar yiyip hiç kilo almadığınız, saatlerce yürüyüp bir anda beş kilo verdiğiniz, bebek emziriyorsanız sütünüzün dolup taştığı, bebeğinizin altı saat aralıksız uyuduğu, dünyada en beğendiğiniz yazarın en şahane kitabını tesadüfen gördüğünüz, yaptığınız tüm yemeklerin çok lezzetli olduğu, mutlu, sağlıklı bir haftasonu diliyorum.

Hayatta mucizelere inanın çünkü bizzat siz de bir mucizesiniz !

20 Kasım 2015 Cuma

Cuma!

 
Şahane bir cuma gününden merhaba! Adana'da pırıl pırıl güneşli hafif serin bir hava var.Bu güneşli havalar yüzünden asla Adana dışında yaşayamam gibi hissediyorum zaten.Ben güneş olmadığında kendini mutsuz hissedengillerdenim çünkü.Yağmurlu havalarda içime hep kasvet basar, ağlamak isterim falan.
 
Bu hafta üç kez spor yaptım.Hasta olmama rağmen sporu bırakmadım ve kesinlikle iyileşmemi hızlandırdı.
 
Hastalık sebebiyle protein diyetine ara verdim.Ama ruhen çok rahatsızım.Sonuçta 36 bedenim ve vermem gereken son bir 4 kilo kaldı.Üstümde bunun rahatlığı var sanıyorum.Neyse ki en azından akşam yemeğine kadar karbonhidrat alımını oldukça düşük tutuyorum da bari kilo almıyorum:))
 
Cumartesi günü Duru'nun bir arkadaşının doğumgününe davet edildik.Duru ben o kızı hiç sevmiyorum diye kestirip attı mı! Ben de okul sayesinde yaşıt çocuğu olan annelerle tanışırım diye umut içindeydim halbuki. Biraz ikna etmeye çalıştım ama kesin kararlı sadece  "doğumgünü pastası çikolatalı olabilir mi?" şeklinde bir tereddüt anı yaşadı ama sonra yine o tatlı burnunu havaya dikip kesinlikle gitmeyeceğini ve o kızın da kendi doğumgününe gelmesini istemediğini söyledi.
 
Duru'nun çok kesin çizgileri var ve insanların %90ını sevmiyor.Bense 35 yaşında insanların %90ını seviyorum ki eminim ben beş yaşındayken bu rakam %100lerdeydi.Tabi hayat tecrübelerimle biliyorum ki insanların %90ı tehlikeli olabilir ve sevilmeye layık oldukları da tartışılır.Ama bu sevme işi elimde değil.İnsanları kötü yönlerine rağmen seviyorum, üzmemeye çalışıyorum. Duru ise çok net.Sevmiyorsa yüzüne de bakmıyor:))
 
Sonuçta cumartesi günü "Pırdino" filmine gitmeye karar verdik.Ühü.Ben "Alaycı Kuş" a gitmek istiyorum ama.Tam bir hayaller Alaycı Kuş gerçekler Pırdino  durumu oldu:)) Gül Abla "sen kızlarla filme gir ben alışveriş yapayım" dedi neyse bari tek kişi eziyet çeksin diye bu teklifi kabul ettim.Önümüzdeki hafta içi bir gün de bir şekilde Alaycı Kuş'a gitmenin bir yolunu bulurum artık.
 
Dün olağanüstü bir durum sebebiyle Duru'yu okuldan ben aldım, eve geldim.Evi toparla, yemek yap , kitap oku, Duru'yu yıka, banyo yap, evi toparla, yat , kitap oku falan derken sabah yine çok yorgun uyandım.Bu ara her konuda uykumdan fedakarlık yapıyorum.Haftasonu sıkı bir uyku depolama zamanı ayarlamak istiyorum ama elimde belki on tane "çok iyi" kitap var.
 
Gerçekten her kitaba bitse de hemen diğerine geçebilsem diye bakıyorum. Aslında kütüphanemde belki böyle elli kitap var.Hayatımda en büyük eksiklik bir kütüphane.Benim yaşadığım evde bir kütüphane odası kesinlikle "lüks" değil, ihtiyaç.Okuyup sakladığım kitaplar artık eve sığmıyor.Saklamaya değmeyeceğini düşünüp verdiğim belki yüzlerce kitap var ama ev yine de kitap kaosuna döndü.Yani sırf yatağımın başucunda ilk sırada okunacak en az onbeş kitap var.
 
Kocam e-kitap okumamı önerdi.Haklı.Bu konuda araştırmalara başladım çünkü zaten düzen hastasıyım bir de kendi oluşturduğum bu yığılma beni çok yoruyor.Bir de bu yığılma hayatta en değer verdiğim şeyler olunca kaos kaçınılmaz.Bana e- kitap okumam için önerebileceğiniz cihazlar neler olur sayın okur?
 
Cuma yazısında sevdiğim linkleri vermesem olmaz elbette.Bu hafta sadece bir link vereceğim:
 
Türkiyede yaşanmış 15 acayip olay.Ben size belki yüz tane sayabilirim neyse,
 
Herkese iyi haftasonları diliyorum.Sevgi dolu, sağlıklı ve sevdiklerinizle geçirebileceğiniz upuzun iki gün! Yuppi:)
 
 
 
 
 
 


18 Kasım 2015 Çarşamba

Hasta


Çok hastayım sayın okur.Erzurum'a gidip geldik, anneannem de çok iyi çok şükür.Harika yemekler yedim, ailemle zaman geçirdim ama iki aktarma ile git iki aktarma ile gel ve bir de hava değişimi falan beni biraz zayıf düşürdü sanırım.

Dün gece çok erken yattım ve bunun iyileşmem için yeterli olacağını umdum ama ne yazık ki hala pek hastayım.Halsizim, yorgunum ve başım ağrıyor.

Bu arada yazın gittiğimiz ve çok sevdiğimiz Paris de yapılan saldırıya çok üzüldüm.İnsanların ölüyor olması hele de böyle vahşice beni çok üzüyor.Bu konuda bakış açısı değiştirici, kafa karıştırıcı bir sürü yazı okudum.

Görmemizi istenenin çok dışında herşeyin yine PARA ile alakalı olabileceğine dair bir sürü fikir bana çok anlamlı geldi.İslam, müslümanların birleşmesi yok işte şeriatla yönetilen devlet hepsi hikaye olan dünya kaynaklarının adil bölüşülememesi, olan herkesin yiyebileceğinden çok parayı istiflemeye çalışması.İstif çabaları da ölümler, kavgalar, intikamlar, suikastlar, birden türeyen terör örgütleri olarak görünüyor bize. .Bu yazı ve bu yazı mutlaka okunmalı.

Ankara'da da aynı örgüt yine yüzlerce insan öldürmüştü.Ve bu yüzlerce insan bizim ülkemizdendi ama bakıyorum insanlar Paris de ölenlere daha çok üzülüyor.Bizim ülkemizde ölenler o partili, bu partili, oh orada ne işleri vardı diye yargılanmıştı.Ölümlerine üzülmeyenler vardı:(

Seçim sonrası bir yorumcu şöyle bir yorum yapmıştı ve ben çok etkilenmiştim "AKP seçmeni  Arap ülkelerindeki müslümanları mesela kendi mahallesindeki Ermenilerden daha çok seviyor, HDP seçmeni kendi ülkesindeki Türktense kendini Suriyedeki Kürde yakın hissediyor ya da mesela bir MHPli Suriyedeki Türkmeni kendi doğu illerindeki Kürtten daha çok seviyor" mealinde bir yorumdu.Tüylerim diken diken oldu.O kadar yerinde bir tespit ki :( O kadar üzücü ki :(

Nobel alıyor bir Türk hemen köken araştırması başlıyor ya da milli maçta  saygı duruşunda bile duramayanlar olabiliyor.Eskiden yoktu böyle sorular, saygısızlıklar.

Biz bilmezdik kim Kürt kim Alevi kim Ermeni. Ne önemi var ki? Arkadaşını, komşunu dinine , ırkına göre mi seversin? En çok yardımıma koşanı, en anlaşabildiğimi, en iyi insanı, en dürüstü, en eğlenceliyi, sohbeti bal gibi olanı tercih ederim ben.

Açıkça söyleyeyim ben bu sınırlar içinde yaşayan herhangi birini mesela bir Avustralyalı'dan daha çok seviyorum.Siz de öyle yapın.Herhangi bir dini ya da ırki benzerlik sizi bu ülke topraklarındaki herhangi birinden daha çok yakınlaştırmaz kimseye. Aynı şeylere gülüyor aynı yemeklere bayılıyoruz. Hiç bir şey aynı ülkede büyümüş olmak kadar, kendini bu topraklara ait hissetmek kadar yakın hissettiremez, hissettirmemeli.

Ay ben bu konuda çok dertliyim.O kadar basit ki mutlu olmak , o kadar zenginiz ki ve dünya da gerçekten hepimize yeter ki.Ama yine de sadece mutlu olamıyoruz bir türlü:( Savşmayı bırakıp hastalıklara çare arayabilsek keşke.Şu hayatta gerçek tek dert sağlık olabilir çünkü.

Çok istediğim merakla beklediğim iki kitap okudum.Her ikisi de devam kitabıydı ve her ikisi de en az ilk kitaplar kadar iyiydi.Çok yakında yeni bir kitap yazısı geliyor.

Oturma odasına koltuk siparişi verdik.20 ya da 25 gün içinde hazır olacaklar.Ben de bu sürede düzenleme işlerini halledeceğim inşallah.Hedefim bu haftaydı ama başım çok ağrıyor ve çok da halsizim. İşi büyüteceğim içinde haftaya kalmasının iyi olacağını düşündüm.

İşte böyle.Sizde durumlar nedir? Neler yapıyorsunuz? Bu aralar kafanıza takıp üzüldüğünüz neler var? Ya da sizi çoook mutlu eden bir şeyler oldu mu bu yakınlarda?






16 Ekim 2015 Cuma

Umut

Açıkçası ülkenin geleceği açısından pek umudum kalmadı.Oysa ben çok iyimser bir insanımdır.Ölen insanlara çok üzülüyorum.İçimden hiç bir şey yazmak gelmiyor.Bugün cuma ama bende o klasik cuma coşkusu yok.Artık içimden gelmese de kesinlikle yazmam gerektiğini düşünüyorum.

Benim gibi hisseden mutsuz tek bir kişiye bile neşe verebilsem, bir kişi bile sayemde gülümseyebilse, o bir kişi diğerlerini , o diğerlerini derken hepimiz belki yine birbirini seven milli maçlarda birlikte sevinen, bomba patladığında ölen insanlara birlikte üzülen bir toplum olabiliriz.

Bu yazıyı sevdim.Beni korkutuyor olsa da sevdim.En güzeli gazete okumamak, haberdar olmamak diye düşünüyorum bazen.Bazen de hepimiz bilirsek belki bir şeyleri değiştirebiliriz diyorum.Karşımızda elli yıllık plan yapan büyük ülkeler varken ben tek başıma ne yapabilirim ki diyorum bazen.Bazen de ben tek başıma her şeyi değiştirebilirim diyecek kadar güçlü hissediyorum.

Bu düşüncelerle bugün Duru'nun okuluna da bir mail yazdım:

Sayın yetkili,

Okulunuz öğrencisi ..........annesiyim.

Kızımın okula başlama yaşı geldiğinde ilk düşündüğüm okullardan biri .... Kurucularından ............. bizzat öğrencisi olmuş olduğum için okullarında çocuğumun çok iyi bir eğitim göreceğinden emindim.

Okulun çocuğuma sadece akademik başarı vermesini yeterli bulmuyorum. Çocuğuma toplum içinde nasıl davranacağını, düzene ve kurallara uymayı ve doğru beslenmeyi de öğretmesini umuyorum.

Kızım doğduğundan beri beslenmesine çok önem veriyorum. Paketli gıdalar yememesine, mümkün mertebe rafine şeker yememesine gayret ediyorum. Ve takdir edersiniz ki bu kolay bir uğraş değil. Karşımda büyük bir sektör var. Tüm reklamlara, bu besinlerin albenili oluşuna ve diğer çocuklara rağmen hiç yemediği, tadını bilmediği bir sürü ürün var.

Hiç sosis, salam, sucuk gibi katkı maddeli etlerden, kahvaltıda verilen mısır gevreklerinden, kutu meyva sularından içmedi. Daha doğrusu içmemişti.

Okulunuzun yemek listesinde kahvaltıda mısır gevreği, çikolatalı ekmek, akşam atıştırmasında sosisli poğaça, hazır meyve suyu görmek beni çok üzüyor.

Ne olacak haftada bir yeniyor diyebilirsiniz ancak okulda verilen bu besinler çocukta bir "alışkanlığa" sebep olmaktadır. Okul her zaman doğruların öğretildiği bir yerdir ve okulda verilen besinler de çocuk için evde de yemek isteyeceği, ilerde büyüdüğünde elinin gideceği ürünler olacaktır.

Beslenme konusu çok uzun süredir gündemde olan bir konu. Paket gıdaların, hazır içeceklerin  ne kadar zararlı olduklarıyla ilgili televizyonlarda yüzlerce program var. İnternette yapılacak kısa bir araştırmada dahi beslenmenin pek çok hastalığın sebebi olduğunu görebiliriz.

Okul doğruların öğretildiği bir yer olmalıdır. Yanlış yapma lüksünüz olmadığını düşünüyorum. Size 5 yaşındaki bir zihni ve bedeni "emanet ediyoruz". O bedenler ki geleceğin doktorları, bilim adamları, öğretmenleri olacaklar. Onlara iyi bakmamız lazım.

Beslenmeyi bilmeyen bir birey dünyanın en iyi bilim adamı dahi olsa karşılaşacağı sağlık sorunları ( obezite, kalp hastalıkları ve kanser gibi) karşısında çaresiz kalacaktır.Topluma faydalı olamayacaktır.

Kutu meyva suyu yerine sulandırılış pekmez, çikolatalı ekmek yerine katkısız labne peyniri (örneğin Sütaş marka) , hazır kek yerine meyva, beyaz ekmek yerine tam buğday unuyla hazırlanmış katkısız ekmek verebilirsiniz.Bunlar ilk anda aklıma gelenler.Bu konuda değişim düşünüldüğü anda pek çok alternatif bulunabileceğinden eminim.

Saygılarımla,
 
Henüz cevap gelmedi.Umarım kızınızı okuldan alın falan demezler:P Bu ilk mailim yazmaya devam edeceğim. Gelişmeleri bildireceğim;)
 
Evde boya bitti. Dört gün sürer demişlerdi ama  teyzemiz sayesinde iki günde bitti.Ustaları dürtüklemesi, boş yere zaman geçirmelerine izin vermemesi sayesinde ikinci gün evde boyanmadık yer kalmamıştı. Doğal gaz boruları, balkon demirleri de dahil bu arada.
 
Yine teyzemiz sayesinde boya işinden çok bir şey anlamadık. Eve geldiğimde o odaları silmiş yerleştirmiş oluyordu.Sağolsun.Şaka olsun diye "e boya da çok zor değilmiş ya, her sene yaptıralım ev tertemiz oluyor" dediğimde zavallının gözleri dışarı düştü. "Yok dedim merak etme bu bize bir beş yıl daha yeter".
 
Boya evin çehresini değiştirdi.Annem temizlik bile daha uzun süre dayanır duvarlar temiz olunca kızım diyor.Bakalım.
 
Mutluluğun fotoğrafıyla yazıyı bitirelim.Bir masum çocuk ve bir küçük kedi:
 
 
 
 
 
 
 
 
 

9 Ekim 2015 Cuma

Cuma: Oyuncak bebek projesi ev boyatma vs


Bir cuma gününe daha kavuştuk.Çok şükür ve hatta TGIF !

*Yoğun bir haftaydı.İş açısından verimli geçti.Bir toplantı yaptık, bence önemliydi.Ne zaman böyle bir toplantı olsa karar alırım konuşmayacağım diye ve sonra da toplantının en çok konuşanı olurum.Aferin!

Neyse olan oldu artık.Hemen düşünmeme moduna geçmeyi de öğrendim.Sadece geceleri herkes uyumuş ve ben kitap okuyorken aklıma sızıveriyor düşünceler, kitapta gözlerim aynı satıra takılı kalmış düşünürken buluyorum kendimi.Hemen silkelenip kitabıma dönüyorum.Zamanla gelişen bir özellik:)

Lohusayken bu özelliğimi kaybettiğimi düşünüyordum.Her gece kayınvalidemi düşünüp duruyordum çünkü :P Ne yapsam düşünmekten alamıyordum kendimi.Ay ne kötü günlerdi. Lohusalık cidden kötü bir dönem.Olayları büyütüp durduğumuz, kendi aklımızın efendisi olamadığımız günler! Benim aklım cidden başımda değildi.Ama neyse ki {en azından aile içinde} konuşmamayı, her aklımdan geçeni söylememeyi becerebiliyordum.

*Murat bir kaç hafta önce eve gelip Duru'nun oynamadığı bebeği olup olmadığını sordu.Neden dediğimizde ışıklarda su satan, para isteyen küçük kız çocukları gördüğünü ve onlara bebek vermek istediğini söyledi.

{Biz sokakta su satan çocuklardan alışveriş yapmıyoruz, aynı şekilde para isteyenlere de para vermiyoruz.Çünkü o çocuk eve para götürdüğü sürece sokakta kalmaya mahkum}

Çocukların büyük kısmı Suriyeli.Olmasa da mutlaka ki oyuncak bebekleri olmayan kızlar.Bu fikre bayıldım.Duru da bayıldı.Bebeklerini hevesle ayıkladık.Çok az oyuncak alıyor olmama rağmen devasa bir bebek birikintisi var.Gerçi Duru'ya sana ne alalım dendiğinde cevabı hep "bebek" oluyor.

Kızım sen ver ki Allah da sana versin dedim.Neyse bir on tane falan bebek ayırdık.Murat ilk bebeği verdiğinde eve neredeyse gözleri dolu dolu geldi.O kız çocuğu "amca amca çok teşekkür ederim amca" diye o kadar çok sevinmiş, bebeğe öyle sıkı sarılmış ki.

Bir iki bebek verildiğinde biz de arabadaydık.Kızların şaşkınlığı, mutluluğu beş yaşındaki Duru'yu bile etkiledi.Evde biraz daha bebek ayıklamak istediğini söyledi.Barbie tarzı ince uzun bebekleri sevmiyor bir on tane de onlardan ayırdık.

Siz de çocuklarınızın oyuncaklarını bu şekilde verebilirsiniz.Hatta bir arkadaşım ucuzculardan oyuncak araba falan alıp vermeyi düşünüyor.Sokaklarda kız çocuktan çok erkek çocuk olduğu düşünülürse mantıklı.

*Bu hafta evi boyatacağız, bize şans dileyin:)

*Bir mahkemede şahittim.Çok stresliydi,Allah adliye personeline yardım etsin.Kimseyi oralara düşürmesin.

*Sevdiğim linkler köşesini epeydir ihmal ettim.Daha önceden önerdiğim bir sayfayı önerirsem beni uyarın lütfen:)

Tembeller için tatlı tarifleri.

Kışın kabakla denenecek harika bir yemek tarifi.Bal kabağının tatlı olmayanıyla yapılıyor bu tarifle.Burada pazarda satan adamlar ne yapacağınızı sorup ona göre veriyor:)

Uzaylıların varlığına inanıyorum ben.Bu program da izlenilesi.

Her türlü püf noktasına bayılırım!

İşte hayat dedirten 23 fotoğraf. :)

Herkese iyi haftasonları diliyorum! Neler yapacaksınız bakalım?




11 Eylül 2015 Cuma

Hayat ölüm kadar ağır


Ülkenin bir ucunda çocuklar ölüyorken bir ucunda da çocuklar okula başlıyor.İnsanların sevinçlerini bile kursaklarında bırakıyor bu hainler.Çocuğum okula başlıyor diye sevinemiyorum bile, sevinir gibi olunca da utanıyorum.

İlk hafta alıştırma haftası,yarım gün.Ben de tüm hafta izin aldım Duru'yu okula bırakıp gerekirse bahçede bekleyeceğim.Sen okula alışana kadar bekleyeceğim diye söz verdim.Duru sınıfta beklememi istiyor ama ona öğretmenin izin vermeyeceğini söyledim.Umuyorum öğretmeni bahçede beklememe de izin vermez ,ben de tüm hafta izin kullanmadan atlatırım bu günleri.

Duru hiç heyecanlı değil ama ben belli etmediğimi umsam da okula başlayacak olmasından ötürü çok heyecanlıyım ve biraz da korkuyorum.Çünkü ben insanlarla muhataplığın arttığı her durumdan korkarım.

Geçen hafta Duru'yu evimize yakın bir parka götürdüm.Orada siteden bir arkadaşıyla oynuyorlardı yanımıza bir kız yaklaştı.O da oyuna katılmak istedi.Kızın da Duru gibi yanında bir bebeği ve arabası var.

Duru kıza kendi bebeğinin yürüyemeyecek yaşta bir bebek olduğunu oysa kızın bebeğinin nispeten büyük bir bebek olduğunu arabaya kendi bebeğinin konması gerektiğini söyledi.Kız tabi kabul etmedi.Bizimki kıza dönüp "senle de oynanmaz" dedi.Ve arkadaşıyla oyununa devam etti.

Ben genelde çocuk kavgalarına karışmam.Kendi kızım eziliyor olsa bile.Kendisini savunmayı öğrensin isterim.Görüyorsunuz ki başarmışım da:P Sadece fiziksel bir tehlike varsa yakın dururum, korurum,uzaklaştırırım o kadar.Kız birazdan yine geldi benim kız dönüp çocuğa " senle konuşmayacağım, okul başlayana kadar senle konuşmayacağım" diye bağırdı.

Baktım bizimki artık kabadayılığa giriyor yaklaşıp Duru'ya "Bu şekilde konuşman doğru değil, çocuğa bağıramazsın, çok ayıp" dedim.Bu arada kızın annesi Duru'ya laf söylemeye başlamasın mı? Çok sinirlendim.Neyse ki Duru hiç geri adım atmadı, korkmadı.Ben de kadına dönüp buz gibi bir bakış ve ses tonuyla "ben konuşuyorum çocuğumla" dedim.Ama kadın devam etti "sen benim kızıma bağırıyorsun ben de sana bağırayım mı, ben sana bağırıyor muyum" diye ters ters konuşuyor.

Kadın 30lu yaşlarda Duru 5 yaşında.Kadına dönüp iki çift laf edecektim ama biliyorsunuz ki tartışma yaşamayı, gerginliği sevmem.Kızımı da alıp parktan ayrıldım.İçim içimi yedi ama dönüp bakınca doğru olanı yaptığımı düşünüyorum.

Bir kaç gün sonra beraber gittiğimiz bir yemekte Defne bu kez Duru'yu dışladı.Peşimden gelme, seni istemiyorum falan dedi.Bir baktım bizimki gözler dolu dolu, dudakları titreye titreye geldi.Bozulmuş ama ağlamıyor.

Eve geldiğimizde "anne ben çok üzülmüştüm, duygulanmıştım ama ayıp olur diye ağlamadım" dedi.Babasıyla ona sarıldık teselli ettik sonra da ona parktaki çocuğu hatırlattım.O kıza da kendisinin aynı şekilde davrandığını, o kızın da tıpkı kendisi gibi üzüldüğünü söyledim.Karmadan bahsettim, yaptığı herşeyin bir dönüşü olacağını anlattım.

Çünkü ben çocuğum ezilmesin yeter derdinde değilim, düzgün bir insan olsun istiyorum.Bugün başka çocuklara "aman ezilmesin de" diyerek kötü davranmasına göz yumarsam gün gelir bana bile kötü davranır diye düşünüyorum.Kötü biri olursa sevilmez ,yalnız kalır vs.

Şimdi on küsür çocukla -ve anneleriyle- yeni maceralara atılacak olmayı neden  heyecan verici bulduğumu anlamışsınızdır :P

Aslında keşke süper güçlerimiz olsa da her anne çocuğunu hep güvende tutabilse, kollarımızın arasında uyudukları kadar güvende olabilseler.


 
 
 
Bu da bu hafta beni EN ÇOK etkileyen yazı. Allah bu vatana hainlik eden her kimse cezasını tez zamanda versin inşallah.Kimsenin ahını kimsede bırakmasın. 

20 Ağustos 2015 Perşembe

Cuma!



Fotoğraf kötü ama içinden mutluluk taşıyor! Ve bugün de cuma olduğuna göre bu fotoğraf oldukça uygun oldu çünkü benim de içimden mutluluk taşıyor.

Çok güzel bir haftaydı.

Spor yaptığım her iki günde de karın kaslarım korkunç ağrıdı.Öksürürken, yataktan kalkarken, yana eğilirken canım acıdı.Çok uzun süredir hamlama yaşamıyordum bu yüzden kaslarımın çalıştığını hissettiren bu ağrılar beni çok mutlu etti.

İnsanlardan  güzel sözler duyduğum bir hafta oldu."Kötü sözlere çok üzülmemek güzel sözlere de çok sevinmemek gerek" diye kendime hatırlattığım halde yüzümde beliren kocaman gülümsemeyi bir türlü silemedim:)

Çok güzel kitaplar buldum.Aldım, okudum ve okuyorum.Güzel bir kitap okurken aklım biraz dumanlı oluyor.Normal hayatım sürerken bir yanım hala kitapta kalıyor çünkü.Başka bir dünyaya açılmış bir kapıdan geçmişim ve dönerken  bir kısmım orada kalmış gibi.

Bu hafta ülke gündemi herkes gibi beni de çok üzdü.Ben de herkes gibi çok ağladım, kahroldum, içim yandı.Yıllardır aynı şeyler yaşamaktan bıktım ama son yılarda her şey mizansenmiş gibi gelmeye başladı.Görmemizi istediğimiz şeyleri görüyoruz ve yaşıyoruz.Terörün içinde olanlar da, teröre karşı göğüs göğüse savaşan askerlerimiz de , her şeyi izleyen bizler de gösterileni görüyoruz ve büyük resmi kaçırıyoruz sanki.

Bugün şehitlere ağlıyoruz peki yarın ? Her şey o kadar hızlı değişiyor ki ben takip edemez oldum.

Şu yazıya çok güldüm.Aziz Nesin hikayeleri daha gerçek kalıyor bu olayların yanında.

Gülmeye devam...İşte  bir kaç eğlenceli baba .

Şu video her zaman sıkıcı bulduğum yogaya bakışımı değiştirdi.

Amsterdam da uygulanmaya başlayan "sarı bisiklet" fikri çok hoşuma gitti.Link burada.

Herkese sevdikleriyle geçireceği mutluluk dolu bir haftasonu diliyorum!


14 Ağustos 2015 Cuma

Cuma!


Tatilimizin Paris ayağını anlatmayı bitirdim şimdi sırada Eskişehir ve Konya var.Özellikle Eskişehir büyüleyiciydi hatta beni Paris'ten daha çok etkiledi, yerleşme planları yaptırdı falan.Ama bugün Cuma olduğu için gezi yazılarıma ara veriyor ve bu haftanın genel özetini, havadan sudan anlatacaklarımı ve en sevdiğim linkleri içeren yazımı yayınlıyorum.

Tatil sonrası ilk hafta aynı zamanda sevgili Murat'ın doğumgünü haftasıydı.{12 Ağustos}.Kısa bir süre önce ona günlük giyebileceği rahat bir ayakkabı almıştım, "ben o ayakkabıyı hediyem olarak kabul ediyorum" diyerek bana yeni bir hediye almama hususunda mesaj vermişti.Ben de kabul eder görünmüştüm.Çünkü ben hediye almaktan  çok sürpriz yapmayı seviyorum.

Bir gün önce öğlen çok sevdiğim bir iş arkadaşımla birlikte Murat'ın hediyesini almaya gittik.Hediyeyi aldıktan sonra çok yakındaki en sevdiğim{hatta sevdiğimiz}hamburgerciye girdik.İş arkadaşlarımda benim kadar çok seviyorlar burayı ve ne zaman kim gidelim dese "yine mi aynı yer"demeden mutlulukla gidiyoruz.Size bögh gelmiş olabilir tabi:)





Murat ona bir hediye aldığımı kredi kartı ekstresine tesadüfen bakması sonucu eve gitmeden öğrenmiş olsa da ne olduğunu öğrenemedi , hediye cidden sürpriz oldu ve daha da önemlisi hediyesini beğendi.Bir aslan burcuna hediye almak ne zordur bilemezsiniz:) Annem de aslan burcu olduğundan ben çocukluktan antremanlıyım neyse ki!

Aynı akşam çok sevdiğimiz arkadaşlarımızla beraber yemeğe çıktık.Burada yemek sonrası Murat'a bir de pasta sürprizi oldu.Pek utandı ama pastanın lezzeti utancını bastırdı neyse ki:)





Ertesi gün yine çok sevdiğimiz başka arkadaşlarımızın da eklendiği bir grupla birlikte pasta yemek için buluştuk.Ama burada Murat pastanın mumlu olarak masaya gelmesinden çok utandığını ve tekrar istemediğini söyledi. Doğumgünü çocuğunu kırmadılar ve herkes kendine istediği bir tatlıyı sipariş etti , mum üflemeden olayı kapattık:)



Duru her iki gecede de sevdiği arkadaşlarıyla delicesine eğlendiği için çok mutluydu.Onun doğumgünü olsa ancak bu kadar eğlenirdi.Her iki geceyi de leş gibi ve hatta kuma bulanmış olarak bitirdi ve evde banyo sonrası yatırır yatırmaz uyudu.

Gelelim bu hafta için sizin de görmenizi istediğim sayfalara:

Daha eski yazılarımda verdiğim linkleri hatırlamıyorum ve gidip bakmaya da üşeniyorum.Ama  uğruna seyahat edilecek 30 yemek cidden tekrar tekrar önerilebilecek bir derleme.Size 5. sayfada bizim de bizzat gidip denediğimiz "zavallı kurufasulyeci" den verdim linki ama önerilerin her biri denenmeli.

Derleme toplama , organizasyon bizim işimiz.Bu konuda her türlü öneriye açığım.

Tembellere 29 mükemmel ürün önerisi.

Duru'nun gelin olma hevesinin etkisiyle sanırım  gelinlikler benim de ilgimi çekmeye başladı.Hiç düğün, gelinlik hevesi olmayan biri olduğum için kendi gelinliğimi almaya gidene kadar modelini, ne istediğimi hiç düşünmemiş, gittiğimiz moda evinde beğendiğim bir modeli öylesine seçivermiştim. Bu yaştan sonra gelinlikleri incelemeyi seviyor olmam ilginç bir durum.Hatta bu size verdiğim sayfadaki gelinlikleri keşke daha önce görmüş olsaydım mesela uçları pembe bir gelinlik şahane olurdu diye de düşündüm açıkçası.

Bu yazı uzun  ama okunmaya değer diye düşünüyorum.İnsanın her zaman aynı perspektiften bakmaması, farklı fikirlere açık olması, bir hatası varsa itiraf edebilmesi, olaylara objektif bakabilmesi benim için değerlidir.Fikirlerden çok esnek olabilmeye değer veriyorum.

Matematiğimin ne kötü olduğundan hep bahsederim.Yaşadığım şehirde Anadolu Lisesini kazanmış ve neredeyse dahi derecesinde zeki tiplerle 7 sene okumuştum.Ben sosyal derslerde başarılı bir insan olmama rağmen eczacı olmak istediğim için sayısal bölüm seçmiştim.Hayatım o matematik derslerinde "öğretmen beni görmese", "yer yarılsa da içine girsem" stresi ve beklentisiyle geçti:) Bu yüzden bu fotoğraflara kahkahalarla güldüm.

Bunlara da çok güldüm.

Güzellik önerileri ve pratik bilgiler hiç uygulayamasam da hep dikkatimi çekmiştir.

Şişmanlamak, beslenme yazıları da ilgi alanımda.Bu yazıyı da çok ilginç ve anlamlı buldum.Bir göz atın bence.Ben hem üç hem dördüm.Ühü.

İşte böyle.Herkese mutlu, sağlıklı, huzurlu bir haftasonu diliyorum! Bir de ara sıra bana yorum yazarsanız orada olduğunuzu görmek için istatiklere bakmama gerek kalmaz. Yani koskoca üç Paris yazısı yazdım da tek bir yorumcuk gelmedi.Rezalet! :)



8 Temmuz 2015 Çarşamba

CUMA!



{Kumsalda çekilen fotoğraflara bayılıyorum.Işık o kadar güzel ki her fotoğrafta renkler, gölgeler şahane oluyor.}

Ve uzun bir aradan sonra yine zıplayan bir fotoğrafla bir cuma yazısı yazıyorum.Yaşasın!

Geçen hafta çok yoğundu ve çok yorulmuştum.Bedensel yorgunluktan çok iş açısından gergin bir dönemdeydim çok şükür geçti.Bu hafta nispeten sakindi.

İki uzun hafta aradan sonra tekrar spora başladım.Ramazan dolayısı ile cesaret edemiyordum ama iki haftada bünyem oruç tutmaya alıştı ve hocalarımız da uygun bir program hazırladıklarını söyledikleri için denedim.Çok uykusuz bir günümde hem de oruç olmama rağmen sıkıntı yaşamadım.

Arkadaşım Sezer çok bakımlı bir hatun.Yıllardır yaptığı bakımlar, küçük operasyonlarla kendini o kadar değiştirdi ki inanamazsınız.Güzelliği aslında içinden geliyor (içinin güzelliği dışına yansıyor) ama bunun dışında yaptığı akılcı dokunuşlarla da ciddi anlamda bir fark oldu.

Onun güzellik anlayışı kusursuzluk aslında.Yani fiziği o kadar güzel ki, neredeyse tüm vücudu kas yani ben onun yerinde olsam ne bulsam yerdim:P Ama o haftada beş gün spor yapıyor sabah beşte falan kalkıp yürüyor bir de üstüne yediklerine çok dikkat ediyor.Vücudunda selülit falan da yok ama buna rağmen cilt dokusu canlansın diye bir şeyler yaptıracağını söylediğinde bu kez ben de ona katılmak istedim.

Bana pek uymayan bir şey gibi görünüyor ama benim güzellik ve bakım anlayışım tam olarak bu aslında.Çünkü ben doğal, çok uğraşılmamış gibi duran güzelliği seviyorum.Yataktan kalktığımda güzel olmak istiyorum.Bu yüzden gözümün üstüne ince bir kalem şeklinde kalıcı makyaj uygulaması aklıma yatıyor mesela.Makyaj olarak yaptığım tek şey gözümün üstüne kalem çekmek olmasına rağmen her gün her gün kalem çekmek zor geliyor çünkü.

Bana cildi güzel gösteren bir krem önermeyin cildi güzelleştiren bir makina önerin:) Hergün hergün güzel gösteren kremi sürmekle uğraşamam çünkü.

Saçıma boya yapmıyorum kına yakıyorum çünkü doğal olmayan kimyasal bir şeyi kafama süremem ve saçımın o doğal dokusunu bozamam.Doğal doku bozulursa saçıma belki fön gerekecek, belki jöle falan sürmem lazım olacak.Uğraşamam.Saçımı tarar ve çıkarım ben.

Vücudumla ilgili de spor yapıyorum mesela.Korse giymem ya da ince gösteren kıyafetler almakla, aramakla uğraşamam.Göz yanılgısı değil gerçek güzellik peşindeyim.Radyo frekans ve vakumun bir arada uygulandığı bu sistem ise masaj mantığında olduğu için hoşuma gitti.

Toplamda on seans sürecek sonuçta dokuda bir pürüzsüzlük ve sıkılaşma vaat ediyorlar.Ve işlemi yapan yerin sahibi hanım bizim spordan arkadaşımız.O da tıpkı Sezer gibi kusursuzluk peşinde ve  bana çok güven veriyor.Bu işlemin ilkini geçen cuma öğlen arasında yaptırdım.Yaklaşık bir saat sürdü ve her yerim kızardı, ısındı filan.

O akşam kayınvalideme iftara davetliydik.İşten çıkışta eve uğramadan kayınvalideme geçtik.Orada Duru ne zaman bacağıma dokunsa canımın acıdığını farkettim.Eve gelip üstümü çıkardığımda ise bacağımdaki kocaman morlukları görüp şok oldum:)

Vakumla dakikalarca çekilen bir bacak için normal bir durum aslında.Ve bu morarmalara normal insanların tepkisi ne olur bilemem ama biz Sezer'le pek bir memnun olduk:) Demek ki işe yarayacak dedik.

Bu bakım işine başlamışken kaşlarıma da el atayım dedim.Kaşımı kendi varolan kavisine göre almadıklarından alt kısmı yuvarlak gibi duruyor.Kaş aldırmak, saç kestirmek bana öyle zor geliyor ki çoktandır iş yerine en yakın kuaföre gidip duruyordum.Arkadaşlarla beraber falan olunca kuaför işleri daha tahammül edilebilir oluyor:)

Tabi kaş düzelttirmeyi kafaya takınca işe en yakın kuaföre gidemeyeceğimi farkettim ve konuyla ilgili araştırma yaptım nihayet çarşamba günü bu konuyla ilgili methini duyduğum bir hanıma gittik.Kaşlarımın yeni halini çok sevdim.İfadem değişti resmen.Yani en fazla iki üç kılın yeri değişmiştir ama o bile çok anlamlı bir değişime sebep oldu.

Kaportayı topladığımız bir hafta oldu diyebiliriz kısaca:))

Gelelim bu hafta gezinirken internetten bulduklarıma :

Yurdum insanı başlıklı her haberi mutlaka tıklarım.Çok eğlenceli!

Ben ani ses ve hareketlerden çok korkarım.Duru'nun da bu ara en sevdiği şey sinsice yaklaşıp "böö" yapmak.Korkudan zıplamışsam mest oluyor.Bu video da Duru'nun eşşek kadar olmuş versiyonunun zavallı annesine çektirdikleri.

Çok yakın bir arkadaşım sanat tarihine merak saldı.Anlattıkları beni de çok etkiliyor.Ünlü ressamların eserlerini tanımak için ipucu veren bu yazıya da bu sebeple bayıldım.

Yüzü gözü güneş koruyucu olmuş bu bebeklere çok güldüm.{Hergün hiç aksatmadan yaptığım tek şey güneş koruyucu sürmek.}

Bana göre değil, asla beceremiyorum ve açıkçası uğraşamam da ama saç maşası kullanımı için bir kaç numara belki sizin işinize yarar!

Neşeli, mutlu, sağlıklı haftasonları dilerim! Çılgınca eğlenin;)







19 Haziran 2015 Cuma

Cuma!


Başlığı yazarken hala cuma olduğuna inanamasam da yaşasın bugün cuma!Bu hafta nasıl geçti anlamadım.Çok şükür yine bir Ramazan ayına daha kavuştuk.Adana'nın cehennem sıcağında oruç tutmak biraz zorlasa da artık daha tecrübeliyim.

Bebek, emzirme vs işlerini bitirip oruca geri döndüğüm ilk sene her zaman yaptığım gibi sahursuz oruç tutmaya karar vermiştim.Saat 15:00den sonra yarı baygın haldeydim.İşten izin aldım,Murat beni eve taşıdı, iftarda yatağımdan koluma girip masaya götürdü falan:))

Bu sene akşamdan itibaren 2 ltye yakın su içtim.Gece saat 02:30da kalktım kendime sallama çay ve 2 yumurtalı bol peynirli omlet yaptım.Çayımı yatakta bitirdim, uyumadan önce yarım litre daha su içtim.Dolayısıyla da ilk günü olabildiğince sorunsuz atlattım.Çok şükür!

Çocukken Ramazan ayına bayılırdım.Annemin beni yemek yemeye zorlayamayacağı tek zaman dilimi.Çocukken yediğim hiç bir şeyden keyif almazdım.Annem de şimdi takdir ettiğim o zaman nefret ettiğim bir şekilde hep sağlıklı şeyler yememiz için uğraşırdı.Yemeği beğenmedim patates kızartayım gibi bir lüksümüz hiç olmadı.Asla kekle,börekle yemek geçiştirmedik her zaman etli bir sebze yemeği olurdu evde.Yanında pilav olurdu ama sadece pilav asla yemekten sayılmazdı:)

Kahvaltı geçiştirilmezdi,sabah bizi uyandırmadan kahvaltımızı hazırlamış olurdu ve ben kahvaltıda bir de yarım çay bardağı pekmez içmek zorundaydım{Fatih kendi pekmezini akşam meyve suyunun yanında içerdi}.Akşam yemekten sonra yarım litre kaynatılmış çiğ süt (asla kutu süt değil), yatmadan önce de yine yarım litre taze sıkılmış meyva suyu içerdik.Bu rutin üniversiteyi kazanıp gidene kadar devam etti.Annem bir beslenme gurusudur ben beslenme konusundaki tavrımda kesinlikle annemin etkisi olduğunu düşünüyorum.

İşte bu kadarı neyse de porsiyonlar konusunda biraz sıkıntılıydık.Sonuçta hayatım yemek masalarında "o tabak bitecek" zorlamasıyla geçtiği için şimdi kızım doydum dediği anda ısrar etmeyen bir anneyim.Ve en komiği annem bunu çok takdir ediyor.Zorlama çocuğu diyor:))Gerçi anneme göre beni zorlamasaymış ben ölürmüşüm."Duru yiyen bir çocuk senin gibi değil" diyor.

İlkokuldayken bir sağlık taraması olmuştu ve beni muayene eden doktor çok sağlıksız olduğum kararını vermiş ve bana "annen seni doktora götürmüyor mu?" diye sormuştu."Yo demiştim hiç doktora gitmedim".

Doğru çünkü benim teyzem çocuk doktoru ve her gün bize uğrardı bir sorun olduğunda da biz doktora gitmezdik doktor bize gelirdi:))) Tabi bunu söylemek aklıma gelmedi.Öğretmenimle doktor manalı manalı bakıştılar ve doktor bana kocaman bir reçete yazdı.Eve gelip anneme reçeteyi verdiğimde yüzü bembeyaz oldu katlayıp buzdolabını üstüne koydu.Akşam teyzem bize geldiğinde reçeteyi gösterip "bizim kıza yazmışlar, şuna bir baksana" dediğindeki üzgün hali hala gözümün önünde.

Teyzem güldü ve zayıf diye sağlıksız olduğunu düşünmüşler sen meraklanma dedi.Yıllar sonra anneme bu olayı hatırlattığımda "ertesi gün de okula gidip öğretmeninle konuştum, teyzesi çocuk doktoru devamlı kontrol altında dedim" dedi.Çok içine dokunmuş ilgisiz anne olmakla suçlanmak.

"Sen ameliyat olduğunda da bir hemşire bir senin zayıf haline bir de benim şişman halime bakmış ve " bu çocuğu yedirin biraz" demişti" diye anlatmıştı devamında.Neden kendini savunmadın anne dediğimde gülmüş ve "O zaman hemşireye ben bu çocuğa tülbentlerle meyve suyu sıkıyorum" demek anlamsız geldi demişti.Ama aradan geçen belki 30 sene bu olayı unutturamamış anneme:)

Ben de Duru'ya mevsimi dışında bir şey yedirmem ama bir Ankara dönüşünde babam şu küçük salatalıklardan almıştı sonra da uçağa binmeden önce yıkayıp bir paketle elime vermişlerdi Duruya yedir diye.Uçakta Duru mızıldanmıştı ve ben de nasılsa bu salatalıklardan vermiştim.Yanımızda oturan adam "mevsiminde ben çok severim ama bu mevsimde salatalık verme bence kızım" dediğinde kendimi savunmak "ama ben çok dikkat ederim" vs demek çok anlamsız gelmişti ve içimden babama kıza kıza "haklısınız" demiştim.Ben de bu olayı bir 30 sene unutmam herhalde:))

Gelelim bu haftanın sevdiğim linklerine:

Geçen yazımda halay çekmeyi öğreneceğim dediğimde ciddiydim.İnternette halay çekmenin inceliklerini araştırırken ise bunu buldum:)

Donut selfie olayı çok meşhur oldu.İyi de oldu.Sanırım akımı başlatan işte bu video.

Süleyman Demirel'i kaybettik.Hakkında ne düşünürseniz düşünün hepimizin yaşamına bir şekilde damga vurmuş bir kişi.Annemler onu hiç sevmezdi ama dönüp baktığımda en azından çok kibar bir insanmış diyorum kendi adıma.Burada da onun meşhur sözlerinden bir derleme.

İsteseniz de asla göremeyeceğiniz yerler de var bu dünyada:)

Çocuklarınızın sanat eserlerini saklamak için bir app önerisi.

Bu akşam arkadaşlarla iftara gideceğiz, öncesinde de Duru'ya gidip oyuncak bebek alacağım.Doğumgününde aldığımız bebeğin kolu kırıldı ve kızım bu yüzden çok üzgün.Dışarı çıkarken yanına her zaman bir bebek alır, artık çok eski bir bebeğini alıyor ama bu bebek defalarca dikilmiş olmasına rağmen sağı solu patlamış, kırılmış bir halde.Dün onu o eski bebekle oynarken gördüğümde çok üzüldüm.

Bebekle oynayacağı kaç yılı var ki zaten diye düşündüm ve doğumgününden önce de olsa bir bebek almaya karar verdim.Şımartmamak lazım ama henüz oyuncak bebekle mutlu olabiliyorken bunu da değerlendirmek istiyorum.

Herkese mutlu, neşeli haftasonları !











12 Haziran 2015 Cuma

Cuma!


Adana'ya ailemin çok yakın bir üyesi taşındı.Aslında kim olduğunu söylesem "çok da yakın değilmiş "dersiniz çünkü kan değil evlilik yoluyla akrabayız ama o kadar eski ve sevgi dolu bir bağ ki bu ben onu yakın bir akrabam olarak kabul ediyorum.

Yıllar önce ben küçük bir çocukken o tıp fakülesinde okuyordu.Anneannemlerin yan evindeki ablasını ziyarete gelmişti.Rahatça TUS çalışsın diye ablası falan evden gitmişti.Ama işte S. Abla gece evde tek kalamıyordu.Annemden benim gece onla kalmamı rica etmişti.

Benim annem de bu çocuk yetiştirme konularında bir tür Nazi subayıdır.O yemek yenecek, erkenden yatılacak, sınavdan hep 100 alınacak! Aç olup olmaman, uykunun gelip gelmemesi önemli değil kural neyse uyulacak.Şimdi Duru'ya öyle yumuşak davranıyor ki şaşırıyorum.

Neyse işte annem elbette S. Abla ile kalmama izin verdi ama benim yine uyku saatim olan 08:00de yatmam şartıyla.Tamam dedik anneme, annem her akşam gelip benim uyuyup uyumadığımı kontrol etti ama biz S Ablayla sabahlara kadar sohbet ettik, konuştuk, gülüştük. Annem kapıyı çaldığında ben hemen yatağıma koşar uyumuş gibi yapardım annemin teftişi bittiğinde S Abla gelip gitti diye haber verirdi:))

Sonra ben ortaokuldayken onu tıp fakültesinden Adanalı bir sınıf arkadaşıyla evlenmesi gündeme geldi.Annem, babam ve biz çocuklar gidip aileyle tanıştık.Annem S. Ablamın babasına ilk izlenimlerini söyledi sonuçta evlenmeye karar verdiler.Adana'daki nikah için S. Ablamın ailesi geldi, biz de gittik.Çok güzeldi.

Sonra yıllarca farklı yerlere tayin oldular, en son uzun süre Ankarada yaşadılar sonra da ani bir kararla tası tarağı toplayıp Adana'ya yerleştiler.

Geçen cumartesi onlara hoşgeldine gittik.Çocukları kızımla oynadı, biz beraber lezzetli ikramları yiyip sohbet ettik.Saatler nasıl geçti anlamadım.Eylül'de beraber spiritüel bir eğitime katılmaya karar verdik falan.Artık burada oldukları için çok mutluyum!

Ve gelelim bu cuma yazısının "sevdiğim linkler" bölümüne:

Karın kası nasıl yapılır?

Eski lastik diyip geçmeyin. Benim en sevdiğim olan 7. sayfadan verdim linki:)

Çocuklara güvenmemek için 21 neden:)

Herkesin gördüğünde ne olduğunu anlayacağı tepkiler :)

Bu haftasonu kocaman bir arkadaş grubuyla kahvaltı planımız var.Cumartesi de üniversiteden çok sevdiğim bir arkadaşımla görüşmeyi planladık, ama çok muallak bir plan:) Bunların dışında yaz geldiğine göre açık havada bol bol zaman geçirmek, hiç bir şey yapamazsak balkonda oturmak bile yeter:)

22 Mayıs 2015 Cuma

Cuma



Bugün cuma.Çok mutlu olmam gerekir ama ben kendimi çok buruk hissediyorum.

Üniversite için İstanbul'a gittiğimde  annemle babamın üniversiteden sınıf arkadaşları V. Amca'nın eşi J.Teyze bana çok yardımcı olmuştu.Tesadüfen onlara çok yakın bir ev almıştık ve  bana resmen kol kanat germişlerdi.

Kurban bayramlarında vizeler sebebiyle eve dönemezdim ve onlar bana kurban eti getirirlerdi.J.Teyze benim etim var demem rağmen illa kurban eti yiyeyim diye ısrar ederdi.Deprem dönemi bizim ev 1. kat kendi evleri en üst kat diye bir gece beni evinde yatırmıştı "kızım o evde sen tost olursun" diyerek:) Oğlunun sünnetine beraber hazırlanmış, harika bir sünnet düğününe onlarla birlikte ev sahipliği yapmıştım.

Çok güzel ve havalı bir kadındır.O kadar ki ben üniversite öğrencisi bir çıtır olmama onun ise annem yaşında olmasına rağmen sokakta beraber yürürken tüm başlar ona dönerdi.Çok zevkli bir kadındı ve çok ucuza harika giyinirdi.

Hastalık hastasıydı.Çok gülerdim bu durumuna.Daha ne filmler çektirdi, ne tahliller yaptırdı anlatamam size.Anneme bir keresinde beynimde üç tane ur tespit edildi demişti.Annem tüm gece ağladı ertesi sabah aradığında J. Teyzenin gezmeye gittiğini öğrenince şok olmuştu.Yumurtalıklarında , belinde zaman içinde urlar tespit edildi:) ! Bir süre sonra kimse inanmaz ve aldırmaz olmuştu.

Bu yüzden annem arayıp da J. teyzemin 4. evre mide ca olduğunu söylediğinde şok oldum.İnanamadım.Şimdi de onu telefonla arayamıyorum.Arayıp sesinin duymak , konuşmak istiyorum ama bir türlü olmuyor.Bir türlü elim telefona gitmiyor.

Bu ruh halini dağıtmak lazım elbette.Hayat böyle bir şey çünkü.Hepimiz ölecek olmamıza ve bunu bilmemize rağmen neşe içinde yaşamaya devam ediyoruz.

Dünya hakkında daha iyi hissettiren 24 fotoğraf.

Kadın olmakla gururlanmamıza sağlayan 10 ünlü kadın.

Çilekli ve ıspanaklı bir salata.

Fotoğraf düzenleyen en iyi 7 app.

Kolay sarımsak soyma metodu.

Saçlarımı kestirdim bu sebeple kısa saçlar için örgüler ilgimi çekiyor.Uzunken çok ördün de kısası mı kaldı demeyin:) bir göz atın.

Bu hafta Ankaradaki coşmalarım sebebiyle dikkat ediyor olmasam mutlaka yapıp yiyeceğim bir tarif.Siz yapın bari:)

Biz bu haftasonu bir doğumgünü ve bir meslektaş kahvaltısı dışında plan yapmadık.Bakalım.Sağlıklı, mutlu, huzurlu bir haftasonu diliyorum hepinize.


15 Mayıs 2015 Cuma

Cuma! {yine, yeniden}



Ve işte bir cuma günü daha birlikteyiz! Yaşasın! Bu hafta çok yoğun bir haftaydı çünkü ev derleme toplamasına verdim kendimi.Kendi kıyafetlerim, balkon dolabı ayıklaması sonrasında çarşamba günü de evi ilaçlattık.Perşembe yeni bulduğumuz bir hanım sağolsun gelip evi temizledi.Güleryüzlü, hanımefendi biri kendisini telefonda "merhaba ben Safiye Teyzen" diye tanıttığı için çok yaşlı birini bekliyordum ama umduğumdan daha genç.Umarım bu sefer de hayal kırıklığına uğramam.

Önümüzdeki hafta da ayakkabılar kışlık yazlık olarak ayrılacak , oturma odasındaki koltuğun altından sonra da mutfaktaki fazlalıkları atacağım.Planlaması bile zevkli!

Ama bugün yapmam gereken şey valizimi hazırlamak ! 19 Mayıs tatilini pazartesi de izin alarak dört güne tamamladık ve Ankara'ya gitmeye karar verdik.Babamlar mutluluktan havalar uçtu "kızı özledik" diyip duruyorlardı zaten.

Valizi akşamdan hazırladım aslında, kendime ve Duru'ya dört günlük kıyafet ayarladım.Kalan iş şu; Murat kendi kıyafetlerini seçecek ve son eksikler gözden geçirilecek.Son dakika hazırlanmalarını hiç sevmem çünkü mutlaka unutulan bir şeyler oluyor.

Bir keresinde Ankara'ya giderken Duru'ya pijama almayı unutmuştum kızcağız pijama olarak seçtiğim günlük kıyafetlerinden biriyle uyumak zorunda kalmıştı.İstanbul'a giderken de kendi pijamalarımı unutmuştum.Sıradaki unutulacak pijama Murat'ın gibi duruyor:) Neyse ki Ankara'da herkesin yedek pijaması var!

Biz Ankara'da gezinir, annemden meşhur zeytinyağlı dolmasının tarifini alır ve babamla Fatih de Duru ile oynarken sizi de oyalayacak bir kaç eğlenceli sayfa önerim olacak:

Kahkahalarla güldüm! Favorim 4 ve 7 numara.

Nutella sevmeyen var mı? Sevmesek iyi olurdu tabi de:P

Daha önce vermiş olabilirim ama tekrarında sakınca olmayan görüntüler bence.İnsanlığa güveninizi tazeleyecek 21 fotoğraf.

Bakın siz THY sponsorluğundaki bu haber görünümündeki reklama.Ben fikre bayıldım!

Temalı partilere bayılıyorum ! Abartılmayan, sade ikramlar, ilginç süslemeler vs.

İyi tatiller, hayırlı kandiller!

Ve elbette 19 Mayıs Atatürk'ü anma, Gençlik ve spor bayramınız da kutlu olsun ! Kurtuluş savaşının başladığı bu gün Atatürk'ün gençlere hediyesi.Çünkü gençler  kurtarılan bu ülkeyi geleceğe taşıyacak olanlar.Gençler bizim geleceğimiz.Keşke daha iyi eğitilseler, keşke bu kadar başıboş olmasalar diyorum ama Atamız güvendiyse ben de güveniyorum onlara.

Hoşçakalın.


8 Mayıs 2015 Cuma

Anneler günü


{Öncelikle belirteyim bu yazı klasik bir anneler günü yazısı olarak planlanmadı, laf nereye gider henüz bilemiyorum gerçi.}

Bu pazar anneler günü.Kayınvalideme ve anneme hediye aldım.Duru da babasıyla benden gizli bir hediye almış bana.Bugün bir sendika da tüm kadınlara gül dağıttı.Ve elbette yılın bu gününe özel her zamanki gözlerimizi yaşartan, bizi düğüm düğüm eden reklam filmleri de gösterime girdi.Mesela ben bu videoda çok ağladım:)

Anneler günü eskiden daha naif, daha sade bir gündü.Son dönemde aldığı şekil benim hiç hoşuma gitmiyor.Neden bir sendika tüm kadınlara gül dağıtıyor mesela?

Ve neden herkes birbirinin anneler günün kutlar oldu? Ya neden bir arkadaşım, komşum ne bileyim işyerindeki bir memur benim anneler günümü kutluyor? Ya da ben neden bir sürü kişiyi arayıp bu özel! günlerini tebrik etmeliyim?

Herkes kendi annesinin anneler gününü kutlasa ama sadece kutlasa olmaz mı? Ben hediye almayı çok seven biriyim ama hediye almak için bir gün belirlendiğinde çok geriliyorum.O güne yetiştiremezsem telaşı ile kimi zaman içime sinmeyen bir şeyler alıyorum.

Anne olmayan hatta olamayan kadınların incinebileceğini neden kimse düşünmüyor? Neden herkes duygusal reklamlarda annesi olmayan, annesini kaybetmiş ya da annesinden eziyet görmüş kişiler de olabileceğini hesaba katmıyor? Gül dağıtanlar mesela her kadına gül dağıttı.Her kadın anne mi? Anne olmak zorunda mı? Bu da bir tür toplum baskısı işte.Eşinden ayrılmış, hiç evlenmemiş bir sürü arkadaşım var her anneler gününde geriliyorlar.Ne gerek var?

Anneler günü neden evimizden çıkıp iş yerlerimize kadar girdi?

Duru yokken -ve olmuyorken- ben anneler günü reklamlarında çok ağlardım.Normalde ağlayacak kadar çok üzülmüyordum ama anneler günü geldi mi tam bir işkence oluyordu.Bu reklamlar benim hayatımda bir baskıydı resmen.Komşular, arkadaşlar, "sendikalar" yetmezmiş gibi:)

Bu da tıpkı #kardeşşart hashtagi gibi beni çok geren bir konu.Ya arkadaş olmuyor olmuyor ne yapalım:) Ya da herkes iki çocuğa bakabilecek maddi güce sahip mi? Ya da o sabrı yok belki.

İkinci çocuğu patlatan hemen başlıyor "ay kardeşlik şöyle güzel, böyle harika, ay kardeş şart". Ya tamam sen öyle düşünmüşsün yapmışsın harika madem kardeş şart ve iki tane daha yap hatta.Ama bunu bana bir tür eksiklikmiş gibi yansıtma.Şart ne demek ya!

Sonra mesela evlenen herkesin çocuğu olması gerekiyor mu? İstememek neden normal karşılanmıyor.Çocuk istememek, sevmemek neden olağandışı bulunuyor?

Duru benim hayatımın anlamı ve onu çok seviyorum.Sevdiğim kadar çok da sorumluluğunu hissediyorum.Onu bırakıp yapamadığım bir sürü şey var, hayatımı kendi isteğimle kısıtlamış durumdayım.Aklıma estiği gibi yaşamıyorum çok basit şeyler mesela evde yemek olmaması bile bizim için bir çılgınlık:))

Hayatımda kendimden başka birinin daha sorumluluğu üzerimde.Eğitiminde, toplum içindeki hareketlerinde, sevilip sevilmeyeceğinde belki mutlu olup olmayacağında, ilerde yaşayacağı sağlık problemlerinde hatta basıl bir hayatı olacağında çok ciddi bir etkim olacağını bilerek yaşıyorum ben.Herkes bu sorumluluğu istemek zorunda mı?

Hayatta mutluluk sadece çocukla, aileyle olmaz ki! Mutluluk içimizde, kendimizde. Önce kendimizi sevmeli ve kendimiz için yaşamalıyız. Mutluluğu şarta şurta hele bir başka varlığa bağlamamalıyız.Mesela Duru ilerde evlenip çok uzak bir yere taşınsa ve ben onu çok seyrek görsem bu benim hayatımı mutsuz geçirmeme sebep olmalı mı? Olmamalı.Çünkü o hayat, o an, o saniye bir daha geri gelmeyecek.

İşte bu yüzden ben anneler gününüzü kutlamıyorum.Ve yine bu yüzden Duru ile çekilmiş anne öykücünün bir fotoğrafı da yok.Sadece ben varım! Tek bir hayatı olan sadece bir kadın olarak ben!

Herkese mutlu haftasonları, aşk, sevgi, bol para ve huzur diliyorum.


10 Nisan 2015 Cuma

Pazar: Arkadaşlarla güzel! ve Cuma: İşte yeni haftasonu geldi bile:)



Pazar günü arkadaşlarla kahvaltıda buluştuk.Sultan ,Mehmet ve çocukları ile EkoTepe'ye gittik.Çok doğal bir çiftlik ortamında kahvaltı ve yemek yemek mümkün.Bir emeklilik hayalinin gerçeğe dönüşmesi hatta büyüyüp bir işe dönüşmesi burası.Biz çok seviyoruz, Duru da hem parkı hem de içinde bulunan hayvanlar sebebiyle bayılıyor.Tavşanlar, maymunlar, atlar, eşekler,inekler..

Ne yense sağlıklı olduğu için, çiftlikte yetiştiği için ben de çok mutlu oluyorum.

Bu gidişimizde maymunun yerinde olmadığını gördük.Duru çiftliğin sahibine "maymun nerde?" diye sorunca adamcağız bir süre düşündü ve "maymun bugün izinli" dedi.Ne şirin bir cevap! Maymunun öldüğünü ben sonra anlattım gerçi.Ama o anda Duru'ya bu şekilde söylemesi çok hoşuma gitti.

Kahvaltıdan sonra Mehmetlerle ev baktık.İki üç ev gezdik beraber sonra Mehmetlere gidip bir kahve içtik.Sonra Murat spora gitti bizi de eve bıraktı.Evde bir sürü iş yaptım.Duru'ya kemik suyuna çorba yaptım, artan kemik suyunu dondurucuya kaldırdım, sonra üstüne bir de sütlaç patlattım.Akşama da kısır yemek istiyorduk, malzemeleri hazırlarken Murat aradı.Gül Ablalarla balık yemeye gideceğimizi söyledi.

Hemen hazırlandım tabi! Bana sadece gezme diyin ayakkabım elimde kapıya dikilirim:) Balıkçıya biz önden gittik, meze siparişini verip beklemeye başladık.Aşağıdaki fotoğrafta Durumun göbeği ve bebeği de çıkmış:)






Güzeller güzeli Gül Ablam ve ben:



Duru tam bir fotoğraf tutkunu.Onun fotoğraflarını çekmek şu şahane pozları yüzünden tam bir zevk.Defne ise...hım... bir tane düzgün fotosu yok diyebilirim.Ne zaman foto çekecek olsam bir değişik yüz ifadesi yapıyor.Burada da suratı sallandırmış:)



Sonra makinamı Defne aldı ve bizi çekmeye başladı.İşte bunun adı da misilleme dostum:)


Neyse sonrasında da bu şahane pozu çekti Defne.Daha dün doğmuştu bu çocuk ne zaman büyüdü de fotoğraf çeker oldu !


Babalar ve Defne.


Son iki poz da Defneme ait.Birinde Duru diğerinde de Duruşun ayakkabıları.Ben her ikisini de çok sevdim.Mekan süslemeleri, çiğ balıklar gibi bir sürü fotoğraf daha çekmiş ama onları sildim:))





Ve işte yine bir cuma günü.Bu hafta çok yoğun geçti, bir gün izinliydim,işler yoğundu falan.Nasıl Cuma oldu anlamadım.

Bugün çok yakın bir arkadaşımın doğumgünü.Kutlamak için öğlen arası hep beraber yemeğe gideceğiz.En sevdiğim hamburgerciye:) Neyse ki iki marul arasına yaptıkları light burgerler var yoksa binbeşyüz kilo falan olurdum herhalde:)

Bu haftasonu yine ev bakma durumları olacak sanırım.Bir gaza geldik ki sormayın.Bir de yakın arkadaşlarımız da işin içine dahil olunca whatsapp dan yazışmalar, filan evi gördün mü, filan sitenin yüzme havuzu, ay giyinme odası falan diye diye iyice heveslendik.Bu hevesler özellikle bu aylarda çok sık geliyor bize sonra aman en güzeli bizim kendi evimiz diyor vazgeçiyoruz genelde:) Bakalım:)Duru ev bakmaya gideceğiz diyince gözlerini kocaman açıp 'hayııır' diye bağırıyor , ne kadar çok ev gezdiğimizi siz düşünün:))

Cuma link vermeden olmaz diye size çok eğlendiğim bir yazı ile veda ediyorum.İyi haftasonları!



26 Mart 2015 Perşembe

Cuma!


{Bu fotoğrafta banyodan çıkmıştım ve kendimi bir kutlamanın ortasında buldum.Bu sebeple göz makyajım akmış, panda halimle karşınızdayım!}

Bir hafta daha bitti! Bu haftanın önemli olayı aldığımız eğitimdi.Konu mesleğime ve iş hayatıma çok uzaktı aslında.Çok sıkıcı olmasından korkuyordum. Ama eğitmeni çok sevdim.İşinin ehliydi ve sorulan tüm sorulara cevap verdi.Saçma bir soru sorulduğunda cevaplarken soranı aşağılamaya çalışmadı mesela.İçten ve güven uyandıran biriydi.Sıkıcı bir konuyu bile ilgi çekici kılmayı başardı.

İnsan faktörü bu kadar önemli işte.İçten ve samimi bir insanın başaramayacağı hiç bir şey yok.Samimiyetsizlik o kadar belli ediyor ki kendini.İnsanların hücrelerinden sızıyor sanki.

İnsanların hissettiği, düşündüğü hemen her şey yüzlerine, hareketlerine yansıyor.Dedikoducu bir kadını bakışlarından, sinsi bir adamı gülüşünden, çıkarcı bir tipi iki cümlesinden tanıyabiliyorum.Belki bu yaşla gelen bir şey ama şimdilerde samimiyeti hissedebiliyorum.Bu düşünce her zaman şu sözleri hatırlatır bana:

Sözlerinize dikkat edin, düşüncelerinize dönüşür;
Düşüncelerinize dikkat edin, duygularınıza dönüşür;
Duygularınıza dikkat edin, davranışlarınıza dönüşür;
Davranışlarınıza dikkat edin, alışkanlıklarınıza dönüşür;
Alışkanlıklarınıza dikkat edin, değerlerinize dönüşür;
Değerlerinize dikkat edin, karakterinize dönüşür;
Karakterinize dikkat edin, kaderinize dönüşür.


Çocukken hayat daha karmaşık, gizemli ve zordu.Yalan söylendiğini anlamazdım, hiç olmayacak insanlarla arkadaş oldum.İyi arkadaşlarım olduysa {Çınar'ım gibi} tamamen şans! Güvendiğim, sevdiğim insanlar beni çok üzdü, çok şaşırttı ama bunların hepsi sayesinde bugün olduğum insanım.Bu yüzden yaşanan hiç bir şeyden pişman değilim.

Nereden nereye geldik! Bu hafta iki kitap bitirdim {birini çok sevdim birini zorla okudum}, uzun süredir gitmediğimiz bir parka gittik.Kızımla birlikte harika bir kek yaptık.Bir kısmını da muffin olarak pişirdim.Çok bereketli bir kek oluyor ve kocam da bayılıyor.İçine eklenen pudinge göre tadının, renginin değişmesi de cabası! Tarif buradan :


Bir arkadaşım keki kalıba dökmeden içine susam serpmemi önerdi.Hem kek yapışmıyor hem de kekin dışında minik susamlar oluyor.


Bu keki yapma sebebim de bir akşam önce Murat'ın Duru'ya mahsuscuktan doğum günü yapma sözüydü.O gün çok yoğun çalıştığı ve şehir dışında olduğu için doğumgünü pastasını unutursa kızım babasına küsmesin, mum üfleyemedi diye üzülmesin istedim.Pasta aklıma akşam geldiği için o saatten sonra unuttuysa almakla uğraşmasın diye Murat'a hatırlatmak da istemedim.Keki yaparken Duru'yu hazırlamak için de şöyle dedim:

-Kızım kapıyı açtığında "baba bana pasta aldın mı?" diye sor "almadım, tühhh" derse tatatatam der kekimizi gösterirsin.

Murat'ın pastayı unutacağından o kadar eminim.Ama meğerse Duru hanım gün içinde babasını iki kez arayıp pastayı hatırlatmış:) Kızım kapıyı açıp pasta aldın mı diye sorduğunda Murat "aldıım" demesin mi:) Duru başladı "pastayı almış" diye ağlamaya:))) Çocuğu öyle bir hazırlamışım ki:))

Murat da şaşırdı:)) Neyse ki kızı sakinleştirip mum üfleme aşamasına geçebildik:



Yarın da yine sinemaya gitmeyi planlıyoruz.Ama bu kez anne kız başbaşa olmak istiyorum.Bakalım.

Haftasonuna dair tek planımız bu! Yaşasın plansızlık ! {desem de inanma}

Sizin için yine sevdiğim internet sayfalarından bir derleme yaptım.

Tüm zamanların en şirin DIY projeleri.

Organizasyon konusunda yardımcı olacak bilgiler.

Ara sıra bizim gazetelerimizde de özgün, farklı, heyecan verici, bir yerden apartılmamış, öğretici ve yanısıra çok eğlenceli yazılar olabiliyor.Mesela bu yazı.Bayıldım!

Biz yine kocamla yeni bir ev arıyoruz ve ben yine yeni ev dekorasyonu konusunda heyecanlanıyorum.Bu tabakları bu halleriyle çok sevdim.

Herkes iyi tatiller! Sevdiklerinizle mutlu, sağlıklı, huzurlu, bol dinlenmeli ve daha bol gezmeli bir iki gün geçirmenizi dilerim.Çok yiyin ama kilo almayın, çok gezin ama yorulmayın:)





20 Mart 2015 Cuma

Cuma !


Cuma mutluluğuna uygun, zıplamalı en tatlı fotoyu buldum.Daha önce de yayınladığım bir foto ama bu fotoğrafı her şeyiyle öyle çok seviyorum ki bir on kere daha görebilirsiniz.O minik ayaklar, sahil, güneş, yüzündeki ifade, sarı şortu ...{ biri beni durdursun:)}

Her ne kadar iki gündür güneş göremesek, çok sık yağmur hatta dolu yağsa da resmi olarak yaz mevsimi yaklaşıyor.Yazla ilgili çok sevdiğim şeyler var.Mesela;

1.Daha az giyinmek.Kaban, mont, ceket hatta fanila giymemek:P

2. Çilek, erik ,karpuz, patlıcan, yeşil fasulye, bezelye ve domates.

3.Deniz, kum ve güneş.

4.Uzun günler.

5.Seyahatlerin bu aylarda yapılması, yıllık izinler.

6.Ayak parmaklarına oje sürmek.

7.Çorapsız etek giymek.

8.Rengarenk giyinmek.

Yazarken bile mutlu oldum.Hadi bakalım inşallah az kaldı:)

Bugün gideceğimiz okul programı iptal oldu, arkadaşım çok hasta çünkü.Ben de açıkçası rahatladım okul oldukça uzakta -hatta Mersin'e bağlı bir ilçede- ve iyi bir okul olsa da minik bebeğimi o kadar uzağa göndermeye hazır değilim:)

Haftasonuna da bir sinema programı yaptık.Sindirella filmine gideceğiz.Daha önceki Durulu sinema deneyimlerimden biri hariç memnundum.Ama bu film için beklentim çok yüksek, gerçekten zevk alacağımı umuyorum.Hatta geçen filmde çok sıkıldığımız için Deniz'i de davet etmek için aradığımda "bu film güzelmiş" dedim, "emin misin?" diye sorduğunda karşılıklı gülmeye başladık:))

Duru biraz hasta gibi ama haftasonuna kadar daha iyi olacağını ve bahara yakışır bir haftasonu geçireceğimizi umuyorum:)

Bu haftasonu bu yazıyı okuyun lütfen.Daha önce okuduysanız bile okuyun.Ben dönüp dönüp okuyorum.

Kadınlardan kadınlara tavsiyeler başlığı çok dikkatimi çekti.Ünlü kadınlardan tavsiyeler ve hepsini çok anlamlı buldum.Ben size en sevdiklerimden biri olan "Bir çocuk, bir öğretmen, bir kitap ve bir kalem tüm dünyayı değiştirebilir." sözünün olduğu 20. sayfadan link veriyorum ama hepsini okuyun bence.

El yazınızı bilgisayara yükleyip tüm yazıların el yazınızla yazılmasını sağlayabilirsiniz.Bu benim önümdeki projelerden biri ve yakında yazılarımı elimle yazmışım gibi okuyabilirsiniz;)

Ve şu video da haftasonunuza  neşe katsın.Çok şirin bu bebekler ya!

Şimdi de kişisel bir rica ile yazıyı kapatıyorum.23 Nisan'da arkadaşlarımızla İstanbul'a gitme planı yaptık.Bu bir kaç gün için çocuklarımızı götürebileceğimiz etkinlik, oyun alanı vs ile ilgili her türlü öneriye açığım.Kidzania, Kidzmondo ve Oyuncak Müzesi aklımdaki seçenekler , ne dersiniz? Duru için uygun olur mu? Sizin başka önerileriniz var mı?

Herkese mutlu, sağlıklı, neşeli ve güneşli bir hafta dilerim !





Hakkımda

Bir anne, bir baba ve bir de çocuk.Aşk dolu, neşeli ve eğlenceli bir hayat umuduyla..