16 Kasım 2014 Pazar

Aniden fotoğraf çekince..

...böyle şaşkın yüzlerle karşılaşıyorsunuz.Aradaki benzerlik nefes kesici değil mi?



14 Kasım 2014 Cuma

Yuppi!


Ve işte yine bir cuma günü.Yaşasın!

Aslında bu fotoğraftaki mutluluğu hakedecek bir cuma değil mesela temizliğe gelen sevgili Nihal bu hafta gelmedi hem de hiç haber vermeden! Haber vermediği için ev yıkanmış çamaşır dolu.Dağınık bir evde mutlu olmak zor.Bu hafta mutfak içleri temizlenecek ve halılar serilecekti,o da olamadı tabi.Nihal'in bu habersiz gelme işini ikinci yapışı ,bu da tuzu biberi:)

Nihal geçen sefer habersiz gelmediğinde ona gelmeyebilirsin ama bana bir gece önceden haber ver dedim.Çamaşır yıkamam ev de kalkıp kaçacak bir hale gelmez.Herkes hasta olabilir ya da o gün işe gitmek istemezsin.Hatta kıramayacağı başka birine gidecektir bunu bile anlarım.Ama bin kere bunu söylememe rağmen haber vermiyor olması canımı sıktı.

Bu arada bir komşumu aradım, memnun olduğu bir hanımdan bahsetmişti daha önce.O hanımı da ayarladım gibi.Sonra Nihal aradı ,çok açık bir şekilde "bana gelmek istemiyorsan bunu söyle" dedim.Bana gelmek istediğini hatta bunun için bir başkasını bıraktığını söyledi.Bir sürü -bence saçma- mazeret sıraladı.Elimde yedekte bir başka hanım daha olduğu için rahatım şu anda.Umarım ikisini de batırıp bir başıma kalmam :))

Buzdolabı için servis hala gelmedi ama biz sorunun buzdolabının ayaklarından kaynaklandığını bulduk.Bu yüzden bu konuyu da kafama takmıyorum.Hatta buzdolabını açtığımda eski buzdolabım gibi sıkış tepiş olmadığını ,bir sürü boş yer olduğunu görmek de beni çok mutlu ediyor.

Biraz boğazım ağrıyor ama halsiz hissetmiyorum ve çok şükür başım da ağrımıyor o yüzden bu da tolere edilebilir kötü bir durum.

Bu yazı bu haliyle hiç de yuppiiilik bir yazı olmadı.Biraz daha iyi ihtimallere, planlara dönelim en iyisi.

Mesela bu akşam çok sevdiğimiz ve daha önce düğününe gittiğimiz bir arkadaşımızla yemeğe çıkacağız.Onu çok özlemiştik ve düğün dedikodusu yapamamıştık:P

Spor hocam bugün başladığım güne göre çok yol aldığımı söyledi.Ben de vücudumdaki kaslanmayı ve daralmayı hissediyorum zaten.Hocadan onay almak da çok iyi hissettirdi.

Bu haftasonu bir iş, davet,kurs vs yok.Herhangi bir yere de gitmiyoruz.Bu sebeple bol bol yürüyüş yapmayı, Tarsus'daki hayvanat bahçesine bir kez daha gitmeyi istiyoruz.Pazar günü dışarda bir kahvaltı ve bir arkadaşımıza akşamüstü doğumgünü sürprizi yapmak da planlarımızın arasında.

Sizin haftasonu planlarınız ne? Herkese maceralı, eğlenceli, derli toplu ve sağlıklı bir haftasonu diliyorum!



13 Kasım 2014 Perşembe

Buzdolabı


Son bir kaç gündür oldukça yoruldum.Çünkü buzdolabımız bozuldu.Bir evde buzdolabı bozulması çok ciddi bir sıkıntı sayın okur.Hele de evde küçük bir çocuk varsa.

Bu buzdolabı evliliğimizin ilk yıllarında da bozulmuştu.Hem de yazın ortasında hem de cuma akşamı.Servislerin haftasonu tatiline denk gelmiş, 50 derece sıcakta buzdolapsız rezil olmuştuk.Genel müdürlüğü aramıştık,servisi zorla getirtmiştik.Tamir ettik dedikleri dolap bir hafta sonra bu kez pazar sabahı yine bozulmuştu.Daha garantimiz devam ediyor olduğu için buzdolabı gitmiş gelmiş, anakartı değişmişti.Meğer problem termostatdaymış ama bu uzun bir git gel sürecinden sonra anlaşılmıştı.Dolaptaki yiyecekleri bir kayınvalideme bir eve taşıyıp durmuştum.

İstanbuldan döndükten sonraki pazartesi dolabı bir açtık ki dondurucudaki etler çözülmüş,suları akmış.Hemen servise mail attık, o gün gelen giden olmayınca servisi telefonla aradık ve sonuçta iki koca gün servis gelmedi.Tüm dolabın içini bakıcımıza verdik.Çünkü etleri pişirmiş olsak bile iki tüm gün dolapsız dayanmaları mümkün değildi.Evde peynir, et, süt,yoğurt namına hiç bir şey kalmadı.Kalan tek şey pis ve keskin bir koku oldu.

Üçüncü gün Arçelik servisi gelsin diye bu kez genel müdürlüğü ben aradım.Ve zehirlenirsek Arçelik'e dava açacağımızı, dolapta bozulan ürünlerle ilgili de maddi tazminat davası açacağımızı söyledim.Küçük bir kızımızın olduğunu ,süt içemediğini, pişirdiğimiz yemekleri ertesi güne dahi saklayamadığımızı anlattım.Bu telefon etkili oldu servis geldi ve dolabın motorunun yandığını söyledi.Tamir için 450 TL fiyat verilince yeni bir dolap almaya karar verdik.

Arçelik'e gıcık olduğumuz için Vestel'e gittik,hiç bir ürünü beğenmedik.Samsung, Siemens gibi markalarda da servis problemi yaşamaktan korktuk.Sonuçta eve giderken gördüğümüz bir Arçelik bayisinden yeni bir buzdolabı aldık:)) Ayol servis üç gün gelmemiş biz yine servisi var diye Arçelik alıyoruz:))

Eskisini getir yenisini götür kampanyasından yararlandık kocaman bir dolap aldık.Çok beğendim.Dolap en geç diye söyledikleri saatten yaklaşık dört saat sonra geldi ama neyse ki evde bozulacak bir şey kalmamıştı:) Dolabı karbonatlı suyla sildim, gidip kocaman bir market alışverişi yaptık , her şeyi silip yerleştirdim ve yatıp uyuduk.

Sabah kalktım akşam hazırladığım kahvaltıyı çantama koydum ve dolabın kapağını kapattım.Dolaptan korkunç bir ses geldi:)) Börghhhhhh diye bağırıyor resmen dolabımız.Ay ne canım sıkıldı anlatamam.Sonra işte gün içinde bir kaç kez daha uçak kalkarmış gibi ses çıkardığı görülen bir günlük dolabımız için Arçelik servisini çağırdık.E tabi gelmediler:)) E tabi hala bekliyoruz:)

Çok mutluyum anlayacağınız:)

Tüketici için ürün servis bu kadar önemliyken Arçelik'in giderek servis kalitesini düşürüyor olmasını anlamıyorum.Yetişmiyorsa yeni servisler aç.Elemanlarını iyi yetiştir tek seferde sorunu çözsün.Bizim buzdolabı ilk bozulduğunda servisin acemiliğinden anakartı değişmişti ve sadece termostat bozukmuş.Bunun Arçelik'e bir maliyeti yok mu?

Çamaşır makinası da buzdolabıyla aynı gün su akıtınca servis gelmişken ona da baksın dedim.Adam bakmış sorun yok demiş.Eve gittim buzdolabının alttaki tahliye bölümünü açtım baktım içine bir nazar boncuğu sıkışmış.Ve servis o bölümü hiç açmamış bile.

Ara eleman yetişmiyor.Herkes mühendis ve bir çoğu işsiz ya da üç kuruşa çalışıyor.Oysa teknik eleman olsa hem iş bulacak hem de piyasadaki sorun çözülecek.Bu devlet eliyle düzeltilecek bir problem.Ama Arçelik , Vestel gibi firmalar da bu konuda kendi çözümlerini bulmalı.Koç grubunun bir çalışması var ama daha etkili daha hızlı bir çözüm olmalı sanki.

Avea ile yaşadığım callcenter problemini de başka bir yazıda anlatayım.Sinirlerim kaldırmıyor:)

9 Kasım 2014 Pazar

Biz yine bir gün site bahçesinde fotoğraf çektirirken..


Eski fotoğrafları buldum dolaşırken.Duru'nun şapkası çok hoşuma gitti:) Tişört mevsimi çok uzaklaşmadan yayınlayayım istedim:)


Cuma akşamı uçakla İstanbul'a gittik.Cumartesi akşamı Ankara'daydık ve Pazar akşamı da evimizdeydik.Çok yorulduğum ama çok zevk aldığım bu yolculuğun ayrıntılarını yarından önce yazamam muhtemelen.Yoruldum ama hayatı yaşanmış hissediyorum kısacık sürelerde çok şey yaptığımda.


Hoşçakalın:)

5 Kasım 2014 Çarşamba

Selfie 4


Son dönemde en sinir olduğum şeylerden biri belediye başkanları. Hiç bir bayram yok ki belediye başkanlarından biri bir çocukla , bir yaşlı teyzeyle fotoğraf çekilip , fotoğrafları kocaman kocaman " bayramınız kutlu olsun" yazısı eşliğinde bilboardlara asmasın. İş yok reklam çok !

Seçimden sonra Adana' da en ufak bir değişiklik olmadı. Köklü sorunlara çözüm aranmadı. Ama bayram kutlaması asla ihmal edilmedi!

Bu bilboardların kirası da ödediğim su paralarından karşılanıyor sanırım.Zira 3 kişilik minik ailemiz ayda yaklaşık 50 TL su faturası ödüyor. Yuh yani! Dersin evde su aygırı ya da fil falan besliyoruz ve hayvanımızı gün aşırı yıkıyoruz.

Bu ara zaten hemen her şeye, hemen herkese sinir oluyorum.Dişimi sıkmaktan bir hal oldum. Bakıcı telefonu açmıyor sinirleniyorum, kocam arabaya binecekken otomatik kilidi açmamış oluyor sinirleniyorum, Duru bebekken birinin söylediği bir laf aklıma geliyor sinirleniyorum, iş yerinde adamın biri gözümün içine baka baka yalan söylüyor sinirleniyorum.

İşten yorgun argın geliyorum , eve bile çıkmadan Duru' yu oyun parkına götürüyorum orada arıza çıkardığında ona bağırmamak, elinden tutup silkelememek için dişlerimi gerçekten sıkmam gerekiyor:)

Şöyle bir ağız dolusu bağırabilsem rahatlayacağım herkes de hizaya girecek ama yapamıyorum.

Çok şükür şimdiye dek kimseyi - ya da dişimi- kırmadan atlattım:)

Geçici bir durum olduğunu umuyorum:)

4 Kasım 2014 Salı

Bugünlerde ...



Haftasonu ilkyardım kursum vardı.Eczacı Odasının düzenlediği bu kursa haftalar öncesinden kaydolmuştum ve vazgeçmemek için de kurs ücretini hemen yatırmıştım:)

Duru 16 aylıkken işe başlamıştım ve hala emziriyordum.İşe başladıktan üç ay kadar sonra birgün işyerinde gö.ğsümden süt aktı.İnanamadım.O kadar çok aktı ki bluzum ıslandı.O an aklıma annemin dayımın eşinin çocukları ağladığında göğsünden süt geldiğini anlattığı anektod geldi.

Hemen evi aradım telefona kimse bakmayınca iyice endişelendim.Aradım aradım aradım açan yok.Kalbim nasıl sıkışıyor anlatamam ama kendimi sakinleştirdim ve beklemeye başladım.Sonuçta on dakika sonra bakıcımız beni geri aradı.Meğer Duru'nun elini balkonda arı sokmuş!!! Ve kızım deli gibi ağlıyormuş.Bakıcımız da iğneyi çıkarıp kızımı sakinleştirmeye çalışıyormuş.Hemen Murat'ı arayıp hastaneye göndermiştim Duru'yu ve alerji iğnesi yapılana kadar da bir saniye rahat hissetmemiştim.

Bu olay kazaların ne kadar yakınımızda olduğunu düşündürtmüştü bana.Bir önlem almalıyım demiş ve ilkyardım kursu almayı aklıma koymuştum.

Sadece kendi kızım için değil.Çünkü özelikle kızım doğduktan sonra insan yaşamı benim için eskisinden bin kat daha değerli.Sokakta gördüğüm herkesin bir annenin evladı olduğunu, ona bir zarar gelse annesinin kalbinin nasıl paramparça olacağını düşününce her insana karşı sempati hisseder oldum.{"Neredeyse" her insana karşı }

Çocukların tehlikede olduğunu düşünürsem hemen müdahale ediyorum.Düşen çocukları yakalamaya çalışmak, tek başına bir çocuk gördüğümde bir yetişkin yanına gelene kadar gözlerimle takip etmek gibi.Hatta sosyal medyada tehlikede olduğunu düşündüğüm çocuklara bile müdahale ediyorum ve onlar da beni engelliyorlar:) Tam bir yaşlı teyze oldum anlayacağınız:P

Neyse, sonuçta kurs çok zevkliydi.Bir sürü şey öğrendim asla uygulamak istemem ama uygulamam gerekirse de kalp masajı, turnike, Heimlich manevrası yapabileceğimi bilmek beni rahatlatıyor.Cumartesi ve pazar 8'er saatten 16 saat sonunda da sertifika alabilmemiz için bir sınav yapıldı.Sözlü ve yazılı sonuçta artık sertifikalı bir ilkyardımcıyım {heyoo!}

Ama tabi çok yoruldum ve haftabaşı olmasına rağmen kendimi hiç dinlenmiş hissedemiyorum.Kızımla birbirimizi de çok özledik.Baba kız birlikte çok eğlenmiş olsalar da yokluğum hissedilmiş:P

Bir süredir kızımla birlikte sinemaya gitmeyi planlıyordum.Artık daha uzun sürelerde oturuyor, dikkatini toparlıyor falan.Kendisine bundan bahsettiğimde Arı Maya filmi gelecek anne dedi.Baktım çocuk haklı .Harika bir seçim gibi geldi.

Bugün işten izin alıp erken geldim ve kızımla sinemaya gittik.Bugüne ayarlamamın bir sebebi de bakıcımızın oğlunun çarşamba günü akşam askere gidiyor olması.Ana oğul birlikte daha uzun zaman geçirsinler istiyorum.Ay bu çocukların büyümesi de ayrı bir dert anne yüreğine :(

Film çok güzeldi.3 boyutlu olması ve gözlük takmak gibi bir dezavantajı olsa da Duru çok eğlendi.Duru heyecanlanmak ve korkmak hislerini karıştırıyor.Filmin heyecanlı yerlerinde korktuğunu söyleyerek kucağıma geldi:) Okula gitmekten de korktuğunu söylüyor oysa hissettiği şey heyecan.Neyse bu da başka bir yazı konusu.

Yoğun bir hafta beni bekliyor.Perşembe günü evde büyük temizlik var, halılar serilecek, o gün iş yerinde de çok yoğun bir program var.Ve sonra cuma günü spora gideceğim ve aynı gün diş hekimi randevum var ve akşama da istanbul'a uçuyoruz.Haftasonu için İstanbul'a gideceğiz, eşimin babası bir araba aldı onu teslim almaya gidiyoruz.O arabaya binip geri geleceğiz yol üstünde Ankaraya da uğrayacağız.İnşallah.

İstanbul'a sadece bir gün ayırabileceğiz.Cuma akşamı İstiklal caddesinde gezer, cumartesi Kale'de kahvaltı yapar ve yola çıkarız.Cumartesi akşamı Ankara'da annemlerde kalır sabah birlikte kahvaltı yapar yola çıkarız.

Bugün iş arkadaşımla çok radikal bir karar aldık ve diyetisyene gitmeye karar verdik.Benim vermek istediğim bir altı kilo var ve o da onbeş kilo vermek istiyor.Ben biliyorsunuz yıllar içinde 65 kilodan 56 kiloya düştüm.Ve yıllardır da o 56dan aşağı düşemiyorum.Haftada iki gün spora gidiyorum ve oldukça sıkılaştım ama kendimi rahatsız hissediyorum.Diyetisyen hem motivasyon hem sağlık açısından iyi olur gibi geldi.İki kişi olmamız da bana güç veriyor.Sonuçları burada paylaşırım.Ben de bir öncesi sonrası fotoğrafı yapmak istiyorum:))

Hoşçakalın!





2 Kasım 2014 Pazar

Dünya için umut var {mı?}




Bir kaç gün önce Duru ile parka gittik.Salıncakta sallandı, kaydıraktan kaydı o sırada parka çocuğuyla Rus bir kadın geldi.Beyaz ve güzel olmalarından ziyade kötü giyim zevklerinden tanıyorum Rusları:) Kadın oğlunu biraz salladıktan sonra parkın ördeklerin olduğu bölümüne gitmek için merdivenlere doğru yöneldi.O sırada merdivenlerin yanında duran 13-14 yaşındaki erkek çocuklarda bir hareketlenme oldu.

Yok dedim yanlış anlıyorum.Ama çocuklar kadının etrafını sarıp yavşak yavşak gülerek nereli olduğunu sordular,gruptan biri 'Se.ks ister miymiş' diye bağırıyordu falan.Kadın apar topar merdivenlerden inip gitti.

O kadar canım sıkıldı ki anlatamam.Duru da o esnada ördeklere gitmek istedi biz de merdivenlere yöneldik.Oradan geçerken grup daha dağılmamıştı ve bana da yavşak yavşak nereli olduğumu sordular, yüzüne baktığım bir tanesi sigarasını yüzüme üfledi.O kadar sinirlendim ki! Benim nereli olduğumu görürsün sen dedim birine, güvenliği çağırırım, her birinizin ailesini bulurum, sizi rezil ederim dedim.Sigara içtiğinizi biliyorlar mı diye bağırdım.Bir adım geri gitti bir kaç tanesi.Ama biri özellikle sırıta sırıta bakıyordu yüzüme.

O kadına yaptığınız neydi öyle dediğimde 'ama o Rus' demesinler mi? Rus ya da değil çok ayıp dedim.Duru yanımda olmasa kesin iki tokat çakardım.Gerçi bir tokat bir şeyleri değiştirebilir mi emin değilim.

Bu sabah da iş yerinde çok sevdiğim bir arkadaşımın yanına uğradım.Çok üzgün görünüyordu.

Akşam iki çocuğuyla bir arkadaşının evine uğramış.Kadın çok ısrarla davet etmiş yoksa gidecek hali de yokmuş.Sonra kadın buzdolabından ikram bir pastayı çıkarırken arkadaşımın oğlu buzdolabında hazır pudinglerden görmüş.Ve istemiş.İki puding varmış ama kadın çocuğa puding vermemiş.Çünkü pudingler kızınınmış ve verirse kızı annesinin onu sevmediğini düşünürmüş!

Arkadaşımın oğlu Duru'dan bile küçük.Evin kızı , pudinglerin sahibi ise 7 yaşında.Daha aklı başında, daha konuşulabilir bir yaş yani.Sonuçta arkadaşımın oğlu başlamış ağlamaya.Ortalığı yıkmış ama kadın yine de o pudingi vermemiş.Evlerinin altında market olmasına, saat daha 19:00 olmasına rağmen hem de.{iki pudingden birini bile!}

Arkadaşım da hiç bir şey diyememiş.Sonra kalkmışlar tabi.Bu sırada evin kızı evin altındaki markette bu pudingden bulamayacaklarını başka bir markete gitmelerini söylüyormuş:(

Ay böyle çocuk mu yetiştirilir? Bazen Duru'ya dondurma aldığımda yoldan geçen çocuklar görüyor ve o an yiyemiyorlar diye üzülüyorum ben.Biz Gül Ablalara gittiğimizde Duru Defne'nin terliğini ve cüzdanını eve götürmek istemişti, ben Duru'yu ikna ederken beni durdurmuş ve Defne mırın kırın eti diye Defne'yi azarlamıştı.O misafir demişti.

Ben o cüzdanı ve terliği ertesi gün Defne'ye yolladım elbette ama Gül Abla'nın o tavrını hiç unutamam.Her zaman çok asildir zaten.Kendi gibi asil de bir çocuk yetiştiriyor.

Çocuklarımızın psikolojisi kadar önemli değil mi terbiyesi? O bencilliği öğrettiğin çocuk yarın büyüdüğünde sana nasıl davranacak acaba? Evine gittiğinde sana da puding vermeyecek bence.Hem de iki tane olmasına rağmen!

Bu iki olay çok canımı sıkmışken bunu görmek beni çok mutlu etti.Sizin de hep iyi insanlarla karşılaşmanız ve o iyi insanlardan olmanızı dilerim sayın okur.Ah bir de tabi iyi çocuklar yetiştirmenizi {yetiştirmemizi}!

Hayat kızımın yüzündeki şu gülümsemeyi hiç soldurmasın, hep böyle kaygısız, neşeli gülsün!




31 Ekim 2014 Cuma

Cuma ! #TGIF


Yine bir cuma günü! Evet mutluyum ama o çılgın coşku yok içimde.Biraz önce temizliğe gelen hanımın hasta olduğu için gelemeyeceğini öğrendim.Daha önce haber vermediği için evde bir sürü yıkanmış çamaşır var.Üf.

Bu haftasonu da ilkyardım kursunda olacağım.Sertifikalı bir program, iki gün toplam 16 saat sürecek.Kendim istedim ama şimdi tüm haftasonunu M ve D' dan uzakta geçirecek olmak hiç hoş hissettirmiyor. Ühü. Bari sertifikayı alabilsem ;)

Kızımdan bu kadar uzun ayrı kalacak olmak çok can sıkıcı.Kızım bu son dönemlerde her akşam 'işe gitme anne' diye ısrar ediyor.-'Sana gitme diyorum gitme diyorum inadıma gidiyorsun' da diyor bazen çok komik:)-

İlk sene ücretsiz izin alıp ona bakıyordum biliyorsunuz o zaman benim sadece m.e.melerime ama bir bütün olarak babasına düşkündü:)) Murat eve geldiğinde çırpınır, hemen onun kucağına gitmek isterdi.Murat markette malzemeleri poşetlemek için Duru'yu bana uzattığında bile annesinin kucağına verilen D. çığlık çığlığa ağlardı.Rezillik:)

Büyüdükçe değişti bu durum, ben işe başlayınca ise bambaşka bir hal aldı.Her akşam yatarken o an giydiğim fanilamı çıkarıp kızıma veriyorum.O fanilayı koklayarak uyuyor.Banyo yapacağım zamanlarda beni kokluyor 'anne mis gibi kokuyorsun zaten yıkanmana gerek yok ki' diyor.Ben tabi tüm bunlar olurken eriyorum.

Bir dönem sen işe gitme teyzem gitsin diyordu.Bakıcımız işe gidip çalışacak ben kızıma bakacağım:) Peki teyzen kazandığı parayı neden bize versin dediğimde şaşkın şaşkın bakıyordu bana.

29 Ekim'de o gün kendisi için izin aldığımı söyledim.Beraber bir gün geçireceğiz dediğimde çok sevindi.Akşam ise yine 'uyuyunca kalkınca teyze gelecek mi?' diye sordu ve cevaptan nefret etti.

Akşam işten geldiğimde bana çok tavırlı oluyor.Sabah ayrılırken öpüşüp koklaşmış olsak, bana balkondan el sallamış olsa da akşam küsmüş buluyorum kızımı.Elbisen çok yakışmış dediğimde o an elbisesini çıkarmaya çalışıyor mesela:)) Beni görünce yüzüne pis bir şey görmüş gibi bir ifade geliyor, soru sorduğumda cevap vermiyor.

Yazın geldiğimde sitenin parkında oluyorlardı ve o zaman bana 'neden geldin' falan da diyordu.Bakıcımız da nedense bu olanı zevkten dört köşe izliyordu, kah kah gülüyordu falan.Ben aldırmamaya çalışıyordum ama bir gün apartmanda oturan bir komşunun önünde bu olay yinelenince çok üzüldüğümü farkettim.Bir daha böyle yaparsan arkamı dönüp gideceğim haberin olsun dedim Duru'ya.Ve ertesi gün aynı şey olunca arkamı dönüp eve gittim.Bir kaç dakika içinde bakıcı ve Duru kapıdaydı.Her ikisi de hatasını anlamıştı.Bakıcımız 'anneye böyle yapılmaz hadi özür dile' diyordu ve kesinlikle gülmüyordu.Ve Duru da çok şaşkındı.Hah!

Bir daha parkta benzer bir olay yaşamadık.

Annem bu olayı anlattığımda bana çok güldü.Bakıcıyı kıskanıyor olabileceğimi söyledi.Bunun üzerine çok düşündüm ve beni huzursuz edenin kızımın bakıcısını sevmesi olmadığından eminim.Hatta bakıcısını çok seviyor olmasından dolayı ben de bakıcısına karşı bir minnet hissediyorum.Ben de onu bir insan olarak çok seviyorum zaten.Ama bu olaydaki tavrı kesinlikle çok yanlıştı.Hiç bir şey yokmuş gibi davranması gerekiyordu , kızımı ayıplaması hadi hepsini geçtim gülmemesi gerekiyordu.

Şimdi de eve geldiğimde tavırlı bir Duru bulduğumda hiç bir şey yokmuş gibi davranıyorum.Bakıcımız yine bazen gözlerini kocaman açıp 'OOoo' diyerek bence yanlış tavırlar sergiliyor ama etrafta kimse olmadığından aldırmıyorum.Ve kızımın tavrını görmezden geliyorum.Bakıcıyla sohbet ediyorum, aldıklarımı mutfağa yerleştiriyorum, bakıcıyı uğurlayıp üstümü değiştirmeye gidiyorum ve bu süreçte Duru tamamen normale dönüyor.Üstelememek lazım.Bazen bakıcının ardından kapıyı kapattığım saniyede 'anne sana bir sürprizim var ' diyip bir şeyler anlatmaya başlıyor.

Cuma yazısı iç dökme yazısına dönüştü:) Böyle yazınca hem çok rahatlıyorum hem anı oluyor hem de olayları tekrar değerlendirebiliyorum.Bu yazının sonunda bakıcımızla konuşup Duru'nun tavrına hiç tepki vermemesini söylemeye karar verdim mesela.

Herkes benimkinden daha eğlenceli bir haftasonu diliyorum!





30 Ekim 2014 Perşembe

29 Ekim'de İskenderun'da ..


29 Ekim'de sabah kahvaltısı için İskenderun'a gittik.Bu ailece iyi yemek için ne kadar ileri gidebileceğimizi gösteriyor sanırım:) İskenderun'da kahvaltı dendi mi bizim aklımıza ilk Petek Pastanesi geliyor.29 Ekim kutlamalarını çoşkuyla izledikten sonra deniz kenarına ulaştık, arabamızı parkettik ve o muhteşem sahilde yürümeye başladık.

Palmiyeler ve Türk Bayrağı bu fotoğrafı favori fotoğraflarımdan biri yapıyor.


Yürüdük..



Ve denizin kenarındaki muhteşem Petek'e geldik:)


Mutlu anne ve kızı :)


Petek Pastanesinde açık büfe yok.Menüden seçiyorsunuz.Ve işte menü:


Menüden istediklerimiz söyledik ve Petek Pastanesinin muhteşem çayı eşliğinde ,denizi seyrederek, sohbet ederek beklemeye başladık.Adana ve çevresinde bir kaçak çay sorunu vardır.Yemek yersin çayı söylersin çay diye zehir gibi bir şey getirirler! Kahvaltıya gidersin çay kaçak olunca yediklerinin hiç bir anlamı kalmaz.Bir de çay kaçak mı deyince 'karışık abla' diyenler var ki ! O korkunç kaçak çayın bir damlası bile çayın tadını kaçırıyor.Şanslıysanız hem kaçak hem Türk çayı demleyen bir işletmeye düşersiniz sadece Türk çayı demleyen çok az yer vardır maalesef:( Petek Pastanesinin ise sahipleri Karadenizli.Dolayısıyla çay kaçak falan değildi.Bu sebeple çayın ilk yudumundan itibaren ben mutluydum:)


Siparişler geldikçe mutluluğum katlandı:) Bu sıcak kahvaltı tabağı.İçinde sucuk, sosis, bruchetta, çiğ börek, karnıbahar kızartması,börek, hellim peyniri,yağda yumurta,pişmiş biber ve domates gibi sıcak kahvaltılıklar var.


Menemen! Bunun dışında tulum peyniri ve bal-kaymak istedik.


Bir de Duru için tost ve süt.Sütü köpürtüp getirmişlerdi koskoca bardağı yalana yalana zevkle içti.Tostun yanında da bol domates, salatalık ve zeytin vardı.O da gayet mutlu görüldüğü üzere:



Kahvaltı yaparken manzara da bu.Kahvaltı masalarının ön kısmında yeşil bir alan vardı çocuklar koşup oynuyorlardı.Kahvaltıdan sonra biz çay keyfi yapıp gazetemizi okurken Duru da 'koşuş' yaptı.


Sonra büyük fotoğraf makinası yanımızda olduğu için biraz fotoğraf çekimi yapalım dedik.Model böyle güzel -ve tecrübeli- olunca sonuçlar da çok hoşuma gitti.Duruşunu, ayaklarını yediğim!



Kahvaltıdan sonra eve geldik.Murat bir arkadaşıyla işi olduğu için çıktı.Ben Duru'ya öğlen için tarhana çorbası yaptım.Dondurucuya atmak için kemik suyu hazırladım,birlikte çikolatalı kek yaptık, kitap okuduk, tv izledik, spor yaptık.Sonra M bizi aldı beraber bir şeyler yedik ve eve döndük.Duru'yu yıkadım, ertesi gün aşure yapmak için buğdayı, nohutu ve kurufasulyeyi suya koydum,biraz kitap okudum ve uyuduk.

29 Ekim benim en sevdiğim bayram.Cumhuriyet için Atatürk'e minnetarım.Böyle bir kahramanı Türk milletine yolladığı için Allah'a şükrediyorum.Nur içinde yatsın, kurduğu cumhuriyet ilelebet yaşasın!

27 Ekim 2014 Pazartesi

Son dönem kitapları



Son günlerde okuduğum kitaplar işte bu yukarıdaki fotoğraftakiler.Şimdi kısaca bu iki kitaptan bahsedelim.

Kızıl 1-2-3: Klasik bir gerilim romanı gibi başlayan ama farklı bir şekilde ilerleyen bir kitap.Çok beğendim.Aklıma takılan , anlamsız bulduğum bir nokta olmadı süpriz bir sonla da bitince tadından yenmez bir kitap okumuş oldum.

Kitap yazan bir seri katil var.Daha önce dört cinayet işlemiş, cinayetleri de kitaplaştırmış ve en öenmlisi yakalanmamış.Artık evli, orta yaşlı bir adam ama aynı heyecanı tekrar yaşamak istiyor.Mükemmel bir cinayet ve bu cinayeti anlatan bir kitap.Bunun için kızıl saçlı üç kadın seçiyor.Kadınlara mektup gönderiyor ve hikaye başlıyor.

Aşkın Müziği : Bir kitap çok sevilip, ünlü olduktan sonra pek çok yazarı etkiliyor.Bu kitabın yazarı da Grinin Elli Tonu serisinden fena halde etkilenmiş.Ama ne yazık ki olmamış.Ben özgün fikirleri seviyorum.Fikir özgün değilse de olay örgüsü sağlam olmalı ama bu kitapta akla ,mantığa uymayan çok şey vardı.İyi bir yazar akla mantığa uymayan şeyler de yazsa okurunu inandırabilen yazardır:)

Ama yine de arada aşk kitabı okumak benim ruhuma iyi geliyor.Rahatlıyorum, mutlu oluyorum.

Bu kitabın hemen sonrasında yine bir aşk kitabı okudum.Yine aynı seriden etkilenmiş bir kitap okumak hiç hoşuma gitmedi.Artık tüm aşk hikayelerinde bir kıza aniden ve nedensizce aşık olmuş esmer ,uzun boylu, süper zengin bir erkek var.Bu erkek seks delisi, kontrol manyağı ve mutlaka yeme içme konusunda takıntılı {yemeğini bitir Carolyn!}.Hafif şiddet eğilimli ve yineliyorum seks delisi.

Bir de yazar önsözde " bir fotoğraf gördüm etkilenip bu kitabı yazdım" falan diye atmış da atmış.Anacım besbelli grinin elli tonu serisi bitmiş sen eline kalemi almışsın:)) Facebook'tan yazara ulaşabilirsiniz falan diyordu çok kafam attı gerçekleri haykırasım var. Kimi kandırdığını sanıyorsa:)

Bir süre aşk hikayelerinden uzak dursam iyi olacak.Edebiyat dünyasının en huysuz okuru olarak nam salmayayım:)

Bugün yarım gün yaşasın! M ile sinema planımız var, bir aksilik olmazsa.Bakıcı teyzemiz bizi böyle hafta içi tatil günlerinde idare ediyor da biz de kocamla senede bir iki kez sinemaya gidebiliyoruz:)

İyi tatiller!

26 Ekim 2014 Pazar

Haftasonu: En iyi balıkçıyı bulma

Cumartesi günü sabah iyi bir kahvaltı sonrası arabamızı yıkamaya verip yürüyüşe çıktık.Yaklaşık iki saat yürüdük, oturup hamburger patates yedik ve sonra yine yürüdük.Bir alışveriş merkezine girdik sonrasında da evimize geldik.

Pazar günü yine evde kahvaltı yaptıktan sonra Karataş'a balık yemeye gitmeye karar verdik.Aslında kahvaltıya arkadaşlarımızla gitmek için sözleşmiştik ama akşamüstü balıkçıya gitmek için başka bir arkadaşımızla konuşunca iki öğünü de ev dışında yemek çekici gelmedi.Sonuçta ise her iki plan da iptal olunca balık yemeye kendi başımıza gitmeye karar verdik:)

Karataş'a ilk gittiğimiz zamanda Savaş'ın Yeri diye bir yere gidiyorduk.Sonra benim ısrarımla biraz daha farklı bir yöne gittik ve orada keşfettiğimiz balıkçıyı daha çok sevdik ve sonuçta Salim'in Yeri'ne gitmeye başladık.Bugün de bir başka tesadüf eseri her zaman gittiğimiz yoldan gitmeyince keşfedilecek onlarca balıkçı daha olduğunu gördük!

Hepsine göz attıktan sonra en kalabalık ve ilk gördüğümüz olana girdik bu hafta.Daha ilerdekilere de önümüzdeki haftalarda gidip fiyat, lezzet ve malzeme kalitesi yönüyle bizi en mutlu eden balıkçıyı bulmaya karar verdik.Balık yemeyi bir tür oyuna çevirmek bize de iyi hissettirdi.

Salatalar açısından burası kesinlikle daha başarılıydı:



Turşu burada daha büyük bir tabakta geldi ve çeşit daha çoktu:


Bu kırmızı közlenmiş biber Salim'in Yerinde iki tane geliyordu:)



Kalamar konusunda Salim daha başarılıydı ama tabi kalamarın kötüsü bile çok lezzetli olduğundan tabakta kalan olmadı:


Bir de bizim fotoğrafımız olsun yazıda ; Ben:



Murat:


Duru : {pist Duru patatesi bırak kameraya bak}


Duru kalp patates:


Bu kadar ıvır zıvırdan sonra asıl yememiz gereken balık.Fotosunu bile son anda çekmeyi hatırladım:) Nedense balıktan eskisi kadar tat almıyorum.Deniz levreği diye kültür levreği kakalıyor olabilirler mi?!



Ve bu da manzaramızın bir bölümü.Salim'in yeri manzara olarak kesinlikle daha iyiydi.Müşteriler her iki balıkçıda da aileydi,rahatsız edici kimse yoktu.Hatta arka masamızda sevgili olduklarını tahmin ettiğimiz çift yüksek sesle şarkılar söylüyordu.Hanım kızımız bence profesyoneldi.Şarkılar, türküler eşliğinde yemek yiyor ve çok eğleniyorduk:) Bir ara bize dönüp rahatsız edip etmediklerini sordular.Onlar bu kadar kibar olunca biz de "rahatsız olmadık mest olduk" diyerek jestimizi yaptık:)) İlginç bir deneyimdi.


Hesap geldiğinde ise adını bilmediğim için burası burası dediğim yer en az on puan öne geçti.Salim 100 TL altı hesap getirmezken 65 TL ödemek çok hoşumuza gitti.Haftaya gideceğimiz yeni balıkçı ve değerlendirmelerim ile burada olacağımı umuyorum.Bir gün yolunuz Karataş'a düşerse en iyi balıkçıyı biliyor olacaksınız, size söz:))

23 Ekim 2014 Perşembe

Dünyayı kurtaralım

Eski blogumda bu başlıkla bir yazı yazmıştım.Çünkü ben gerçekten de dünyayı kurtarmaya çalışıyorum.Bir tür süper kahraman yani ;) Şaka bir yana çok kendi çapımda çok küçük ama herkes yapsa anlamlı olabilecek şeyler yapmaya çalışıyorum.Kimyasal madde kullanımını sınırlamak da kendi adıma dünyayı kurtarma çabalarımdan biri.

Cildimi gül suyu ile temizliyorum.El yapımı defne sabunu ile yıkanıyorum ve Duru'yu da bebekliğinden beri saçı dahil bu sabunla yıkıyorum.Saçlarımı kına ile boyuyorum ve organik şampuan ile yıkıyorum.El kremi kullanmıyorum, çok ihtiyaç duyarsam bir kaç damla zeytinyağı yeterli oluyor ellerimi rahatlatmaya.Koltuk altı roll-onlarından kullanmıyorum ama ter kokusunu önlemek için bu yazıda bir fotoğrafı da bulunan doğal bir taş kullanıyorum.Bu taş sayesinde terliyorum ama bakteri üremediği için koku olmuyor.Üniversitede kozmetoloji hocamız terlemeyi engelleyen koltuk altı rollonlarının göğüs kanseriyle bir alakası olabileceğini söylemişti.

BB krem,allık, göz kalemi ve çok nadiren de ruj kullanıyorum.Bir dönem mineral makyaj malzemesi kullandım ve çok da memnun kaldım.Id bare minerals allıktan çok memnundum mesela.Ama bu ürünü satan bir yer bulamadığım ve internet siparişinde renk konusunda sorun yaşamaktan korktuğum için,işin aslı çokça da ihmal ettiğim için makyaj en zayıf olduğum konu.

Bazen bloglarda yazarlarının bitirdikleri ürünleri yayınlandığı yazılar görüyorum ve ben aslında makyaj yapmıyormuşum diyorum.Makyaj altı bazı, kapatıcı, el kremleri,duş jelleri vs.Ciddi ciddi bu kadar ürünü kullanıyor olmalarına ve hatta kısacık sürede bitiriyor olmalarına şaşırıyor ve üzülüyorum.

Ev temizliğinde de durum aynı.Benim vazgeçilmez organik ürünlerimin bir kısmının fotoğrafları burada.Bulaşık makinası deterjanı ve parlatıcısını unutmuşum maalesef.Bu sayfadaki ürünleri kullanıyorum.

Bunlar da fotoğraflayabildiğim organik ürünlerim:


Soldan sağa organik elde bulaşık yıkama deterjanı, organik sıvı sabun, organik sıvı çamaşır deterjanı ve Duru için aldığım organik diş macunu.Makyaj gibi dişmacunu da benim zayıf yönüm.Biz M. ile Advanced White markasının diş macununu kullanıyoruz.

Bunlar da ikinci parti doğal ürünlerim:



Soldaki organik şampuanım, ortadaki biraz önce bahsettiğim koltuk altında kullandığım doğal taş.Bu ürünün başka markaları da var.Ben genelde marketten alıyorum bunu ise GNC'den almıştım.Ve organik olmayan ama bir zamanlar bulaşık makinasında bile kullandığım arap sabunum.Şimdilerde ev temizliğinde , beyazları yıkarken çamaşır makinasında acil durumda elde bulaşık yıkarken falan kullanıyorum.

Bu dünyayı kurtarma konusunu önemsiyorum.Bu yazıyı okuyan tek bir kişi bile bir şeyi değiştirse yaşamında bu yazı amacına ulaşmış demektir.Sizin önemsediğiniz, yaptığınız bu tip şeyler varsa yorumlara yazın lütfen ;)

Mutluluk





Yüzümdeki koskocaman gülümsemenin sebebi :


Murat ve ben araya giren, lafa karışan olmadan uzun uzun konuştuk,işlerimizden bahsettik.Gidip en olmayacak yerde söyler diye korkmadan dedikodu yaptık.Yürüyüş yaparken uyuyakalan Duru'yu uyandırmadan bir cafeye girip oturmak gerçekten iyi hissettirdi.Üzgünüm kızım:)

22 Ekim 2014 Çarşamba

Selfie3


Duvarlarım var benim.Çok zor açabiliyorum kendimi insanlara.Gerçekten güvendiğim insan sayısı bir elin parmaklarını geçmez.Çok sevdiğim halde hiç güvenmediğim bir sürü kişi var mesela.Beni kırabileceğini, bir ricamı geri çevirebileceğini düşünüyorum ama birlikte vakit geçirmeyi, sohbet etmeyi seviyorum.Ama en derinimdeki beni  göstermiyorum.Zayıflıklarımı,korkularımı,kırgınlıklarımı paylaşmıyorum.

Anneme bile söylemediklerim var.Başıma gelen gururumun kırıldığı bir olayı anneme anlatamam.Ama kocama anlatırım.Annem o olayı bir gün benimle dalga geçmek için kullanabilir ama kocam bir daha konusunu açmaz.Neyse ki böyle yoksa çok yalnız bir insan olurmuşum di mi:(

İş yerinde bir kaç gün önce çok küçük ama beni tam kalbimden vuran bir olay oldu.Sohbet ediyorduk kalabalık bir gruptuk bir arkadaşım benimle hiç alakası olmayan bir konuda başka bir arkadaşıma bir başka arkadaşın yine bir başka arkadaşla ilgili söylediği bir cümleyi söyledi ve o an cidden dünya başıma yıkılmış gibi hissettim.Kalbimin kırılma sesini dikkatli dinleyen bir duyabilirdi sanki.Ama odada kimse farketmedi ne hissettiğimi.Bir tek an bile ifadem değişmedi,yüzümdeki gülümseme bir milisaniye bile solmadı.Duygularımı öyle de iyi saklarım;)

Ama hislerimi biriyle de paylaşma ihtiyacı dayanılmaz bir boyuttaydı.İş yerindeki arkadaşıma anlatacak bir fırsat bulamadım.Eve gittim ama kızımla oynarken, yemek ısıtırken, yerken, tv izlerken hep aklımda o cümlenin bana hissettirdikleri vardı.Akşam kocama sana önemli bir şey anlatmak istiyorum dedim.Anlatırken tv izlemesini, telefonuna bakmasını istemiyordum.Bir sessizlik olmalıydı, gözlerime bakmalıydı ve ben kimselere söyleyemediğim o güvensizliğimi, kırgınlığımı anlatmalıydım.Beni dinledi,yorum yaptı, elimi tuttu ve ona anlattıktan sonra durumun o kadar da dayanılmaz olmayabileceğini düşündüm.Bu kadar üzülecek ne vardı ki? Yani bu durumda benim hiç sorumluluğum yok muydu ya da ben gerçekten istiyor muydum ki?

Eski bloğumda fotoğraflarım yokken içimden gelenleri yazıyordum ve fotoğraflı blogda bunun olamayacağını düşünüyordum.Ama buraya yazmak da tıpkı kocama anlatmak gibi beni rahatlatan bir şey.Aklımdaki düşünceleri sıraya dizmemi, önemli önemsiz ayrımı yapmamı sağlıyor.Duygularımı yazarken rahatlıyorum.Çok da önemli değilmiş diyorum.

Ailemin,arkadaşlarımın hatta beni tanıyan hiç kimsenin bu blogdan haberi yok.Olsaydı bu kadar rahat olamazdım muhtemelen:) Ya da olurdum bilemiyorum:P Sonsuza dek deşifre olmamayı diliyorum:)


Hakkımda

Bir anne, bir baba ve bir de çocuk.Aşk dolu, neşeli ve eğlenceli bir hayat umuduyla..