anne kız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anne kız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ekim 2015 Perşembe

Anne kız günleri: En güzeli

Kurban bayramından  önceki günlerden birinde günübirlik G.Antep'e gittik.G.Antep bizim gibi yeme içme severler için harika bir yer.Antep'te hemen herkes şişman ve bu da normal bence:)

Yeme içmenin dışında şehri de seviyoruz ve Antep gezimiz bir sonraki yazı konusu.G.Antep dönüşü kızımla evde başbaşa bir iki gün geçirdik.Bu yazı o iki günü anlatıyor.

İlk gün kulağının tıkanmasından muzdarip olan kızımızı doktora götürmeye karar verdik.Çok sevdiğimiz bir KBB uzmanı var, randevu aldık , evde kahvaltı yaptık,kitap okuduk, tv izledik,banyo yaptık, hazırlandık filan derken bir deli yağmur başladı size anlatamam.

Evde Murat'ı beklerken Duru'da sinirli, garip tavırlar yapmaya başladı.Bu tavrı aç ya da uykusuzsa görürsünüz benim kızımda.Nitekim koltukta uyuyakaldı:


Uyandırıp arabaya bindirdiğimde daha da sinirli olduğunu söylemeye gerek yok sanırım:) Bu arada yağmur öyle bir yağmış ve yağıyor ki her yer göl olmuş.Şimdi bu cümleyi okuyan Adana dışında yaşayan bir kişi o gölü gözünde canlandıramaz.İçinde arabaların "yüzdüğü" gerçek bir gölden bahsediyorum.Yollar dere, alt geçitler göl.

Bir de Adana'da yağmur beklenmeyen bir şey gibi karşılanır belediyeler tarafından.Sanki her sene göl olmuyor, arabalar yüzmüyor, trafik tıkanmıyor gibi hiç bir önlem filan alınmaz.Arabalar güvenle alt geçite girer ve karşılarına aniden çıkan gölle karşılaşırlar:) Arkadan gelen arabalar var, trafik akıyor ve siz göle düşüyorsunuz düşünün.Bu arada trafik akmaya devam ediyor.Böyle durumlarda hayır sahibi insanlar alt geçitin önünde bekleyip gelme gelme işareti yapıyor.Sonra o göle düşenler kurtarılıyor akşama doğru filan.

Ve her ama herrrrrrr yağmurda bu oluyor.Ana arterler göl olduğu için herkes kalan bir kaç yola yükleniyor ve sonuç tabi kaos.Belediye başkanları da bu arada bayram tebriği için yaşlılarla, çocuklarla boy boy foto çektirip billboardlara asıyorlar.Arabanla gölde yüzerken o fotoğrafları görmek motivasyonu arttırıyor tabi:P

Neyse nihayet doktorun yanına ulaşıyoruz ve doktor Duruşumun kulaklarının içinin pis olduğunu söylüyor.Ben küçükken bademcik ameliyatımı yapan doktorlar anneme kulağımın pis olduğunu söyleyip temizlettirdikleri için bunun kişisel temizlikle alakalı olmadığını biliyorum.

Ama Murat sanki mahcup oluyor:) "Ben her banyodan sonra kulak çöpüyle de temizlerim ama" diyor.Hehe ben bunun da yanlış olduğunu biliyorum.Mümkün olsa kaş göz yapacağım ama:) Her banyodan sonra falan değil ama ayda bir falan kulak çöpü saldırısı yapıyor, biliyorum.Doktor hemen "işte kulak çöpüyle yapmanın sonuçları olabilir, kiri içeri itiyorsunuz diyor" :)) Zavallı Murat beni temize çıkarmaya çalışırken suçlu oluverdi mi?:))

Kızımın kulakları temizleniyor, hiç bir enfeksiyonu olmadığı teyit ediliyor ve mutlu mesut çıkıyoruz doktordan.Okula başladığı için bu sene bir kaç kez yanına geleceğimizden emin olduğunu söylüyor.Bakalım.

Çıkışta yemek yemeye gidiyoruz.Arkadaşımızın mekanı, Duru da çok seviyor.Adana'da yemekle birlikte gelen salataların bir kısmı.Ücretsiz ve bittikçe isteyebilirsiniz;)





Yemek sonrası Duru kahve içiyor.Sade Türk kahvesi.Ağzıma süremem:)

 
Kahve biraz sıcakken ilk aldığı yudum sonrası:)

 
 
 
Eve gidiyoruz biraz tv izliyoruz sonra yatıp uyuyoruz.
 
Sabah yine başbaşa olacağız ve işte başbaşa anne kız kahvaltısının fotoğrafı.Ben seyahat öncesi ve sonrası günlük ünite alımımı 20 civarına düşürerek besleniyorum bir süre.O günde bol peynirli bir omlet yapmışım.Duru'ya yanına biraz da tavada eritilmiş tereyağına basılmış ekmek ve domates de veriyorum.En çok tereyağlı ekmeği seviyor, yumurtayı mırın kırın yiyor. 
 
 
 
Biraz evde oyalandıktan sonra bir alışveriş merkezine gidiyoruz.Bir şey almıyoruz ama dolaşıyoruz.Oyuncakçılara, kitapçılara takılıyoruz.Sonra da oturup yemek yiyoruz.Ben yoğurtlu tavuklu bir yemek Duru ise patates kızartması yiyor.Tavuk yemeğinin yanındaki patates ve domatesleri koymayın demişim ama adamlar anlamamış koymuş, yemiyorum.

 
Biraz da hava alalım diye bu AVM çıkışı istikamet en sevdiğimiz park.Duru burada bayağı bir oynuyor.Bir gün önceki deli yağmurun izlerini görebiliyoruz ama yine de bu keyfimizi kaçırabilecek bir şey değil.



Parkın içindeki ördeklere de uğruyoruz.Kızımın elini tutuşundaki zarafet dikkatlerden kaçmasın lütfen:)

 
 
O günde bitiyor biz bir sonraki gün sabah Ela ve D.enizle sinemaya gitmek için sözleşiyoruz.Sabah 11:00 matinesinde buluşuyoruz.Sinemaya gitmek konusunda tecrübeli bir ekibiz:)



Bu seferki filmimiz "minyonlar".Oldukça komikti, neşeliydi ama Duru'nun konsantrasyonu  sonlara doğru biraz dağıldı.Filmden çok bir şey anlamadı gibi geldi bana.Ama ben sevdim:))

Çıkışta bol bol fotoğraf çektik.



 
 
Sevgili şapşallar:
 
 

 
Sinema sonrası öpüşüp ayrıldık.Biz ertesi gün İstanbul'a gidecektik ama neden bugün gitmiyoruz ki dedik ve biletimizi akşam uçuşuyla değiştirdik.Valizi zaten hazırlamıştım koştura koştura son bir iki düzenlemeyi yaptım, gecenin bir yarısı yağmur altında İstanbul'a indik.Bir başka yazı konusu..
 
 
 

18 Eylül 2015 Cuma

Ankara

Ankara'yı sevmiyorum ama Ankara'ya  gitmeyi çok seviyorum.Soğuk, kalabalık, denizi olmayan bir AVM kenti.

Annemle alışveriş merkezlerinde gezmek, Duru'yu oyunparklarına götürmek, babamın Duru ile evde saklambaç oynaması, annemin Duru'ya aynı kitabı on kez falan üstüste okuması paha biçilemez anılar ..

Masada oturuyoruz Duru'ya kızdım.Babam da bana kızmasın mı "çocuğa kızma" diye:) "Baba ben senin çocuğunken sen de bana kızıyordun" dedim.E yani pes:)

Eve çok yakın bir park var akşamüstleri oraya gittik babam kızın başında durdu biz annemle çay içip sohbet ettik {bol dedikodu}:



 
Her alışveriş merkezinde bir oyun alanı var.Oyun alanı kartlarını cüzdanın neresine koyacağımı şaşırdım:)

Armada oyun alanı:



Cepa H&M önü.Burası Duru'nun en sevdiği oyun alanı.Saçma sapan kocaman bir delik ve çocuklar buna bayılıyor.Tadilat sonrası daha güvenli, temiz ve güzel olmuş:



Zara'da TÜM topuklu ayakkabıları denedi.

 
 

Dayımlar ve dayımın oğlu beni görmeye gelmişlerdi.Dayımın oğlunun eşini de çok seviyorum.Çok hanımefendi,akıllı, şirin bir kız.Kuzenlerimin hepsinin eşlerini seviyorum gerçi.

Dayımın eşini ise dayımdan bile çok severim.Yengem bir tanedir, çok becerikli, çok iyi kalplidir.{Diğer yengem de öyle canımdır, hayatımdır, gelinlerden yana çok şanslı bir aileyiz} Biz çocukken yanyana evlerde otururduk ve günde on kere evlerine gider gelirdim.Kapı açmak bile ne zor düşünün ama bir kez bile of demezdi.Beni kendi çocuklarından ayırmazdı hala da beni gördüğünde kızıymışım gibi sarılır.Kızıymışım gibi hissediyorum ben de zaten.O kadar işin gücün arasında istedim diye bana bebek örmüştü hiç unutmam.

Kimsenin dedikodusunu yapmaz, özel hayatının didiklemez, meraklı meraklı sormaz, anlattığını dinler, dünyanın en güzel kahkahalarını atar ve en güzel yeşil göz de yine ondadır.Çok seviyorum demiştim.Bir fotoğraf çekilmek istedim çünkü uzakta olduğumuz için özlüyorum onu.Kızıma rica ettim.Bebeğini de aramıza almamız koşuluyla kabul etti sıpa:)


 
Dayımla ve kuzenimle fotoğrafımız yok :P Eşleri daha çok seviyorum:))
 
Kentpark'ta sihirli aynalar var sayın okur.Koşun gidin ince gösterenlerin önünde fotoğraf çekilin.Çok büyük mutluluk:


Uzun süre yazmayınca uzun uzun anlatacak bir çok şey anlamsız kalıyor, unutuluyor.Ama fotoğraflar insanı alıp tam da o ana götürüyor.Neyse ki fotoğraf çekmişim de koskoca bir haftadan geriye aklımda üç beş anı kalmış.

21 Temmuz 2015 Salı

Sürpriz akşam yemeği


Dün Murat aniden bir iş seyahatine çıktı.Akşam eve mutlaka geleceğini söyledi ama yemeğe yetişmesi mümkün olmayacaktı.Duru ile yalnız başımıza yemek yiyecektik ve bu düşünceyle eve girdim.Sonra telefonum çaldı ve iş yerinden bir arkadaşım Duru ile beş dakika içinde hazırlanıp inmemizi çünkü birlikte en sevdiğim hamburgerciye gideceğimizi söyledi.

"Biz gelmeyelim.Duru evden çıkmak istemez belki" şeklinde bir bahane öne sürdüm ama o sırada yandan "hadi gideliiim" diye bağıran bir Duru yüzünden bahanem havada kaldı.Beş dakika içinde aşağıdaydık ve karı koca aynı iş yerinde beraber çalıştığım arkadaşlarım ve biricik oğulları ile birlikte harika bir akşam geçirdik.

En sevdiğimiz hamburgercide yemek yedik, kitapçıya uğradık ve sonra bizi eve bıraktılar.

Yalnız geçeceğinden emin olduğum bir akşamı böyle renklendirdikleri için o kadar mutlu oldum ve sevindim ki. Yaşasın arkadaşlar, yaşasın hamburgerciler !

20 Mayıs 2015 Çarşamba

Ankara

Bir gün izin alarak dört güne çıkan tatilimiz için Ankara'ya doğru yola çıktık.Temel amacımız dinlenmek ve  ailemizle zaman geçirmek olduğu için hiç stres yapmadan uyandığımız saatte yola çıktık.Her zamanki gibi Pozantı Tünel Restaurant'a uğradık ve kahvaltı yaptık.Manzarası ve havası o kadar güzel ki burada çok basit bir kahvaltı bile şölene dönüşüyor.Bu sefer bizi arka bahçeye aldılar.Mazaramız buydu:


Fotoğrafta görülen ağaçların altında tren yolu var ve nitekim biz kahvaltımızı yaparken bir tren de geçti.Hazır burada kimse bizi tanımıyorken İstanbuldan aldığımız selfie çubuğumuzu da kullanayım istedim.Çok utanç verici bulduğum bu eylemin sonuçları bence oldukça güzel oldu:




Menü oldukça basit : peynir, tereyağı, zeytin, omlet , bal-kaymak, söğüş domates-salatalık- biber.İsterseniz sucuk falan da yapıyorlar oldukça da güzel oluyor biz bu sefer istemedik.






Akşamüstü Ankaradaydık.Annem sofrayı balkona hazırladı.Annemler oldukça yeni bir yerleşim bölgesinde, çevreye çok hakim bir tepedeki bir sitenin en üst katında oturuyor.Dolayısıyla Ankara- en azından bir kısmı- ayağımızın altındaydı:) Menü ; mercimek çorbası,patlıcan kebabı, bulgur pilavı, kuru köfte ve piyazdı.Annem ne yapsa bayıla bayıla yerim zaten:)

Biz gittiğimizde Fatih TUS'u atlatmış olmanın verdiği gazla yine bir arkadaşıyla buluşmuştu, yemeğe yetişemedi.Selfie sopasını etrafta utanacak kimse olmaması sebebiyle bir kez daha çıkardım.Ailece bir foto çekebilmek her türlü rezilliğe de değer aslında:))




Ertesi gün İncek taraflarında daha önce gözümüze kestirdiğimiz bir kahvaltı mekanına gittik.Gittiğimiz 550 kişilik iki mekan da tamamen doluydu.Sığışacak bir tek masa dahi bulamadık.Reddedildiğimiz ikinci yerin önerisi ile gittiğimiz mekan da oldukça güzeldi neyse ki.İncek tarafları aklınızda olsun sayın okur mutlaka gidilmeli.

Burada da tanınmıyor olmanın rahatlığı ile rahat rahat fotoğraf çektik.Tabi biraz acemilik var, giderek ustalaşacağımızı umuyoruz:




Masada kuruyemişler, tahin pekmez, bal-kaymak, zeytin, peynir tabağı, patates kızartması,çiğ börek, söğüş salatalık-domates, omlet, menemen vardı.Menü oldukça zengindi ve mangal seçenekleri de vardı.Çocuk parkına oldukça yakın bir masaya oturmuştuk ve çok rahat ettik.Çocuk parkının üzerine de güneşten koruma için bir düzenek yapılsa daha iyi olurdu elbette ama o kadar kusur kadı kızında da olur sonuçta.


Bol bol alışveriş yaptık.Bu sefer Duru'ya çalıştık.H&M den artık gereksiz boyuta varan bir alışveriş daha yaptım.4-6 yaş seçeneği nasıl olsa iki sene giyer diyerek aldığım çoğu şeyi aslında çok şık ve şirin oldukları için aldım:) Çocuk bölümüne bayıldığım H&M'in büyük bölümü ise maalesef pazar malı görünümünde neredeyse ikinci el gibi duran bir kalitede.Kendime bir çöp dahi almadım.

IKEA'ya da uğradık.Çok az ama anlamlı bir alışveriş oldu.Duru'nun odasına aldığımız bir oyuncak dolabı sayesinde odasının havası tamamen değişti.Eve döner dönmez beklemeden düzenledim odasını ve harika oldu.Bu da ayrı bir yazı konusu:)

Bir gün babamla Duru aşağıya bisiklet binmeye gittiler.Bir ara babamın yanına bir komşu gelmiş ve sohbete başlamışlar.Duru bir süre sonra babama dönüp ben eve gidiyorum dede demiş.Babam komşu ile vedalaşıp arkasından gitmiş.Bizimki geri dönüp "dede eve gitmiyorum amca gitsin diye öyle söyledim" demiş:)) Babam bu hikayeyi on yüz bin kez herkese anlattı."Bu çocuk falan değil canım, koskocaman bir insan" diyordu :)

Bir alışveriş sonrası yine bir doğumgünü kutlaması yapalım istedik ve kimsenin doğumgünü olmadığı için Murat ve Duru bana sürpriz! bir pasta aldılar.Gerçek ve sürpriz olmayan ama çok sevdiğim doğumgünümden:



Bu gezinin bonusu da Duru'yu anneme bırakıp sinemaya gitmem oldu.Harika bir akşamdı, kocam , kardeşim ve ben çok eğlenecektik.uygun olan film de "Niyazi Gül dörtnala" idi.

Eyvah eyvah serisini çok beğenmiştim bu filmde ne kadar kötü olabilirdi ki , Demet Akbağ da oynuyordu dolayısıyla pek de araştırmadan gittik filme.Ama film gerçekten tek kelime ile rezaletti.Konusu neredeyse olmayan, sonu saçma sapan, apansızın, anlamsızca geliveren bir filmdi.
Bir ara Ata Demirer ağaçlara doğru uluyarak uçuyordu istemsizce gözlerimi kapattım:)

Neyse işte o geceden kalan bir selfie.Salon öyle boştu ki yine rezil olma riski yok diye rahatça çektim:)


Bol bol dinlendik, hasret giderdik.Ama elbette ayrılıklar hep çok zor oluyor.Duru arabaya binmiş vedalaşmamızı izlerken "çok sarılmayın duygulanıyorum" diye uyardı bizi.Gözleri dolu dolu ayrıldık.Hislerini göstermekten öyle çok çekiniyor ki kuzum benim.

Eve geldik valizi boşalttım, Duru'nun odasını topladım, çamaşır yıkadım, Duru'ya bir şeyler yedirdim, banyo yaptırdım, bu yazının bir kısmını hazırladım.Yattığımda saat 12:00 idi ve bir delilik yapıp yeni bir kitaba başladım.Kitabı kapattığımda saat 02:00dı.Sabah nasıl uyanacağım korkusuyla uyumaya çalıştım.Bölük pörçük, rahatsız bir uykudan sonra uyandım.Öğlen de spora gittim.Akşam nasıl olacağım merakla bekliyorum:))

3 Aralık 2014 Çarşamba

Gül Ablamın doğumgünü


Geçmiş bir haftasonundan kareler bunlar.Yazı olarak hazırlamışım ama yayınlamayı unutmuşum:) Arşivde kalsın istediğimden yayınlıyorum:

Kocaman insanlarız ve doğumgünü kutlamak da çok önemsediğimiz bir şey değil.Ama görüşmek için bir bahane oluyor.Sonrasında da bir pasta yiyoruz, mumları üflemek de çocuklarımıza eğlence:)

O gün kahvaltı için buluştuğumuzdan pasta yoktu ama herşey yine de çok güzeldi.Kızlarımızın yaptıklarına gülüp durduk.Kahvaltıdan sonra kızların ikisi de dondurma istedi.Onlara dondurma aldık yan masaya oturup beraber yemeye başladılar.

Defne arada Duru'nun dondurmasından da alırmış.Bir ara masamızda bir sessizlik oldu, kızların masasına baktık ve Duru ile gözgöze geldik "ben onunkinden hiç almadım" diyiverdi:))

Kuzum benim.Defne'ye alma diyememiş, kendisi de onunkinden almayı becerememiş ama bu durum da içine dert olmuş:))

Bu iki fotoğraf birbirinin neredeyse aynısı ama alttaki fotoğraftaki Gül Ablanın bakışları çok hoşuma gitti ve o anın, o hislerin de blogda olmasını istedim.Kızlarımız büyüyünce onları ne çok sevdiğimizi görsünler diye.

9 Kasım 2014 Pazar

Biz yine bir gün site bahçesinde fotoğraf çektirirken..


Eski fotoğrafları buldum dolaşırken.Duru'nun şapkası çok hoşuma gitti:) Tişört mevsimi çok uzaklaşmadan yayınlayayım istedim:)


Cuma akşamı uçakla İstanbul'a gittik.Cumartesi akşamı Ankara'daydık ve Pazar akşamı da evimizdeydik.Çok yorulduğum ama çok zevk aldığım bu yolculuğun ayrıntılarını yarından önce yazamam muhtemelen.Yoruldum ama hayatı yaşanmış hissediyorum kısacık sürelerde çok şey yaptığımda.


Hoşçakalın:)

3 Ekim 2014 Cuma

Annem kızım ve ben


Bu fotoğraftaki bütün kadınlar birbirinin annesi ya da kızı olduğu halde maalesef birbirine benzememektedir. Çünkü üçü de kendi babasına benzemektedir:)

Annem dedeme, ben babama ,Duru'da Murat'a benziyor:) Annem dedeme o kadar çok benzer ki bir gün İstanbul'da okurken gittiği dedemi de tanıyan bir Erzurumlu diş hekimi "Sen Osman Bey'in kızı mısın?" diye sormuş:) Benim anneme benzemediğim konusunda bir şey yazmaya bile gerek yok, çok net görülüyor.

Kızımı da ilk anda görenler bana benzetiyor.Bakışları biraz beni  andırıyor çünkü.Sonra Murat'ı görüyorlar ve 'Hımm, babasına benziyormuş' diyorlar:)





22 Eylül 2014 Pazartesi

Pozantı'da kahvaltı {yine!}


Ankara'ya giderken Pozantı'da kahvaltı molası verdik.{yine}Arabadan inerken manzara nefes kesecek kadar güzeldi.Mavi gökyüzü üzerinde beyaz bulutlar kadar güzel bir manzara eşlikçisi yok bence.Gökyüzünün rengi harika değil mi sizce de?

Sonra yine oturup klasik kahvaltımızı söyledik.Çok sade bir kahvaltı ama bunaltıcı sıcaklarda yaşayan biz Adanalılar için serin havada yenilen her şey güzeldir:)


Peynir, zeytin, domates, bal-kaymak kahvaltısına ek olarak tereyağında yumurta ve sucuklu yumurta söyledik.Teflon tavada gelmemesi benim açımdan büyük artı.Çizik içindeki teflon tavalarda yumurta getiren işletmelere çok sinir oluyorum.


Kahvaltı ederken elinde bıçağı ve ekmeğiyle fotoğraf delisi karısına poz vermek zorunda bırakılan sevgili  M. :


Kahvaltı mutlusu anne-kız: {Yüzüme yine güneş vurmuş! Sabah güneşi hem de!!}


Anne ve baba mont giymişiz , kızımız ise kısa kollu tişörtüyle poz vermiş:) Pek ateşli bir kızımız var, biz de üstelemiyoruz.Üstü açık yatıyor, hemen sıcaklıyor falan.

Hiç bir konuda zorlanmaktan, dayatmalardan hoşlanmam.Zorla hiç bir şey yapmam.Yemek ye, üstüne kalın bir şeyler giy gibi dayatmaları da bu sebeple yapmamaya çalışıyorum.Üşürse giyer, acıkırsa yer.Hayatı hem kızım için hem kendim için kolaylaştırmaya, rahat bir anne olmaya çalışıyorum.

Çok az yemek yemesini kafaya takmıyorum.Faydalı bir şey yemesini takıyorum ama.Azıcık bir yayla çorbası içsin ama kocaman bir gofret yemesin mesela.Aç kalsın ama gofreti yemesin hatta:)

Kahvaltıdan sonra Ankara'ya doğru yola devam ettik.

10 Eylül 2014 Çarşamba

Konya'da düğün vardı.


Konya'da eşimin iş dolayısıyla tanışıp bir abi gibi sevdiği bir aile dostumuzun kızının düğünü vardı.Gelin kızımızı da babasıyla çalışıyor olmasından dolayı tanıyor ve çok seviyorduk.Çok kaliteli, ince, zarif, samimi insanlar.Yine kendisi kadar hoş olan biriyle evleniyor olmasından dolayı mutluyuz:)

Düğün Pazar akşamı Konya'da olacaktı ve eşim de nikah şahidiydi.Biz Cumartesi günü sabah yola çıktık.İlk önce Pozantı'daki Tünel Lokantasında kahvaltı yaptık.Yukarıdaki fotoğraf masamızdan görünen dağ manzarası.Tünel bizim için sabah yola çıkılacak tüm yolculukların mutlaka uğranacak yeridir.Eskiden haftasonları uğrayıp et yerdik ama şimdi sadece kahvaltı için uğruyoruz.Kahvaltıda abartılı çeşitler yok ; domates, peynir, bal-kaymak, tavada yumurta gibi.Ama Adana'nın bunaltıcı sıcağından sonra Pozantı'nın o serin havasında ne yense güzel geliyor insana:))Nitekim kahvaltıdan sonra yüzümüz gülüyordu:


Kısacık bir yolculuktan sonra Konya'ya vardık.Daha önceden ayarladığım öğretmenevine yerleştik.Bugünkü hedefimiz Mevlaa Müzesiydi.Daha önce Konya'ya defalarca geldik ama müzeye hiç giremedik.Kapalıydı, süre kısıtlıydı gibi.

Müzeye girişte tanıtım yapan kulaklıklardan aldım.O kulaklıklar olmadan gezmenin hiç bir anlamı yok.Yanınızda bir rehber yoksa mutlaka alın.

Müzeyi genel olarak beğendim.Türkiye'deki pek çok müzeye göre çok başarılı ama çok kalabalık ve daha iyi düzenlenebilirdi diye de düşünmedim değil.Mesela dergahın mutfak bölümünde gözyaşları içinde dua eden ve yerinden kıpırdamayan bir sürü teyze vardı.Onların yüzünden o kısmı tam göremedim.Hemen yan odadaki türbe ise boştu oysa içerde dua bekleyen mezarlar bulunmaktaydı.Ama mutfakta gözyaşları içinde mizansen gereği konulmuş heykellere dua eden teyzelere bunu söyleyen kimse yoktu:(

Bu kapı çok etkileyiciydi.İçerde Mevlana'nın mezarının da bulunduğu , fotoğraf çekmenin yasak olduğu bölümün girişi.Her bir levhanın bir anlamı var ama bunu da kulaklıklardan öğrenebilirsiniz ancak.İçerisi çok etkileyici, çok güzel.Gidecek olanlara devekuşu yumurtalarının tavanda asılı olduğunu da söyleyeyim de benim gibi bakınıp durmasınlar:))



Müzeyi gezerken etrafta elleri telsizli adamlar sardı önce.Sonra müze müdürünün etrafta dolaşıp durduğu, apar topar bir hazırlık içine girdiklerini gördüm.Etraftaki görevliler bir yandan da "çabuk olun, birazdan müze kapanacak" diye bağırıyorlardı.Mevlana'nın kabrinin olduğu bölüme önce ben girdim Murat Duru ile dışardaydı sonrasında ona zaman kalmayacak, gezemeyecek diye çok korktum.Neyse hızla da olsa o da gezebildi.Sonrasında kulaklıkları teslim ettik, neredeyse sırtımızdan itilerek müzeden çıktık.Malatya'dan gelmiş bir adamcağız bu duruma isyan ediyordu biz çıkarken.

Telsizli adamların, müze müdürünün yaptığı son kontrollerin ve bu telaşın sebebi yeni başbakan Ahmet DA.VUTOĞLU'nun Konya ziyaretiymiş.Konyalı başbakan başbakan olduktan sonra ilk kez geliyor Konya'ya.Tabi ki halk apar topar müzeden atılacak! Gayet normal!


Duru ile Murat'ı beklerken özçekim yaptık:



Bu postacı çantasına bayıldım.Camdan yansıyan kulaklı beni de gördünüz mü? :)


Müzeden kovalandıktan hemen sonra müze dışındaki cami önünde özçekim:


Çok acıkmıştık ve istikametimiz her zamanki yerimiz olan Cemo oldu.Konyalı bir arkadaşımız tavsiye etmişti burayı, biz Araştırma Hastanesi'nin karşısındaki Cemo'ya gidiyoruz.Bahçesi, yemeklerin lezzeti harika.

Duru'nun favorisi bamya çorbası:


Benim bu sene ilk kez deneyip bayıldığım tirit:


Murat klasiği etli ekmek:


Ve ve ve 'sacarası' :


Yemekten sonra öğretmenevine gittik.Erkenden uyumuşuz.Sabah çok dinç uyandık ve kahvaltı için Sille yollarına düştük.Sille konağında açık büfe kahvaltı yaptık.Sille'yi gezmek de hoş olabilirdi ama biz Konya'da bulunan arkadaşlarımızla görüşeceğimiz için kahvaltıdan sonra buradan ayrıldık.Aşağıdaki Sille'de dağ manzarası.Manzaralarda beyaz bulutlar ve mavi gökyüzü en sevdiğim fon.


Sonrasında yılar önce Adana'dan taşınan arkadaşlarımız Volkan ve Saadet'in evine gittik.Kayınpederim ve Volkan'ın babası eski subaylar.Aileleri de lojmanda yıllarca beraber oturduğu için eski ve köklü bir dostluk onlarınki.Eşler ve çocuklarla da giderek büyüyor:)

Yeni evlerini görmeye gittiğimizde Volkan'ın annesini de orada görünce çok mutlu olduk.Beraber çay içtik, poğaça yedik, bir ara babalar çocukları sitenin bahçesindeki parka indirdiler, bol bol sohbet ettik akşam da bizi yemeğe götürdüler.Düğün salonunu onlar olmasa da bulamazdık :) Düğün salonunun önünde öpüşüp ayrıldık ama hepsini şimdiden özledim.

Bu yazı umduğumdan uzun oldu.Konya düğünleri bir sonraki yazıya kalsın artık :)

Hakkımda

Bir anne, bir baba ve bir de çocuk.Aşk dolu, neşeli ve eğlenceli bir hayat umuduyla..