12 Haziran 2015 Cuma

Cuma!


Adana'ya ailemin çok yakın bir üyesi taşındı.Aslında kim olduğunu söylesem "çok da yakın değilmiş "dersiniz çünkü kan değil evlilik yoluyla akrabayız ama o kadar eski ve sevgi dolu bir bağ ki bu ben onu yakın bir akrabam olarak kabul ediyorum.

Yıllar önce ben küçük bir çocukken o tıp fakülesinde okuyordu.Anneannemlerin yan evindeki ablasını ziyarete gelmişti.Rahatça TUS çalışsın diye ablası falan evden gitmişti.Ama işte S. Abla gece evde tek kalamıyordu.Annemden benim gece onla kalmamı rica etmişti.

Benim annem de bu çocuk yetiştirme konularında bir tür Nazi subayıdır.O yemek yenecek, erkenden yatılacak, sınavdan hep 100 alınacak! Aç olup olmaman, uykunun gelip gelmemesi önemli değil kural neyse uyulacak.Şimdi Duru'ya öyle yumuşak davranıyor ki şaşırıyorum.

Neyse işte annem elbette S. Abla ile kalmama izin verdi ama benim yine uyku saatim olan 08:00de yatmam şartıyla.Tamam dedik anneme, annem her akşam gelip benim uyuyup uyumadığımı kontrol etti ama biz S Ablayla sabahlara kadar sohbet ettik, konuştuk, gülüştük. Annem kapıyı çaldığında ben hemen yatağıma koşar uyumuş gibi yapardım annemin teftişi bittiğinde S Abla gelip gitti diye haber verirdi:))

Sonra ben ortaokuldayken onu tıp fakültesinden Adanalı bir sınıf arkadaşıyla evlenmesi gündeme geldi.Annem, babam ve biz çocuklar gidip aileyle tanıştık.Annem S. Ablamın babasına ilk izlenimlerini söyledi sonuçta evlenmeye karar verdiler.Adana'daki nikah için S. Ablamın ailesi geldi, biz de gittik.Çok güzeldi.

Sonra yıllarca farklı yerlere tayin oldular, en son uzun süre Ankarada yaşadılar sonra da ani bir kararla tası tarağı toplayıp Adana'ya yerleştiler.

Geçen cumartesi onlara hoşgeldine gittik.Çocukları kızımla oynadı, biz beraber lezzetli ikramları yiyip sohbet ettik.Saatler nasıl geçti anlamadım.Eylül'de beraber spiritüel bir eğitime katılmaya karar verdik falan.Artık burada oldukları için çok mutluyum!

Ve gelelim bu cuma yazısının "sevdiğim linkler" bölümüne:

Karın kası nasıl yapılır?

Eski lastik diyip geçmeyin. Benim en sevdiğim olan 7. sayfadan verdim linki:)

Çocuklara güvenmemek için 21 neden:)

Herkesin gördüğünde ne olduğunu anlayacağı tepkiler :)

Bu haftasonu kocaman bir arkadaş grubuyla kahvaltı planımız var.Cumartesi de üniversiteden çok sevdiğim bir arkadaşımla görüşmeyi planladık, ama çok muallak bir plan:) Bunların dışında yaz geldiğine göre açık havada bol bol zaman geçirmek, hiç bir şey yapamazsak balkonda oturmak bile yeter:)

10 Haziran 2015 Çarşamba

Bu hafta ben..



Yine bir kahvaltı fotosuyla başlıyor yazım.Bu kez kocamla birlikte Mersindeyiz.Haftaiçi ve ben görevli olarak Mersindeyim, Murat'ın da işi olunca beraber geldik.

Mersin'e bazen ben trenle tek başıma geliyorum , uzun uzun kitap okuyup tren yolculuğunun tadını çıkarıyorum ama Murat'la beraber gelmek her zaman favorim.

Çok erken gelmişiz ve işe gitmek için bol zamanım var.Beraber deniz kenarında açık büfe bir kahvaltı yaptık.Murat tam otururken tabağının bir kısmını masaya döktü ve bu görünenden başka birer tabak daha aldık!{yuh} Öyle çok yemişiz ki ikimiz de öğlen yemeği yemedik.

Akşama da kayınvalideme davetliydik ve orada da oldukça çok yedim:)

Bana özel, Murat'a özel ve Duru'ya özel yemekler yapılmıştı ve ben herkesin özelinden yedim.Benim özelim bakla dolması, Murat'ın ki yağlı ve Duru'nunki de köfte, bulgur pilavıydı.

Bu yazdıklarımdan da anlaşılacağı gibi bu ara bir kaç kilo aldım.Yine diyete başlıyorum.Kahrolsun nutella!

Yaz mevsiminin gelişiyle daha mutlu hissediyorum kendimi.Gün hemen bitmiyor, hava sıcak, güneşli ama Adana'nın çöl sıcakları gelmedi.{henüz!}

Akşamları balkonda yemek yiyoruz ve sonrasında da balkonda çay içiyoruz.Biraz oyun, biraz kitap okuma, bazen banyo sonrası erkenden yatağa giriyoruz.Uyumadan önce mutlaka bir kitap daha okuyor Duru ve bazen de ıpadden bir şeyler izliyor.

Onu uyuttuktan sonra ben uzun uzun kitap okumaya devam ediyorum.Bu ara çok kitap okudum ve daha da okuyacağım bir sürü güzel kitabım var.

Ama özellikle haftasonları çok kıymetli.Hem kendi başımıza hem arkadaşlarla bir sürü planlar yaptık, hayaller kurduk.Bir haftasonu uçakla Trabzon'a gidip araba kiralayıp çevre illeri gezmek istiyoruz, bir haftasonu Gaziantep'e hem oradaki arkadaşlarımızın yeni doğan bebeğini kutlamak hem de hayvanat bahçesini tekrar gezmek için gitmeyi planladık.Birkaç haftasonu da Mersin otellerinde kalmak benim kişisel favori planım.Bakalım.

Tüm planlarımızın gerçek olduğu upuzun, güneşli ama çok terletmeyen güzel bir yaz diliyorum!





Arkadaşlarla...


..kocaman masalarda yenilen kocaman yemekleri seviyorum.



9 Haziran 2015 Salı

Sağlıklı, ev yapımı, şekersiz dondurma


Yaz geldi!Yaz demek deniz demek, kum demek, güneş demek ve elbette dondurma demek! Hele de çocuksanız.Ben Duruya mümkün olan en doğal dondurmaları yedirmeye çalışıyorum.Hazır paketli dondurma olarak sadece Atatürk Orman Çiftliğinin dondurmasını yedi.Adana'da da boyasız, katkısız dondurma yapan yerleri tercih ediyoruz genelde.

Ama en doğal dondurmada bile şeker var.O yüzden hiç bir zaman kızım dondurma yediği için mutluluktan havalara uçmadım.Sonra portakal ağacı sitesinin tatlı yazarı Hatice yıllarca verdiği enfes tarifleri bir kenara atıp doğal beslenmeye yöneldi.Eskiden de sitesine bayılırdım ama şimdi o kadar bana hitap ediyor ki!

Pek çok tarifini çok beğendim ama bu tarifini kendimce uyarlayıp denedim.Ve sonuç mükemmel!

Size güvenle önerebilecek kadar lezzetli, çocuğunuza gönül rahatlığıyla yedirebileceğiniz kadar doğal ve hatta yesin diye ısrar edebileceğiniz kadar faydalı.



Benim dört kalıbım var.Bunun için bir muz, altı yedi çilek, 1 yemek kaşığı kakao, 1 tepeleme tatlı kaşığı bal ve yarım çay bardağı süt yeterli oluyor.Tümünü rondoya koyuyor ve bıztlıyoruz:


Bu sulu karışımı dondurma kalıplarına koyup dondurucuya atıyoruz.Donunca da çıkarıp afiyetle yiyoruz.Başka meyvelerle de denenebilir.Ben şeftali ile de yaptım ama en beğenilen tarif şimdilik bu oldu.Aklımda karpuzlu, kirazlı bir tad var, bakalım:)

Duru ne zaman çikolata istese dondurma yer misin diyorum.Bayılıyor bu öneriye:) Hatta bazen dondurma ister misin diye ben soruyorum;) Hem eğlenceli, kafa dengi bir anneyim hem de çocuğa zararlı bir şey yedirmiyorum ;P

8 Haziran 2015 Pazartesi

Son dönemde biz ..

Yazacak çok şey birikti ve elbette uzun bir döneme ait anıları yazdığım için yazmayı unuttuğum pek çok şey olacak.Buraya yazmadığım her anıyı ellerimden kayıp gitmiş gibi hissediyorum.Kızımla ve Murat'la yaşadığım her saniyeyi kaydetmek istiyorum aslında.Bu blogun en sadık okuru muhtemelen benimdir.Dönüp dönüp okuyorum bazı yazılarımı:) Ama unuttuklarıma hayıflanmak yerine en azından hatırlayabildiklerimi yazmak lazım.

Bu aşağıdaki fotoğraf sıradan bir kahvaltı gibi görünüyor ama baktıkça Duru'yu okula yazdırdığımız günü anımsayacağım.Evet! Duru'yu okula kaydettik.Yihhu, yuppi, oley!




Çok fazla okul gezmedik.Bir kaç anaokulu bir iki de özel okul gezdik.Daha önce düşündüğüm pek çok okulu 'uzak' olması sebebiyle eledim.Çocuk sonuçta dört yaşında abartmaya gerek yok diye düşündüm.Aslında iş yerinde çok sevdiğim bir arkadaşım var bu okul konularını çok önemsiyor ve önemsediği kadar da araştırıyor.Tüm okulları geziyor, hemen herkesle görüşüyor, öğretmenler, sistemler, müdürler, mutfak dersleri, havuzunun klor oranı vs vs.

Onun bu tavrı karşısında kendimi çok ilgisiz bir anne olarak hissediyordum.Tam gaza gelme aşamasındayken iş yerindeki sevgili arkadaşlarım beni sakinleştirdi.Çocukları lise yaşında olan anne ve babalar bana daha sakin olmamı çünkü çocuğun henüz DÖRT yaşında olduğunu hatırlattılar:)

Sonuçta abartmamaya ve ilk görüştüğümüz içimize sinen okula kaydetmeye karar verdik.Evimize yürüyüş mesafesinde, çok köklü bir okul.Anaokulu müdiresi de çok hoşumuza gitti.Ciddi ve güven veren bir hanım.

Kayıt için sabah 08:30da randevu aldık.Sabah her zamanki saatimiz olan 07:30da evden çıktığımız için önümüzde bir koca saatimiz vardı.Kahvaltı etmeye karar verdik.Daha önce uğruna ta İskenderunlara gittiğimiz Petek Pastanesi ayağımıza gelmişken denememek olmazdı:)

Kahvaltı harikaydı! Murat'la okul stresinin bitirecek olmanın huzuruyla uzun uzun kahvaltı yaptık.Sonrasında da okula gittik, Duru'nun yaş grubu öğretmenleriyle tanıştık.Daha önce ön araştırma yapmıştım, iş yerinde aynı okula gönderen yaşıt çocuğu olan arkadaşlarımla görüşmüştüm.Bütün öğretmenler mükemmeldi.Ben zaten bir öğretmeni değerlendirmeyi haddim olarak görmüyorum ama tanışmış olduk diye düşündüm.

Sonuçta hepsi çok cici ve eğitimli olan öğretmenlerden sınıfı birinci katta ve tam müdire hanımın odasının karşısında olan öğretmeni seçtik.

*Yine günlerden bir gün Murat ve Duru ile yürüyüş yaparken Duru uyuyunca yeni açılan bir hamburgerciyi denemeye karar verdik.En iyi balıkçıyı bulma sonrası en iyi hamburgerciyi bulmayı da deneyebiliriz.{Ki aramızda kalsın ama kesinlikle hamburger denemek çok daha lezzetli!}



Ben yine her zamanki gibi ekmeksiz hamburger söyledim.Marulların içine köfte koymak hamburgerin lezzetini azaltmıyor ama karbonhidrat oranını çok düşürüyor.Ve yanındaki patatesi yesen bile toplamda 30 ünite falan almış oluyorsun.



Duru hamburgerlerimiz bitene kadar uyanmadı ve yemeğimizi zevkle yedik.Üstüne üstlük ona da eve gelince ev köftesi yapmak kendimi çok daha iyi hissettirdi.Ortam da hamburgerler kadar şıktı.Ama daha eski favori mekanım olan klasik mekanımız hala bence en iyisi.Yine de denenecek iki hamburgerci daha var, fikrim her an değişebilir:)



*Arkadaşlarımla kocaman bir kahvaltı organizasyonuna katıldım.Herkesin meslektaş olması sebebiyle en azından bir merhabam olan yüzlerce kişi.Kahvaltı sıradandı, ortam çok güneşliydi ama Duru'nun şu mutluluğu - elindeki pamuk şekerin beni rahatsız etmesine rağmen -herşeye değerdi!





Eskiden palyaçolardan, reklam için giyinmiş kostümlü insanlardan korkardı.Hem de delice korkardı.Şimdilerde ise el ele tutuşup dans ediyor:)


Sırada bir tarif yazısı, bir kaç kitap yazısı var.Kitap yazılarım o kadar birikti ki bazı kitapların konusunu hatırlamak için D&R sitesinden destek alıyorum:))

Yakında görüşmek üzere..

Çok yakında..


Çok yoğun olmamama rağmen bloga bir türlü vakit ayıramıyorum.İşten geldiğimde parkta bulduğum kızımla saat 19:00a kadar sokaklardayız sonrasında da yemek yiyor, çay içiyor,bol bol kitap okuyor ve genelde balkonda oturuyorum.

Ama bu akşam bol fotoğraflı bir yazı ile kısa kısa buralarda yokken olanlardan bahsedeceğim.İnşallah!

25 Mayıs 2015 Pazartesi

Son dönem kitapları



Okuduğum kitapları yazma işini oldukça ihmal ettim.Kitap yazılarımın paratntez içinde italik yazılmış olan satırları kitap hakkında ayrıntı vermektedir, okumak istiyor ve sürprizi kaçmasın istiyorsanız parantez içlerini okumayın:) Neredeyse konusunu bile unuttuğum kitaplarımla karşınızdayım bu kez:

Karanlıkta buldum seni: Maggie Young sıradan bir kızdır. Normal bir ailesi, normal bir okulu, normal arkadaşları, kısacası normal bir hayatı vardır. On sekiz yaşına girmek için gün sayan Maggie, artık sıra dışı bir şeyler yaşamak ister.
Clayton Reed ise kasabadaki yeni çocuk.Maggienin hemen dikkatini çekiyor.Çünkü sıradanın dışına çıkan bir yeniliktir bu çocuk.
Ve elbette çocukta bir gariplik vardır.İnsanlarla iletişim kurmamakta, uzak durmaktadır.Maggie'nin çabalarıyla aralarında bir ilişki başlar ve yine Maggie'nin çabalarıyla devam eder.{Çünkü çocuk bipolar.Dolayısıyla bir anı bir anına uymuyor}

Zaman zaman sıkıldığım, Maggie'nin ilişkideki durumu hakkında umutsuzluğa kapıldığım ama sonuçta devamı olursa okurum dediğim bir kitap oldu.

Milyonluk kirli sır: Ayh okurken şiştim.Klişe, mantıksızlık beni bir kitaptan soğutan ne varsa bu kitapta vardı.

Esas kızımızın annesi kanser tedavisi görüyor , para lazım o da kendini satıyor.Bravo! İki yıllığına kadınlarla zengin erkeklerin bir tür anlaşma yaptığı bu tür illegal işleri halleden bir yerle anlaşıyor ve satışta! son anda süper yakışıklı, süper zengin ama kadınlara güvenmeyen! bir adam tarafından alınıyor.Yaşadığı bir olay yüzünden kadın ırkından nefret eden adam sosyal çevresinde bir kadın olsun diye böyle saçma bir işe girişiyor.Aralarında duygu olmayacak yani.Ama daha kitabın ilk bölümü bitmeden bizim kıza sırılsıklam aşık oluyor Ve neden? Nedeni yok:) Ay işte devam kitabını okumak istemeyeceğim bir kitap! Yaşasın.

Tatlı sır: Bu ikisini peşpeşe okudum bir de.Sır sır sır dedikleri de bir şey olsa bari.Bu yazarın daha önce bir kitabını daha okumuştum.Tatlı bela isminde.Blogda bahsetmemiş olabilirim şöyle bir göz attım bulamadım.O kitaptaki Maddox kardeşlerden bir diğerinin hikayesi anlatılıyor bu kez.İlk kitaptaki çiftten de sık sık bahsedilen bu kitap bu açıdan hoşuma gitti.

Trenton Maddox dövmecide çalışıyor ve esas kızımıza aşık.Esas kızın ise bir erkek arkadaşı var ve Trenton'dan etkilense de ilişkisine devam etmek istiyor.Ama çocuk uzakta ve bizim kızla hiç ilgilenmiyor.Bir süre sonra ne kadar uğraşsalalar da bir ilişkiye başlamaktan uzak kalamadıklarını farkediyorlar ama kızı çok rahatsız eden bir durum var.Bu da kitabın sonunda ortaya çıkıyor Bence sonu güzeldi sır gibi bir sırmış cidden.Yazıyorum istemiyorsanız okumayın .


{Kız meğer Trenton'ın abisiyle çıkıyormuş.Bu sebeple Trentonla birlikte olamam diyip duruyormuş.Sonuçta iki kardeş bunu sorun etmedi ve ünlü Maddox kardeşlerin üçüncüsü ile de çok kısaca da olsa tanışmış olduk}


Telepati: Iyh. Son dönemde okuduğum en kötü kitap.Farklı zaman boyutlarından bahsediyor.Yani bir sürü ben var ama hepsi farklı hayatlar yaşıyor.Bir ben çok zenginken, diğeri ölü olabilir, birinin tek kızı varken diğeri beş çocuklu olabilir gibi.Bu farklı boyut olayını delebilen farklı boyutlarda oldukları halde birbirlerini hatırlayan iki çocuk var.İşte bunlar buluşmaya çalışıyor ve bir sürü saçmalık oluyor.Sonu da kötü bence.

24 Mayıs 2015 Pazar

Ev düzenleme: Duru'nun odası


Bu dönem ev düzenlemesine takıldım.Dönem dönem evdeki hemen hemen her eşya bana fazla gelmeye başlıyor.Mesela mutfakta bir iki tencere, iki üç çatal,tabak,bardak harici her şey fazlaymış, anlamsızmış gibi.{Ki zaten öyle.}

Neyse,

Bu düzenleme işinde önce kendi kıyafetlerimi ayıkladım.Dolaplarım o kadar hafifledi ki! Sonrasında balkon dolabına el attım.Belki dört beş koli gereksiz ıvır zıvır attım.Ayakkabılarımı da kışlık yazlık yaparken çok sıkı bir şekilde eledim.Güzel ve kaliteli diye sakladığım ama giymediğim dört çift çizme öyle dolaplarda bekliyordu!

Oturma odasının koltuğunun altındaki dolap, mutfak ve Duru'nun odası da sıradaki düzenlenecek listemdeydi.Duru'nun odası için bir oyuncak dolabı alınca ilk önce onun odasını düzenleyeyim istedim.

Duru'nun abartılı sayıda oyuncağı yok aslında.Ben çok fazla almıyorum.{Abartığım konu kitapları:)} Ama etraftan, anneanneden , babaanneden gelenlerle oldukça yüklü bir oyuncak yığını oldu.

Tümünü pembe bir kapaklı plastik kutuda tutuyordum.Bir kısımı da odasındaki dolapların içindeydi.Ikeadan aldığımız dolapla oyuncakları sınıflandırarak toplama şansımız oldu.

Ankaradan geldikten sonra o yorgunluğumuza rağmen Murat yeni aldığımız dolabı kurdu.Ben sepetlerini yıkadım,kuruladım.Sonra Duru'yu çağırdım ve birlikte odasındaki tüm oyuncakları yere döktük.Ses çıkarmayan hayvanlar, ses çıkaran hayvanlar (masal anlatan Aslan, GoGo köpek vs), su oyuncakları,ses çıkaran oyuncaklar, toplar, küçük bebekler, büyük bebekler, Barbie tarzı ince bebekler şeklinde gruplamalar yaptık.

Kutu içeriğini de küçük beyaz kağıtlara yazıp kutuların yan tarafına yapıştırdım.Duru "anne ben okumayı bilmiyorum ki" diye itiraz ettiğinde de teyzen sana yardım eder dedim:)

Sonuç böyle derli toplu bir köşe oldu:



Sonra kitaplarına el attım.Araya karışmış dergileri, artık yaşına küçük gelen kitapları ayıkladım.Cemile serisini ayırdım.Küçük kitapları boylarına göre düzenledim.Geri kalanları ve kocaman kapaklı kitapları da yukarı koydum.İki üç ellenmemiş dergi ve defteri de ön kısma yerleştirdim.Düzenleme yaparken amacım kitaplarına kolayca ulaşabilmesi ve yine okuduğu kitabı yerine düzeni bozmadan koyabilmesi idi.İşte sonuç:



Bu arada bu düzenleme konusu Duru'nun o kadar hoşuna gitti ki ben bir şey söylemeden o da bir köşede oyuncak mutfağını düzenlemeye koyuldu.İşte sonuç:


Şifonyerin üstüne yeni aldığımız gece lambasını yerleştirdik.Bu lamba Duru'yu en mutlu eden şey oldu.Çok gençkızvari:)) Sonrasında şifonyerin üstünü çok değiştirdim ama  elimde  lambanın ilk kurulduğu ana ait  bir fotoğraf var sadece :




Bu da Duru'nun odasının en sevdiğim bölümü.Bulut yastıklar ve küçük pembe kuşlar.Özgür bir yatak:





Ela 3 yaşında!


Ela'mızın 2 yaş doğumgünü daha dün gibiyken bugün 3 yaşına girdi:)Zaman su gibi akıp geçiyor.Sağlıkla, huzurla, mutlulukla geçsinden başka dileğim yok.

Deniz, partiyi yine evde yaptı ve organizasyon yine çok harikaydı.Evde parti cidden çok zahmetli ve yorucu ama daha samimi bir hava oluyor.Çocuklar oturma odasını o kadar çok dağıtmıştı ki şahsen benim moralim bozuldu:)Ama tüm misafirler birbiriyle bir şekilde muhabbet kurdu, tanıştı, sohbet etti.Çocuklar birarada oynadı, kaynaştı.

Bu masa harici fotoğrafını çekmediğim bir masa daha vardı ve üzeri, sarımsaklı köfte, börekler, humus, zeytinyağlı sarma, tuzlu kek,acılı ekmek, fava ve daha sayamadığım bir sürü lezzetli yiyecekler doluydu.

Pasta bu sene bir baykuştu.Ela da tütüsüyle ve bezli po.posuyla çok şirindi.Benim Duru'mda tüllü eteği ve üzerine giydiği karpuzlu tişörtüyle pek sevimli olmuştu.Bu yaşlarda bir etek, topuklu ayakkabı,makyaj kısaca bir süs püs hevesi oluyor:) Bu eteği dün Ela'ya hediye alırken Zaradan aldım ve kızımın mutluluğu görülmeye değerdi.Tüllü eteğiyle yatmak isterse hiç şaşırmam:)


Bu seneki doğumgününün "resmi fotoğrafçısı" bendim.Geçen seneki fotoğraflar o kadar çok beğenilmişti ki bu sene aileden kimse fotoğraf çekmekle uğraşmadı.İçeri girdiğimde herkes "hah fotoğrafçı da geldi" diye karşıladı beni:) Bir sürü fotoğraf çektim, Ela'yı annesiyle, babasıyla, dedesiyle, anneanne ve babaannesiyle bir sürü kez fotoğraflarken bir ara balkondan bana seslenen sevgili Murat onu da çekmemi istedi.İyi ki de istemiş, o kadar çok sevdim ki bu pozu anlatamam:


Kalabalık fotoğrafların arasında Gül Abla ve Duru'yu da fotoğrafladım.Gül Ablamın güzelliği kalp ben:


Çok çok güzel bir gündü.Her anından çok keyif aldım.Allah tüm çocuklara sağlıklı, mutlu, hayırlı bir ömür versin inşallah.Ela'nın nice nice yaşlarında hep beraber olmak dileğiyle aşağıda bakmak isterseniz bu güne ait bir sürü fotoğraf var:








22 Mayıs 2015 Cuma

Cuma



Bugün cuma.Çok mutlu olmam gerekir ama ben kendimi çok buruk hissediyorum.

Üniversite için İstanbul'a gittiğimde  annemle babamın üniversiteden sınıf arkadaşları V. Amca'nın eşi J.Teyze bana çok yardımcı olmuştu.Tesadüfen onlara çok yakın bir ev almıştık ve  bana resmen kol kanat germişlerdi.

Kurban bayramlarında vizeler sebebiyle eve dönemezdim ve onlar bana kurban eti getirirlerdi.J.Teyze benim etim var demem rağmen illa kurban eti yiyeyim diye ısrar ederdi.Deprem dönemi bizim ev 1. kat kendi evleri en üst kat diye bir gece beni evinde yatırmıştı "kızım o evde sen tost olursun" diyerek:) Oğlunun sünnetine beraber hazırlanmış, harika bir sünnet düğününe onlarla birlikte ev sahipliği yapmıştım.

Çok güzel ve havalı bir kadındır.O kadar ki ben üniversite öğrencisi bir çıtır olmama onun ise annem yaşında olmasına rağmen sokakta beraber yürürken tüm başlar ona dönerdi.Çok zevkli bir kadındı ve çok ucuza harika giyinirdi.

Hastalık hastasıydı.Çok gülerdim bu durumuna.Daha ne filmler çektirdi, ne tahliller yaptırdı anlatamam size.Anneme bir keresinde beynimde üç tane ur tespit edildi demişti.Annem tüm gece ağladı ertesi sabah aradığında J. Teyzenin gezmeye gittiğini öğrenince şok olmuştu.Yumurtalıklarında , belinde zaman içinde urlar tespit edildi:) ! Bir süre sonra kimse inanmaz ve aldırmaz olmuştu.

Bu yüzden annem arayıp da J. teyzemin 4. evre mide ca olduğunu söylediğinde şok oldum.İnanamadım.Şimdi de onu telefonla arayamıyorum.Arayıp sesinin duymak , konuşmak istiyorum ama bir türlü olmuyor.Bir türlü elim telefona gitmiyor.

Bu ruh halini dağıtmak lazım elbette.Hayat böyle bir şey çünkü.Hepimiz ölecek olmamıza ve bunu bilmemize rağmen neşe içinde yaşamaya devam ediyoruz.

Dünya hakkında daha iyi hissettiren 24 fotoğraf.

Kadın olmakla gururlanmamıza sağlayan 10 ünlü kadın.

Çilekli ve ıspanaklı bir salata.

Fotoğraf düzenleyen en iyi 7 app.

Kolay sarımsak soyma metodu.

Saçlarımı kestirdim bu sebeple kısa saçlar için örgüler ilgimi çekiyor.Uzunken çok ördün de kısası mı kaldı demeyin:) bir göz atın.

Bu hafta Ankaradaki coşmalarım sebebiyle dikkat ediyor olmasam mutlaka yapıp yiyeceğim bir tarif.Siz yapın bari:)

Biz bu haftasonu bir doğumgünü ve bir meslektaş kahvaltısı dışında plan yapmadık.Bakalım.Sağlıklı, mutlu, huzurlu bir haftasonu diliyorum hepinize.


21 Mayıs 2015 Perşembe

Son dönem kitapları




Teryüz: Kahramanımız okulun en yakışıklı çocuğuna aşık çirkin bir kız.Gözlüklü, diş telleri olan, kırmızı saçlı anne ve babasının yıllar sonra, hiç ummadığı anda doğan sevgili kızları.Çirkinliği aslında çocuk çirkinliği, annesinin bir konuşmasından kendi kendine vardığı bir sonuç. Çirkin olduğunu düşünüyor ve kendini çirkin olarak tanımlıyor ilerde güzelleştiğinde bile bunu farkedemiyor.Çirkin olmanın dışında çok akıllı, çok insalcıl ve doğuştan kas hastalığı olan kuzeniyle (teyzesinin oğlu) birlikte büyüyor.Teyzesinin kocası okulun güreş takımının kaptanı ve aşık olduğu çocuk da güreş yıldızı.

Sonra kızımızın çok yakın bir arkadaşıyla bu yakışıklı arasında bir ilişki başlıyor ama arada yazılan mektupları hep bizim çirkin kızımız yazıyor.İkili arasında çok hoş bir mektuplaşma başlıyor.Çocuk mektupları yazan kişi ile çıktığı kızın aynı olmadığını anladığında çok tepki veriyor.

Okuldan mezun oluyorlar, parlak güreş kariyeri nedeniyle yakışıklımızın hangi üniversiteye isterse gidebileceği kesin ama o ok farklı bir yol seçiyor ve orduya giriyor.Üstelik kasabadan beş yakın arkadaşını da ikna ederek.Irak'a gönderiliyorlar.Ve oradaki görevin bitmesine çok az bir zaman kala bir bomba patlıyor ve bizim yakışıklı hariç diğer çocuklar ölüyor.Bizim yakışıklı da artık yakışıklı değil.Yüzünün yarısı korkunç durumda.

Bu şekilde kasabaya dönüyor ve her şeyin tersyüz olmasıyla baş etmeye çalışıyor.

Çok sevimli, naif, insanın içini ısıtan bir kitaptı , beğenerek okudum.Ana karakterler harici diğer karakterlerin de güzel tasvir edilmiş olması ve onların hikayelerinin de anlatılması, her bir hikayenin en az ana hikaye kadar etkileyici olması kitabı çok sevme sebeplerimden.Konunun ortada kalmaması, sonunun güzel olması, hikaye örgüsünün mantıklı ve sürükleyici olması sebebiyle de bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum.

Gözlerini sımsıkı kapat: Ünlü dedektifimiz David Gurney'in yeni bir macerası daha.Bu kitapları doğru sırayla okumadığım için dedektifin kişisel hikayesi biraz karıştı benim açımdan ama çok da önemli bir ayrıntı değil bu yani siz de her kitap anlatılan olay açısından birbirinden bağımsız olduğundan her birini farklı zamanlarda da okuyabilirsiniz.

Dedektifimiz bu kez düğün günü kafası palayla kesilerek öldürülen bir gelinin cinayetini çözmeye çalışıyor.İşin içinde çocuk tacizi de var, uluslararası mafya da var.Sonu nispeten sürpriz ve bu serinin hemen her kitabı çok güzel olduğundan okumanızı tavsiye ediyorum.




Eksik parça: Mara Dryer isimli bir kız arkadaşlarıyla birlikte gittiği bir eski binanın çökmesi üzerine yaralı olarak kurtulduğu bir kazanın ardından ailesiyle birlikte Miamiye taşınır.Burada çok yakışıklı bir çocukla tanışır. Bir yandan  kendi ruh sağlığı ile ilgili problemlerle uğraşırken bir yandan da olagelen garip olaylarla uğraşmaktadır.

Kendinin bir gücü olduğunu keşfeder ama bu istemediği bir güçtür ve bu gücün sonucunda olan olaylar sebebiyle ruhen çok yıpranmaktadır.Yakışıklı çocuğun da bir gücü vardır ve sanırım bu güç bizim kızımızın gücün antidotu gibi bir şeydir.

Devam kitaplarını almak isteyeceğim güzel bir kitaptı.

Tüm kitap yazılarım için buraya, 2015 yılı kitap yazılarım için buraya.

20 Mayıs 2015 Çarşamba

Ankara

Bir gün izin alarak dört güne çıkan tatilimiz için Ankara'ya doğru yola çıktık.Temel amacımız dinlenmek ve  ailemizle zaman geçirmek olduğu için hiç stres yapmadan uyandığımız saatte yola çıktık.Her zamanki gibi Pozantı Tünel Restaurant'a uğradık ve kahvaltı yaptık.Manzarası ve havası o kadar güzel ki burada çok basit bir kahvaltı bile şölene dönüşüyor.Bu sefer bizi arka bahçeye aldılar.Mazaramız buydu:


Fotoğrafta görülen ağaçların altında tren yolu var ve nitekim biz kahvaltımızı yaparken bir tren de geçti.Hazır burada kimse bizi tanımıyorken İstanbuldan aldığımız selfie çubuğumuzu da kullanayım istedim.Çok utanç verici bulduğum bu eylemin sonuçları bence oldukça güzel oldu:




Menü oldukça basit : peynir, tereyağı, zeytin, omlet , bal-kaymak, söğüş domates-salatalık- biber.İsterseniz sucuk falan da yapıyorlar oldukça da güzel oluyor biz bu sefer istemedik.






Akşamüstü Ankaradaydık.Annem sofrayı balkona hazırladı.Annemler oldukça yeni bir yerleşim bölgesinde, çevreye çok hakim bir tepedeki bir sitenin en üst katında oturuyor.Dolayısıyla Ankara- en azından bir kısmı- ayağımızın altındaydı:) Menü ; mercimek çorbası,patlıcan kebabı, bulgur pilavı, kuru köfte ve piyazdı.Annem ne yapsa bayıla bayıla yerim zaten:)

Biz gittiğimizde Fatih TUS'u atlatmış olmanın verdiği gazla yine bir arkadaşıyla buluşmuştu, yemeğe yetişemedi.Selfie sopasını etrafta utanacak kimse olmaması sebebiyle bir kez daha çıkardım.Ailece bir foto çekebilmek her türlü rezilliğe de değer aslında:))




Ertesi gün İncek taraflarında daha önce gözümüze kestirdiğimiz bir kahvaltı mekanına gittik.Gittiğimiz 550 kişilik iki mekan da tamamen doluydu.Sığışacak bir tek masa dahi bulamadık.Reddedildiğimiz ikinci yerin önerisi ile gittiğimiz mekan da oldukça güzeldi neyse ki.İncek tarafları aklınızda olsun sayın okur mutlaka gidilmeli.

Burada da tanınmıyor olmanın rahatlığı ile rahat rahat fotoğraf çektik.Tabi biraz acemilik var, giderek ustalaşacağımızı umuyoruz:




Masada kuruyemişler, tahin pekmez, bal-kaymak, zeytin, peynir tabağı, patates kızartması,çiğ börek, söğüş salatalık-domates, omlet, menemen vardı.Menü oldukça zengindi ve mangal seçenekleri de vardı.Çocuk parkına oldukça yakın bir masaya oturmuştuk ve çok rahat ettik.Çocuk parkının üzerine de güneşten koruma için bir düzenek yapılsa daha iyi olurdu elbette ama o kadar kusur kadı kızında da olur sonuçta.


Bol bol alışveriş yaptık.Bu sefer Duru'ya çalıştık.H&M den artık gereksiz boyuta varan bir alışveriş daha yaptım.4-6 yaş seçeneği nasıl olsa iki sene giyer diyerek aldığım çoğu şeyi aslında çok şık ve şirin oldukları için aldım:) Çocuk bölümüne bayıldığım H&M'in büyük bölümü ise maalesef pazar malı görünümünde neredeyse ikinci el gibi duran bir kalitede.Kendime bir çöp dahi almadım.

IKEA'ya da uğradık.Çok az ama anlamlı bir alışveriş oldu.Duru'nun odasına aldığımız bir oyuncak dolabı sayesinde odasının havası tamamen değişti.Eve döner dönmez beklemeden düzenledim odasını ve harika oldu.Bu da ayrı bir yazı konusu:)

Bir gün babamla Duru aşağıya bisiklet binmeye gittiler.Bir ara babamın yanına bir komşu gelmiş ve sohbete başlamışlar.Duru bir süre sonra babama dönüp ben eve gidiyorum dede demiş.Babam komşu ile vedalaşıp arkasından gitmiş.Bizimki geri dönüp "dede eve gitmiyorum amca gitsin diye öyle söyledim" demiş:)) Babam bu hikayeyi on yüz bin kez herkese anlattı."Bu çocuk falan değil canım, koskocaman bir insan" diyordu :)

Bir alışveriş sonrası yine bir doğumgünü kutlaması yapalım istedik ve kimsenin doğumgünü olmadığı için Murat ve Duru bana sürpriz! bir pasta aldılar.Gerçek ve sürpriz olmayan ama çok sevdiğim doğumgünümden:



Bu gezinin bonusu da Duru'yu anneme bırakıp sinemaya gitmem oldu.Harika bir akşamdı, kocam , kardeşim ve ben çok eğlenecektik.uygun olan film de "Niyazi Gül dörtnala" idi.

Eyvah eyvah serisini çok beğenmiştim bu filmde ne kadar kötü olabilirdi ki , Demet Akbağ da oynuyordu dolayısıyla pek de araştırmadan gittik filme.Ama film gerçekten tek kelime ile rezaletti.Konusu neredeyse olmayan, sonu saçma sapan, apansızın, anlamsızca geliveren bir filmdi.
Bir ara Ata Demirer ağaçlara doğru uluyarak uçuyordu istemsizce gözlerimi kapattım:)

Neyse işte o geceden kalan bir selfie.Salon öyle boştu ki yine rezil olma riski yok diye rahatça çektim:)


Bol bol dinlendik, hasret giderdik.Ama elbette ayrılıklar hep çok zor oluyor.Duru arabaya binmiş vedalaşmamızı izlerken "çok sarılmayın duygulanıyorum" diye uyardı bizi.Gözleri dolu dolu ayrıldık.Hislerini göstermekten öyle çok çekiniyor ki kuzum benim.

Eve geldik valizi boşalttım, Duru'nun odasını topladım, çamaşır yıkadım, Duru'ya bir şeyler yedirdim, banyo yaptırdım, bu yazının bir kısmını hazırladım.Yattığımda saat 12:00 idi ve bir delilik yapıp yeni bir kitaba başladım.Kitabı kapattığımda saat 02:00dı.Sabah nasıl uyanacağım korkusuyla uyumaya çalıştım.Bölük pörçük, rahatsız bir uykudan sonra uyandım.Öğlen de spora gittim.Akşam nasıl olacağım merakla bekliyorum:))

15 Mayıs 2015 Cuma

Cuma! {yine, yeniden}



Ve işte bir cuma günü daha birlikteyiz! Yaşasın! Bu hafta çok yoğun bir haftaydı çünkü ev derleme toplamasına verdim kendimi.Kendi kıyafetlerim, balkon dolabı ayıklaması sonrasında çarşamba günü de evi ilaçlattık.Perşembe yeni bulduğumuz bir hanım sağolsun gelip evi temizledi.Güleryüzlü, hanımefendi biri kendisini telefonda "merhaba ben Safiye Teyzen" diye tanıttığı için çok yaşlı birini bekliyordum ama umduğumdan daha genç.Umarım bu sefer de hayal kırıklığına uğramam.

Önümüzdeki hafta da ayakkabılar kışlık yazlık olarak ayrılacak , oturma odasındaki koltuğun altından sonra da mutfaktaki fazlalıkları atacağım.Planlaması bile zevkli!

Ama bugün yapmam gereken şey valizimi hazırlamak ! 19 Mayıs tatilini pazartesi de izin alarak dört güne tamamladık ve Ankara'ya gitmeye karar verdik.Babamlar mutluluktan havalar uçtu "kızı özledik" diyip duruyorlardı zaten.

Valizi akşamdan hazırladım aslında, kendime ve Duru'ya dört günlük kıyafet ayarladım.Kalan iş şu; Murat kendi kıyafetlerini seçecek ve son eksikler gözden geçirilecek.Son dakika hazırlanmalarını hiç sevmem çünkü mutlaka unutulan bir şeyler oluyor.

Bir keresinde Ankara'ya giderken Duru'ya pijama almayı unutmuştum kızcağız pijama olarak seçtiğim günlük kıyafetlerinden biriyle uyumak zorunda kalmıştı.İstanbul'a giderken de kendi pijamalarımı unutmuştum.Sıradaki unutulacak pijama Murat'ın gibi duruyor:) Neyse ki Ankara'da herkesin yedek pijaması var!

Biz Ankara'da gezinir, annemden meşhur zeytinyağlı dolmasının tarifini alır ve babamla Fatih de Duru ile oynarken sizi de oyalayacak bir kaç eğlenceli sayfa önerim olacak:

Kahkahalarla güldüm! Favorim 4 ve 7 numara.

Nutella sevmeyen var mı? Sevmesek iyi olurdu tabi de:P

Daha önce vermiş olabilirim ama tekrarında sakınca olmayan görüntüler bence.İnsanlığa güveninizi tazeleyecek 21 fotoğraf.

Bakın siz THY sponsorluğundaki bu haber görünümündeki reklama.Ben fikre bayıldım!

Temalı partilere bayılıyorum ! Abartılmayan, sade ikramlar, ilginç süslemeler vs.

İyi tatiller, hayırlı kandiller!

Ve elbette 19 Mayıs Atatürk'ü anma, Gençlik ve spor bayramınız da kutlu olsun ! Kurtuluş savaşının başladığı bu gün Atatürk'ün gençlere hediyesi.Çünkü gençler  kurtarılan bu ülkeyi geleceğe taşıyacak olanlar.Gençler bizim geleceğimiz.Keşke daha iyi eğitilseler, keşke bu kadar başıboş olmasalar diyorum ama Atamız güvendiyse ben de güveniyorum onlara.

Hoşçakalın.


14 Mayıs 2015 Perşembe

Kaza


O gün anneler günü hediyesi almak için bir alışveriş merkezine gidecektik.Duru da babasıyla bana gizli bir hediye almayı planladığından mutlaka gidilmesi gerekiyordu.Evden çıktık ışıklarda durduk biraz gittik ve karşıdan karşıya geçen birine çarptık.

......

O an hayat durdu sayın okur.Ben öldüm o an.Gerçekten benim kalbim kesinlikle durdu.Eşimin rengi attı hemen  arabadan indik.Çocuk yolun ortasında iki büklüm yatıyor.Ben de hemen ilkyardım teknikleri, kalp masajı falan düşünerek indim arabadan.Ama çok da uzaklaşamıyorum Duru arabada tek kalmasın diye.Sonra çocuk ayağa kalktı ,eşimle konuştu ben yaşlı gözlerle titrek bir şekilde çocuğa yaklaştım o sırada Murat bana dönüp hemen 112yi ara dedi.Bir an eşimin yüzündeki ifadeye takıldı gözüm.Olması gerekenden farklı bir bakış gördüm.

Ama fazla düşünmeden telefona sarıldım.112ye çok net yer tarif etmeme rağmen, trafik kazası dememe rağmen bana sokak numarası sordu, açık adres sordu.Adana'da o kadar bilindik bir okulun tam önündeyiz ki , o telaşla sinir oldum ama neyse sonuçta ambulansı çağırdık.

Eşim 155i arayıp polis de çağırdı.Ama ilginç olan vurduğumuz çocuk ambulans istemiyor.Yanındaki arkadaşı ortalığı ayağa kaldırıyor."Bizi siz hastaneye götüreceksiniz" diye ısrar ediyor.Eşim de hayır ambulans bekleyeceğiz diyor.

Etraftan gelenler oldu, insanlar toplandı, çocuklar bizimle kavga ediyorlar.Çocuk elini tutuyor "kolum kırık siz beni bekletiyorsunuz" diye bar bar bağırıyor.Arkadaşı "bu yurt çocuğu bir şey olursa hesabını verirsiniz" diye ortalığı ayağa kaldırıyor.Bir ara kendini kolu kırık olan kendini kaldırıp bizim arabanın üstüne attı.Sonra yanındaki arkadaşı gitti o yakınlardaki bir parktan yaklaşık onbeş tane arkadaşını getirdi.Sizi dövdüreceğim tehditi ile.O sırada kayınpederim, arkadaşlarımız falan da geldiler.Polis de geldi.

Çocuklar gelince ortalık iyice şenlendi.İlk gelen polis ekibinde tek bir polis memuru vardı vurduğumuz çocuğun arkadaşı onun alnına alnını dayayıp adamın üstüne yürüdü.Polis şaşkın , ben şaşkın ama kocam sakin.Bu sırada etraftan insanlar eşimin yanına gelip "mutlaka ambulans bekleyin" diyorlar.Ben o sırada çok anlam veremiyorum olanlara.Hemen akabinde ambulans ve ikinci polis ekibi geldi.

İkinci ekip gelir gelmez etraftaki bağrışan parktan gelen serserilerden üçünü yakalayıp arabaya tıktı, vurduğumuz çocuk ambulansa girdi yanındaki olayların başkahramanı olan çocuk ortadan kayboldu.Polise hemen o çocuğun yok olduğunu söyledim.Hemen benzinliğin arkasında buldular onu.Arabaya bindiriken bir polis memuruna tam göğüs hizasından tekme attı.

Bunlar olurken yanımıza gelen bir kadın olayı gördüğünü bizim bu çocuklara arabayla vurmadığımızı çocukların dönüp aynamıza vurduğunu ve kendini yere attığını söyledi!!

Ben şahitlik yapmaya da hazırım dedi sağolsun.

Hep beraber karakola gittik.İfade verdik.Çocukların çok sayıda sabıkası varmış, bu bir çete işiymiş.Biz bunları arabaya alsak belki bize bıçak çekip kötü şeyler yapacaklarmış ya da hastaneye giderken yolsa şikayetçi olmamak için para isteyeceklermiş.Allahtan Murat çocukların tavrından olanları anında anlamış.

O yanındaki olayı en çok galeyana getiren arkadaşı gasptan aranıyormuş.Olaylar sırasında parka gittiğinde "gelin birilerinden para sızdıracağım bana yardım edin" demiş.

Çarptığımız! çocuk ambulanstan kaçtı sayın okur.Hastaneye gitmedi.

Bu olaylar herkesin başına gelebilir.Çok kötü insanlar var bu dünyada.Siz de kendinize dikkat edin.Bizim çok şükür verilmiş sadakamız varmış.

Bu yazıya fotoğraf seçerken yazı kötü, bari  fotoğraf iyi olsun istedim.Duru giyinme odamıza bebeklerini dizmiş fotoğraflarken karşıdaki aynada kendisi de çıkmış.Ne masum, ne tatlı.

Ne zaman bu masum bebekler kötü insanlara dönüşüyor bunu sorgulamak lazım.

Hakkımda

Bir anne, bir baba ve bir de çocuk.Aşk dolu, neşeli ve eğlenceli bir hayat umuduyla..