hayvanlarveduru etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayvanlarveduru etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Eylül 2015 Cuma

Tavşan hikayesinin sonu:




Duru'nun geçmiş tavşanlarını hatırlarsınız , Süpürge ve Tavşi'den sonra bu sene yeni bir tavşan daha aldık ona bu kez adı Zıpzıp. Geldiği ilk gün kutudan çıkıvermesiyle adını bir yerde kendi koymuş oldu.

Ben Duru'nun hayvan sevmesini, hayvanlardan korkmamasını çok önemsiyorum.Tavşan da en ideal ev hayvanı bence.Hem ölmeyecek kadar güçlü, hem asla bir zarar vermiyor, hem çok sevimli, hem de ellemeye ,mıncıklamaya müsait.Biz tavşanlarımı yaz başı gibi alıp yaz sonunda bir çiftliğe bırakıyoruz.

Ben bu son tavşanı almazdım aslında da babası bir aşka gelme anında "kızım sana tavşan alayım" dedi.Çocuğun öyle bir talebi bile yokken.Üstelik tavşanın eve girmesine de izin vermeyen yine Murat'ın kendisi.Hayvanın kokusundan rahatsız oluyormuş:) Neyse ki 15 m2 falan bir balkonumuz varda hayvanlar rahat rahat yaşıyorlar.{Adana'ya hoşgeldiniz, biz burada balkonda yaşıyoruz da}

Ama işte bu kez tavşanı her zaman bıraktığımız ekolojik çiftlik tavşanların çok ürediğini ve sıkıntı yaşadıklarını söyleyerek tavşanımızı almadı! Biz de o gün öğleden sonra bir haftalığına şehirden ayrılıyoruz.Kahvaltıya çiftliğe gider tavşanı da bırakırız diye düşünmüştük.Bir stres başladı mı?

Daha önce gittiğimiz Yavuz.star Harası'na bırakmaya karar verdik.Orada da tavşan , tavuk, hindi gibi hayvanların bulunduğu bir bölüm olduğunu biliyorduk.Hazırlanıp kahvaltıya gittik.

Kahvaltı bu sefer daha muhteşemdi:




  



Kahvaltıdan kalktık, Zıpzıp'a son bir kez daha maydonoz yedirdik, vedalaştık ve arabaya gideceğiz ama o da ne arabanın anahtarı kayıp!! Bir kaç saat sonra uçağımız kalkacak, biz şehirden uzaktayız ve arabayı da öylece bırakamayız.Personel ve biz dört koldan aranmaya başladık.Yerlere bakıyoruz , masayı didik didik aradık ama yok yok yok.

Neyse Murat'ın anahtarı hesabı öderken kasanın orada unuttuğu ortaya çıktı da rahatladık:) O anahtarı getiren arkadaşa sımsıkı sarılmak istedik.Abi bir kahve ısmarlarsın dediğinde biz aslında onu evlat olarak bağrımıza basabilecek durumdaydık:))

Sonra eve döndük, stresten tere batmış olduğumuz için hızla bir duş aldık, valizleri kapıp havaalanına gittik.Bundan sonraki bir hafta ben ve Duru Ankara'da olacaktık.Murat ise İzmir'e gidiyordu.

Duru babasından ayrılırken yine biraz duygulandı ama geçen seferkinden daha iyiydi :) Sadece Ankara'da bir kez bir şarkının içinde babasının ismi geçince "bu şarkıyı dinlemeyelim anne duygulanıyorum" dedi.



13 Temmuz 2015 Pazartesi

Merhaba!

 
 
         Siz sayın okurlarımı sevgili tavşanımız Zıplak ile tanıştırmak isterim.Kendisi eve geldiği ilk gün kutusundan zıplayarak dışarı çıkmış olması dolayısıyla aldığı ismiyle, pamuk tüyleriyle, kırmızı gözleriyle, Duru'nun tüm sevgi gösterilerini sakince kabullenmesiyle, koca bir demet maydonozu o küçücük gövdesine rağmen yiyebilecek iştahıyla gönlümüzü fethetmiştir.
 
    
Zıplak ve Duru yemek sonrası balkonda birlikte oyun oynarken: 
 

11 Mayıs 2015 Pazartesi

Haftasonu


Bu hafta haftasonu cuma günü başladı.İş yerinden beş arkadaş saatlik izin alıp kahvaltıya gittik.İş saatlerinde dışarda olmak,arkadaşlarla harika bir kahvaltı ve o gün diş tellerimin çıkması gibi sebeplerle ben çok mutluydum.

Arkadaşlar klasik kahvaltı söyledi, biri sütle çırpılmış yumurta sipariş etti bense menemen istedim.En gösterişli tabak benimkiydi.Madolar bence Adanadaki en güzel menemeni yapıyor.Sütiş falan hikaye.

Kahvaltıdan sonra dişçiye gittim tellerim çıktı.Cumartesi günü Gül Ablalara çaya gideceğimiz için çok sevindim bu duruma.

Cumartesi sabah kahvaltıdan sonra evden çıktık.Biraz yürüyüş yaptık sonra yolumuz Atatürk Parkı'na düştü.Şehrin rotasındaki bu yeşil parkı o kadar çok seviyorum ki her yürüyüşte mutlaka uğruyoruz.Bu sefer Duru kuş beslemek istedi:




 
Duru bu fotoğrafta zafer işareti yapıyor.Nereden gördü, neden fotoğraf çekerken bunu yaptı bilemedim:)Ama çok hoşuma gitti.


Uzun uzun kuş besledikten -hatta ellerimizle yedirdikten- sonra park kısmına geçtik.Biz Murat'la bir banka oturduk Duru kendi deyimiyle koşuş yaptı.Sonra çimenlere uzandı.



Burada bu fotoğrafları Gül Teyze'ye -yani Defne'ye- yollama diyor.Gören de her fotoğrafı yolluyorum sanır.


Sonra eve döndük, ben yatıp biraz uyudum.Murat da Duru'ya dondurucudaki köftelerden yaptı.Misafirliğe gitmeden önce kızımı mutlaka sağlıklı yiyeceklerle doyuruyorum böylece misafirlikteki ıvır zıvırlardan yemek istemiyor.Ben de açıkçası kızım aç mı diye düşünmeden keyifle sohbet edip ıvır zıvır yiyorum:))

Gül Ablanın menüsü kıymalı ve peynirli börek,patatesli, havuçlu yoğurtlu bir salata, kuskuslu bir salata, közlenmiş kırmızı biber , revani, çikolatalı toplar ve etimekli tatlı vardı.

Harika bir geceydi , kızlar da çok iyi anlaştı.Denizciğim Duru'nun ne denli değiştiğinden bahsetti.Ben de öyle gözlemliyorum aslında ama Deniz de aynı şeyi söyleyince emin oldum.Müjde Duru artık daha insancıl ! :)

Bu da o geceden bir fotoğraf Duru kardeşiyle! selfie yapmış, çok arkada Gül Ablanın kafasının ucu görünüyor:


Pazar günü kahvaltıya Sütiş'e gittik.Kahvaltıdan sonra Duru ile sinemaya girdik.{Karlar ülkesi 2} Ben çok beğendim ama maalesef Duru filmin sonuna kadar dayanamyıp uyudu.Hem de horlaya horlaya:) Çıkışta kucağımda çıkardım babasını beklerken de bir poz çektim:


Beğendiğim bir kitabın devam kitaplarını aldım o gün ve eve gelip pizza yaptım.Pizza yedik ,evi toparladım , kızımı yıkadım ve tüm kıyafetlerimi elden geçirdim.Neredeyse bir çuval kıyafet ayıkladım.Dolaplar da ben de nefes aldık.Aman kaliteli, aman şurada giyerim diye diye saklayıp durduğum bir sürü kıyafet dolap beklemek yerine yeni sahiplerine doğru yola çıktı.Bu mutluluktan sonra kitabımı alıp yatağa geçtim.Çok geç saatlere kadar okudum ve şu an çok yorgunum.

Sabah da Nurcan Hanımdan rica ettim balkon dolabının içindeki her şeyi çalışma odasına yığdırdım, dolabı sildirdim.Gereksiz her şeyi atacağım sonra da dolaba yerleştireceğim.Açılan yerlere de diğer ıvır zıvırları koyacağım.Sadeleşme hareketinde sırada oturma odasındaki koltukların altı var!


7 Mayıs 2015 Perşembe

Kutuda ne var?

Dedemi kaybettiğimizin ertesi günü ailece K.Maraştaydık.Cenazeye yetiştik çok şükür.Normalde kadınlar cenazelerde mezarlığa gitmiyor burada ama halamlardan biri gitmek istemiş.Annem de ona eşlik etmiş derken diğer iki halam da onlara katılmış ve bizi de arayıp direk mezarlığa gelin dedikleri için Duru ve ben de bu kadınlar topluluğuna katıldık.

Bizi mezarlığa bırakan erkekler cenaze namazı için camiye gitti.Biz de babaannemin mezarını ziyaret ettik, dedemin gömüleceği mezara baktık falan.Sonra ortamda yer alan Duru sebebiyle hüzünlü hava dağılır gibi oldu.Halamlardan biri yerdeki kaplumbağayı gösterdi Duru'ya.O da eline alıp bana poz verdi {başörtüsü ne şirin değil mi?} :


Bu babamın anneannesini mezarı.K.Maraşda şehrin içindeki mezarlık o kadar kötü düzenlenmiş ki inanamazsınız.Mezarların arasında yol yok.Hep bir mezarın üzerine basarak ilerliyorsunuz.Bu karmaşada babamın anneannesinin mezarına ulaşmak oldukça zor oldu.Ben de ilerde unutulmasın diye mezarı fotoğrafladım :


Mezarlıkta bir süre geçirdikten sonra dedemin cenazesinin geldiğini gördük.Bir kenara çekildik.Tabutu sırtlamış olan amcalarım, babam, Murat ve Fatih önümüzden geçerken Duru bağırdı "Kutuda ne var?" :)

Benim için çok şaşırtıcı bir andı.Çok üzücü bir anda bu kadar komik bir soru duymak üstüne ne cevap vereceğini şaşırmış olmak.Cevap veremedim neyse ki kızım da üstelemedi.

Duru bu cenaze sürecini çok rahat atlattı.Kutu konusunu kurcalamadığı gibi insanların toprağa gömülüyor olmasına da tepki vermedi.Mezarların üzerinde gezerken "amcalara basma" falan dediklerinde şaşkın şaşkın bakıp "hangi amca?" dediğini hatırladıkça gülüyorum."Anne burada amca falan yok taş var toprak var" dedi:)))

Mezarların üzerinden atlamaca oynadı, sonra etraftaki tüm mezarlara birlikte dua okuduk.Dua uydururken ellerini açmış, gözlerini yukarı kaldırmış, dudaklar kıpır kıpır öylesine o ciddi bir şekilde huşu içindeydi ki gülmemek için zorladım kendimi.

Sonra belediyenin cenaze sahiplerine ücretsiz bir hizmeti olan cenazeevine gittik.Burası kocaman bir salon, bir yemekhane, bir mutfak ve tuvaletten oluşuyor.Kadın ve erkek bölümü ayrı dayalı döşeli bir yer.Üç günlüğüne sizin için tahsis ediliyor.Sabah sekiz akşam onbire kadar açık ve siz cenazeye gelenleri burada ağırlıyorsunuz.

Hem gelenler rahat ediyor hem cenaze sahipleri yorulmuyor.Bir de ev temizliği ile uğraşmıyorlar , cenazede ikram edilen yemekler de koltuklarda değil yemekhanede masalarda yeniyor falan.

Duru burada da oyun buldu kendine.Amcamın kızı canım Ayşe'm ile başörtüsüne çeşitli yorumlar getirdiler:





Sonra da tüm misafirlere tespih dağıttı."Tespih isteyen var mı?" Sonra bu sefer de "tespihinden sıkılan var mı?"diye bir tur döndü.Gülsuyu ikramında da başroldeydi.Bir kaç tur attığı için bizim cenazeden çıkan herkes gül gibi kokuyordu:))

O gece halamda kaldık, ikinci günü akşamı biz evimize döndük.Bizden sonra dayısı kızıma bu Maraş çarıklarından almış:


Sonuçta yalan dünya.Bugün varsın yarın yoksun.Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.

22 Nisan 2015 Çarşamba

Son günlerde:

Son günlerde olanları kısaca özetleyip kaçıyorum.Dört günlüğüne İstanbul'a gidiyoruz.Her yolculuk öncesi uzun uzun planlar yaparım ama bu sefer çok akışına bıraktım.Sadece kahvaltı ve yemekler için gidilecek yerleri ayarladım bir de bir günümüzü Duru için (daha çok benim için) Vialand'e ayırdım.

Hava da öyle kötü ki ne giysem bir türlü karar veremiyorum.Gönlümden geçen yarısı açık saks mavisi bir ayakkabı ve bileğin çok üstünde kırmızı bir pantolon ama o şekilde donacağımı düşünüyorum:) Bu durumda Converse giyeceğim mecburen. Ayakkabıya göre kıyafet belirleyenlerdenseniz benim ne çok zorlandığımı anlayabilirsiniz:P

Geçen haftanın önemli başlıklarını kısaca özetleyip valiz hazırlamaya koşmam lazım:

Kahvaltı sırasında kızımla bir kaç poz çektik.Ben hepsini çok sevdim.Makyajsız, gözlüklü halim ve masum kızım Duru:



Aşağıdaki sıradan fotoğraf benim için çok değerli.Akşam Murat'la ben tv izler, kitap okurken Duru'nun mutfağa geçtiğini ve bir takım tıkırtılar çıkardığını duydum.Ama gidip bakacak halim yoktu.Birazdan bir bardak içine çilekleri yıkamış üzerine tüp çikolatalardan sıkmış ve yanına da birer kase ceviz hazırlamış olarak geldi.Bir bana , bir babasına bir tane de kendine.Çilekleri al, yıka, bardakları indir, çikolataları hazırla, cevizi buzdolabından al, kaseleri çıkar.Zor bir şey ve bunu kendiliğinden düşünüp hazırlamasına ba-yıl-dım!
 
Hevesini kırmamak için tüm çileği yedim, cevizleri de yedim ama hepsini bitiremedim elbette üç beş tane de Duru zorla sokuşturdu ağzıma:) Mutfağın dağınıklığını bile zevkle topladım.



Bu da Duru'ya moral civcivlerinden biri.Üç taneydiler ikisi cumartesi günü kalanı da pazar günü kaybettik maalesef.Cumartesi eve geldiğimizde yere yatmış civcivlere bakan Duru "anne bir şey olmuş" diye bağırdı.Kızım daha önce ölen üç kuşumuz dolayısıyla tecrübeli tabi.Yere yatan gözü kapalı hayvanın iyi birşey olmadığını biliyor.

Biz Duru ile ağlarken Murat civcivleri çöpe attı.Kalan o tek civcive de gözümüz gibi baktık.Hatta anne sıcaklığını mı özlüyor diye düşünüp elime alıp sevdim, yem yedirdim.Ama pazar günü o da yerde yatıyordu.Bu sefer Duru'ya onun kaçtığını söyledik.Bir sevindi kaçmasına anlatamam.Kendini kurtarmıştır anne dedi durdu canım benim.

Bir daha Duru'ya kuş falan almayacağız, üzüntüsüne dayanamıyoruz çünkü.


Pazar günü üniversitenin arkasında çoktandır gitmediğimiz bir yere yemek yemeye gittik.Harika bir parkı olan bu yeri aslında çok seviyoruz.Ama fiyat yemek kalite oranı çok dengesiz.Dört tane sıradan köfte 25 TL mesela.Köfte başı fiyata bakar mısınız:) Yuh yani!

Ama işte "parkı çok güzel, ortam şahane, biz yemek yiyip çay içerken Duru gözümüzün önünde oynuyor" gibi nedenlerle dönem dönem gidip takıldığımız bir mekan.



Herkesi kocaman kocaman öpüyorum.İstanbul maceralarımı ınstagram hesabımdan takip edebilirsiniz.Takip etmeseniz de çok önemli değil çünkü sonrasında uzun uzun anlatırım muhtemelen:P

16 Nisan 2015 Perşembe

Dün


Dün kötü bir gündü.Bir hırsızlık olayı oldu evimizde.Temizliğe gelen hanım bakıcı teyzenin parasını çaldı ve yakalandı.İtiraf edene kadar oldukça zorladı, ben iş yerinden takip etim durumu ve inanın onun almadığına ben bile inanmıştım ki çözüldü ve parayı iade etti.Duru bu süreçte çok ekilendi, yavrum çok ağladı,çok korktu.

Murat Duru'ya moral olsun diye eve üç tane civciv getirdi.Üçü de simsiyah olan civcivler Duru'yu çok mutlu etti.Ölecekler diye aklı çıkıyor , üzerlerine titriyor.Civcivlerin büyüyüp tavuk olmaları da beni endişelendiriyor.Kim evinde üç tavuk bakar ki?! Biraz büyüdüklerinde Ekotepe'ye yollarız muhtemelen.Bakalım.

Akşam kayınvalidemleri yemeğe çağırmıştım.Menüm : Bulgur köfteli çorba, et sote, bulgur pilavı, zeytinyağlı pırasa, peynirli börek, brokoli salatası ve mevsim salatası şeklindeydi.Tatlı olarak da aşure yapmıştım.

Yemekten sonra sohbet ettik, civciv sevdik zaman nasıl geçti anlamadım.Kayınvalidemlerin dün akşam gelmiş olmaları da yaşananları unutturması açısından çok iyi oldu.

Yine de canım sıkkın tabi.

9 Mart 2015 Pazartesi

Pazar: Yavuz.starharası; atlar, köpekler vs

Pazargünü arkadaşlarımızla kahvaltıya gitme planımız vardı aslında.Sonra arkadaşlarımızın bir işi çıktı ama biz Duru'ya ata binme planından bahsetmiştik.O kadar heyecanlanmıştı ki onun hayallerini kırmak istemedik ve hazırlanıp gittik.

Adana'da kahv.altı.da ata binebileceğiniz bir yer daha var ama biz burayı tercih ettik:


Biz ve yüzlerce kişi diyebiliriz aslında.Öyle kalabalıktı ki önce yer bulamayacağımızdan endişelendik, sonra arabayı kilometrelerce! öteye parkettik ve sonuçta güneşin altında yanan bir masa bulmayı başardık:


Etraf delice kalabalığa rağmen o kadar otantikti ki:





Masalar da çok şirin ve çok temizdi:



Çok tatlı insanlar vardı.Genelde tüm aileler çocukluydu.Duru bir köpek gördü ve çok sevdi.Yanına gidip gitmemek konusunda çok tereddüt yaşadı ama sonuçta köpeği sevmeyi başardı.Kızımın yüz ifadesi oldukça komik olsa da "Fişo" isimli bu köpeğin hastası olduk:



Başka şirinlikler de vardı elbette.Şu saçlara, tipe bakar mısınız?


İki şirinin birlikte bir fotoğrafı olsun istedim.Ancak bu kadar oldu:




Çok ciddi bir kalabalık vardı ve garsonlar yetişebilmek için koşturup duruyordu.Kahvaltıyı masaya getirebilmek için Murat'ın tüm becerisini kullanması gerekti.Murat her konuda süper beceriklidir ama iyi ilişkiler kurmak, adam bağlamak gibi konularda üstüne yoktur.Teyzemin kızının düğününde bir garsonu bağlamıştı teyzem düğün sahibi olmasına rağmen bizim masaya gelip giden içeceğe, yemeğe bakakalmıştı.Allah Allah diyip duruyordu:P Burada da kahramanım yine iş halletmiş geliyor:





Kahvaltıyı beklerken masaların yanındaki parka uğradık:

 
 


Ve işte kahvaltı.Zeytinler, peynir tabağı, yağda yumurta, sucuk, çeşitli gözlemeler, sıkmalar ve çay vardı.Sonra bal- kaymak ve tahin helvasının unutulduğu anlaşıldı.Bunu da hesaptan düştüler:)





Duru kahvaltıya bayıldı.Çünkü o bir zeytin canavarıdır:



Murat gözlemeci teyzelerle öyle samimi olmuş ki ıspanaklı, kaşarlı gözlemeler, sıkmalar yetmezmiş gibi bize açık ekmek servisi de yaptılar.Kahramanımın gözlüklerinden beni görebildiniz mi?


Göremeyenler için ben:


Kahvaltıdan sonra jeton alıp at binmek için sıraya girdik.Üç boy at var.İlk başta fotosu olan midilliler, orta boy pony ve büyükler için kocaman bir at.Duruya midilli bileti aldık ama ponyye bindi.Çünkü sıra sistemi bir garip.




Kızım ilk başta çok korktu ama yine de beklediğimden cesurdu.Hiç itiraz etmedi, inmeye çalışmadı.Sadece yüzündeki ifadeden korktuğu anlaşılıyordu:






Kahvaltıdan sonra Duru arabada uyuyakaldı.Murat da bir kaç işini halleti.Sonra tesadüfen arkadaşlarımızla karşılaştık , beraber mangal yaptık.Spontane bir piknik oldu.Adana'da mangal yapmak beş dakikalık bir iştir.Hemen yakılır, pişirilir ve yenir.Her yer kebap kokar bu yüzden:)

Piknikten sonra biraz göl kıyısında dolaştık.O kadar güzel yerler var ki bakarken bile insanın nefesi kesiliyor.Fotoğraf yeteri kadar yansıtamasa da:




Arkadaşlarımızdan ayrıldıktan sonra arabamızı pakedip tam 5.5 km yürüdük.Yolda bir dondurmacıya uğramak dışında hiç durmadık.



Murat Tiriliçe(Tirileçe?) tatlısı yedi:



Sabahın köründe evden çıkıp akşamın bir yarısı eve gelmeden önce bir de markete uğrayıp haftalık alışverişimizi yaptık.Eve girer girmez Duru'yu banyoya soktum.Tonla hayvanla karşılaşmış, bir sürü yeri ellemiş kızımızı bir güzel yıkadıktan sonra nihayet oturabildik.Şu an çok mutluyum ve "Gönül İşleri" dizisini izliyorum.

Çok yoğun bir haftasonuydu.Yoruldum ama gerçekten yaşadığımı hissettiğim günler tam da böyle günler oluyor.Şükürler olsun!

23 Kasım 2014 Pazar

Tarsus Hayvanat Bahçesi{2.deneme}



Şimdi biliyorsunuz Duru Tarsus Hayvanat Bahçesine ilk gidişimizde kuzulardan korkmuş ve hayvanat bahçesinden apar topar çıkmamıza sebep olmuştu.Çıkar çıkmaz da yeniden gelmenin hesaplarını yapmaya başlamıştı gerçi.Çok uzun bir süredir de tekrar gitmek için planlar yapıyordu.Bu haftasonu başka bir planımız olmadığı için kızımızı mutlu etmek istedik.Ve işte karşınızda yeniden Tarsus Hayvanat Bahçesi!


Her gittiğimde daha bir beğeniyorum burayı.İşte bizimkiler:


Bir sürü hayvan vardı.Bir kısmı bunlar.Bizim buradaki asıl hedefimiz bozayıyı görmek.Çünkü Duru bir süredir yattıktan sonra "anne ayı gelir mi?" diye soruyor endişeyle.Daha öncesinde aynı soruyu "anne köpek gelir mi?" şeklinde soruyordu ve hatta bu korkusunu çok ciddiye almayıp onu yatağında yatmaya zorlamıştım.Yataktan atlayıp koşup yanıma gelmişti ,henüz çok küçüktü ama yatağın yanındaki parmaklıklardan atlamayı başaracak kadar korkmuştu:( Sonrasında bir şekilde köpekleri sevmesini sağlayarak bu korkusunu atlattık.

Tabi ayı sevdirmek mümkün değil ama "ayı sadece ormanlarda yaşar ,hayvanat bahçesindekiler de bir sürü kafesin arkasında" diyerek ikna etmeye çalışıyoruz.Kafesleri ve ayıyı göstererek Duru'nun hayallerindeki ayıyı korkunç bir şeyden sıradan bir hayvana çevirmeye karar verdik.



Şu güzelliğe bir bakın:



Fil şeklinde süslenmiş bitkiler, dişleri de unutulmamış:)


Ayıya giden yolda midillilere de uğradık:


O kadar güzel bir hayvan ki! Fotoğraf güzelliğini tam yansıtamamış.Aramızda kafes olmasa kesinlikle bizi yerdi.Ki onu o kafese kapatarak bunu hakettiğimizi düşünüyorum.İnsanoğlu çok acımasız:(


Ve işte karşınızda bozayı kafesi önünde poz veren bizimkiler :





Bozayıyla bir poz da verdik:)



Çok tatlı hayvanlar var :





Bu adam devekuşunu maymun etti.


Hayvanat bahçesinden çeşitli fotoğraflar.Bizim ve hayvanların yaklaşık 1657588 pozu:)Allah kolaylık versin:))










Ve işte günün en önemli anı.Duru'nun kuzularla karşılaşması! Çok başarılıydı.Ellerini uzattı ve kuzuları sevdi:)



O sırada bir maymun da kafesinden kaçmamış mı?Çok tatlıydı.Ben onu kaçıp gitmesi için aşağıdan destekledim :) O da kendine yaklaşanları gördüğünde kafesten yandaki ağaca atlıyordu.Çok tatlıydı.Görebildiniz mi bıcırığı? :)


Hayvanat bahçesi de bu firarla ilgili çok donanımlıydı! Kaçan maymunu "ceket atmak" suretiyle yakalama çabaları acıklıydı:) Allahtan bir kaplan ya da yılan ne bileyim kurt falan kaçmamıştı.Yakalama ihtimalleri hiç yoktu çünkü.Uzun bir süre küçük kaçağı izledik, hatta aşağıda kalabalık bir grup toplandı.Ama bir süre sonra herkes sıkıldı.Biz ayrılırken de maymunu hala yakalayamamışlardı, "kafesine döner" falan diyorlardı kendi aralarında:)


Bunlar da veda pozlarımız.Bu ara en çok almak istediğim şey bir selfie sopası.Böyle ikişerli pozlar nereye kadar di mi?




Hakkımda

Bir anne, bir baba ve bir de çocuk.Aşk dolu, neşeli ve eğlenceli bir hayat umuduyla..