11 Mayıs 2015 Pazartesi

Haftasonu


Bu hafta haftasonu cuma günü başladı.İş yerinden beş arkadaş saatlik izin alıp kahvaltıya gittik.İş saatlerinde dışarda olmak,arkadaşlarla harika bir kahvaltı ve o gün diş tellerimin çıkması gibi sebeplerle ben çok mutluydum.

Arkadaşlar klasik kahvaltı söyledi, biri sütle çırpılmış yumurta sipariş etti bense menemen istedim.En gösterişli tabak benimkiydi.Madolar bence Adanadaki en güzel menemeni yapıyor.Sütiş falan hikaye.

Kahvaltıdan sonra dişçiye gittim tellerim çıktı.Cumartesi günü Gül Ablalara çaya gideceğimiz için çok sevindim bu duruma.

Cumartesi sabah kahvaltıdan sonra evden çıktık.Biraz yürüyüş yaptık sonra yolumuz Atatürk Parkı'na düştü.Şehrin rotasındaki bu yeşil parkı o kadar çok seviyorum ki her yürüyüşte mutlaka uğruyoruz.Bu sefer Duru kuş beslemek istedi:




 
Duru bu fotoğrafta zafer işareti yapıyor.Nereden gördü, neden fotoğraf çekerken bunu yaptı bilemedim:)Ama çok hoşuma gitti.


Uzun uzun kuş besledikten -hatta ellerimizle yedirdikten- sonra park kısmına geçtik.Biz Murat'la bir banka oturduk Duru kendi deyimiyle koşuş yaptı.Sonra çimenlere uzandı.



Burada bu fotoğrafları Gül Teyze'ye -yani Defne'ye- yollama diyor.Gören de her fotoğrafı yolluyorum sanır.


Sonra eve döndük, ben yatıp biraz uyudum.Murat da Duru'ya dondurucudaki köftelerden yaptı.Misafirliğe gitmeden önce kızımı mutlaka sağlıklı yiyeceklerle doyuruyorum böylece misafirlikteki ıvır zıvırlardan yemek istemiyor.Ben de açıkçası kızım aç mı diye düşünmeden keyifle sohbet edip ıvır zıvır yiyorum:))

Gül Ablanın menüsü kıymalı ve peynirli börek,patatesli, havuçlu yoğurtlu bir salata, kuskuslu bir salata, közlenmiş kırmızı biber , revani, çikolatalı toplar ve etimekli tatlı vardı.

Harika bir geceydi , kızlar da çok iyi anlaştı.Denizciğim Duru'nun ne denli değiştiğinden bahsetti.Ben de öyle gözlemliyorum aslında ama Deniz de aynı şeyi söyleyince emin oldum.Müjde Duru artık daha insancıl ! :)

Bu da o geceden bir fotoğraf Duru kardeşiyle! selfie yapmış, çok arkada Gül Ablanın kafasının ucu görünüyor:


Pazar günü kahvaltıya Sütiş'e gittik.Kahvaltıdan sonra Duru ile sinemaya girdik.{Karlar ülkesi 2} Ben çok beğendim ama maalesef Duru filmin sonuna kadar dayanamyıp uyudu.Hem de horlaya horlaya:) Çıkışta kucağımda çıkardım babasını beklerken de bir poz çektim:


Beğendiğim bir kitabın devam kitaplarını aldım o gün ve eve gelip pizza yaptım.Pizza yedik ,evi toparladım , kızımı yıkadım ve tüm kıyafetlerimi elden geçirdim.Neredeyse bir çuval kıyafet ayıkladım.Dolaplar da ben de nefes aldık.Aman kaliteli, aman şurada giyerim diye diye saklayıp durduğum bir sürü kıyafet dolap beklemek yerine yeni sahiplerine doğru yola çıktı.Bu mutluluktan sonra kitabımı alıp yatağa geçtim.Çok geç saatlere kadar okudum ve şu an çok yorgunum.

Sabah da Nurcan Hanımdan rica ettim balkon dolabının içindeki her şeyi çalışma odasına yığdırdım, dolabı sildirdim.Gereksiz her şeyi atacağım sonra da dolaba yerleştireceğim.Açılan yerlere de diğer ıvır zıvırları koyacağım.Sadeleşme hareketinde sırada oturma odasındaki koltukların altı var!


Kitap: Trendeki kız


Çok uzun süredir kitap yazısı yazmıyorum.Okuduğum kitaplar kadar çok birikti ki bir yerlerden başlayayım istedim.

Trendeki kız kitabını yabancı bir blogda görmüş merak etmiştim.Hemen aldım tabi.

Kitap kesinlikle güzeldi.Benim açımdan sonunu tahmin edebilmiş olmam dolayısıyla bir yerden sonra sürprizi kaçmasına rağmen güzeldi hatta.Ben beni şaşırtan kitapları daha çok seviyorum.Bu şaşırmama durumu da benim zekamdan değil yazarın açık vermesinden kaynaklanıyor ama neyse.

Alkolik bir kadın eski kocasına hala çok aşık.Boşanmayı atlatamamış.Ona acıyan bir arkadaşının evinde kalıyor ve işe gidip gelir gibi hergün trenle şehre iniyor tüm gün dolaşıp eve dönüyor.İşten çoktan kovulmuş ama ev arkadaşına bunu söyleyemediği için bu şekilde yaşıyor.

Trenle hergün geçtiği güzergah bir zamanlar kocasıyla oturduğu evin de hemen önü.Kocası onu aldattığı kadınla boşanır boşanmaz evlenmiş ve hemen de bir kız çocukları olmuş.Kahramanımızın çocuğu olmadığı ve bu evliliklerini bitiren sebep gibi de olduğu için bu duruma daha da çok üzülüyor.

Neyse tren güzergahında eski evinin yan tarafındaki evde bir kadın ve kocası dikkatini çekiyor.Ve onlara aklından isimler veriyor, onların ne iş yaptığı, nasıl bir ilişkileri olduğu ile ilgili hayaller kuruyor.Alkolik olduğu için genelde sarhoş ve gün içinde hatırlayamadığı zaman dilimleri oluyor.

Hikaye o hayaller kurduğu kadının öldürülmesi ve buna sarhoş kadının da bir şekilde dahil olması ile hız kazanıyor.Alkolik kadınımız, eski kocasının yeni karısı ve öldürülen kadının ağzından bölümler halinde anlatılan hikaye sürpriz bir şekilde bitiyor.



8 Mayıs 2015 Cuma

Anneler günü


{Öncelikle belirteyim bu yazı klasik bir anneler günü yazısı olarak planlanmadı, laf nereye gider henüz bilemiyorum gerçi.}

Bu pazar anneler günü.Kayınvalideme ve anneme hediye aldım.Duru da babasıyla benden gizli bir hediye almış bana.Bugün bir sendika da tüm kadınlara gül dağıttı.Ve elbette yılın bu gününe özel her zamanki gözlerimizi yaşartan, bizi düğüm düğüm eden reklam filmleri de gösterime girdi.Mesela ben bu videoda çok ağladım:)

Anneler günü eskiden daha naif, daha sade bir gündü.Son dönemde aldığı şekil benim hiç hoşuma gitmiyor.Neden bir sendika tüm kadınlara gül dağıtıyor mesela?

Ve neden herkes birbirinin anneler günün kutlar oldu? Ya neden bir arkadaşım, komşum ne bileyim işyerindeki bir memur benim anneler günümü kutluyor? Ya da ben neden bir sürü kişiyi arayıp bu özel! günlerini tebrik etmeliyim?

Herkes kendi annesinin anneler gününü kutlasa ama sadece kutlasa olmaz mı? Ben hediye almayı çok seven biriyim ama hediye almak için bir gün belirlendiğinde çok geriliyorum.O güne yetiştiremezsem telaşı ile kimi zaman içime sinmeyen bir şeyler alıyorum.

Anne olmayan hatta olamayan kadınların incinebileceğini neden kimse düşünmüyor? Neden herkes duygusal reklamlarda annesi olmayan, annesini kaybetmiş ya da annesinden eziyet görmüş kişiler de olabileceğini hesaba katmıyor? Gül dağıtanlar mesela her kadına gül dağıttı.Her kadın anne mi? Anne olmak zorunda mı? Bu da bir tür toplum baskısı işte.Eşinden ayrılmış, hiç evlenmemiş bir sürü arkadaşım var her anneler gününde geriliyorlar.Ne gerek var?

Anneler günü neden evimizden çıkıp iş yerlerimize kadar girdi?

Duru yokken -ve olmuyorken- ben anneler günü reklamlarında çok ağlardım.Normalde ağlayacak kadar çok üzülmüyordum ama anneler günü geldi mi tam bir işkence oluyordu.Bu reklamlar benim hayatımda bir baskıydı resmen.Komşular, arkadaşlar, "sendikalar" yetmezmiş gibi:)

Bu da tıpkı #kardeşşart hashtagi gibi beni çok geren bir konu.Ya arkadaş olmuyor olmuyor ne yapalım:) Ya da herkes iki çocuğa bakabilecek maddi güce sahip mi? Ya da o sabrı yok belki.

İkinci çocuğu patlatan hemen başlıyor "ay kardeşlik şöyle güzel, böyle harika, ay kardeş şart". Ya tamam sen öyle düşünmüşsün yapmışsın harika madem kardeş şart ve iki tane daha yap hatta.Ama bunu bana bir tür eksiklikmiş gibi yansıtma.Şart ne demek ya!

Sonra mesela evlenen herkesin çocuğu olması gerekiyor mu? İstememek neden normal karşılanmıyor.Çocuk istememek, sevmemek neden olağandışı bulunuyor?

Duru benim hayatımın anlamı ve onu çok seviyorum.Sevdiğim kadar çok da sorumluluğunu hissediyorum.Onu bırakıp yapamadığım bir sürü şey var, hayatımı kendi isteğimle kısıtlamış durumdayım.Aklıma estiği gibi yaşamıyorum çok basit şeyler mesela evde yemek olmaması bile bizim için bir çılgınlık:))

Hayatımda kendimden başka birinin daha sorumluluğu üzerimde.Eğitiminde, toplum içindeki hareketlerinde, sevilip sevilmeyeceğinde belki mutlu olup olmayacağında, ilerde yaşayacağı sağlık problemlerinde hatta basıl bir hayatı olacağında çok ciddi bir etkim olacağını bilerek yaşıyorum ben.Herkes bu sorumluluğu istemek zorunda mı?

Hayatta mutluluk sadece çocukla, aileyle olmaz ki! Mutluluk içimizde, kendimizde. Önce kendimizi sevmeli ve kendimiz için yaşamalıyız. Mutluluğu şarta şurta hele bir başka varlığa bağlamamalıyız.Mesela Duru ilerde evlenip çok uzak bir yere taşınsa ve ben onu çok seyrek görsem bu benim hayatımı mutsuz geçirmeme sebep olmalı mı? Olmamalı.Çünkü o hayat, o an, o saniye bir daha geri gelmeyecek.

İşte bu yüzden ben anneler gününüzü kutlamıyorum.Ve yine bu yüzden Duru ile çekilmiş anne öykücünün bir fotoğrafı da yok.Sadece ben varım! Tek bir hayatı olan sadece bir kadın olarak ben!

Herkese mutlu haftasonları, aşk, sevgi, bol para ve huzur diliyorum.


7 Mayıs 2015 Perşembe

Kutuda ne var?

Dedemi kaybettiğimizin ertesi günü ailece K.Maraştaydık.Cenazeye yetiştik çok şükür.Normalde kadınlar cenazelerde mezarlığa gitmiyor burada ama halamlardan biri gitmek istemiş.Annem de ona eşlik etmiş derken diğer iki halam da onlara katılmış ve bizi de arayıp direk mezarlığa gelin dedikleri için Duru ve ben de bu kadınlar topluluğuna katıldık.

Bizi mezarlığa bırakan erkekler cenaze namazı için camiye gitti.Biz de babaannemin mezarını ziyaret ettik, dedemin gömüleceği mezara baktık falan.Sonra ortamda yer alan Duru sebebiyle hüzünlü hava dağılır gibi oldu.Halamlardan biri yerdeki kaplumbağayı gösterdi Duru'ya.O da eline alıp bana poz verdi {başörtüsü ne şirin değil mi?} :


Bu babamın anneannesini mezarı.K.Maraşda şehrin içindeki mezarlık o kadar kötü düzenlenmiş ki inanamazsınız.Mezarların arasında yol yok.Hep bir mezarın üzerine basarak ilerliyorsunuz.Bu karmaşada babamın anneannesinin mezarına ulaşmak oldukça zor oldu.Ben de ilerde unutulmasın diye mezarı fotoğrafladım :


Mezarlıkta bir süre geçirdikten sonra dedemin cenazesinin geldiğini gördük.Bir kenara çekildik.Tabutu sırtlamış olan amcalarım, babam, Murat ve Fatih önümüzden geçerken Duru bağırdı "Kutuda ne var?" :)

Benim için çok şaşırtıcı bir andı.Çok üzücü bir anda bu kadar komik bir soru duymak üstüne ne cevap vereceğini şaşırmış olmak.Cevap veremedim neyse ki kızım da üstelemedi.

Duru bu cenaze sürecini çok rahat atlattı.Kutu konusunu kurcalamadığı gibi insanların toprağa gömülüyor olmasına da tepki vermedi.Mezarların üzerinde gezerken "amcalara basma" falan dediklerinde şaşkın şaşkın bakıp "hangi amca?" dediğini hatırladıkça gülüyorum."Anne burada amca falan yok taş var toprak var" dedi:)))

Mezarların üzerinden atlamaca oynadı, sonra etraftaki tüm mezarlara birlikte dua okuduk.Dua uydururken ellerini açmış, gözlerini yukarı kaldırmış, dudaklar kıpır kıpır öylesine o ciddi bir şekilde huşu içindeydi ki gülmemek için zorladım kendimi.

Sonra belediyenin cenaze sahiplerine ücretsiz bir hizmeti olan cenazeevine gittik.Burası kocaman bir salon, bir yemekhane, bir mutfak ve tuvaletten oluşuyor.Kadın ve erkek bölümü ayrı dayalı döşeli bir yer.Üç günlüğüne sizin için tahsis ediliyor.Sabah sekiz akşam onbire kadar açık ve siz cenazeye gelenleri burada ağırlıyorsunuz.

Hem gelenler rahat ediyor hem cenaze sahipleri yorulmuyor.Bir de ev temizliği ile uğraşmıyorlar , cenazede ikram edilen yemekler de koltuklarda değil yemekhanede masalarda yeniyor falan.

Duru burada da oyun buldu kendine.Amcamın kızı canım Ayşe'm ile başörtüsüne çeşitli yorumlar getirdiler:





Sonra da tüm misafirlere tespih dağıttı."Tespih isteyen var mı?" Sonra bu sefer de "tespihinden sıkılan var mı?"diye bir tur döndü.Gülsuyu ikramında da başroldeydi.Bir kaç tur attığı için bizim cenazeden çıkan herkes gül gibi kokuyordu:))

O gece halamda kaldık, ikinci günü akşamı biz evimize döndük.Bizden sonra dayısı kızıma bu Maraş çarıklarından almış:


Sonuçta yalan dünya.Bugün varsın yarın yoksun.Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.

29 Nisan 2015 Çarşamba

29.04.2015

Babamın babasını(dedemi) sabaha karşı 04:00 da kaybettik.Çok sağlıklıydı, iyiydi, güçlüydü hiç 91 yaşında gibi durmuyordu. Bir sene önce kalp ameliyatı olmuştu ve sorunları düzelmişti.Daha yeni doktora gitmişti ve her şey yolunda denmişti.O yüzden bu ölüm bizim için beklenmedikti.

Her ölüm zor, her ölüm erken sonuçta her yaşta birinin eşi,babası, annesi,  oğlu ya da kızısınız.Allah rahmet eylesin , mekanı cennet olsun.

İçimde kocaman bir yumru var.

28 Nisan 2015 Salı

Çok hastayım


Hayat normal rutininden çıktı.Dört günlüğüne bile olsa İstanbula gidip gelmek , hemen akabinde hasta olmam, dişimdeki tellerin yarattığı rahatsız his vs derken bir türlü yazı yazacak gücü bulamıyorum kendimde.Oysa anlatacak ne çok şey var ve unutmadan yazmak için de sabırsızlanıyorum.Okuduğum kitaplar dahi anlatılmayı bekliyor!

Biraz iyileşeyim hemen geleceğim.Dün banyo yaptım ve sonrasında boğazımı sarıp erkenden uyudum.Öğlen de spora gittim demek ki bu akşam olmasa da yarın akşama iyileşmiş olurum.

Görüşmek üzere!

22 Nisan 2015 Çarşamba

Son günlerde:

Son günlerde olanları kısaca özetleyip kaçıyorum.Dört günlüğüne İstanbul'a gidiyoruz.Her yolculuk öncesi uzun uzun planlar yaparım ama bu sefer çok akışına bıraktım.Sadece kahvaltı ve yemekler için gidilecek yerleri ayarladım bir de bir günümüzü Duru için (daha çok benim için) Vialand'e ayırdım.

Hava da öyle kötü ki ne giysem bir türlü karar veremiyorum.Gönlümden geçen yarısı açık saks mavisi bir ayakkabı ve bileğin çok üstünde kırmızı bir pantolon ama o şekilde donacağımı düşünüyorum:) Bu durumda Converse giyeceğim mecburen. Ayakkabıya göre kıyafet belirleyenlerdenseniz benim ne çok zorlandığımı anlayabilirsiniz:P

Geçen haftanın önemli başlıklarını kısaca özetleyip valiz hazırlamaya koşmam lazım:

Kahvaltı sırasında kızımla bir kaç poz çektik.Ben hepsini çok sevdim.Makyajsız, gözlüklü halim ve masum kızım Duru:



Aşağıdaki sıradan fotoğraf benim için çok değerli.Akşam Murat'la ben tv izler, kitap okurken Duru'nun mutfağa geçtiğini ve bir takım tıkırtılar çıkardığını duydum.Ama gidip bakacak halim yoktu.Birazdan bir bardak içine çilekleri yıkamış üzerine tüp çikolatalardan sıkmış ve yanına da birer kase ceviz hazırlamış olarak geldi.Bir bana , bir babasına bir tane de kendine.Çilekleri al, yıka, bardakları indir, çikolataları hazırla, cevizi buzdolabından al, kaseleri çıkar.Zor bir şey ve bunu kendiliğinden düşünüp hazırlamasına ba-yıl-dım!
 
Hevesini kırmamak için tüm çileği yedim, cevizleri de yedim ama hepsini bitiremedim elbette üç beş tane de Duru zorla sokuşturdu ağzıma:) Mutfağın dağınıklığını bile zevkle topladım.



Bu da Duru'ya moral civcivlerinden biri.Üç taneydiler ikisi cumartesi günü kalanı da pazar günü kaybettik maalesef.Cumartesi eve geldiğimizde yere yatmış civcivlere bakan Duru "anne bir şey olmuş" diye bağırdı.Kızım daha önce ölen üç kuşumuz dolayısıyla tecrübeli tabi.Yere yatan gözü kapalı hayvanın iyi birşey olmadığını biliyor.

Biz Duru ile ağlarken Murat civcivleri çöpe attı.Kalan o tek civcive de gözümüz gibi baktık.Hatta anne sıcaklığını mı özlüyor diye düşünüp elime alıp sevdim, yem yedirdim.Ama pazar günü o da yerde yatıyordu.Bu sefer Duru'ya onun kaçtığını söyledik.Bir sevindi kaçmasına anlatamam.Kendini kurtarmıştır anne dedi durdu canım benim.

Bir daha Duru'ya kuş falan almayacağız, üzüntüsüne dayanamıyoruz çünkü.


Pazar günü üniversitenin arkasında çoktandır gitmediğimiz bir yere yemek yemeye gittik.Harika bir parkı olan bu yeri aslında çok seviyoruz.Ama fiyat yemek kalite oranı çok dengesiz.Dört tane sıradan köfte 25 TL mesela.Köfte başı fiyata bakar mısınız:) Yuh yani!

Ama işte "parkı çok güzel, ortam şahane, biz yemek yiyip çay içerken Duru gözümüzün önünde oynuyor" gibi nedenlerle dönem dönem gidip takıldığımız bir mekan.



Herkesi kocaman kocaman öpüyorum.İstanbul maceralarımı ınstagram hesabımdan takip edebilirsiniz.Takip etmeseniz de çok önemli değil çünkü sonrasında uzun uzun anlatırım muhtemelen:P

17 Nisan 2015 Cuma

Park park gezmeye başladık!


Havaların ısınmasıyla birlikte bizim park park gezmelerimiz de başladı.Akşam eve giriyorum bir on dakika sonra hazırlanıp çıkıyoruz.Hemen her gün farklı bir aktivite yapıyoruz.Bir gün evin yakınındaki zıp zıpa gidiyorsak bir diğer gün uzak parka gidiyoruz.Bir kaç gün önce de Pınar Mahallesindeki Engelsiz Parka gittik.Ben bu parkı çok seviyorum.





Parkın her yeri fotoğref çekmeye çok elverişli.Fotoğraf çekme işinin yaşamaya engel olmaması için bir kaç poz sonrasında makinayı kapatıyorum.Bu fotoğraflarda en hoşuma giden şey ise Duru'nun sakızı oldu:))

İki sakızı birleştirip çiğniyor sıpa:) Sakızı ağzından büyük:)




16 Nisan 2015 Perşembe

Dün


Dün kötü bir gündü.Bir hırsızlık olayı oldu evimizde.Temizliğe gelen hanım bakıcı teyzenin parasını çaldı ve yakalandı.İtiraf edene kadar oldukça zorladı, ben iş yerinden takip etim durumu ve inanın onun almadığına ben bile inanmıştım ki çözüldü ve parayı iade etti.Duru bu süreçte çok ekilendi, yavrum çok ağladı,çok korktu.

Murat Duru'ya moral olsun diye eve üç tane civciv getirdi.Üçü de simsiyah olan civcivler Duru'yu çok mutlu etti.Ölecekler diye aklı çıkıyor , üzerlerine titriyor.Civcivlerin büyüyüp tavuk olmaları da beni endişelendiriyor.Kim evinde üç tavuk bakar ki?! Biraz büyüdüklerinde Ekotepe'ye yollarız muhtemelen.Bakalım.

Akşam kayınvalidemleri yemeğe çağırmıştım.Menüm : Bulgur köfteli çorba, et sote, bulgur pilavı, zeytinyağlı pırasa, peynirli börek, brokoli salatası ve mevsim salatası şeklindeydi.Tatlı olarak da aşure yapmıştım.

Yemekten sonra sohbet ettik, civciv sevdik zaman nasıl geçti anlamadım.Kayınvalidemlerin dün akşam gelmiş olmaları da yaşananları unutturması açısından çok iyi oldu.

Yine de canım sıkkın tabi.

13 Nisan 2015 Pazartesi

Duruca



Akşam eve dönüyoruz arabadayız.Duru bana dönüp sordu:

-Anne dayımın düğününde ben gelinlik giyeceğim değil mi?

-Evet kızım.

-Düğün abi (damat) kim olacak?

-Dayın.

Sessizlik sonra fısıldayarak:

-Anne yani ben da.yımla mı evleneceğim?

Ben şok içinde:

- Hayır tabi ki! Dayın gelinle evlenecek.Sen sadece gelinlik giyeceksin o da istersen.Ben dayımın düğününde gelinlik giymiştim ve çok hoşuma gitmişti senin de hoşuna gider diye böyle düşündüm.

-Gelin kim peki?

-Henüz yok ama dayın biriyle tanışıp evlenmek istediğinde o kişi senin yengen ve düğündeki gelin olacak.

Bir süre düşündü sonra:

-Düğün bitince sen nereye gideceksin?

-Eve

-Babam?

-Eve

-Ben?

-Eve tabi ki.

Kuzum emin olmak istiyor.Düğünden sonra hala bizimle yaşayacak mı yaşamayacak mı:)))

Kardeşimin henüz bir sevgilisi bile yok ama biz onun düğünün için planlar yapıyoruz.Öylesine eğlencesine.Annem bana dayımın düğünün için yengemin gelinliğinin dikildiği moda evine küçük bir gelinlik diktirtmişti.O kadar sevinmiştim ki.Nişanda nişan elbisesi, düğünde gelinlikle koşturup durmuştum.

Kızım da prenses elbiselerine, gelinliklerine meraklı diye , hoşuna gitsin diye dayının düğününde sana da gelinlik diktiririz demiştim.Ki zaten evde babaannesinin aldığı bir gelinlik var, giyip duruyor.

Ben bu konuşmaları kızım üzerinde böyle bir etkisi olabileceğini hiç düşünmezdim.Cidden çok dikkat etmeme rağmen yavrum ne kadar endişelenmiş!

Hem çok güldüm hem de çok üzüldüm.Hoşuna gider diye söylediğim bir cümle onun küçük iç dünyasında ne büyük korkulara sebep olmuş.





Havadan sudan


*İş yerinde bir arkadaşım ufak tefek estetik müdahaleler yaptırıyor kendine.Ve gerçekten giderek güzelleşti.Geçen gün konuşurken insanlar vücutlarına dikkat ediyor ama yüzlerini ihmal ediyor gibi bir şeyler söyledi.Artık 30lardayız, dikkat etmeliyiz falan dedi.Ben de bir gaza geldim, bakım yapayım, elmacık kemiklerimi doldurtayım, yok göz altlarımı aldırtayım falan derken sonuçta yıllardır doğuştan iç kısımdan eğri olan ve nefes alamama sebep olan burun kemiğimi bile düzelttiremediğim aklıma geldi.Resmen konuşmamdan belli bir sorun olduğu ve ağzım açık uyuyorum ama dışardan bir yamukluk yok gibi durduğu için ameliyat falan olmuyorum.Bu ben dolgu yanak düşlüyorum öyle mi:))

Sonuçta bana en uygun bakımın/ değişikliğin gözlerimin üstüne kalıcı makyaj yaptırmak bir de ipek kirpik taktırmak olduğuna karar verdim.Yaşlılık psikolojisi demeyin ciddi ciddi aklıma yattı bu fikir.Bakalım.

*Haftasonu ev bakarak geçti.Aslında bir ev bulduk ve beğendik de.Hatta ben evi aklımda döşedim bile ama son anda bir takım pazarlıkta anlaşamama durumu oldu.Çok yakınız aslında birbirimize ama ortada buluşamayacağız gibi görünüyor.Bir kez daha bakalım diyoruz.

Duru'nun okul işi de aynen ev konusu gibi beklemede.İğrenç hissediyorum bu konuda da.

*Tüm bu arafta kalmaların arasında hayat devam ediyor.Kararsızlıklarla boğuşurken bir yandan deli gibi bir hızla kitap okuyor, kek pasta pişiriyor, evden atılacak eşyaları listeliyorum.

Şu hayatta en sevdiğim şeylerden biri evde ya da hayatımda fazla olan şeyleri birilerine vermektir.

Bir siyah pantolon almışsam evde duran bir siyah pantolon mutlaka gitmeli.Gidecek durumda siyah pantolon yoksa zaten neden siyah pantolon alayım di mi? Benim ortaokuldan kalma pantolonlarım, gömleklerim bu yüzden yok.Altı ay kullanmadığım her şeyi veririm."Dolapta beklesin ne olacak ki" diyemiyorum.Sanki her bir fazlalığı sırtımda taşıyor gibi hissediyorum.

Şimdi önümdeki ilk hedef oturma odasındaki koltukların altındaki ıvır zıvırlar, sonra Duru'nun oyuncakları,balkon dolabındaki kutuların içleri (ne var onlarda!?) ve en önemlisi Murat'ın kıyafetleri.

Evdeki birikimin başlıca sebebi olan kocamla en büyük tartışma konumuz bu "attın, atmadın" olayı.O bir kutuyu eve getirip bir yere koymayı ve unutmayı doğallaştırmış bir insan.Yıllar sonra kutu çürüyene kadar tekrar bakmasa bile biri(ben) el atıp "bu kutuda ne var?" dediğimde kaplan kesiliyor.Kutusunu savunmak için saldırıyor, suçluyor vs.O kutu hayatının amacı oluyor.Tabi ben bir şekilde kutudan kurtulduğumda bir süre sonra sakinleşip doğru olanı yaptığımı anlıyor.Bir sonraki kutuya kadar:))

Evde bir dolap var yemin ederim senelerdir kapağı açılmamış ama içerisi ağzına kadar Murat'ın eşyaları ile dolu.Nedir onlar, neden oradalar bilemiyorum.Hadi onların yeri var , hadi adamın özel hayatı diye müdahale etmiyorum ama bir taşınma durumunda o dolabı da yok edeceğim.Ben minimal bir insanım hayatta en sevdiğim kitaplarım bile zaman zaman beni rahatsız ediyor, en sevdiklerimi bile biriktiriyor olmaktan huzursuzum.Bir de kocama bakın:)

Fotoğraftaki gibi gülerek yazdım tüm satırları.Her zaman hayattaki en sorunlu anlara dahi gülerek bakabilecek bir ruh hali diliyorum kendime de bunu okuyan herkese de.Çünkü cidden sorun dediğimiz her şey aslında sonsuz bir evrendeki döngünün içinde anlamsız kalıyor.Allah sağlık versin, huzur versin gerisi boş.





10 Nisan 2015 Cuma

Pazar: Arkadaşlarla güzel! ve Cuma: İşte yeni haftasonu geldi bile:)



Pazar günü arkadaşlarla kahvaltıda buluştuk.Sultan ,Mehmet ve çocukları ile EkoTepe'ye gittik.Çok doğal bir çiftlik ortamında kahvaltı ve yemek yemek mümkün.Bir emeklilik hayalinin gerçeğe dönüşmesi hatta büyüyüp bir işe dönüşmesi burası.Biz çok seviyoruz, Duru da hem parkı hem de içinde bulunan hayvanlar sebebiyle bayılıyor.Tavşanlar, maymunlar, atlar, eşekler,inekler..

Ne yense sağlıklı olduğu için, çiftlikte yetiştiği için ben de çok mutlu oluyorum.

Bu gidişimizde maymunun yerinde olmadığını gördük.Duru çiftliğin sahibine "maymun nerde?" diye sorunca adamcağız bir süre düşündü ve "maymun bugün izinli" dedi.Ne şirin bir cevap! Maymunun öldüğünü ben sonra anlattım gerçi.Ama o anda Duru'ya bu şekilde söylemesi çok hoşuma gitti.

Kahvaltıdan sonra Mehmetlerle ev baktık.İki üç ev gezdik beraber sonra Mehmetlere gidip bir kahve içtik.Sonra Murat spora gitti bizi de eve bıraktı.Evde bir sürü iş yaptım.Duru'ya kemik suyuna çorba yaptım, artan kemik suyunu dondurucuya kaldırdım, sonra üstüne bir de sütlaç patlattım.Akşama da kısır yemek istiyorduk, malzemeleri hazırlarken Murat aradı.Gül Ablalarla balık yemeye gideceğimizi söyledi.

Hemen hazırlandım tabi! Bana sadece gezme diyin ayakkabım elimde kapıya dikilirim:) Balıkçıya biz önden gittik, meze siparişini verip beklemeye başladık.Aşağıdaki fotoğrafta Durumun göbeği ve bebeği de çıkmış:)






Güzeller güzeli Gül Ablam ve ben:



Duru tam bir fotoğraf tutkunu.Onun fotoğraflarını çekmek şu şahane pozları yüzünden tam bir zevk.Defne ise...hım... bir tane düzgün fotosu yok diyebilirim.Ne zaman foto çekecek olsam bir değişik yüz ifadesi yapıyor.Burada da suratı sallandırmış:)



Sonra makinamı Defne aldı ve bizi çekmeye başladı.İşte bunun adı da misilleme dostum:)


Neyse sonrasında da bu şahane pozu çekti Defne.Daha dün doğmuştu bu çocuk ne zaman büyüdü de fotoğraf çeker oldu !


Babalar ve Defne.


Son iki poz da Defneme ait.Birinde Duru diğerinde de Duruşun ayakkabıları.Ben her ikisini de çok sevdim.Mekan süslemeleri, çiğ balıklar gibi bir sürü fotoğraf daha çekmiş ama onları sildim:))





Ve işte yine bir cuma günü.Bu hafta çok yoğun geçti, bir gün izinliydim,işler yoğundu falan.Nasıl Cuma oldu anlamadım.

Bugün çok yakın bir arkadaşımın doğumgünü.Kutlamak için öğlen arası hep beraber yemeğe gideceğiz.En sevdiğim hamburgerciye:) Neyse ki iki marul arasına yaptıkları light burgerler var yoksa binbeşyüz kilo falan olurdum herhalde:)

Bu haftasonu yine ev bakma durumları olacak sanırım.Bir gaza geldik ki sormayın.Bir de yakın arkadaşlarımız da işin içine dahil olunca whatsapp dan yazışmalar, filan evi gördün mü, filan sitenin yüzme havuzu, ay giyinme odası falan diye diye iyice heveslendik.Bu hevesler özellikle bu aylarda çok sık geliyor bize sonra aman en güzeli bizim kendi evimiz diyor vazgeçiyoruz genelde:) Bakalım:)Duru ev bakmaya gideceğiz diyince gözlerini kocaman açıp 'hayııır' diye bağırıyor , ne kadar çok ev gezdiğimizi siz düşünün:))

Cuma link vermeden olmaz diye size çok eğlendiğim bir yazı ile veda ediyorum.İyi haftasonları!



Hakkımda

Bir anne, bir baba ve bir de çocuk.Aşk dolu, neşeli ve eğlenceli bir hayat umuduyla..