9 Ekim 2014 Perşembe

Amasya


Benim Amasya'ya ilk gidişim değildi.Üçüncü kez görmeme rağmen her gördüğümde daha bir çok beğendiğim için sanırım bu kez "Amasya varken Adana'da yaşanır mı?" diyip durdum..Ben Amasya'yı çok sevdim {yine} ama eminim fotoğraflardan sonra siz de çok seveceksiniz ve ilk fırsatta gitmek için planlar yapacaksınız.

Dağlarla çevrili, ağaçların arasında, üç beş katlı evlerden oluşan çok şirin bir şehir.Ferhat'ın Şirin için deldiği dağ da burada.

Kocamın hem annesi hem babası Amasya'lı.Haliyle Amasya'da tonla hala, teyze, kuzen, anne baba kuzeni var.Geçen gidişlerimizde anneannemizin evinde kalmıştık.Ama bu sefer yanımızda Duru ile gidecektik ve açıkçası ben yatılı misafir olmayı pek sevmiyorum.Rahatsızlık vermişim gibi hissediyorum, rahat hareket edemiyorum.{Çocuk ile daha da zor}.Kocam da benimle tamamen aynı hisleri paylaştığı için gitmeden önce orduevinde kalma konusunu karar bağlamıştık.Aileler ayağa kalktı, ay ne ayıp dedi ama biz beşimiz de orduevinde kalma kararımızdan pek bir hoşnut kaldık.

Ev ev gezip durduk,kayınpederimin kızkardeşi, kayınvalidemin kızkardeşi, kayınpederin amcaoğullarının evleri, kayınvalidemin amcası, kayınvalidemin dayısının kızı derken yüzyıllık akraba ziyateri kotamı doldurduğumu hissettim:)) Çok bayram gibi bir bayramdı.

Herkes çok kibar, çok nazik ve eğlenceliydi.Ailedeki ablaların Duru ile saatlerce sıkılmadan oynamaları beni çok mutlu etti.Her evde ayrı bir hikaye, ayrı bir anı vardı.Koskoca insanların çocukluk anılarını dinlemek çok etkileyici.#zalimsinzaman

En çok kayınpederimin ailesinde çay servisini erkeklerin yapıyor olmasını sevdim.Semaver babanın yanında duruyor ve  çayı bitenin çayını baba dolduruyor, ne şirin! Kocama "bundan sonra evde misafire ben çay vermem" bakışını attım;) O da bana "ama semaveri kadınlar yakıyor" dedi.Semaverimiz yok:P




Kayınvalidemin amcası bizi görünce ağladı."Hep ben geliyordum amca bu sefer çocuklarımla geldim" derken kayınvalidem de ağlıyordu.

Evlerde Duru'ya bayram harçlığı verdi herkes.İlk parayı M.'ın halasının eşi Ahmet Amca verdi.Duru parayı almadı, akşam orduevinde yatarken ona bayram harçlığı konusunu anlattım, kimseden asla para almaması gerektiğini ama bizim bayramlarda çocuklara harçlık verme adetimiz olduğundan bahsettim.Kulağıma eğilip "o amcanın verdiği parayı da sen kızarsın diye almadım zaten" dediğinde neler hissettiğimi anlatamam.Eridim, bittim.İzin çıktığı için ertesi gün hevesle topladı paraları:) Bir evde Alzheimer hastası çok yaşlı bir teyze vardı o kavanozdan çıkardığı metal 1 TL verdi kızımın alıp hemen bana verdiği tek para o oldu:))

Amasya'da haşhaş ve cevizle yapılan mayalı yöresel bir çörek var.Her evde ikram edildi.Kızım maşallah hepsinden yedi.Babaanne çöreği olarak bildiği çöreğe artık Amasya çöreği diyor:)Ancak çok net söyleyebilirim ki yediğim çöreklerin hiç biri kayınvalidemin çörekleri kadar güzel değildi.

İlk gün akşamüstü orduevine yerleştikten sonra teyzenin evine gittik.Anneanne artık teyze ile kalıyor.Onları gördük, akşam beraber yemek yedik.Halanın evinde çay içip orduevine döndük.Sabah da yine halaya kahvaltıya davetliydik.Sonra çılgın bayram gezmeleri başladı.

Akşamüstüne kadar beşimiz gezdikten sonra kayınpeder ve kayınvalidemi kuzenlerinin evine yemeğe bıraktıktan sonra biz "Aşıklar Müzesine" gittik.Benim için hayal kırıklığı oldu.Bakımsız cansız mankenlerle canlandırılan tarihi büyük aşk sahneleri; Ferhat ile Şirin, Leyla ile Mecnun ve hatta Romeo ile Juliet.Mankenler o kadar amatör olmasa fikir iyi aslında.Neyse ki hediyelik eşyalar bölümünden aldığım iğne oyası kolye acılarımı dindirdi;)

Akşam yemek yedikten sonra Duru'yu arabasına koyup yürüyüş yaptık.Aşağıdaki fotoğraflar Yeşilırmak kıyısında çekildi.Gece ayrı gündüz ayrı güzel.Ama ben gündüz ev gezmesinde olduğum için elimde sadece gece çekilen fotoğraflar var.





Işıklar renk değiştiriyor.Mavi tonlarında görünüm de bu şekilde:




Salı günü de teyzede kahvaltı yaptıktan sonra yola çıktık.{Anneanne rahatsızlandığı için hastaneye kaldırıldı,çok korktuk, Duru çok büyük bir ilgiyle olanları izledi, ambulans geldi,112 arandı ve sonuçta kahvaltı boğazımıza dizildi.Tek tesellimiz anneannemizi sağlıklı bir şekilde eve bırakıp yola çıkmamız oldu}Akşam sekiz gibi Adana'ya geldik.

Gezmek güzel ama ev gibisi de yok sayın okur.Gelecek gezi yazım "Amasya'da ne yenir, nerede yenir?" olacak muhtemelen.Bu yazıdan sonra bir turist patlaması olmasa da o yazıdan sonra hepiniz Amasya'ya koşacaksınız, kesin! ;)

8 Ekim 2014 Çarşamba

Şanslı okur : Ben !


Şimdi hepimiz sevgili Noni'nin yüzük çekilişinin talihlisinin ben olduğumu biliyoruz di mi? Açıklandığından beri heyecanla yüzüğümü bekliyordum.Ve nihayet geldi:)




İşte yüzüğüm:


Bu da elimde duruşu : {İlk kez bir çekiliş kazandığım belli oluyor mu:)? }


Noni'nin yüzüğe eklediği üzerinde kendi logosu olan bir kart vardı.Kartın arkasında çok şirin bir not olduğunu söylememe gerek var mı?




Yüzüğü evde tek beğenen ben değilim, elbette.Kızı olan okurlarım gelin yamacıma:)Yüzüğü geldiğinin onuncu saniyesinde kaptırmasak iyiydi:)


Tam göremeyenler varsa{:P} diye yüzüğü ve kutusunu bir kez daha fotoğrafladım.Yüzük kadar şirin bir kutu ve kart,Noni'yi yıllardır takip eden biri olarak bu özen beni hiç şaşırtmadı:


Noni,

Yüzüğünü her gördüğümde yüzümde oluşan kocaman gülümseme için teşekkür ediyorum.Elllerine sağlık! :)


Çikolata


Arkadaşlarımızla birlikte bir alışveriş merkezine gitmiştik.Beraber yemek yedik, biraz alışveriş yaptık ve sonra onların kızı şu ünlü hamburger markalarının sattığı dondurmalardan istedi.

En zorlandığım şey başka çocuklarla birlikteyken kızımın beslenme düzenini korumak.Başka bir çocuk ıvır zıvır yerken "sen yeme" demek olmuyor.Hem diğer çocuğun annesini "düşüncesiz anne" gibi suçlamış oluyorsun,hem herkes sana "pimpirikli, abartılı anne" gibi bakıyor,hem kendi çocuğunu üzüyorsun ve sonuçta ortamın tadı kaçıyor.Ben bu durumlarda yemesini istemediğim şeyin yerine nispeten daha sağlıklı bir alternatif buluyorum.

Ne yapsam diye düşünürken gözüme çikolata şelalesi takıldı.Taze meyvelerin üzerine sıcak çikolata ekleniyor.Çikolatada da şeker var ama kakao da içerdiği için yemesinden en az rahatsız olduğum şekerli besin.Ve bonus olarak da ananas, kivi,muz ve çilek.

D. da çok zor bir çocuk değil.Ona asla yalan söylemeyeceğimi bildiği için burnumu kırıştırıp " bunu sevmezsin sen" dediğimde ikna oluyor.Sevmeyeceği şeyin yerine koca bir bardak çikolata önerince daha da mutlu hatta:)

Sonuçta beyaz kremşanti kıvamında tatsız o şeyle kıyaslandığında Duru'nun kaşıkladığı çikolata herkese daha çekici geliyor.Benim üzerime de bir "ıvır zıvırdan koruma operasyonunu" daha kazasız belasız atlatmanın rahatlığı çöküyor:)

O günden beri ara sıra yiyor bu koca kase meyveli çikolatadan.Her seferinde üstünü başını değiştirmem gerekiyor, ama olsun;)

Bu konuda daha önceki yazılarım için TIK, TIK

4 Ekim 2014 Cumartesi

Bayram


Bu bayram eşimin memleketine gitmek istiyoruz. Kayınvalidem, kayınpeder ve biz.Araba ile dura dura, geze geze.Çok heyecanlı!

Eşimin memleketi demek de çok garip geliyor, sanki bir Fransızla evliyim:P Ama illa sorarlar "memleket neresi?" diye.Sanki Çorum'un , Siirt'ten, Erzurum'un Ankara'dan bir farkı var:) Sanki çok önemli.Ki bu "memleket neresi" sorusu benim için her zaman cevaplaması zor bir soru olmuştur.Nerelisin dendiğinde hep bir duralarım.Annem Erzurumlu, babam Kahramanmaraşlı,ben Adana doğumluyum.Kendimi Adanalı hissediyorum ama babam K.Maraşlı olduğumda ısrarcı,oysa Erzurum'u daha çok seviyorum:)

Eşimin anne ve babası Amasyalı, bu sayede Karadeniz bölgesini de kattığımız gen haritası ile tatlı kızımız D. nerelisin dendiğinde benden daha uzun süre düşünecek cevap vermeden önce:))

Bayramlarda kocaman ailelere özenmişimdir hep.Biz anneannelerden de babaannelerden de uzakta büyüdüğümüz için hep küçük bir aileydik.

K.Maraş'a ya da Erzurum'a gittiğimizde bizden mutlusu olmazdı.Özellikle yaz tatilinde Erzurum'da geçirdiğimiz iki ay benim hayatımın en güzel günleriydi.Dayımın ve teyzemin oğluyla beraber kudurur, kızlarına ablalık ederdim.2 yaşından ilkokul 3'e gittiğim seneye kadar Erzurum'da yaşadık biz , kuzenlerimle beraber büyüdüm yani.O yüzden kuzenden çok kardeş gibi hissediyorum onları.

Babamın işleri, bizim okulumuz yüzünden her istediğimizde  ziyarete  gidemezdik. Dolayısıyla bütün kutlamalarımız küçük olurdu ama özellikle annem,babam ve kardeşimle kutladığımız bayramlar pek bir yalnız hissettirirdi.

Şimdilerde ise bayramlar iyiden iyiye tatil oldu bizim için.Yıllardır hep bir yerlere gitme fırsatı olarak kullandık bayram tatillerini.Bundan dolayı pişman da değilim ama klasik bir bayram kutlaması da fena olmaz diye düşünüyorum.Duru'nun da hatıralarında babasının kuzenleriyle geçireceği bir bayramı olmasını isterim.

Bayramların birleştirici, neşe veren havasına bayılıyorum.İş yerinde oda oda dolaşıp iyi bayramlar dilemeyi, çıkarken birbirini gören herkesin birbirine kocaman gülümsemesini, tatil olmasını ,bayramda komşu komşu gezmeyi{ben hiç gezmesem de} çok seviyorum.

Yukarıdaki fotoğraftaki Duru'ya bakmak da beni çok mutlu hissettiriyor.Benim asıl bayramım kızımın sağlıklı ve mutlu  olması, sağlıkla büyümesi.Yüzündeki o büyük adam gülümsemesini, elini yanağına koymuş olmasını , bir bebekten çok bir çocuk gibi görünüyor olmasını mutlulukla, aşkla seyrediyorum.

Yeni maceralarda görüşmek üzere herkese iyi bayramlar!


3 Ekim 2014 Cuma

Annem kızım ve ben


Bu fotoğraftaki bütün kadınlar birbirinin annesi ya da kızı olduğu halde maalesef birbirine benzememektedir. Çünkü üçü de kendi babasına benzemektedir:)

Annem dedeme, ben babama ,Duru'da Murat'a benziyor:) Annem dedeme o kadar çok benzer ki bir gün İstanbul'da okurken gittiği dedemi de tanıyan bir Erzurumlu diş hekimi "Sen Osman Bey'in kızı mısın?" diye sormuş:) Benim anneme benzemediğim konusunda bir şey yazmaya bile gerek yok, çok net görülüyor.

Kızımı da ilk anda görenler bana benzetiyor.Bakışları biraz beni  andırıyor çünkü.Sonra Murat'ı görüyorlar ve 'Hımm, babasına benziyormuş' diyorlar:)





2 Ekim 2014 Perşembe

Yılın son çileği:


Yaz ve kışı meyvelerle anlatıyorum kızıma.Çilek bitecek ama portakal gelecek diyorum mesela.Geçen kış o kadar minnoştu ki "portakal bitecek" dediğimde portakalı bir süre göremeyecek olduğu için duygulanıp ağlamıştı:)

Bu yaz için de "çilek bitti" demiştim bir süre önce.Markette bu çilekleri gördüğümde ikimiz de çok sevindik.Uzun süre görüşemeyeceğimiz çok sevgili bir dostla son bir kez görüşmek gibiydi.Üstelik sene boyunca yediğimiz en tatlı çileklerdi:)

1 Ekim 2014 Çarşamba

Konu diyet yapmaya bağlanıyor, yine!


Cumartesi dışarı çıkarken aşağıda kızımla bir fotoğraf çektirmeye niyetlenmiştim.Site bahçesinde fotoğrafımızı çeken kocam "herkes bize gülüyordur" dese de aldırmadım ve bir sürü fotoğraf çektirdik.

Yeni saçımdan çok memnunum.Yıkayıp çıkıyorum.Sabahları taramadan bile işe gittiğim oluyor.Bir arkadaşımız vardı,kısa saçlı, bir gün saçı çok değişik bir model geldi.Çok yakışmış dediğimizde bir süre duraladı ve dedi ki "sabah uyandım aldığı şekli çok beğendim, sprey sıktım ve geldim":) Aynı ben diyebilirim:)

İki gündür yaptığım keklerin içi pişmemiş çıkıyor fırından.Çok üzgünüm.Pudingli kek diye bir kek denedim, çok güzel oldu gibi ama hafif(!) çiğ olduğundan emin olamadım:) Kek yapma motivasyonum çok düştü.Kurabiyeye yönelmeye karar verdim.Bir arkadaşım krem şantili bir kurabiyeden bahsetti ama bakıcı teyzemiz de son yaptığım kurabiyeye bayıldığını söyledi.Kararsızım.

Bütün bu ıvır zıvırı kızım ve ben yemiyoruz kocam ve bakıcı teyzemiz hallediyorlar sağolsun:)

Bir kaç gün önce il dışında görevliydim.İşimizi bitirdikten sonra iş arkadaşımla yemek yemeye gittik.Aslında bu bizim için bir tür ritüel oldu.Hep aynı yere gidip aynı şeyi yiyoruz.Betül Cafe'de içli köfte:))

Yemekten sonra alışveriş yapmak için o şehirdeki Park Bravo mağazasına gittik.Adana'da da var Park Bravo ama bu Park Bravo mağazasında çalışan bir görevli var, bayılıyoruz.İnsanı bunaltmadan yardımcı oluyor.Kesimi çok güzel diye bir pantolon getiriyor mesela, askıda görsem dönüp ikinci kez bakmam,üzerime bir giyiyorum cuk oturuyor.Sanki benim için dikilmiş.Sonuçta üç pantolon aldım:) İki eteğe hayır demeyi başardığım için çok mutluyum:P Çoktandır internet harici alışveriş yapmamıştım, aldıklarımı evde denemeden askıya asmak çok garip hissettirdi:)

Yazıda iş arkadaşım diye bahsi geçiyor ama Zeynep Abla benim için çok çok değerlidir.Yıllardır birlikte çalışıyoruz beni hiç kırmamıştır.Kimseyi de kırdığını görmedim.Hep kibar, hep neşeli, hep zarif.Bu son dönemde sigarayı bıraktı.Ki sigarayı çok severek içen bir fanatikti.Bu süreçte artık canının sigara istemediği bir dönemde ama ne yazık ki yaklaşık yedi kilo aldı.

Alışverişe gittiğimizde hiç bir şey alamadı.Eski bedeninde ne denediyse olmadı. Giydiklerini yakıştıramadı.Alışverişten sonra diyet yapmak için çok motive bir ruh halindeydi.Onda kendimi gördüm.Her alışveriş denemesi sonrası çok motive bir şekilde diyete başlardım:))

Şu sıralar tekrar 56 kilolardayım ama haftada iki gün spor yaptığım için kendimi daha sıkı buluyorum.36 bedenim hem de gerçekten.Yani önceden de 36 beden giyiyordum ama sağdan soldan sıkıştırılmış bir 36 beden.Aslında 38 bedenken 36 beden giyiyorum:)

Annemle gezerken bir keresinde "Hiç 40 beden üstü olmadım neyse ki" dediğimde annem gülmekten yerlere yatmış " Önü kapanmayan ceketler giyiyor ama illa 38 beden alıyordun" dedi:)Asla 42 beden bir kıyafet almadım.Bu da benim zayıflama motivasyonumdu:) Hayatımda en şişman olduğum dönem 65 kiloydum.Hamileyken bile bu kilonun üzerine çıkmadım.Boyum da 163.Ama yıllardır istediğim kadar fit değilim ne yazık ki.

Ünlü düşünür Kate Moss der ki "Hiç bir şey sıskalık kadar zevk vermez" :)) Bu kadar sığ da değilim çok şükür ama çok motive bir şekilde kilo vermeye , sıkılaşmaya çalışıyorum.Çok düzenli spor yapıyorum.Her fırsatta yürüyorum, evde fırsat bulduğumda bir saat kadar bisiklete biniyorum.Ara sıra protein ağırlıklı besleniyorum, daha uzun süreli de bir az yeme diyeti yapıyorum.Az yemek bir yaşam stili olsun istiyorum aslında ama o kadar pisboğazım ki:)

Eskiden giyemediklerim motive ederdi beni şimdi çok şükür giyebildiklerimle motive oluyorum.

Geçen yazıda Bahar yorumlarda beni hamile sanmıştı (hem de 5-6 aylık filan-ühü) o yüzden bir sürü yandan da fotoğraf çektirdim.Yine hamileymişim gibi duruyor ama en azından 5 aylık diyemeyiz çok çok 2 aylık :D



30 Eylül 2014 Salı

Ayşe


Bir kaç gün önce gittiğim komşumun üç çocuğu vardı.Bu yüzden bir dördüncü çocuğu olduğunu öğrendiğimde çok şaşırdım.Bravo ne cesaret dediğimde komşum dolu gözlerle baktı bana."Hayat bazen insana yapmam dediklerini yaptırıyor" dedi.Şaşırdım.

Meğer ikinci çocuktan sonrasını hiç istememiş.Dördüncüyü hiç hiç istememiş.Ama 27 yaşındaki çok sevgili kardeşini elim bir kazada kaybedince ruhen çökmüş.O kadar kötüymüş ki girdiği bunalımdan ancak bir bebekle çıkabileceğini düşünmüş.Bir kızı olmuş, kızına da kardeşinin adını vermiş.

Hala çok kötüydü ama bir bebek elbette insanı hayata bağlıyor.Altını değiştirmen, yedirmen gerekiyor, hiç değilse bunun için hareket etmek, yataktan çıkmak zorundasın.Bebeğe hiç hazırlık yapmamış,içinden gelmiyormuş çünkü.Yazlık bir kaç body sadece.Bu yüzden havalar soğuyunca çıkıp bir kaç uzun kollu kıyafet almak zorunda kalmış.Bu da bir tür hayata dönüş elbette.

Beraber kardeşinin fotoğraflarına baktık, ne kadar güzel olduğunu konuştuk, daha çok o anlattı ben dinledim.Her cümlesinde içimde daha çok büyüyen bir suçluluk hissiyle.Keşke daha önce haberim olsaydı diye düşündüm.

Evden ayrılırken o daha iyiydi sanki.Ben kesinlikle daha iyiydim.

Küçük,tatlı Ayşe'nin uzun, sağlıklı, analı babalı bir hayatı olur inşallah.Büyük Ayşe'ye de Allahtan rahmet diliyorum.Çok özleniyor ve seviliyor, mekanı cennet olsun inşallah!

Deli ! :


Duru'yu geçen sene yüzmeye götürmüştüm.Bu sene tekrar başlayacağız inşallah.Kızımızın yüzmeye gitmek için küçük olduğunu söyleyenler vardı bu haberi görsünler isterdim:) Bu bebek için de ben çok küçük diyorum gerçi:D . Kızım 32 saatlikken  ben yataktan kalkamıyordum  nerde kaldı yüzmeye gitmek:))

28 Eylül 2014 Pazar

Hamarat

Pazar günü sabah yağmurlu bir sabaha uyandık.Evde kahvaltı yapılamayacak kadar sıkıcı bir sabahtı.Çok sıkıcı sabahlar da tıpkı çok parlak sabahlar gibi dışarda kahvaltı etmeyi gerektirir:P Açık büfe kahvaltıya başladığı ve oyun parkı da olduğu için Türkmenbaşı Mado'ya gittik.Oyun parkına en yakın masayı rezerve etmeyi unutmadan tabi:)

Kahvaltı bizim en sevdiğimiz öğün.Adına şiir yazılmış kaç öğün var ki zaten?


Bu minnoş tabak da kızımızın.Bzim zararlı ıvır zıvırlarımızdan hiç birini elbette yemiyor;)


Yağmur durmuştu, zaten deli Adana yağmuru şeklinde değil daha çok ince ince tabir ettiğimiz şekilde yağıyordu.Pencereden görünen manzara:


Sonra markete gidip haftalık alışverişimizi yaptık.Bu haftasonu için kek ve kurabiye yapmak,menemenlik domates-biber yapmak gibi planlarım vardı.Domates ve biberleri yıkayıp sirkeli suda beklettim:


İnce kıyılmış {sayılamayacak} biberlerimi tavada biraz öldürdükten sonra üzerine rondoda çekilmiş domatesleri ekledim.Bir iki taşım kaynattıktan sonra sıcakken kavanozlayıp kapağını Murat'a kapattırdım.


Ters çevirip beklemeye başladık, bakalım:



Kavanoza sığmayan çok az bir domates-biber kavurması vardı onla da Duru'ya bulgur pilavı yaptım.Görünen şeyler kıyma değil esmer bulgur.Dondurucudan çıkardığım tavuk suyu ile pişen pilav hem çok sevilen hem de çok doyurucu bir öğlen yemeği oldu.Tavukların organik olduğunu belirteyim.Organik konusunda bir yazı yazmayı düşünüyorum, önemsediğim bir konu çünkü:


Portakal Ağacı'nın un kurabiyesini içine kavrulmuş susam ekleyerek yapıyorum.Çok lezzetli oluyor.Ben doğum yaptığımda Gül Abla bu kurabiyeleri göndermişti.Misafirlerime ikram ettiğimde herkes çok beğenmişti, bayatlamadan uzun süre de dayanıyor üstelik.Bana doğumumda geldiği ve çok da makbule geçtiği için ben de komşuma bebek görmeye giderken yapıp götürmüştüm.Bu kez tam buğday unu ile yaptığım için rengi biraz koyu oldu.Bir kısmını pişirdim bir kısmını da pişirmeden sadece şekil verip, yağlı kağıda sarıp,poşetleyip dondurucuya kaldırdım.Ani gelen misafirlerde çayın yanına ikram etmek üzere:


Çikolatalı Fransız Keki M.'ın isteği idi.Yağmurlu günlerde kek ve çay gibisi var mı? Hazır fırın ısınmışken keki de yaptım:



Çıkan bulaşığı yıkadıktan ve mutfağı dip köşe temizledikten sonra iki kurabiye, biraz çilek ve çayla keyif yaptım:


Bu haftasonu siz neler yaptınız sayın okur?

26 Eylül 2014 Cuma

Son dönem kitapları 2


Son kitap yazımın üzerinden üç aydan fazla zaman geçmiş.Bu üç ayda fotoğraftaki kitapları okudum.Ah bir de büyük boy bir Zagor okumuştum ama ödünç almıştım geri verdim fotoğrafı yok.{33 yaşında hala Zagor okuyor olduğumu görmezden gelelim}

Herhangi bir kritere göre değil elime geldiği gibi sıraladığım kitaplarımdan kısaca bahsedelim:

Tess: Daha önce okumamış olduğum bir klasik olduğundan bahsetmiştim.Hemen alıp okudum.Ve "eh" diyorum.Bir klasikten bu şekilde bahsediyor olmak doğru değil ama kırık dökük aşk hikayelerinden hoşlanmıyorum.Yazıldığı dönemin değer yargıları bana çok uzak olduğu için de böyle gelmiş olabilir elbette.Tekrar okumayı düşünmem.

Gördüğüne asla inanma: Polisiye severim.İyi yazılmış, süprizli ve sürükleyici bir kitaptı.Ama daha iyilerini de okumuştum.

Gölgesizlerin tutkulu dansı:Bunu daha önceki yazıda anlatmışım.Tüh.Okuduğum kitabı tekrar koymuşum:))

Tepki: Stephen King çok iyidir.En sevdiğim yazarlandan.Bu kitapta elbette çok iyiydi.

Cadı ve sihirbaz: Bir akşam evleri basılan iki kardeş ,aileleri ve kendilerinin yeni düzen tarafından ölüme mahkum edilmesi, dikta rejiminin saçma ve anlamsız kuralları, tüm bu saçmalıkları bir anda benimseyen insanlar.Olmayacak şeyler değil ne yazık ki.Cadı ve sihirbaz olduklarını bilmeden büyüyen iki kardeş.Hımm nasıl demeli böyle içime sinmeyen , çok mantıklı bulmadığım bir şeyler vardı bu kitapta.Çok çok beğenmedim.Devam kitabını alır mıyım emin değilim.

Ölüm oyunu:Bu kitabı okuduğumdan bahsetmiştim.İçindeki Japonca isimlerden kim kimdir anlamakta önceleri çok zorlansam da bu kitabı çok beğendim.Konu olarak Açlık Oyunları serisine çok benzetsem de kitabı cidden beğendim.

Peter Pan ölmeli: Polisiye, süprizli ve başarılı.Ama ben katilin tanıdık biri çıktığı kitapları daha çok seviyorum.Mantık silsilesinde açıklanmayan bir nokta vardı {ya da ben anlamadım} neden o odadan ateş edilmediği halde katil o odaya girmişti? Kitabı okuyan varsa bana da açıklarsa sevinirim.

Sonsuz Aşk: Aşk öyküleri ama mutlaka bir taraf vampir:) Hiç beğenmedim.

Mutlu olmak isteyen adam: Bu yazarın Tanrı daima Tebdil-i kıyafet gezer kitabına bayılmış bitmiştim.Hayatımı, beni değiştiren bir kitap yazan adamın bir başka eserini bulunca kaçırmadım.Ama aynı etkiyi yapmadı.Yine de fena değil diyebiliriz.

Kan gölü: Bu kitaptan da daha önce bahsetmişim.B12 vitamini başlasam iyi olacak galiba:P

Biriken kitaplar benim için sorun oluyor.Bir dönem bir kitapçıyla anlaşmıştım üç kitap götürdüğümde bana bir kitap veriyordu.Şimdilerde orası kapandığı için elimde biriken kitapları ne yapacağımı düşünmeye başladım.İkinci el kıyafetlerini çok uygun fiyata satan bloglar bana ilham oldu.İkinci el kitap satmayı planlıyorum.Sistemi çözersem bir blog açacağım,inşallah!

Kitapların yanındaki taşı Amsterdam'dan aldım.Satıcı üzerinde "aşk ölümsüzdür" yazıyor dedi.Daha farklı bir şey yazıyorsa haber verin,lütfen;)

İyi haftasonları !

25 Eylül 2014 Perşembe

Bu sıralarda biz.


Cumartesi baleye gideceğimiz için çok heyecanlıyım(z).Duru bazen çok istekli, bazen çok isteksiz.Bale günü her türlü sürprize(tşkler) hazırlıklıyım:)Bu arada dün evimize çok yakın bir müzik okulu keşfettim.Bu akşam kızımla gidip bu okulla görüşmeyi planlıyorum.Balede başarısız olursak ikinci bir alternatif olabilir bize.Ya da saatleri daha uygunsa baleyi seneye ertelemeyi düşünebilirim:)

Dün akşam apartmandaki bir komşumuzun bebeğini görmeye gittik kızımla.Yeni doğmuş bebek kokusunu özlemişim.Giderken daha önce görüşmediğim bir komşuya bebek görmeye gitmek konusunda çekincelerim vardı ama iyi ki gitmişiz diyorum şimdi.Komşumun çok ciddi sıkıntıları varmış{başka bir yazının konusu}.Ara sıra aşağıda görüp merhabalaşmanın ötesine geçmediğim ama fiziken çok yakın yaşadığım bir insanın yaşadığı sıkıntılarda yanında olamadığım için çok üzüldüm.Daha sık görüşmeye, başka komşularımla da görüşmeye zaman ayırmaya karar verdim.

Hayat rutini içinde çok yakınımızda yaşananları bile farketmiyoruz ne yazık ki.Ama bu bir bahane değil, olmamalı.

İş yerinde bir takım değişiklikler oluyor.Endişe, heyecan ile bekliyorum.Her değişim ilk başlarda biraz sancılı oluyor.Bakalım.

Akşam kek ve kurabiye yapmayı planlıyorum.Komşularla daha sık görüşmeye karar verdiğime göre eve aniden gelebilecek misafirlere hazırlıklı olmalıyım.Kurabiyelerin bir kısmını pişmeden dondurucuya kaldırmayı planlıyorum.Kurabiye ve kek yapmak artık çok zevkli çünkü çok becerikli ve çok şirin bir yardımcım var:





Yazıyı iyi bir haberle bitireyim.Noni'nin blogunu yıllardır okurum.Son yaptığı çekilişte Noni tarafından yapılmış muhteşem bir yüzük bana çıktı! Yani ben bile inanamıyorum.Yuppi!


23 Eylül 2014 Salı

Balerin


En uçta oturan pembeliyi tanıdınız mı? Orada oturuyor olmasından az çok neler olduğunu tahmin ediyorsunuzdur:) Yanındaki yan oturan kırmızılı küçük hanım benim kızımdan da daha az katılımcıydı:)) Çember elips olmuş bu ikisi yüzünden:)

Kızımı bu sene baleye kaydettirmek istiyorum, biliyorsunuz.Deneme dersine gittik.Girişte ağladı, katılmak istemedi, "korkmama gerek yok değil mi anne" dedi.Hareketleri yapmadı.Dersin sonuna doğru uyum sağladı ama "yeterli gözlem yapamadık" dendi ve bir sonraki derse misafir olarak katılması istendi.

Para verecek olmam yeterli değil yani."İstemiyorsa zorlamayalım" dedi muhteşem güzellikteki öğretmen hanım."Yok dedim istiyor". Hırslı anne profili çizdiğimi farkettim ama ne yapalım:) Kızım yaşıtlarıyla birarada olsun istiyorum ve kreşe de göndermek istemiyorum.Ki bu "paradan çok çocuğun istemesi önemli" tavırları da hoşuma gitti aslında.

Akşam babası tekrar ne zaman baleye gideceğiniz sorduğunda kızımızın "bana gelme dediler" demesine çok güldük.Gelme dediler ama annen seni baleye götürecek merak etme kızım:))

Evde harıl harıl bale çalışıyoruz:)

Hakkımda

Bir anne, bir baba ve bir de çocuk.Aşk dolu, neşeli ve eğlenceli bir hayat umuduyla..