27 Kasım 2014 Perşembe
Yuppi
Her cuma zıplayan bir fotoğraf koyabilir miyim acaba? Çünkü içimdeki cuma coşkusunu en iyi yansıtan fotoğraflar havada olduğum fotoğraflar:)
Pazartesi kurumiçi bir eğitim sebebiyle iş yerine gelmeyeceğiz.Bu da haftasonu tatilini üç gün gibi hissettirecek.Haftasonu da oldukça dolu geçecek gibi görünüyor.Hem cumartesi hem pazar için ayrı ayrı planlarımız var.
Cumartesi Gül Ablalar ve başka bir arkadaşlarımızla akşam balık yemeye gideceğiz.
Pazar günü de bir eczacı arkadaşım ve ailesiyle kahvaltı yapacağız.Demet ile yıllarca aynı hastanede beraber çalıştık.O geldiğinde ben kıdemli bir eczacıydım ve ona işle ilgili yardımcı olmuştum.Her zaman çok munis,çok kibar biridir.
Sonra iş yerlerimiz değişti ve eskisi kadar görüşemez olduk derken bir gün onun ikinci benim ilk çocuğumla ilgili gittiğimiz doktorda karnımız burnumuzdayken karşılaştık:)) Kızlarımızın arası 2 ay falan.Şimdi o istifa etti ve eczane açtı artık daha sık görüşür olduk.Yanıma bir çay içmeye, öğlen beraber yemek yemeye falan uğrayabiliyor.Kızların okul meselesi gibi çok önemli ortak bir noktamız da var:)
Demet hastaneye gediğinde evlenmek üzereydi, bu sebeple biz eşiyle tanıştık.Sonra ben evlendim, derken hastaneden ayrıldım ve sonuçta ailece hiç görüşemedik.Eşlerimiz ilk kez tanışacak.Umarım birbirlerini severler:)
Biz bu planı yaptıktan çok kısa bir süre sonra aynı gün için eşimin çok eski bir arkadaşı {Ali} ve eşi de arayıp "kahvaltıya gidelim mi" dedi.Ali'nin eşi {İpek} de eczacı ve çok sevdiğim biri.Onların oğlu Demir Duru'dan küçük ve çok da iyi anlaşamıyorlar ama biz Demir'i çok seviyoruz.
Sonuçta yoğun bir watsapp trafiği sonrası 3 aile birlikte kahvaltıya gitmeye karar verdik:) Bakalım.
Tüm bunlar olurken dün Murat'a ayda bir öğlen beraber yemeğe çıkmamız gerektiğini söyledim.Görüşemiyoruz ve eskisi gibi başbaşa olmayı özledim.Haftasonları birlikteyiz ya dedi.Ama o zaman da yanımızda Duru var ve kendisi her lafa atladığı için pek de başbaşa gibi değiliz:)
Biz yıllarca yalnız kalmış bir çiftiz.İki kişi olmayı çoğu zaman kalabalıklara bile tercih ederiz.Ve uzun bir süredir konuşamadığımız, unuttuğumuz bir sürü şey varmış gibi hissediyorum.O sevgililik ruhunu kaybetmemek lazım.İçime Ayşe Arman kaçmış sanırım:P
Sonuçta Murat bu ayda bir öğlen yemek yeme fikrini beğendi ve bu ayın öğlen yemeği için 16 Aralık tarihinde karar kıldık.
Bugün evde temizlik var ve salon dip köşe temizlenecek.Böylece genel temizlik de bitmiş olacak.Bugünün en büyük stresi temizlikçi kıza haftada bir yerine onbeşte bir gelmesini söylemek olacak.Bu tip şeyleri stres meselesi yapan kafama tüküreyim.
Herkese neşeli, sağlıklı,güzel ve MUTLU bir haftasonu diliyorum!
26 Kasım 2014 Çarşamba
Pazar kahvaltısı
Pazar günü çok uzun süredir planladığımız bir kahvaltıya gittik.Sezer benim çok sevdiğim bir arkadaşım.Yıllar önce iş vasıtasıyla tanıştık, o da eczacı, sonra ailece görüşmeye başladık.Murat da, Duru da Sezoş'u çok sever:) Zaten birinin onu tanıyıp da sevmemesi bence mümkün değil.
Sezer çok sportif, çok hareketli, çok iyi kalpli biridir.İnanılmaz sabırlı ve iyiniyetli olması da cabası.Haftada iki gün birlikte spor yapıyoruz.Spor yapma motivasyonumu ona borçluyum diyebiliriz:)
Çok uzun süredir bir türlü ikimizin de uygun olduğu bir haftasonu bulamamıştık.Denk gelince fazla düşünmeden hemen buluştuk.Geçen sefer gittiğimizde çok beğendiğimiz Şütiş'e gidelim dedik.
Bu sefer dışarda oturduk.Adana kışın bile dışarda oturup yemek yenebilecek bir yer.Yazın cehennemini güzel bir kış çekilir hale getiriyor.Manzaramız buydu:
Sezer kalp ben:
Kuruyemiş tabağı Sezoş'un siparişi.Her daim sağlıklı beslenir çünkü.
Mutlu ben:
Yanımdaki şirine:
Sezoş'u ciddiyetle dinleyen Murat:
Bu da menünün bir kısmı.Klasikten farklı lezzetlere kadar uzanan zengin ve değişik bir menü.Sütiş'te en çok açık büfe olmamasını seviyoruz.Bu da garip aslında çünkü aslında biz açık büfe kahvaltıyı da seviyoruz:) Ama iyi bir menü değilse açık büfede özensiz, ıvır zıvır,kim yer ki bunu denecek çok şey oluyor.Burada ise sadece gerçekten sevdiğimiz şeyleri sipariş ediyoruz ve onlar da cidden kaliteli oluyor.
Kahvaltıdan sonra Sezer abisiyle buluşmaya, biz ise yürüyüş yapmaya gittik.Yürüdük, alışveriş yaptık.Çok uzun süredir almak istediğim yünleri de aldım o gün.Duru'ya bebekleriyle oynarken kullanacağı bir oyuncak bebek battaniyesi örmek istiyordum.Sonrasında da kızıma kendini özel hissedeceği rengarenk bir battaniye örmeyi planlıyorum.Kışın akşam yürüyüş yaparken arabasında sarınabilir mesela.Aslında bir şeyler örmeyi özledim ve bu battaniyeleri örerek kendimi geliştirmek ve sonrasında belki kazak ,yelek gibi şeyler de örmek istiyorum.
Alışverişten sonra erkenden eve geldik.Aldıklarımızı yerleştirdik, akşama kısır yaptım, yemekten sonra ben örgü ördüm,kızım kitap okudu,Murat çalıştı.Kışın evde zaman geçirmenin ayrı bir tadı var.Sonuçta bebek battaniyesini bitirdim ve kızım mutluluktan öldü,bitti.Kendi battaniyesi için de çok heyecanlandı:)
Kitap okumak açısından verimsiz bir haftasonu idi ama internetten bir sürü çok güzel kitap aldım ve çok heyecanlıyım.
25 Kasım 2014 Salı
Şelale
Hayvanat Bahçesinden sonra çok acıkmıştık.Açık hava ve oldukça uzun bir süre gezinmek insanı acıktırıyor.Tarsus'da olunca bizim için tek bir adres var: Şelale!
Şelale adı üzerinde bir şelalenin yanında.Yazın hele orada yemek yemek çok zevkli oluyor.Cehennem sıcağında serin suların yanında ne yense lezzetli olur zaten.Kışın da şelale görüntüsü mahvetmeden portatif bir şekilde kapatıp ufolarla ısıtmışlar ortamı.
Bizim en sevdiklerimiz Şelale'nin pastırmalı humusu ve salatası.
Yan tarafta gürül gürül akan şelalesi, mekanda ne yense lezzetli olması, salatanın kütür kütür olması, içine konan çiğ semizotu yaprakları bizim için Şelale'yi vazgeçilmez yapıyor.Dezavatajları ise pahalı olması ve yemekten sonra çay vermemeleri.
Yemek sonrası mutlu tipler:
Gerçi daha çok ben mutluyum kızım da soğuk soğuk bakmış nedense:))
Şelale adı üzerinde bir şelalenin yanında.Yazın hele orada yemek yemek çok zevkli oluyor.Cehennem sıcağında serin suların yanında ne yense lezzetli olur zaten.Kışın da şelale görüntüsü mahvetmeden portatif bir şekilde kapatıp ufolarla ısıtmışlar ortamı.
Bizim en sevdiklerimiz Şelale'nin pastırmalı humusu ve salatası.
Yan tarafta gürül gürül akan şelalesi, mekanda ne yense lezzetli olması, salatanın kütür kütür olması, içine konan çiğ semizotu yaprakları bizim için Şelale'yi vazgeçilmez yapıyor.Dezavatajları ise pahalı olması ve yemekten sonra çay vermemeleri.
Yemek sonrası mutlu tipler:
Gerçi daha çok ben mutluyum kızım da soğuk soğuk bakmış nedense:))
23 Kasım 2014 Pazar
Tarsus Hayvanat Bahçesi{2.deneme}
Şimdi biliyorsunuz Duru Tarsus Hayvanat Bahçesine ilk gidişimizde kuzulardan korkmuş ve hayvanat bahçesinden apar topar çıkmamıza sebep olmuştu.Çıkar çıkmaz da yeniden gelmenin hesaplarını yapmaya başlamıştı gerçi.Çok uzun bir süredir de tekrar gitmek için planlar yapıyordu.Bu haftasonu başka bir planımız olmadığı için kızımızı mutlu etmek istedik.Ve işte karşınızda yeniden Tarsus Hayvanat Bahçesi!
Her gittiğimde daha bir beğeniyorum burayı.İşte bizimkiler:
Bir sürü hayvan vardı.Bir kısmı bunlar.Bizim buradaki asıl hedefimiz bozayıyı görmek.Çünkü Duru bir süredir yattıktan sonra "anne ayı gelir mi?" diye soruyor endişeyle.Daha öncesinde aynı soruyu "anne köpek gelir mi?" şeklinde soruyordu ve hatta bu korkusunu çok ciddiye almayıp onu yatağında yatmaya zorlamıştım.Yataktan atlayıp koşup yanıma gelmişti ,henüz çok küçüktü ama yatağın yanındaki parmaklıklardan atlamayı başaracak kadar korkmuştu:( Sonrasında bir şekilde köpekleri sevmesini sağlayarak bu korkusunu atlattık.
Tabi ayı sevdirmek mümkün değil ama "ayı sadece ormanlarda yaşar ,hayvanat bahçesindekiler de bir sürü kafesin arkasında" diyerek ikna etmeye çalışıyoruz.Kafesleri ve ayıyı göstererek Duru'nun hayallerindeki ayıyı korkunç bir şeyden sıradan bir hayvana çevirmeye karar verdik.
Şu güzelliğe bir bakın:
Fil şeklinde süslenmiş bitkiler, dişleri de unutulmamış:)
Ayıya giden yolda midillilere de uğradık:
O kadar güzel bir hayvan ki! Fotoğraf güzelliğini tam yansıtamamış.Aramızda kafes olmasa kesinlikle bizi yerdi.Ki onu o kafese kapatarak bunu hakettiğimizi düşünüyorum.İnsanoğlu çok acımasız:(
Ve işte karşınızda bozayı kafesi önünde poz veren bizimkiler :
Bozayıyla bir poz da verdik:)
Çok tatlı hayvanlar var :
Bu adam devekuşunu maymun etti.
Hayvanat bahçesinden çeşitli fotoğraflar.Bizim ve hayvanların yaklaşık 1657588 pozu:)Allah kolaylık versin:))
Ve işte günün en önemli anı.Duru'nun kuzularla karşılaşması! Çok başarılıydı.Ellerini uzattı ve kuzuları sevdi:)
O sırada bir maymun da kafesinden kaçmamış mı?Çok tatlıydı.Ben onu kaçıp gitmesi için aşağıdan destekledim :) O da kendine yaklaşanları gördüğünde kafesten yandaki ağaca atlıyordu.Çok tatlıydı.Görebildiniz mi bıcırığı? :)
Hayvanat bahçesi de bu firarla ilgili çok donanımlıydı! Kaçan maymunu "ceket atmak" suretiyle yakalama çabaları acıklıydı:) Allahtan bir kaplan ya da yılan ne bileyim kurt falan kaçmamıştı.Yakalama ihtimalleri hiç yoktu çünkü.Uzun bir süre küçük kaçağı izledik, hatta aşağıda kalabalık bir grup toplandı.Ama bir süre sonra herkes sıkıldı.Biz ayrılırken de maymunu hala yakalayamamışlardı, "kafesine döner" falan diyorlardı kendi aralarında:)
Bunlar da veda pozlarımız.Bu ara en çok almak istediğim şey bir selfie sopası.Böyle ikişerli pozlar nereye kadar di mi?
21 Kasım 2014 Cuma
İç hesaplaşma
Bugünlerde benim açımdan işler biraz karışık aslında.Hayatın rutininden şikayet edip sonrasında da olagelen en ufak değişiklikte altüst oluyorum! Herşey yolundayken "sağlık olsun gerisi boş" diyip ama sonra ufak tefek meselelerin aklımın bir köşesinde beni yiyip bitirmesine, modumu düşürmesine izin veriyor olmama çok kızıyorum.
Bakıcımızın maaşına zam istemesiyle başladı her şey.Ben her sene belli bir miktar artış yaparken o daha fazla bir artış talep ediyor.Sonuçta ben bir memur olarak maaşıma %3'lük bir zam alırken bakıcım çok daha yüksek bir zam alıyor.Bu zam içinde çeşitli bahaneler öne sürüyor.En son olayda da yine zam istedi ve sonuçta elbette zam yaptım.
Fotoğraflarım ortadayken bakıcımın özel hayatıyla ilgili bir şeyler yazmak istemiyorum ama sonuçta sorunun benim verdiğim parayla çözülmeyeceği kesin.Onunla konuşurken çok üzüldüm ve istediği zammı yaptım ama bu bir yıl içinde ikinci zam olmuş oldu.İlk zammı yaptığımızda altı aylık bir süre için daha fazla bir zam talep etmişti.Altı ayın sonunda biz ona zammı geri almayacağımızı ama seneye de zam yapmayacağımızı söyledik.Kabul etti.Ve işte daha bir kaç ay geçmeden bu kez ikinci zam.
Sonra kendimi kandırılmış hissettim, sonra böyle hissettiğim için kendime kızdım.Verdiğim para şu anda işe başlayan yeni bir bakıcıya vereceğim para kadar.Eskiden beri bizde çalıştığı için ben ayrıca haftada bir temizlik için başka bir hanım aldığım için belki daha az alması gerekirdi ama sonuçta bu bakıcıyı çıkarıp yenisini alsam aynı parayı paşa paşa vereceğim.E o zaman neden yıllardır benimle çalışan, sevdiğim bu kadına vermeyeyim?
Neden ilk anda böyle düşünemiyorum?
Kızım ona alışık, evin düzenini biliyor ve kesinlikle iyi niyetli bir hanım.Benim gibi samimi hisler delisi bir kadın için bu iyiniyet meselesi çok önemli.Ben iyiniyetli olmadığını düşündüğüm insanlara tahammül edemiyorum.Bir eksik olduğunda niyetinden emin olduğum için gülüp geçebiliyorum.
Sonra Duru'nun okul meselesi takılıyor aklıma.Seneye kreşe başlayacak.Hangi okula vermeliyim acaba? Muhtemelen iş yerinden arkadaşlarımın verdiği okula vereceğim.Ama aklım da karışıyor çünkü gönlümden geçen bir devlet okulunun anaokuluna göndermek.Okula yarım gün gitse daha iyi olur gibi geliyor bana.Daha beş yaşında neden bütün gün evinden uzak olsun ki? Ama iş arkadaşlarımın çocuklarının 3,5 yaşından beri kreşe giden çocukları da beni kızımla ilgili yanlış mı yapıyorum acaba stresine sokuyor.Acaba okula göndermekte geç mi kalıyorum?
İki sene sonra anaokuluna vereceğiz malum.Kızımı ilkokula göndereceğim okulun anaokuluna vermeye karar verdim.Böylece 1. sınıf uyumunda daha rahat oluruz diye düşündüm.Aynı çocuklarla beraber 1. sınıfa geçerse çevre tanıdık olursa daha kolay olur onun için.İki farklı zamanda iki ayrı okula alışmakla uğraşmaz.Dolayısıyla da benim bu seneden ilkokul öğretmeni araştırmaya başlamam gerekiyor.Haha olay nasıl bu hale geldi anlamadım ama daha dün doğan kızıma ilkokul öğretmeni araştırıyorum sayın okur.#zalimsinzaman
Bu noktada da bu konuyu stres yapacak kadar çok düşünüyor olmama kızıyorum.Bir şekilde her şey yoluna girecektir.İş yerinde Duru ile yaşıt çocuğu olan arkadaşlarım var sonuçta.Hep beraber bir yol çizeriz.Bakalım:)
Ve sonuçta her şeyin ötesinde bugün CUMA! Kocaman bir haftasonu bizi bekliyor:)Biz bu haftasonu G.Antep'e gitmeyi planlıyorduk.Orada yaşayan arkadaşlarımızla buluşup hayvanat bahçesini gezecek bol bol yemek yiyecektik.Ama haftasonu yağışlı göründüğü için bu planımızı erteledik.Bu haftasonu için de yeni bir plan yapmadık.Tek planımız pazar günü Sütişe kahvaltıya gitmek.Bu kez başbaşa gideceğiz muhtemelen.
İşte böyle.Herkese süper eğlenceli, sağlıklı ve mutlu bir haftasonu diliyorum.Her daim bir çocuğun kaydıraktan kayarken hissettiği gibi mutlu ve gamsız hissedelim.
18 Kasım 2014 Salı
Kıskançlık
Duru beni kimseyle paylaşamıyor.Daha küçükken yolda çocukları sevmemden rahatsız olurdu.Bir keresinde havuzdan çıkmışız arkadaşlarla sohbet ediyoruz arkadaşımın küçük kızı çok tatlı bir hareket yaptı, eğildim öpmek için ama dudaklarım bebeğin yanağına değemedi.Çünkü Duru tam o saniyede elini dudaklarımla yanak arasına sokmuş.Ben sonuçta Duru'nun elini öpmüş oldum:))
Yemek yediğimiz yerlerde diğer masalardaki çocuklara baktığımda kaş göz yapıyor ya da başımı başka yöne çeviriyor, yere düşen bir çocuğu kaldırmaya gitsem arkamdan "kaldırma" diye bağırıyor, çocuk parklarında kaydırak merdivenlerinde başka çocukları sırtından destekleyecek olsam elleme diye işaret ediyor:)) Bu hali beni çok güldürüyor ve itiraf edeyim bu denli kıskanılmak çok da hoşuma gidiyor.Çocukluk kadar masum, o kadar gerçek bir hal ki hislerini saklamayı bile beceremiyorlar.
Bu fotoğrafta da Gül Ablamın doğumgünü kutlaması için toplanmıştık.O güne ait çok daha güzel fotoğraflarımız var aslında ama bu foto çok hoşuma gidiyor.Fotoğraf çekimi için Defne'nin bana sımsıkı sarılması bizim kızı rahatsız etmiş, Gül Ablam Duru rahatlasın diye Defne'yi beni bırakması için ikna etmeye çalışıyor, Defne Duru'nun kıskanmasından çok hoşlanmış daha da sıkı sarılıyor,ben de tüm bu karmaşaya aldırmadan poz verme derdinde kameraya bakıyorum:)
Bu çocuk hallerinin geçip gittiği günler geldiğinde bu satırlara bakıp hatırlamak istiyorum.Bu masum, bu saf halini sonsuza dek koruyabilsek keşke!
Hasta
Çok hastayım sayın okur! Haftasonu başlayan hastalığım beni yataktan sürünerek kalkacak kıvama getirdi.Evde temizlik olmasa kalkmazdım.Ama bugün mutfak indirilip temizlenecek ve halılar serilecek.Ev tam bir kaos halinde anlayacağınız.O dağınıklığı görürsem daha çok hasta olurum:)
Dün akşam yemekten sonra sürünerek oturma odasına geçtim.Biraz tv izledim sonra yine sürünerek yatağıma geçtim.Bir ara baktım Duru'nun sırtı terlemiş onu kaldırıp fanilasını değiştirdim saçlarını kuruttum.Sonra bir yatmışım sabah uyandım.Ama uyanmış gibi hissetmiyordum.Ciğerlerim ağrıyor, halim yok, bir de üstüne dün sporda hoca bizi çok zorlamış diye tüm vücudum tutulmuş.
Hastalığın tek iyi tarafı iştahımın hiç olmaması.Zorla yemek yiyorum:)Öğlen iki parça tavukla salata aldım ve tavuğun birini yiyemedim bile.Yuppi diyebiliriz sanki;)
Kocam zorla bir sürü vitamin tıkıştırdı ağzıma, antibiyotik de alıyorum.İnşallah kısa sürede geçer ve inşallah kızıma bulaşmaz:)
Yarın kendimi iyi hissedersem kurabiye yapmak istiyorum.Yeni dondurucunun doldurulması gerek tabi.Dondurucuya bir şeyler atmak da benim neredeyse en sevdiğim ev işi.Şimdilik iki küçük pişirimlik haşlanmış aşure malzemeleri,köfte ve tek porsiyonluk olarak cam kahvaltılıklara koyduğum yaprak sarmaları var.Közlenmiş patlıcan ve kurabiye de bu hafta eklemek istediklerimden.
Dondurucu sayesinde kızımın beslenmesi konusunda içim çok rahat.Öğlen Duru'ya yaprak sarması, içli köfte, et köftesi, organik tavuk falan yediriyoruz.Bakıcımız günde iki kez yemek yapmış gibi hissetmeden günde iki kez yemek yapmış oluyor;)Duru öğlen ve akşam aynı şeyi yememiş oluyor.
Bir ara dondurucuya çiğden sadece yıkanmış ıspanak da koyuyordum ve haftada bir gün mutlaka ıspanak yediriyordum ama sonra ıspanağı bu şekilde saklamak çok sağlıklı değilmiş gibi geldiğinden vazgeçtim.Şimdi pazar günü akşam yatmadan bir ya da iki bağ kadar ıspanak { ya da pazıyı }yıkayıp sirkeli suya koyuyorum.Bakıcımız sabah geliyor ve öğlene kolayca,yorulmadan ıspanak yemeği yapıyor.
Haftada bir öğlen tarhana çorbası, bir öğlen dondurucudan köfte, bir öğlen ıspanak ya da pazı, bir öğlen makarna ve bir öğlen de organik tavuk mesela benim genelde yaptığım menü.Brokoliyi buharda haşlayıp üzerine limon,sarımsak,tuz,zeytinyağı karşımından yaptığımız sosu dökmek,haşlanmış karnıbaharı sarımsaklı yoğurtla yedirmek,fasulye kavurması gibi pratik sebze yemekleri, patates kızartması, bulgur pilavı çeşitleri de çeşitlilik açısından sağlıklı ve benim tercih ettiğim alternatifler.
Akşam da biz ne yiyorsak onu yiyor.Menüyü hazırlarken öğlen köfte yediği gün akşama sebze yemeği yazmaya dikkat ediyorum.
Beni bıraksanız bu konuda yüz yıl konuşurum.Kızın sağlıklı beslenmesi benim ana meselem:) Ama okurları da sıkıntıdan patlatmamak adına burada kesiyorum konuyu.Siz yorumlarda çocuklarınıza yedirdiğiniz sağlıklı , şipşak hazırlanan tarifler verirseniz çok memnun olurum:)
Bu ara doğumgünü partisi konusuna kafayı taktım.Üç yıldır babaanne ,anneanne ve dedeler ile kutladığımız çok küçük partiler düzenledim.Küçük bir aile yemeği ve sonrasında pasta kesmek şeklinde.Ama bu sene Duru daha büyük ve bol çocuklu bir partinin hoşuna gideceğini düşünüyorum.İş yerinden arkadaşlar, komşular, eşimin iş arkadaşları ve çocukları şeklinde kalabalık bir grup ağırlamak istiyorum.Tam delilik ama ciddi ciddi bakınıyorum.
Sonrasında ev darmaduman olacak olsa da hepimizin çok eğleneceğinden eminim.Ocak ayı içinde yapmayı planladığım partiden bu blogda çok sık bahsedilecek bence.Aklımı başıma toplayıp az kişi de çağırabilirim ama gönlümden geçen sevdiğim herkesi çağırmak:)
Kızımla parkta çekildiğimiz bu fotoğrafların yazımızla hiç alakası yok ama hasta bir anneye en iyi ilaç olduğu için buradalar.Hoşçakalın!
16 Kasım 2014 Pazar
Pazartesi sendromu
Haftasonu o kadar yoruldum ki pazartesi günü biraz dinlenebilmeyi umuyorum.Cuma akşamı beraber yemek yediğimiz arkadaşımızı eve bıraktıktan sonra eve gelip hemen yattık.Çok eğlenceli bir akşamdı.Yemek yedik, sohbet ettik, arada fasıl dinledik.Bir grup iş arkadaşı beraber yemek yiyordu , fasıl başlayınca kalkıp oynamaya başladılar.Kebapçı bir anda düğün davetine döndü.Fasıl heyeti masa masa dolaştı bir ara bizim arkamıza da geldiler.
Bol gürültülü gecenin finalinde eve geldik , banyo yaptık ve hemen yattık.Sabah kalktığımda boğazım çok ağrıyordu.
O gün evde kahvaltımızı yaptıktan sonra eşimin bir işi ile ilgili Ceyhan'a gittik.Kızımız yolda koltuğunda uyudu ben de bütün bu süre boyunca kitap okudum.Sonra eşimin işi bitti ve Yumurtalık'a geçmeye karar verdik.En iyi balıkçıyı bu kez de Yumurtalık'ta arayalım istedik.Saat 16:30 da kararan havaya söylene söylene Yumurtalık'a vardık.Yumurtalık gerçekten küçücük bir yer ve gittiğimizde gördüğümüz balıkçıların ikisi kapalıydı birinde de hiç müşteri yok gibi görünüyordu.İçeri girmeye cesaret edemedik ve Adana'ya dönmeye karar verdik.
"Köy yolu Adana" diye işaret edilen bir yola girdik.Boğazım ağrıyor,Duru arkadan söyleniyor, karnımız aç, yolda bizden başka kimse yok, her yer tarla ve in cin top oynuyor.Ama tüm bu olumsuzluklara rağmen inanılmaz eğleniyoruz.Yandexin yol yardımını açtı bir ara eşim sola dönün diyor mesela e solda yol yok ki sol taraf tarla:))
Bu Yandex bize İstanbul gezimizde de bir kazık attı ki sormayın.Ben dört yıl İstanbul'da okudum ama cidden okudum.Okulumu hiç uzatmadım, dört yılda bitirdim ki bu eczacılık fakültesi için ciddi bir başarıdır.Neyse işte demem o ki çok ciddi bir öğrencilik hayatım oldu, evden okula okuldan eve.Dolayısıyla da İstanbul'un her köşesini karış karış bilmiyorum, hatta bazı semtlerin hangi yakada olduğunu karıştırabiliyorum.
Biz İstanbul'a her gittiğimizde değişik mekanlar keşfetmeye çalışıyoruz.Dolayısıyla da cumartesi kahvaltısını Emirgan Sütiş'te yapmaya karar vermiştik.Ben tabi lokasyonu bilmiyorum, yandexe soralım dedik.Yandexin yönlendirmesiyle Fatih'ten yola çıktık, feribota bindik, gittik gittik gösterdiği yere geldik.Etrafta ne bir kuyruk var, ne de kalabalık bir yer.
Arabayı bir otoparka park ettik.Yürüye yürüye yandexin gösterdiği sokağa girdik.Ve karşımızda bir sütiş.Ama Emirgan Sütiş değil de Altıyol Sütiş:))
Emirgan'ın hangi yakada olduğunu bilmiyor olduğum için beni tebrik ettik ve Adana'daki herhangi bir pastaneden farkı olmayan küçücük bir Sütiş'te kahvaltımızı yaptık.Kendimize o kadar çok güldük ki o gün çok da kötü bir anı olarak kalmadı aklımızda.Önemli olan nerede olduğundan daha çok kimlerle olduğun sonuçta.İstanbul'a gitmek için bahane olur diye teselli verdik kendimize:)
Yumurtalıktan nihayet Adana'ya geldik, sonra bir alışveriş merkezine girdik, alışveriş yaptık, gezindik ve yemek yedik.Akşam eve geldiğimizde saat 22:00 olmuştu.Hemen yattık çünkü ertesi sabah da Gül Ablamın doğumgünü kutlaması için Adana'da yeni açılan Emirgan Sütiş'e{neden acaba:P} gitmeyi planlamıştık.
Adana'da yeni açılan Emirgan Sütiş delice pahalı olması dışında güzeldi.Eve döndük, aşure yaptım {bu ay üçüncü yapışım}, ayakkabılıkları düzenledim, verilecekleri ayırdım, yazlıkları silip kaldırdım, kışlıkları aşağı dolaba indirdim.Sonra yemek yedik ve yazı yazmaya başladım.Televizyonda "gönül işleri" isimli dizi var kızım bu diziye "Yılmaz" diyor.Dizideki bir karakterin adı, sanırım en çok onu sevmiş:))
Gece uykusuz kaldığımda "Ahlaksız" isimli kitabımı bitirmiştim bugün de çalışmaktan kitap okumaya fırsat bulamadım.Yarın yeni bir kitaba başlayacağım muhtemelen.Şimdi ise dizi biter bitmez koşup yatmayı planlıyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Hakkımda
- Öykücü
- Bir anne, bir baba ve bir de çocuk.Aşk dolu, neşeli ve eğlenceli bir hayat umuduyla..