8 Mart 2015 Pazar

Cumartesi: Kahvaltı ve bir doğumgünü





Cumartesi evde kahvaltı yapacağımız kesindi aslında.Çünkü yeni bir tarif deneyecektim ve sırf o tarif için eve bir sürü de muz almıştım.Ama sabah uyandığımızda evde kimse kesinlikle evde kalmak istemiyordu.Biz hislerinin peşinde yaşayan bir aileyiz ve bu sebeple hemen kalktık, hazırlandık ve evden çıktık.

İstikamet yine Sü.tiş oldu.Bu sefer de servis oldukça kötüydü.Üç beş parça bir şey sipariş ettik yaklaşık üç kez tekrar etmemiz gerekti ve yine de garson teyit etmek için bize okuduğunda siparişi eksik aldığını farkettik:)


Yine de çok mutlu bir kahvaltıydı.Duru bir sürü zeytin, kayısı yumurta ve zeytinyağına batırılmış simit yedi.Bir anne için mutluluk evladınının doyduğunu bilmek değilse nedir?

Kahvaltıdan sonra Murat'ın bir sürü işi vardı.Bizi eve bıraktı.Hava o kadar güzeldi ki biz apartmanın bahçesinden eve çıkamadık:) Duru'nun arkadaşlarından Sabahat'ı da aşağıda görünce çok mutlu olduk.

Sabahat ile Duru sık sık kavga edip, birbirlerine laf atıp dursalar da birbirlerini çok seviyorlar.Bir süre birlikte bisiklet sürdüler, biraz salıncakta sallandılar sonra da birlikte ot kopardılar:)


Anneye poz vermeyi de ihmal etmediler sağolsunlar:


Akşam çok sevdiğim arkadaşım Ferya'nın oğlunun doğumgünü partisine davetliydik.Murat'ın işini bitirip gelememesi beni sinir etti çünkü hediyeler Murat'ın arabasındaydı ve saat 15:30'da geleceğini söylemişti.Saat 16:30'da biz Duru ile arabamıza binip gittik.Sonuçta biz partiye hediyesiz girdik ama bir kaç dakika sonra kocam geldi sağolsun.Önce biraz sinirliydim sonra partide uzaktan bakışa bakışa barıştık:)

Parti çok güzeldi.Çoğunluk Deniz'in kreşten arkadaşlarıydı ama bizim işyerinden de üç dört kişi vardı.Beraber oturup sohbet ettik Duru da diğer çocuklarla oynadı.Sonra Duru babasıyla aşağıdaki parka indi ve ben tamamen arkadaşlarıma odaklanıp harika zaman geçirdim.

Partiden çok mutlu ayrıldım sonra yemek yemek için bir yerlere gitmeye karar verdik.Tüm gün uyumayan Duru arabada uyuya kalınca uzun uzun dolaşıp yemek yiyecek bir yer bulmaya çalıştık."Ay burası olmaz, şurayı deneyelim, park yeri yok , pizza mı yesek" derken sonuçta "O.nur Kebap" da yemeye karar verdik.Salata ile gelen turunç çok hoştu:




Duru uzun süredir uyumuştu aslında ama yine de sonuçta uyandırdığımız için süper sinirliydi.Bir süre kendine gelemedi ve tavır yaptı ama sonuçta yemek geldiğinde her şey yoluna girmişti.





Sipariş alan garsonlar tüm masaları birbirine karıştırdığı için bizim siparişler yan masaya geldi , onlar da tıpatıp aynı siparişi verdiği için durumu farketmemişler:) Aynı karışıklık hesap geldiğinde de oldu.Başka masanın hesabı geldi:)

Neyse yemekten sonra eve geçtik.Duru'yu yıkadım sonra banyoda biraz oynadı.Yatağa geçtik, kitap okurken uyuyakalmışız.Çok dolu dolu bir gündü ve iyi bir uykuyu haketmiştik!




5 Mart 2015 Perşembe

Cuma!


Bir haftanın daha sonuna geldik!

Bu kadar çok çalışmaya ne gerek var anlamıyorum.Keşke isteyen herkesin işi yarım gün olsa mesela.Haftanın üç günü sabahları iki günü de öğleden sonra çalışsak.Doktorlar,alışveriş merkezleri, bankalar çift mesai ile çalışsa.Hastane tüm gün açık olsun tamam ama doktorların yarısı sabah yarısı öğleden sonra çalışsın.Tezgahtarlar, bankacılar , öğretmenler falan da yarım gün çalışsın.

Tüm gün çalışmak isteyen yine tüm gün çalışsın ama çocuğu olan, ikinci bir meşgalesi olan ne bileyim bir şekilde tüm gün çalışmak istemeyenlere de bir seçenek sunulabilse keşke.Hayat daha güzel olurdu, işsizlik oranı azalırdı.Ama bu sisteme geçmeden önce herkesin maaşına %100 zam yapılmalı:)) Böylece yarım gün çalışanların şu anda kazandıklarından az kazanmamalarını sağlamış oluruz.

Hayal kurmaktan zarar gelmez.Bir gün bakarsınız gerçek olmuş.O zaman gelir bu yazının altına bir teşekkür yorumu bırakırsınız artık:P

Bu hafta çok verimsiz bir haftaydı.Ne kitap okuma performansımdan ne de örgü performansımdan memnun kalmadım.İşten çok yorgun geldim ve yapmak istediğim tek şey yatıp uyumak oldu.Ve bir gece gerçekten de saat 21:00'de yatıp uyudum.Buna da ihtiyacım varmış demek ki.

İki öğlen arası spora gittim, bir öğlen arkadaşlarla alışveriş merkezine gittik, bu öğlen de kebapçıya gitmeyi planlıyoruz.Geceleri pek bir şey yapamasam da günü verimli geçirmiş olmak bir nebze teselli oldu.

Bir de bir günün yarısında Duru işe geldi.Bakıcı teyzemizin işi vardı ve ben de izin alabilecek durumda değildim.Murat da Duru'yu alıp işe getirdi.Onunla zaman geçirmeyi her şekilde seviyorum.Arkadaş konusunda da çok şanslıyım , herkes bir şekilde ilgilendi kızımla.Bahçeye çıkıp dolaştık, bol bol resim yaptı, Zeynep Ablayla çizme kesme olaylarına girdiler, bir ara boş bir word dosyası açtım o şaka şuka istediği şeyleri yazı ve sonunda mesai bittiğinde gerçekten zaman su gibi akıp gitmiş gibi hissettim.

Bu hafta olan en garip olay ise şuydu; bir süredir mail adresimde bir takım facebook iletileri alıyordum ve facebook kullanmadığım için önemsemiyordum.Facebook kullanmam için gönderilen tanıtım gibi bir şeyler sanıyordum.Sonra gözüm bir takıldı "Hasancan arkadaşlık isteğinizi kabul etti" gibi iletiler var.Ne arkadaşlık isteği diye maillerden birini tıkladım ve birden kendimi ismi bana benzeyen bir kızın facebookunda buldum.Kızın kumanda panelinde, özel mesajlarının olduğu yerde!!

Çünkü bu kızcağız mail olarak benim mail adresimi yazmış.İkinci bir mail daha yazmış ama ana maili benim mailim.Dolayısıyla facebookda yaptığı herşey bana da gönderiliyor ve en komiği iki arkadaşım ona arkadaşlık isteği göndermiş.Önce bu arkadaşlık isteklerini reddettim (ki biri sendin Çınar!) sonra kızın duvarına olayı anlatan bir yazı yazdım.Mailimi silmesini rica ettim.

Sonra düşündüm ve bu işi bu kıza emanet edemem dedim.Facebookum olmadığı için ana mail adresini değiştirmeyi beceremedim,Sezoşu çağırdım ve Sezoş sağolsun kızın ana mail adresini değiştirdi, şifresini de değiştirdi bu arada.Ben durumu ve şifresini bildiren bir mail attım kıza, şifresini değiştirmesi gerektiğini de hatırlattım.Dünden beri bir ileti gelmiyor çok şükür ki.

Facebook kullanıyorsanız hatta aslında internette bir şekilde varsanız çok dikkat etmeniz gerekiyor.Herkes benim kadar iyi niyetli olmayabilir.Bu durum facebookun bir açığı aslında.Çünkü kız benim mailimi kaydediyor ve bununla ilgili benim mailime bir şifre falan gelmesi gerekmez mi? Ya da ben mailden tıklar tıklamaz şifre sormadan facebooka bağlanmasına ne demeli? Bunu bulduğum için bir ödül filan verirler mi bana acaba? :P

Gelelim bu haftanın linklerine.


Oscar töreni bitmiş olabilir ama bence buraya tıklamalısınız.

Bu hafta deneyemem muhtemelen ama en kısa sürede mutlaka denemek istediğim bir tarif.

Fotoğraf özel ilgi alanım.Ve bu fotoğraflara da bayıldım!!

Anne babaların evi neden toplayamadıklarının çok şirin bir videosu.

Bu da anne babalara ev temizleme konusunda dahiyane öneriler :)

Bahar temizliği!


Bu haftasonu için oldukça heyecanlıyım! Cumartesi günü şu aşağıda bulunan tarifi denemk için kahvaltı yapmayı iple çekiyorum..Umarım beni hayalkırıklığına uğratmaz:







Pazar günü ayarlanmış bir kahvaltı randevumuz var.Her iki gün için de yine bol bol yürüyebilmeyi diliyorum.Sizin haftasonu için planlarınız nedir sayın okur?

Ne olursa olsun mutlu olun, çılgın olun :))




Son dönem kitapları 6?


Güzel bir kitaptı, okumanızı tavsiye edebilirim.Başladım ve hemen bitti.Sürükleyici, farklı bir konusu olan, güzel yazılmış ancak sonu itibariyle hayalkırıklığına sebep olan bir deneyim oldu benim için.

Her perşembe buluşup bir barda içki içen dört arkadaş var.Biri kadın üç erkek , farklı işlerde çalışan dört kişi.Biri turizm işinde, biri otelde kapıda çalışıyor, biri borsacı ve en sonuncusu da buluştukları barda barmen.

Barmen olan(Alex) eşinden ayrılmış ve kızının velayeti annesinde.Kadın yeniden evlenmiş ve yeni eşiyle birlikte yaşadıkları yerden taşınmaya karar veriyorlar.Olayları ateşleyen işte bu karar oluyor çünkü Alex kızına çok düşkün bir baba.Sonuçta dört arkadaş o an için harika görünen ama sonuçta çok saçma bir karar alıyorlar, çılgınca bir planla hayatlarını değiştirmeye karar veriyorlar.Ve herşey, kişilikleri bile değişiyor.Hepsi pırlanta gibi insanlar aslında.Kitabın sonunda verdikleri kararlar gurur duydum.

Daha fazla yazamıyor olmam çok kötü:) Beni bıraksanız anlatacağım da anlatacağım kimsenin kitabı okumasına gerek kalmayacak.

4 Mart 2015 Çarşamba

Annemin keki


Annem yemek konusunda çok pratik bir insandır.Bir tarifi anneme hevesle anlatırken ilk başta "çok kolay anne" demezsem ilgisini çekmez:)Uzun ,zor ve uğraştırıcı tariflerle hiç işi olmaz.

Sağlıklı beslenmeye benim kadar takıktır.Kardeşim ve ben her akşam yemekten bir saat sonra yarımşar kilo süt, sütten bir saat kadar sonra da yarım kiloluk bardaklarımızla taze sıkılmış portakal,mandalina, greyfurt karışımı içerdik.Süt asla kutu süt olmazdı ve meyve suyu da sıkılır sıkılmaz içilirdi.Üniversiteye gittiğim yıla kadar bu rutin bozulmadı.

Dengeli beslenmeye dikkat ederdi.Ispanak yaptığı gün pirzola da yapardı mesela.En sevmediğim ıspanağı yemezsem en sevdiğim pirzolaya ulaşamazdım:)))) Evde ne yemek varsa o yenilirdi."Yemeği beğenmedim patates kızartayım,yumurta kırayım" gibi bir seçeneğimiz olmazdı.

Ve annemin klasik tarifleri vardır.Ben mesela aynı keki üç kere yapsam sıkıntı basar, annemse kek dediğiniz anda hep aynı keki yapar.Annemin bu kekin hamurunu ikiye ayırıp yarısına kakao katarak genelde iki renkli olarak pişirir.Ben de bu sebeple yaparken üç çeşit yaptım.Bir kısmı sade, bir kısmı iki renkli ve bir kısmı da kakaolu :)

Malzemeler :

3 yumurta

1.5 su bardağı şeker

1 su bardağı süt(kaynar)

2/3 su bardağı yağ

3-3,5 su bardağı un

Kabartma tozu ve vanilya

Sütün kaynamış olması ve sıcakken eklenmesi çok önemli.Böylece kek uzun süre bayatlamıyor.Sütü yumurtayı çırparken eklerseniz süt sıcaklığıyla yumurtayı pişirmez;) Yağ bizde her zaman zeytinyağı ya da tereyağıdır.1 bardak denildiği için ben zeytinyağı ile yaptım.

Başka da bir püf noktası yok.Ben kekleri soğuk fırında kafama göre derecelerde pişiriyorum.İlk 20 dk kapağı açmıyorum sonrasında da kürdan testi ile pişip pişmediğini anlıyorum.

Afiyet olsun!

1 Mart 2015 Pazar

Haftasonu: Bol yürüyüşlü ve mutlu




Mart ayının gelişiyle birlikte resmen bahar geldi.Adana'da kış mevsiminin yaklaşık iki hafta falan sürüyor olmasına rağmen baharın gelişine çok çok sevindim.İki üç gün çok üşüdük, güneşi çok özledik :P Bu haftasonu da güzel havanın tadını çıkarmak için bol bol yürüdük.

Haftasonu evde kahvaltı yaptığımız zamanlarda mutlaka değişik bir şeyler yapmaya çalışıyorum.Bu cumartesinin spesiyali de yumurtalı pizzaydı.Pizza hamuru yerine tereyağında pişirdiğim yumurtaları kullandım.Yumurtanın üzerine pastırma, tulum peyniri ve sosis koydum fırına verdim pişince üzerine kaşar ekledim.Pişmeden önceki hali bu:




Kahvaltıdan sonra Mersin'e gitmek için yola çıktık.Mersin'de Gül Ablalarla buluştuk.Forum alışveriş merkezine girdik.

Tchibo'dan sebzeleri şekilli kesmek için kalemtraş şeklinde bir alet ,Cahkra'dan bir sabun ve yapma çiçek aldım, sonra bir cafeye oturduk.Bir çay içtikten sonra eşlerimizi başbaşa bırakıp, kızları alıp Mudo'ya girdik.Kış sezonunda indirim ve kampanya varmış.Ama indirimli ürünleri hiç beğenmedim.

Mağazanın girişinde bir elbise ile bir gömlek beğendim onlar da yeni sezon diye çok da bakmadım.Gül Abla üç kazak, iki tişört aldı bir tişört de sen seç hediyem olsun dedi, "hiç alışveriş havamda değilim" dememe rağmen zorla bir tişört verdi bana.Aslında aklım gömlek ve elbisedeydi ama ben hayatta sezonda bir şey almam.Sonra nasıl oldu bilmiyorum ama tişörtü denerken giymek için elbiseyi de deneme kabinine aldım.Giydim ve bayıldım:)))

Elbiseyi almaya karar verince 200 TL'ye tamamlayın size hediye çeki verelim dediler.Bir süre bakındım hiç bir şey beğenmeyince gidip bu sefer de gömleği deneyeyim bari dedim.Sonuçta her ikisini de aldım, %20 indirim yaptılar, 100 TL hediye çeki verdiler bir de yeni mudo kartı çıkarıp 20 TL yüklediler.Yeni sezon almış olmama rağmen oldukça uygun bir fiyat vermiş oldum.Bu arada Gül Abla'da ağzı açık beni izliyordu.Bir tişört giymeye üşenen ama bir gömlek ve elbise alıp çıkan bana:)))

Forumdan çıktık ve balıkçıya gittik.Duru ve Defne  boyama yaptı, biz bol bol sohbet ettik.Gül Ablalarla birlikte zaman hep harika geçiyor zaten.


Pazar günü kayınvalidemleri kahvaltıya davet ettim ama kayınvalidem "siz gelin" diye ısrar edince onlara gitmeye karar verdik.İyi ki de gitmişiz çünkü kahvaltıda Amasya çöreği, suböreği falan vardı:P Dolayısıyla kahvaltıdan sonra sıkı bir yürüyüş yaptık.Duru arabasında uyudu ve biz de bir çay içmek için mola vermek dışında hiç durmadan 6 kmden biraz daha fazla yürüdük.

Yürüyüş bitince markete uğrayıp haftalık alışverişimizi yaptık.Eve geldik Murat bize meşhur hamburgerlerinden yaptı.Duru'nun hamburgerinde sadece marul vardı.

Sonra erkenden Duru'yu banyoya soktum.Yıkanıp, paklanıp ,pijamalarımızı giyip "Gönül İşleri" izlemek için tv karşısına geçtik.

Aslında bu keyfi çekirdek yemek tamamlardı ama geçen hafta her akşam yediğim çekirdekler yüzünden yüzümde kocaman kocaman sivilceler çıktı.Ergenler gibi kükürtlü sabun, bebek pudrası kürü uygulayarak durumu biraz toparlamış olsam da çok uzun bir süre çekirdek yiyemeyeceğim gibi görünüyor.Ühü.









28 Şubat 2015 Cumartesi

Özgürlük


İngiliz yargıç, gece yarısı parktan geçen kızı korkutan adama 7 yıl, 7 gün hapis verince, şaşıran gazeteciler sormuşlar:

-"Adam kıza elini bile süremedi. Kaçan kızın çığlıklarına yetişenler de adamı yakaladılar. Bu 7 yıl, 7 gün çok değil mi?"

Yargıcın yanıtı hukuk tarihine geçecek düzeydedir:
- " Kızı korkutmanın karşılığı 7 gündür. 7 yıl, İngiliz kızlarının gece yarısı parkta dolaşma özgürlüklerine saldırmanın cezasıdır."

Küçük kızım büyüdüğünde özgür olsun istiyorum.Özgürce dolaşsın parklarda, hava kararınca koşa koşa eve gelmesin, ara sokaklarda yürürken ürpermesin.Bir dünya istiyorum kızımın özgürlüğüne benim kadar değer verecek.

Sırf kendi kızım için değil kendim için ve tüm hemcinslerim için.

27 Şubat 2015 Cuma

Çikolatalı ,vişneli kek


Çok fazla kek , kurabiye yemiyorum.Kızıma da yedirmiyorum.Ama yapmayı çok seviyorum.Kek, kurabiye kokan ev kadar mutluluk veren o kadar az şey var ki şu hayatta.Neyse ki Murat ve bakıcımız keke, kurabiyeye bayılıyor.

Bir kısmını komşulara gönderiyorum, bir kısmını evdekiler tüketiyor, kalan olursa da akşam oturmasına aniden gelen aile fertlerine ikram ediyorum.

En çok vişneli çikolatalı kek severim.Vişne ve çikolatayı çok yakıştırıyorum birbirine.Çok önceleri eve Dr Oetker'in hazır çikolatalı kekini almıştım.Bazen ani gelen misafirler için hazır kek karışımları alıyorum.Çok bir numarası yok kek yapmanın ama Dr Oetker kullandığımda sorunsuz olacağı garanti oluyor.

Ama" karışım hazır, paketli gıda,ya Duru da yerse" diye kekleri genelde kendim yapıyorum bu sebeple bu karışımın son kullanım tarihi geçecek diye korktuğumdan bu kek yapışımda karışımı kullandım.Tarifte ceviz atabilirsiniz dendiğini görünce aklıma hemen buzluktaki vişneler geldi.

Vişnelerin buzunu çözdüm, uzun uzun süzdüm ve keke ekledim.Sonuç çok lezzetli oldu.



25 Şubat 2015 Çarşamba

Son dönem kitapları #5


Bu yazıdan da biliyorsunuz Agatha Christie tutkumu.Daha önce okumadığım tammm üç kitabını üst üste okumuş olmaktan dolayı çok çok mutluyum.Hadi bakalım :

Güvercinler arasında bir kedi: Olayların başlangıcı  müslüman bir ülkede başlayan ayaklanmaya dayanıyor.Oradan ülke dışında çıkarılan elmasların bir şekilde İngiltere'nin çok ünlü bir kız okuluna gelmiş olması ihtimali olayların ve cinayetlerin başlangıcı oluyor.

Mezopotamya'da cinayet: Arkeologların arasında bir kazı alanında işlenen iki cinayet.Öldürülen kadın başarkeologun çok aşık olduğu muhteşem güzellikteki karısı.Kadın yıllar önce ölen eski kocasından korkuyor ve bu korku yüzünden kocası bir hemşire ayarlıyor çünkü kadının korkularını ciddiye almıyor ve ruhsal olarak hasta olduğunu düşünüyor.Sonuçta herkes kadının abarttığını, insanları etkilemek için numara yaptığından emin ama kadın öldürülünce işin rengi değişiyor.İmkansız gibi görünen cinayeti tesadüfen orada bulunan Poirot ele alıyor.

Parker Pyne iz üstünde: İlk kez tanıdığım bir Agatha Christie kahramanı Parker Pyne.İstatistik uzmanı olarak yıllarca çalışmış ve şimdi gazetelere "mutlu olmak isteyenler için" ilanlar veriyor.Bu kitapta çözülen bir cinayet yok ama çözülen vakalar da neredeyse bir cinayet kadar karmaşık.Ve Parker Pyne'ın yöntemleri cidden büyüleyici, ilgi çekici ve hayranlık uyandırıcı.

Koru beni: Bir Agatha Christie romanı değil ama aşk hikayelerini de gerilimler kadar çok seviyorum ben.Hatta gerilim arası aşk hikayeleri okumaya özen gösteriyorum.Kesinlikle benim ruhuma iyi geliyor bu kitaplar.Ne kadar abartılı, saçma olursa olsun seviyorum sonsuz aşkın olduğuna dair hikayeleri.

Daha önceki kitap yazılarım için buraya, 2015 yılı kitap yazılarım için ise buraya.




24 Şubat 2015 Salı

Agatha Christie

Polisiye en sevdiğim türdür.Küçümseyen,dudak büken ve bu türe saygı duymayan bütün kılçıklara buradan sesleniyorum bir tane yazın da görelim! Hikayeyi kurgulamak,mantığı oturtmak,karakterleri yazmak,sürükleyici olmak, katili en baştan bilip bunu okura çaktırmamaya çalışmak,ipuçlarını aralara serpiştirip bunu çok da açık etmemek,süpriz ve vurucu bir son yazmak o kadar zor ki.

Bu dalda en sevdiğim yazar ise Agatha Christie.Kırkı aşkın kitabına sahibim.Hayranıyım,hastasıyım,şapkam olsa çıkarırım,önünde eğilirim,ellerinden öperim.

Poirot ve Miss Marple en ünlü kahramanlarıdır.

Poirot Beçikalı, çok kendini beğenmiş, çok akıllı, yumurta kafalı, kendisinin pek gurur duyduğu ama başkalarına komik ve abartılı gelen gür pos bıyıkları olan ,rugan ayakkabı giyen, kakao içen eski bir polis.Ciddi bir adalet anlayışı var.Mesela Poirot katili bulmayı en çok masum olan için önemser.Cinayete adı karışan dört kişiden üçü masumdur ama o katili bulamazsa dört kişide zan altında kalacaktır.Cinayet mahallinde koşmayı,delilller toplamayı yani eski tip dedektiflik yapmayı küçümser.Cinayeti küçük gri hücrelerini kullanarak, düşünerek çözer.Abartılı ve gülünç ama çok kafalı bir adamdır.En yakın dostu Hastings saf ve kimi zaman salaktır ama bir sözle gerçeği görmesini sağladığı çok dava olmuştur.Hastings ne söylediğini kendi de çoğu zaman farketmez ve Poirot zavallının aptallığını vurgulamayı pek sever ama bu dürüst ve kızıl saçlı kadınlara zaafı olan eski asker koşulsuz güvenilinebilecek bir dosttur..

Poirot cinayete karışan herkesin katıldığı bir toplantı düzenler ve uzun uzun nedenleri, bulduklarını,şüphelendiklerini anlatarak açıklar katili.Kitapta en zevk aldığım bölümdür.Daha önce yazaın verdiği ipuçlarını nasıl farketmedim diyerek hayıflanırım genelde:)

Miss Marple hiç evlenmemiş, pamuk saçlı çok masum görünen yaşlı bir teyze.St Mary Mead kasabasında yaşar."İnsanlar her yerde aynıdır ama küçük yerlerde insanları incelemek daha kolaydır" der.Cinayeti çözmesinde kasabadaki izlenimlerini kullanır.Bakkalın oğlunun aldığı salyangozları kaybetmesi ile ünlü bir armatörün evinde öldürülmesi arasında bağ kurar mesela.(tamamen uydurdum,örnek vermek için) Kimse bu masum, yaşlı kadının cinayeti çözebileceğine ihtimal vermez ama dedektifler, başkomiserler filan nal toplar arkasından.

Yeğeni Raymond ressamdır ve teyzesinin küçücük bir kasabada geçen ömrüne rağmen bu kadar karmaşık cinayetleri çözmesine bir türlü anlam veremez.Kadın belki beş cinayet çözdü,artık başkomiserler falan adınızı duyduk falan diyorlar bu Raymond hala teyzesine acıyan gözlerle bakar, inanmaz çözebileceğine.Miss Marple insanlarla ilgili her şeyi de hemen farkeder.Mesela kitabın sonunda papazın karısı hamile olduğunu açıklar oysa Miss Maple bunu çoktan anlamış hatta çocuğa iki hırka falan bile örmüştür .

Bir de Tommy ve Tuppence Bresford çifti vardır ama bu ikisi pek bilinmeyen iki kahramandır.Tommy ve Tuppence karı koca, gençken Tommy ajanlık yapmış sonra emekli olmuşlar ama bir şekilde esrarlı olaylara karışıyorlar.Agathanın muzip üslubu en çok bu iki kahramanın yer aldığı romanlarda belirgindir.Tommy kızıl saçlı, Tuppence kıyasla ağırbaşlı.Tuppence'ın gerçek adı bu değil lakabı,Tuppence küçük bir para biriminin halk arasındaki söylenişi çeyreklik olabilir.Çok komik, çok zeki bir kadın.

Bir kitap kahramanı olsam ya Tuppence Bresford ya da Elizabeth Bennet olurdum.Tuppence o denli yakın bulduğum,o denli sevdiğim bir karakterdir.Hayal ürünü olduğunu düşünmeyi sevmiyorum.Bir yerlerde var olduğuna inanıyorum.Kitapları elime aldığımda kendimi o denli kaybediyorum ki zaten daha ne kadar "gerçek" olabilir bilmiyorum.

O kadar çok okurdum ki bu kitapları kuzenlerim bana "istediğin kişiyi öldürebilirsin ve kimse de bunu farketmez" diyerek takılırlardı.Agatha cinayeti her zaman lanetler.Tüm katiller hata yapar, tüm katiller yakalanır.Katil kendini beğenmiş, çok konuşan bir tiptir ve mutlaka asılır. Katilin değil dedektifin zekası övülür.Cinayet bir başarı,bir sanat eseri gibi sunulmaz.Bu kitapları okuyan biri katil değil dedektif olmaya özenebilir ancak.

Buna rağmen ben bu " öldürsen kimse anlamaz" lafını en çok söyleyen kuzenimi öldürmeyi bir ara ciddi ciddi düşündüm.Hatta bunu düşündüğümde üniversitede okuyordum.Yani on sene falan öncesi, öyle çocuk da değilim.Ama sonra aklıma gelen tek yöntemin yiyeceğine ilaç karıştırmak olduğunu farkedince hayal gücüme tükürmek istedim.

Bizim evde yediği yemekten sonra ölse ilk benden şüphelenirler.Yahu ben eczacıyım!Yıllarca Agatha oku sonra bulduğun tek yöntem seni en çabuk ele verecek yöntem olsun.

Kuzenimi öldürmeyi düşündüğüm günler aklıma geldiğinde gülüyorum.Kocam kuzenlerimin içinde en çok onu sevdi, yardım için Afrikaya yerleşmeyi düşünecek kadar melek kalpli biri.Biz hiç anlaşamayız ama hakkını da yemeyelim.Ben onu sadece boşboğaz olduğu için öldürmek istiyordum.Hayatımın en kötü günlerini kopasıca çenesini tutamadığı için yaşadığımdan ölsün istedim.

Neyse ki ölmemiş çünkü çok tatlı bir kızla evlendi ve karısı da şimdi hamile:)

23 Şubat 2015 Pazartesi

Dondurma kışın da yenir !


Cumartesinin tamamı ve pazar gününün de bir kısmında Murat çalışmak zorundaydı.Dolayısıyla cumartesi bir annekız günüydü.Sabah geç kalktık sonra uzun uzun kahvaltımızı yaptık.Ben masayı toparlarken Duru da biraz televizyon seyretti.Oyalanmadan hazırlanıp,çıktık.

Arabayla şehrin merkezine doğru gittik.Araba parkı sorun olduğu için arabamı yıkamaya verdim;) 2 saatten önce almam dedim, kızımı arabasına bindirdim ve versin elini sokaklar...

Uzun uzun yürüdük, etrafı izledik ve sonra acıktık.Ne yesek diye çok da düşünmeden ennn sevdiğimiz hamburgerciye gittik kızımla.Duru'ya hamburgeri köfte-ekmek şeklinde servis ettiler.Servis yapan aynı zamanda mekanın aşçılarından olan kişiyi daha önce iş yerimin karşısındaki lokantada çalıştığı için tanıyordum.

Duru'ya hamburgeri içine köfte harici  hiç bir şey koymadan getirmesini rica ettim.Baktım cherry domates servis ediyorlar belki domates koyabilirsin dedim."Olmaz abla domatesin mevsimi değil " dedi:)Bu bakış açısı çok da hoşuma gitti ve "Peki" dedim.Sonra hamburgerden önce atıştırması için Duru'ya dilimlenmiş havuç ve salatalık getirdi.Duru salatalıklara baktı ve öne doğru eğilip fısıldadı "anne biri bu abiye salatalığın da mevsimi olmadığını söylemeli" :))

Yemekten sonra çay getirirken ise bombayı patlattı; "Abla biliyor musun bizim hamburgercinin adını yazınca görsellerde ilk senin fotoğrafın çıkıyor".Aahaha blog afişe oldu mu sayın okur:) Ay nasıl terledim, nasıl sıkıldım anlatamam.Şaşırmamış gibi davranmaya çalışırken binbeşyüz kalori filan harcamışımdır.Neyse ki fotoğrafa tıklayıp blogu okumamış{sanırım}.Yani okuyorsa da buradan rica ediyorum lütfen bir şey olmamış gibi devam edelim, kimseye bir şey söyleme ve bende şurada gizli gizli hayatımın günlüğünü tutmaya devam edeyim.

Duru ve hamburgerlerimiz:



Hamburgerciden çıkınca bir süre daha yürüdük.Sonra artık eve dönmeye karar verdik ve arabamızı almaya gittik.Yolda giderken Murat aradı ve işinin bittiğini eve gelmekte olduğunu söyledi.Biz de o sırada en sevdiğimiz dondurmacıya girmek üzereydik:) Soğukta dondurma yenmez diyen annelerden değilim.Dondurmadan da, banyo yapmaktan da ,üşümekten de hasta olunmaz.Çocukları hasta olacak diye günlerce yıkamayan, hasta olduğunda iyileşene kadar banyoya sokmayanları da anlamıyorum.Ben Duru biraz hasta olur gibi olsa hemen yıkarım ki mikropları kırılsın:P

Neyse işte buz gibi havada girdik dondurmamızı yedik, çayımızı içtik:


Sonra Murat'a "eğer yorgunsan dışarı çıkmayalım eve ekmek hamuru getir pizza yaparım" dedim.Yok dışarı çıkarız dedi ama eve elinde iki ekmek hamuruyla geldi:) Ve o akşam evde olmak hepimizin çok hoşuna gitti.İki ekmek hamuruyla iki tepsi pizza yaptım.Pizzaların Duru için olan bölümüne labne peyniri , bizim olan bölümlerine ketçap sürdüm.{İkinci tepside bizim bölüme ketçap sıkmayı unutmuşum sonradan üstüne ekledim.}Duru'nun bölümlerine tulum peyniri ve yeşil zeytin ekledim.Bizimkine sosis, sucuk artık zararlı ne varsa:P

Kısaca tarif vereyim.İlk önce fırını açıyoruz ve en yüksek derecesine ayarlıyoruz.Sonra fırın ısınırken ekmek hamurunu zeytinyağı ile yoğuruyor, büyük fırın tepsisine bir tüm ekmek hamurunu yayıyoruz.Ara ara kopan bölümler olabilir , aldırmayın.Sonra üst malzemeleri hazırlarken hamurumuzu mayalanması için sıcak bir yere koyuyoruz.

Ben sosis, sucuk,mantar, mısır, domates, tulum peyniri koymayı seviyorum ama Duru'nun yemek isteyeceği mısırı mesela koymuyorum evde de mantar,domates falan yoktu sonuçta sosis ve sucuklu bir pizza oldu bizimki.Mayalanmış hamurun üzerine malzemeleri diziyoruz en yüksek derecedeki fırının orta kademesine yerleştiriyoruz.

8 dk da pizzamız hazır.6. dakikada önceden doğradığımız kaşarları pizzanın üzerine serpiştiriyoruz ve 8. dk da da pizzayı fırından çıkarıyoruz.Gevrek pizzanın sırrı bu!

Bizim ikinci tepsi pizzamızdan arta kalan sadece bu bir kaç dilim oldu:




Sonra birlikte tv izledik, Duru'yu banyo yaptırdım.Biraz tv izledik sonra da hazırlanıp yattık.Yatakta kitap okumayı, günün olaylarını konuşmayı çok seviyorum.Bu yüzden bazen uyuma saatinden yarım sat bile önce yatmaya gittiğimiz oluyor.

Sabah Murat yine yoktu ama öğlen gelecekti.Biz de Duru ile delice bir yatak keyfi yaptık.Geç uyandık ve yataktan çıkmadık.Ben kitap okudum o ıpadde bir şeyler izledi.Sonra nihayet saat 11:00 gibi kalkıp kahvaltıya geçtik.Kahvaltımız bitmişti ki Murat geldi.Hazırlanıp çıkmaya hazırlanırken Duru "bugünü evde mi geçirsek" dedi.Murat gözleri kocaman kocaman bana döndü ve "dün neler yaptın sen bu çocuğa" dedi.Duru gezme dedin mi herkesten önce kapıda biter çünkü:))

Neyse sonuçta hazırlanıp çıktık ve dün anne kız yürüdüğümüz yollarda bu kez üçümüz dolaştık.Duru'ya Kazım Büfe'den çift kaşarlı tost aldık.Tostu biter bitmez de uyudu:) O uyurken biz biraz daha yürüdük sonra da bir kafede mola verdik.Duru uyuyordu, ben kitabımı okuyup sıcak çikolatamı içerken Murat da kahvesini içip tweetlerini okuyordu ve ben o anda çok çok çok mutluydum:


Duru uyandı, gidip bir şeyler yedik ve sonra da eve geçtik.Ben yıllardan sonra eve iş getirmiştim.Herkes tv izlerken sütlü çayımı alıp işlerimi hallettim:


İşim bittiğinde yatma vakti de gelmişti..

Blog okurlarından da rica ediyorum; ünlü hamburgercimizle ilgili yazıdan hamburgercinin ismini kaldırdım önce sonra yazıyı tamamen taslağa çevirmeme rağmen google görsellerden kendi fotumu bir türlü kaldıramadım.Ne yapmam lazım?

19 Şubat 2015 Perşembe

Renksiz


Renkleri çok seviyorum ama bu siyah beyaz fotoğraf açık ara en sevdiğim fotoğrafım oldu.

{Yanımdaki Zeynep Abla ve biz Yeşil Kapı kebapçısındayız. Fotoğrafı Şule Abla çekti.Kebabı hiç beğenmemiştik}

Şu ara tam ruh halimi yansıttığı için özellikle seçtim bu fotoyu.Neşe hissetmiyorum.Ben de hayatımdaki kötü ve iyi şeyleri listeleyeyim istedim.Kötülere üzülmenin anlamsızlığını, iyilerin değerini göreyim ,tekrar bir nebze de olsa mutlu hissedeyim.

Kötüler:

1.Özgecan ve onun gibi öldürülen/eziyet gören tüm kadınlar.Bu meleği mesela ben hiç unutamıyorum.Kadınlara bunu reva gören zihniyeti kabullenemiyorum.

2.İş yerinde kendini beğenmiş, konuşmayı bilmeyen, kaba saba biriyle çalışmaya başladık.Zeynep Abla'da ben de çok sıkıntıdayız.Geçici bir süre olduğu için şükrediyoruz.

3.Bulaşık makinası bozuldu ve yaklaşık dört gün bulaşık yıkadım.Evi toparla falan saat 21:00e kadar koşturmayla geçti günlerim.

4.Komşunun bebeğini yıkıyorum bir kaç gündür.Dün yıkarken bebeğin ağzına biraz su kaçırdım.İçime dert oldu.


İyiler:

1.En azından bu kez öldürülen bir kadının ardından kimse 'tahrik etmiş', 'yollu' demedi kızcağızı suçlamadı.Herkes tek yürek oldu.

2.Yeni bulaşık makinası aldık.

3.Haftasonu geldi.

4.Okunacak bir sürü kitabım var.

5.Örmeye başladığım battaniye bir kaç güne bitebilir:)

6.Bebek yıkamayı başardığım, endişeli yeni bir anneye yardımcı olduğum için kendimi iyi hissediyorum.Bebeğin ağzına su kaçınca da kibar kibar 'önemli değil' dedi canım benim.


Bu haftasonu Murat'ın işi var.Kızımla çılgın planlar yaptık.Çok yağmur yağarsa evde alıp kendimizi keke, böreğe vuracağız.İşte size denemek istediğim iki tarif: vişneli kek ve çikolatalı kek.

İyi haftasonları!


16 Şubat 2015 Pazartesi

Siyah

Annem dolmuşta tek kalma diye uyarırdı beni.Taksiye tek başına binme derdi.Gülerdim.İnsan gençken ne kadar kötü olunabileceğini bilmiyor, benim başıma gelmez diye düşünüyor.

Geliyormuş.Bir minübüs şoförü üniversitede okuyan bir küçük kızı tecavüz etmek için ara bir yola götürüp, kız direnince öldürebiliyormuş!

Sabah bu konuda konuşurken laf kadınların uğradığı tacizlere geldi.Hepimizin bir hikayesi var ne yazık ki.Bir arkadaşım "Hamileydim, karnım burnumda dolmuş beklerken önümde yavaşlayıp duran arabalar olurdu" dedi.Bir diğeri "48 yaşındayım iki gün önce servis beklerken yol ıssızdı bir adam önümden beş kere geçti sonra gidip tam karşımda beklemeye başladı" dedi.

Yolda laf yemeyen, otobüste fazla yakın duran bir adamdan rahatsız olmayan var mı içinizde? Ve tacizi hissettiğin halde yaptığımız ne olur ? Ortamdan uzaklaşmak, sessiz kalmak.Laf atana cevap verilmez mesela.Başını önüne eğer hızlı adımlarla uzaklaşırsın.Sana  gözünü dikip bakan ayıya "ne bakıyorsun" demez gözünü kaçırırsın.

Gazeteler güya lanetliyor olayı.Bir yanda Beren Saat'in Özgecan olayı üzerinden yazdığı eleştirinin haberi hemen altında Beren Saat'in gö.ğüs frikiği haberi.Kendi yaptıklarının farkında bile değiller!!

Kadın olmak zor.Daha da zorlaştırıyorlar.Kadınların insan olup olmadığının tartışıldığı bir dünya, araba kullandıkları için hapse atılan kadınların olabildiği bir dünya.

Bir de her insanı bir kadının doğurduğunun düşününce iyice sinirleniyorum.Törelerden, tahrik indiriminden, iyihal indiriminden, kocasıdır yapar zihniyetinden, o da mini etek giymeseydi diyenlerden, yollu kelimesinden nefret ediyorum.

Ben de Murat da bugün siyah giydik.Ama asıl içimiz simsiyah.

13 Şubat 2015 Cuma

Cuma!


Sezer Duru'ya harika bir hediye almış, tam sezonun modasına uygun yırtık pırtık bir kot.Duru paketi açtı, baktı ve " Ama bu yırtık.Bunu giyemem, değiştirelim" dedi.:) Hayata şu çocukların bakış açısıyla bakabilsek ne kolay aslında.Yırtık bir şey giyilmez.İşte bu kadar!

Moda diye ne saçmalıklar giyiyoruz ve de giyeceğiz bakalım.

Kotu değiştirmeye gittik ki Zara'da deli bir indirim var dolayısıyla deli de bir sıra:) Sezoş sağolsun sezon ürünü aldığı için kotun yerine yazlık bir pantolon, viskoz bir gömlek, bir de uzun kollu tişört aldık.Ben sırada beklerken bizimkiler de şapka denemişler.Fotoğraf oradan.

Kasada pantolonu gören kasiyerler "Ama bu harika parçayı neden değiştiriyorsunuz?" dediler."Kızım yırtık giyemem dedi" dediğimde güldüler muhtemelen "çocuk işte" dediler.Halbuki yırtık kot giyen biz büyükler daha komiğiz sanki:)

Bu haftasonu babam geldi!! Cuma akşam geldi onun için bir sürü yemek yaptım.Aç gelmesini tembihlediğim halde bir şeyler yemişti buna rağmen tüm yemeklerden yedi.Gece iki kez soda içmesi gerekse de babam pişirdiğim hiç bir şeyi yememezlik etmez, sağolsun:)

Üniversitede okurken beni ziyarete gelmişti ve ben de babama kabak dolması yapmak istiyordum.Çınar'ın tarifiyle bir dolma yapmıştım ama maalesef tam pişirememişim.Ben dolmamı ısırana kadar durumu farkedemedim ve babam sesini çıkarmadan o çiğ dolmayı yedi.Üzerine yoğurdu boca etmesinden şüphelenmeliydim aslında:)) Baba yeme dememe rağmen tüm tabağını bitirmiş bana da " eline sağlık" demişti:)

Babama yaptığım menü şöyleydi ; Tarhana çorbası, Acem pilavı, fırında ızgara tavuk but, mercimek köftesi(aldım), yeşil salata, zeytinyağlı pırasa ve tatlı olarak elmalı kırıntı tatlısı.

Sabah iş yerinden dört saat izin aldım.Babam,Duru ve ben uzun uzun uyuduk.Sohbet ederek kahvaltı ettik ve saat 11:00 de evden çıktık.Murat babamı almaya geldi , biz de Duru ile iş yerine gittik.Bakıcı teyzemiz ehliyet alıyor,evrak işleri varmış daha önce izin istemişti bir denk getirememiştik, babamın gelişi de denk gelince "öğleden sonra da gelme işlerini hallet" dedim ona.{Bir taşla iki kuş}

Bu haftasonu da babamla birlikteyiz.Pazar sabah erkenden gidiyor ve bunun için şimdiden üzülüyorum.Neyse bu üzüntüyü unutmak için okurlarımın hayatını değiştirecek öneriler vermek işe yarayabilir belki.

Banyoda hayat kurtaran fikirler.Linke tıkladığınızda da açılan 5 numaralı öneri benim favorim.

10 dakikada öğreneceğiniz ve hayatınızı değiştirecek öneriler. Çok iddialı:)

Hayatınızı değiştirecek 12 egzersiz.Ki bunlar cidden bizim spor hocalarının da sıklıkla yaptırdığı ve önerdiği hareketler.

Muhteşem kek yapmanın püf noktaları. Linke tıkladığınızda açılan öneriye bayıldım, bittim.

Tüm bu önerilerle hayatınız ne çok değişti di mi? :) E o zaman şimdi film zamanı.Ne seyredelim? Sürpriz sona sahip en iyi 10 film listesinden seçelim bence.

Ben bu haftasonu için çok heyecanlanıyorum.Babamla birlikte yapmak istediğim o kadar çok şey, ona pişirmek istediğim öyle çok tarif var ki! Hepinize iyi haftasonları diliyorum.

Kitap



Yıllar sonra: İpek Ongun benim en sevdiğim yazarlardandır.İlk kitabını okuduğumda ortaokuldaydım ve ilk kitabının kahramanı olan Serra da ortaokuldaydı.Pek çok farkımız olsa da Serra ile benzerliklerimizi keşfetmek, yaşadıklarını okumak harikaydı.Beraber büyüdüğüm bir karakterden çok bir arkadaşım gibi oldu zamanla.

12. kitap falan bu sanırım.Ortaokuldan beri okuduğum Serra da üniversite okudu, evlendi ve onun da benim gibi bir kızı oldu.Serra beni geçti ama artık 40lı yaşlarda ve kızı da genç kız oldu.Bu kitap bir klasik değil ve muhteşem de diyemem ama benim için çocukluğum, ilk gençliğim ve anne evi demek.O kadar çok şeyi anımsatıyor ki.Okumaktan çok zevk aldım.

Şeytanı Uyandırma: Unutkanlıktan daha önce anlattığım bu kitabı tekrar fotoğrafa eklemişim:)) Çok acil B12 almaya başlasam iyi olacak:P

Kiralık Eş:Kızkardeşini aldatıp dolandıran bir adamdan intikam almak isteyen bir kahramanımız var {çok zengin ve çok yakışıklı elbette} Dolandırıcı adam evli çiftler için bir terapi merkezi kurmuş.Bizim adamımız da evli değil ama bu merkeze gitmek istiyor dolayısıyla kendisine eş rolü oynayacak biri lazım.Gazeteye ilan veriyor, çok paraya ihtiyacı olan kahramanımız başvuruyor ve olaylar gelişiyor.

Şu an elimde okunmuş bir gerilim ve okumakta olduğum bir aşk hikayesi var.Ve sırada bekleyen bir sürü hiç okunmamış Agatha Christie'm.Yaşasın!



11 Şubat 2015 Çarşamba

Şevketi Bostan



Anne tarafından Erzurumlu baba tarafından Maraşlı bir Adanalı'nın "Şevket-i Bostan" yapmasını sağlayan oda arkadaşım sevgili Zeynep Abla'ya ve bitkiyi almamı sağlayan Seferipazar'a teşekkür ediyorum.

Tarif Giritli Zeynep Ablama ait.Ben 1 kg Şevketi Bostanla yaptım.İlk kez gördüğüm bir otu ayıklamak elbette zor oldu ki bu otu ayıklamak bilene bile zormuş.Neyse ayıkladıktan sonra kalan otu yaklaşık 500 gr kuzu etiyle pişirdim.

Malzemeler:

1 kg şevketi bostan

500 gr kuzu eti

1 iri soğan

1 limon

Yemeği düdüklü tencerede pişiriyoruz.Yani evet bir sebze hatta ot söz konusu ama neredeyse etten daha zor pişiyor kendisi.

Eti soğanla kavuruyoruz.Sonra üzerine ayıkladığımız Şevketi Bostanları ekliyoruz. Üzerini kaplayacak kadar su ilave ediyoruz.Tuzunu ve 1 limonun suyunu ekliyoruz.Düdüklüyü kapatıp düdük öttükten sonra 1 saat pişiriyoruz.O etler ilik oluyor, ilik.

Murat ki çok yemek seçer, yeni tatlara çok alışık değildir bu yemeği o bile sevdi.Yuppi.Duru da bayıldı.Yemeği sevmezlerse aç kalmasınlar diye makarna yapmıştım, makarnayı bile şevketi bostanın suyunu  üzerine döküp yediler:)

Ben bir balıkçıda zeytinyağlısını yemiştim ve bence o hali daha lezzetliydi bir dahaki sefere zeytinyağlı pişirmeyi düşünüyorum.




Hakkımda

Bir anne, bir baba ve bir de çocuk.Aşk dolu, neşeli ve eğlenceli bir hayat umuduyla..