duruokulda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
duruokulda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Kasım 2015 Pazartesi

Haftasonu


Cuma günü Duru'nun okulunda havuz günüydü. Daha önce Ankara ve Erzurum'a gittiğimiz için Duru havuza ilk kez girecekti.Velilerin gelmesi çok istenmiyor ama tribünden izlemelerine izin veriliyor.Ben de bu ilk gün hem ortamı görmek, hem saçlarını tam kurutuyorlar mı kontrol etmek amacıyla okula gittim.

Okulun düzenine hayran kaldım.Havuzun içindeki yüzme öğretmeninin dışında iki sınıf öğretmeni de havuz kenarında duruyor. Çocukları ikişer ikişer çıkarıp duş aldırıp bornoz giydirip giyinmeye götürüyorlar. İlk başta havuza girmek istemeyen genelde kenarda takılan çocuklardan başlıyorlar.Havuz çıkışı kızıma sınıfta uğradığımda saçları kupkuruydu.

O gün {elbette} bir sürü video ve fotoğraf çektim.Ama benimkiler çok uzaktan çekilmiş.Bu fotoğrafı ise bir öğretmeni çekip bana yollamış:



Cumartesi gideceğimiz akşam bir yemek daveti vardı.Bir de hediye alalım istedik.Çok uzun süredir alışveriş merkezine gitmiyoruz bu bahaneyle gitmiş olduk:




Ben mağaza mağaza gezinirken Duru da her türlü oyun alanında oynadı. Burada da kendisini ata biner ve anneye çarpmaya çalışırken görüyoruz:

 
Uzun süredir bilekte ama bileğe tam yapışan bir bot arıyorum.Derimod'a baktım benim denediğim her botu Duru da denedi.Ve kesinlikle benden iyi taşıdı.Şu pozlara, şu kameraya direk  bakmamaya, şu ellerin beldeki duruşuna bakar mısınız?
 
 
Alışveriş sonrası eve gidip üstümüzü değiştirdik ve işte sofra:


 
Menü tam benim sevdiğim gibi az ve özdü.Tarhana çorbası, içli köfte, zeytinyağlı kuru patlıcan dolması,acılı meze, tahinli patlıcan salatası ve karnıbaharlı, brokolili çok değişik bir salata. İnsanın gözünü korkutmayan bir davet oldu, güzeldi.
 
Duru sadece çorba ve içli köfteden yedi.Patlıcanlı salatayı denettirdiğimizde ev sahibi Duru'ya nasıldı diye sordu.Bizimki "birazcık bile beğenmedim" deyiverdi:)) Ben de "ilerde biz senin evine geldiğimizde biz de senin yemeklerini beğenmeyeceğiz o zaman" dedim."Kovarım sizi" dedi :)))
 
Onun beğenmediği patlıcanlı salatadan özür mahiyetinde ben bol bol yedim:))
 
Sonra çocuklar için yaş pastaya mum ayarladık.Kaç kez üflediler bilemiyorum.Pastanın üstünü kimse yemedi tabi.Mumu küçükler üflerken biraz tükürüklü üflüyorlar da:))
 
Duru Aslan'a hiç gıcıklık yapmadı.Eskiden pek bir sevmezdi ama bu sefer ben Aslan'a aldığım hediyeleri paketlerken o da kendi oyuncaklarından birini paketleyip götürmek istedi mesela.Pasta üflerken de onu bir abla gibi kolladı, onun da üflemesine izin verdi.
 




Sonra da biz kızlar nedense  böyle yere çöküp bir poz verdik.Ama karşımızda üç ayrı telefon var ve dolayısıyla herkes ayrı bir yere bakmış:) Yine de çok sevdiğim bir foto oldu.En çok Duru'nun gülüşünü sevdim.

 
 
Pazar günü eşim çok sevdiği bir abisinin cenazesine katıldı,Allah rahmet eylesin çok sevgi dolu, dost bir insandı.Cenazeden geldiğinde onu pek nefis bir kahvaltıyla karşıladım.Pankek, menemen, sucuklu yumurta gibi bir sürü çeşit vardı.Sonra neredeyse tüm günü pijamalar içinde koltukta yayılarak geçirdim.Kitap okudum falan.
 
Ama Murat evde elden geçirmeyi düşündüğüm her yeri elden geçirdi.Ben kavga çıkar sanıyordum ama o kendiliğinden, ben ona söylemeden hemen her eşyasını ayıkladı.Bir de ben oturma odasındaki yatağın altıyla ,Murat'ın odasını toplayacağım diyordum o da aynen öyle yaptı.Oturma odasındaki koltuğun altı bomboş ve Murat'ın dolabında resmen bir bölüm boşta kaldı.
 



Kendi gözümle görmesem inanmazdım.Murat bitini atamaz.Ama bu sefer çok sıkı bir eleme yaptık.Belki elli tane kaset vardı onları bile çöpün yanına bıraktık.Kaset mi kaldı Allahaşkına? Kasetçalar bile yok.Belki o kasetler de çalışmıyordur zaten.

Tüm bu işlerden sonra giyinip bir şeyler yemeğe gittik:



Oradan da kayınvalideme gidip çay içip sohbet ederek günü kapattık.Eve gelip kızımı yıkadım, kendimiz banyo yaptık, kitabını okuyup Duru'yu yatırdım.

Gece başladığım kitabı bitirme hırsıyla biraz geç uyudum.Kitabı çoooook sevmiştim ama sonuna da bir sinir oldum bir sinir oldum anlatamam.Yazarı internetten bulup bir iki laf etmeye karar verdim:) Sabah paçavra halinde yataktan kalktım tabi:)

Sizin haftasonunuz nasıl geçti? Neler yaptınız?

11 Kasım 2015 Çarşamba

Çarşamba söylenmesi

 
 

Söylenip duruyorum madem bloga da yazayım dedim. Duru'ya harika bir okul bulmuştum. Okulda gelecek sene için istediğim öğretmeni de seçmiştim hatta birinci sınıfta Duru'ya denk gelen iki harika öğretmenden hangisini seçsem diye düşünüyordum. Derken okul satıldı:( Hem de benim hiç bir şekilde kızımın muhatap olmasını istemediğim görüşte insanlara. Ühü.

Gene okul işinde başa döndük mü?

Ama korkmayın bu konuda uzun uzun yazmayacağım;) Her düşüncemi, ihtimali yazmaya kalksam zaten bir otuz kırk sayfa olur sanırım. Sabah saat beşte uyanıp tavana izlemeye başladım yine:)

10 Kasım'da babası Duru'yu okula bırakırken her zamanki şarkılarını {Barış Manço bugün bayram} çalıyorlarmış.Sonra Duru "bugün 10 Kasım, Atatrük öldü, lütfen müziği kapat" diye duruma müdahale etmiş. Gel de bu okul satıldı diye üzülme.

Bu akşam eve gidip valizin kendime ait kısmını hazırlayacağım.Dün Duru'nun kıyafetlerini yerleştirdim. Eşyalar neredeyse hazır ama Adana'dan Erzurum'a yapılacak bir yolculuğa ruhen asla hazır olamazsanız. Adana'da insan soğuk ne demek unutuyor.

Duru da şimdi "palto giymem" diye tutturdu. Sırf soğuğa inince yüzündeki o ifadeyi görmek için zorlamamayı düşünüyorum:)) Giymem ısrarını devam ettirirse "peki" diyeceğim.Sonra uçaktan inince hehehehe .O bana "anne nolur paltomu giydir" desin diye bekleyeceğim.Paltosunu da akşamdan hazırladım , eldivenlerini ceplerine , beresini ve atkısını da kolların içine yerleştirdim.Bir dakika üşümekten bir şey olmaz ama "anne sözünün kıymetini" anlaması önemli.

Kurucunun Kızı kitabının devamı çıkmış.Çok yana yana okumak istiyordum öyle ki internetten sipariş etmeyi dahi bekleyemedim.Dün akşam eve farklı bir yoldan gelip kitapçıdan alayım istedim.Kitapçıyı geçmişim:) Eve gelip Murat'ı aradım artık.Sağolsun o da evde okunmamış bir milyon kitap var demedi kitabımı alıp geldi.Dün okumaya başladım, çok heyecanlı.

Yana yana beklediğim bir diğer kitap da bu. Çıktığında Erzurum'da olacağım için biraz gecikmeli elime geçecek ama o kadar bekledikten sonra birazcık daha bekleyeceğim artık.

Oturma odasındaki koltukları değiştirmeye karar verdik.Çok gönlümüze göre bir takım da bulduk.Rengini de seçtik.Murat bugün gidip sipariş verecekti.Bir ay içinde teslim edeceklerini söylüyorlar.

Ama bu koltukların altında sandık yok.Şu andaki koltukların alt kısmındaki ıvır zıvırların elden geçmesi gerekiyor. Yatak odasındaki dolabın üstü ve yatağın altındaki bazayı da elden geçireceğim ve gereksiz herrrr şeyi dağıtacağım.

Murat olmasa ben evin yarısını vereceğim aslında bakmayın. "Aman o lazım olur, o bilmem neyin kutusu, a o atılır mı deli misin?" diye diye evde bir takım dolapları resmen kapatmış durumda adam.Ama artık cidden bıktım.Yıllarca hiç ellemediğin şeyler kullanmadığın şeylerdir.Lazım olsa şu on yılda lazım olurdu di mi ama? Anlayacağınız ufukta sıkı bir kavga ve uzun bir tertip yazısı var:)

Fotoğraf tüm konuyla alakasız sadece kendimi ve Gül Ablayı beğendiğim için blogda olsun istedim ;)















27 Ekim 2015 Salı

Son zamanlarda hayatımızdan küçük anlar:




Duru okul kıyafetini pek sevmiyor , biliyorsunuz.Bu fotoğrafa bakınca çocuğa hak vermemek elde değil.Bir sabah evden beraber çıktığımız için bir fotoğraf çekilmek istedim fotoğraftaki yüz ifadesine öldüm bittim ama forma cidden pek çirkinmiş yahu dedim:)


Ben asla ıvır zıvır yiyeceklerden almam çocuğuma.En fazla evde kurabiye yaparım.Ama Murat bazen içinde bir sevgi ve coşku patlaması yaşar ve "sana yarın doğumgünü pastası alacağım, mum üfleyelim" der.Sinir oluyorum:) Ama yine de "sana yarın tavşan alacağım" dediği zaman olduğu kadar değil:)  O sevgi patlaması anları pek nadir iyi sonuçlanıyor.Neyse ki "hadi kızım bu gece üçümüz beraber yatalım" kısmı bitti.

Doğumgünü pastası alacağım dedikten üç gün sonra alabildi bu arada.Murat coşup verdiği sözleri unutuyor ama Duru kendine verilen sözleri asla unutmuyor:) Mahsusçuktan doğumgünü:



Ben spora devam ediyorum.Herkese de şiddetle tavsiye ediyorum.Özellikle reformer pilates gerçekten çok anlamlı.Benim vücuduma cidden yeniden form verdi.

Çok nadir fotoğraf çekmek aklıma geliyor.Nispeten basit bir hareketi yaparken ve hoca henüz gelmemişken yakaladığım bir poz:



Evde hamur açan Duru:



Mutfakta oturuyordum ve o da yanımda kalmak istedi.Oturma odası yerine gelip yanımda oynaması hayatımda en mutlu olduğum anlardan biri sanırım.Canım kızım.



17 Eylül 2015 Perşembe

Dün doğdu bugün okullu oldu!

 
Sevgili Gökçe instagram fotoğraflarımdan birinin altındaki yorumda bu yukarıdaki fotoğraftan bahsetmişti.Eski blogumda hamileliğimden bahsetmemiş ve sonra Duru'nun doğumunu bu fotoğrafla haber vermiş bir sinsiydim belki hatırlayanlar olur.
 
Şimdi ise daha dün doğan o bebek okula başladı:

 
 
Okula uyum haftası sebebiyle anaokulu normal okullardan bir hafta önce açıldı ve o bir hafta boyunca saat 12:00'ye kadar okula gitmeleri planlandı.İlk gün hepimiz çok heyecanlıydık.Süslendik, püslendik ve evden çıktık.
 
Duru normalde saçını toplatmaz.Ama okulun cumartesi günü yaptığı toplantıda saçların toplanmasının öneminden bahsetmişlerdi.Sonra okul şortunu da çok erkek işi buldu.Yine de sonuçta erkek şortu üstüne giydiği kız pembesi tişörtü ve toplu saçlarıyla , sırtında çantası ve şirin gülümsemesiyle okula gittik.
 
Öğretmeni çok hoş bir kadın.Güzel, alımlı, bakımlı, şık giyinen ve sempatik biri.O kadar şirin ki benim bile tutup öpesim geliyor.Kendisi de küçük bir kızken aynı okulun anaokuluna gitmiş .Sınıfa gittiği ilk andan itibaren Duru'ya çok sıcak yaklaştı ve sanki okulu sevdirdi.Özellikle süslü püslü olmasıyla benim süslü püslü kızımı etkiledi:)

 
Tam iki gün okul bahçesinde bekledim.Hiç sınıfa girmedim.Okul daha başlamadan sınıfa girilmesine izin verilmeyeceğini, zaten sınıfa herkesin annesi girse çocuklara oyun alanı kalmayacağını anlatmıştım.Ona haber vermeden okuldan ayrılmayacağımı, kendisi bana git demeden işe gitmeyeceğimi de söylemiştim.
 
Hiç sınıfta kal demedi, ağlamadı.Ama bahçede oturup oturmadığımı iki kez falan pencereden kontrol etti.Bir kez elindeki yıldızı göstermek bir kez de okulun verdiği benim onaylamayacağım çikolatayı göstermek için pencerede belirdi.
 
Annelerle sohbet ettik, hepsini çok sevdim.Abartılı, kavgacı, sorunlu kimse görmedim.Çok şükür hepsiyle bir merhabamız oldu, herkes birbirinin çocuğunu tanıdı, görünce birbirimize gülümser ve hatta çocuklarımızdan bahseder olduk.Çocuklar da uyumlu olunca cidden kafam çok rahatladı.Çocuk kısmına güven olmaz elbette ama daha ilk günden okulu yıkan kimse olmaması umut verici.Di mi ?
 
İkinci günden sonra kızımı sabah sınıfına bıraktım ve işe gidip gidemeyeceğimi sordum.Önce mırın kırın etse de bahçede beklerken ne kadar bunaldığımı, tüm gün geçmeyen başağrıları yaşadığımı bildiğinden bir tereddüt yaşadı.O noktada öğretmeni de devreye girip "anneni ne zaman istersen ararız" dediğinde ve telefonumu çaldırıp gerçekten arayacağını gösterince ikna oldu.
 
Çarşambadan beri iznimi bölüp işe geri döndüm.Sabah kızımı bırakıp işe geliyorum öğlen arası da okuldan alıp eve bırakıyorum.Uyum haftasından sonra düzen değişecek tabi.
 
İlk okul günü sonrası eve dönerken "anne bir daha okula gitmem" dedi.Çok şaşırdım nedenini sordum."Çok uzun" demesin mi sıpa:)
 
Bir küçük anıyla yazımı bitireyim.Duru'yu okulda beklediğim ilk gün kahvaltıdan çıkarlarken karşılaştık.Öğretmenine anneme bir şey söylemem lazım diyip durmuş.Öğretmen beni görünce hemen işaret etti.Kızım kulağıma "Anne kutu süt verdiler" dedi:) "Ama bir şey demedim içtim" diye de ekledi.
 
Pastörize sütle UHT süt farkını beş yaşında bir çocuk biliyor ama koskoca bir okul bilmiyor, öyle mi? Pastörize sütü bile acaba ile karşılayan çiğ süt öneren uzmanlar bizim okula gelip ders vermeli.Gerçi bilmediklerinden değil önemsemediklerinden böyle olduğunu düşünüyorum.
 
Sonuçta pastörize sütün kullanım süresi daha kısa.UHT sütü buzdolabına bile koymaya gerek yok.
Pekmezi sulandırıp vermek ya da taze meyve suyu hazırlamak hazır kutu meyve suyu vermekten daha zor ve belki maliyetli.
 
Okulun beni rahatsız eden tek yönü bu beslenme konusu.Bugün kahvaltı çikolatalı ekmekti mesela.Ühü.Yine de en azından kendi mutfakları var öğlen yeşil fasulye, köfte gibi nispeten yararlı besinler de veriyorlar.
 
Duru kahvaltı yaparken:
 
 
 
İşte böyle.Hayatın yeni bir dönemine girdik.{Chapter 3 :P}Heyecanlıyız, mutluyuz ve çok korkuyoruz.Yeni okul dönemi herkese  mutluluk getirsin!
 
 

11 Eylül 2015 Cuma

Hayat ölüm kadar ağır


Ülkenin bir ucunda çocuklar ölüyorken bir ucunda da çocuklar okula başlıyor.İnsanların sevinçlerini bile kursaklarında bırakıyor bu hainler.Çocuğum okula başlıyor diye sevinemiyorum bile, sevinir gibi olunca da utanıyorum.

İlk hafta alıştırma haftası,yarım gün.Ben de tüm hafta izin aldım Duru'yu okula bırakıp gerekirse bahçede bekleyeceğim.Sen okula alışana kadar bekleyeceğim diye söz verdim.Duru sınıfta beklememi istiyor ama ona öğretmenin izin vermeyeceğini söyledim.Umuyorum öğretmeni bahçede beklememe de izin vermez ,ben de tüm hafta izin kullanmadan atlatırım bu günleri.

Duru hiç heyecanlı değil ama ben belli etmediğimi umsam da okula başlayacak olmasından ötürü çok heyecanlıyım ve biraz da korkuyorum.Çünkü ben insanlarla muhataplığın arttığı her durumdan korkarım.

Geçen hafta Duru'yu evimize yakın bir parka götürdüm.Orada siteden bir arkadaşıyla oynuyorlardı yanımıza bir kız yaklaştı.O da oyuna katılmak istedi.Kızın da Duru gibi yanında bir bebeği ve arabası var.

Duru kıza kendi bebeğinin yürüyemeyecek yaşta bir bebek olduğunu oysa kızın bebeğinin nispeten büyük bir bebek olduğunu arabaya kendi bebeğinin konması gerektiğini söyledi.Kız tabi kabul etmedi.Bizimki kıza dönüp "senle de oynanmaz" dedi.Ve arkadaşıyla oyununa devam etti.

Ben genelde çocuk kavgalarına karışmam.Kendi kızım eziliyor olsa bile.Kendisini savunmayı öğrensin isterim.Görüyorsunuz ki başarmışım da:P Sadece fiziksel bir tehlike varsa yakın dururum, korurum,uzaklaştırırım o kadar.Kız birazdan yine geldi benim kız dönüp çocuğa " senle konuşmayacağım, okul başlayana kadar senle konuşmayacağım" diye bağırdı.

Baktım bizimki artık kabadayılığa giriyor yaklaşıp Duru'ya "Bu şekilde konuşman doğru değil, çocuğa bağıramazsın, çok ayıp" dedim.Bu arada kızın annesi Duru'ya laf söylemeye başlamasın mı? Çok sinirlendim.Neyse ki Duru hiç geri adım atmadı, korkmadı.Ben de kadına dönüp buz gibi bir bakış ve ses tonuyla "ben konuşuyorum çocuğumla" dedim.Ama kadın devam etti "sen benim kızıma bağırıyorsun ben de sana bağırayım mı, ben sana bağırıyor muyum" diye ters ters konuşuyor.

Kadın 30lu yaşlarda Duru 5 yaşında.Kadına dönüp iki çift laf edecektim ama biliyorsunuz ki tartışma yaşamayı, gerginliği sevmem.Kızımı da alıp parktan ayrıldım.İçim içimi yedi ama dönüp bakınca doğru olanı yaptığımı düşünüyorum.

Bir kaç gün sonra beraber gittiğimiz bir yemekte Defne bu kez Duru'yu dışladı.Peşimden gelme, seni istemiyorum falan dedi.Bir baktım bizimki gözler dolu dolu, dudakları titreye titreye geldi.Bozulmuş ama ağlamıyor.

Eve geldiğimizde "anne ben çok üzülmüştüm, duygulanmıştım ama ayıp olur diye ağlamadım" dedi.Babasıyla ona sarıldık teselli ettik sonra da ona parktaki çocuğu hatırlattım.O kıza da kendisinin aynı şekilde davrandığını, o kızın da tıpkı kendisi gibi üzüldüğünü söyledim.Karmadan bahsettim, yaptığı herşeyin bir dönüşü olacağını anlattım.

Çünkü ben çocuğum ezilmesin yeter derdinde değilim, düzgün bir insan olsun istiyorum.Bugün başka çocuklara "aman ezilmesin de" diyerek kötü davranmasına göz yumarsam gün gelir bana bile kötü davranır diye düşünüyorum.Kötü biri olursa sevilmez ,yalnız kalır vs.

Şimdi on küsür çocukla -ve anneleriyle- yeni maceralara atılacak olmayı neden  heyecan verici bulduğumu anlamışsınızdır :P

Aslında keşke süper güçlerimiz olsa da her anne çocuğunu hep güvende tutabilse, kollarımızın arasında uyudukları kadar güvende olabilseler.


 
 
 
Bu da bu hafta beni EN ÇOK etkileyen yazı. Allah bu vatana hainlik eden her kimse cezasını tez zamanda versin inşallah.Kimsenin ahını kimsede bırakmasın. 

Hakkımda

Bir anne, bir baba ve bir de çocuk.Aşk dolu, neşeli ve eğlenceli bir hayat umuduyla..