20 Temmuz 2015 Pazartesi

Tatil dönüşü!


Bayram tatilini fırsat bilip üç günlüğüne Mersin'e kaçtık.Tatil güzeldi, çok eğlendik, yazacak bir sürü şey var ama şu an çok yorgunum.Vazli boşalt, çamaşır yıka vs derken pilim bitti.

En kısa sürede görüşmek üzere..

15 Temmuz 2015 Çarşamba

Son okuduklarım: {Buram buram romantizm}


En son okuduğum kitapların arasında geçen Siyah Kadife isimli kitabı çok sevmiştim.Yazarın bir kaç kitabını daha hemen sipariş ettim.Ve gelir gelmez de peşpeşe okuyup bitirdim.

Çok benzer bir temada yazılmış kitaplar başlıkta da yazdığım gibi buram buram romantizm yer yer ero.tizm kokuyor ve mutlu sonla bitiyor.

Ben bu türün meraklısı, hayranı ve okuruyum.Benim ilgimi çekiyor, içine alıp sürüklüyor ve sonuçta da mutlu ediyor.Ama üstü üste okumak bende bile doz aşımı yaptı açıkçası:)

Sonrasında yine benzer bir tür okudum ama aşırı doz romantizmden kusmamak için araya gerilim, macera tarzı bir iki kitap serpiştireceğim ;)

Tatlı Tuzak: Bir dükün aşırı yağışlar nedeniyle mahsur kaldığı bir kasabada hanın güzeller güzeli kızına sarkıntılık etmek için odasına girmeye niyetlendiği gece yanlışlıkla kızın erkek tipli arkadaşının odasına girmesiyle başlıyor olaylar.Aralarında evlenmelerini gerektirecek bir şeyler olduğunu sana dükün kızla biraz da üvey annesini çıldırtmak için evlenmek istemesi, kızın da düke gördüğü andan beri aşık olması sebebiyle kabul ettiği evliliğin hikayesi anlatılıyor.

Kalbin Ateşi: Kardeşinin intikamını almak için intikam planı yapan çılgın İskoç Davina'nın intikam alacağı adamın kuzenine aşık olması konu ediliyor.En sevdiğim kitap kesinlikle buydu.

Kalbimi Çaldın: Bahçıvanın torununun evin sahibine aşık olması ve gelişen olaylar.En beğenmediğim buydu.


Bu da fotoğraf çekimi için rica ettiğimde Duru'nun yüz ifadesi.Kendisine muhtaç olunduğu anda takındığı tavrın hastasıyım.Sonrasında "aşkolsun" dediğimde mahcup olup üstte gördüğünüz düzgün pozu verdi neyse:)

İşte "sen ona bağ bağışlarsın o sana bir dal koruk vermez" atasözü boşa söylenmemiş gördüğünüz gibi.Evlatlarınıza bel bağlamayın:))


13 Temmuz 2015 Pazartesi

Merhaba!

 
 
         Siz sayın okurlarımı sevgili tavşanımız Zıplak ile tanıştırmak isterim.Kendisi eve geldiği ilk gün kutusundan zıplayarak dışarı çıkmış olması dolayısıyla aldığı ismiyle, pamuk tüyleriyle, kırmızı gözleriyle, Duru'nun tüm sevgi gösterilerini sakince kabullenmesiyle, koca bir demet maydonozu o küçücük gövdesine rağmen yiyebilecek iştahıyla gönlümüzü fethetmiştir.
 
    
Zıplak ve Duru yemek sonrası balkonda birlikte oyun oynarken: 
 

8 Temmuz 2015 Çarşamba

CUMA!



{Kumsalda çekilen fotoğraflara bayılıyorum.Işık o kadar güzel ki her fotoğrafta renkler, gölgeler şahane oluyor.}

Ve uzun bir aradan sonra yine zıplayan bir fotoğrafla bir cuma yazısı yazıyorum.Yaşasın!

Geçen hafta çok yoğundu ve çok yorulmuştum.Bedensel yorgunluktan çok iş açısından gergin bir dönemdeydim çok şükür geçti.Bu hafta nispeten sakindi.

İki uzun hafta aradan sonra tekrar spora başladım.Ramazan dolayısı ile cesaret edemiyordum ama iki haftada bünyem oruç tutmaya alıştı ve hocalarımız da uygun bir program hazırladıklarını söyledikleri için denedim.Çok uykusuz bir günümde hem de oruç olmama rağmen sıkıntı yaşamadım.

Arkadaşım Sezer çok bakımlı bir hatun.Yıllardır yaptığı bakımlar, küçük operasyonlarla kendini o kadar değiştirdi ki inanamazsınız.Güzelliği aslında içinden geliyor (içinin güzelliği dışına yansıyor) ama bunun dışında yaptığı akılcı dokunuşlarla da ciddi anlamda bir fark oldu.

Onun güzellik anlayışı kusursuzluk aslında.Yani fiziği o kadar güzel ki, neredeyse tüm vücudu kas yani ben onun yerinde olsam ne bulsam yerdim:P Ama o haftada beş gün spor yapıyor sabah beşte falan kalkıp yürüyor bir de üstüne yediklerine çok dikkat ediyor.Vücudunda selülit falan da yok ama buna rağmen cilt dokusu canlansın diye bir şeyler yaptıracağını söylediğinde bu kez ben de ona katılmak istedim.

Bana pek uymayan bir şey gibi görünüyor ama benim güzellik ve bakım anlayışım tam olarak bu aslında.Çünkü ben doğal, çok uğraşılmamış gibi duran güzelliği seviyorum.Yataktan kalktığımda güzel olmak istiyorum.Bu yüzden gözümün üstüne ince bir kalem şeklinde kalıcı makyaj uygulaması aklıma yatıyor mesela.Makyaj olarak yaptığım tek şey gözümün üstüne kalem çekmek olmasına rağmen her gün her gün kalem çekmek zor geliyor çünkü.

Bana cildi güzel gösteren bir krem önermeyin cildi güzelleştiren bir makina önerin:) Hergün hergün güzel gösteren kremi sürmekle uğraşamam çünkü.

Saçıma boya yapmıyorum kına yakıyorum çünkü doğal olmayan kimyasal bir şeyi kafama süremem ve saçımın o doğal dokusunu bozamam.Doğal doku bozulursa saçıma belki fön gerekecek, belki jöle falan sürmem lazım olacak.Uğraşamam.Saçımı tarar ve çıkarım ben.

Vücudumla ilgili de spor yapıyorum mesela.Korse giymem ya da ince gösteren kıyafetler almakla, aramakla uğraşamam.Göz yanılgısı değil gerçek güzellik peşindeyim.Radyo frekans ve vakumun bir arada uygulandığı bu sistem ise masaj mantığında olduğu için hoşuma gitti.

Toplamda on seans sürecek sonuçta dokuda bir pürüzsüzlük ve sıkılaşma vaat ediyorlar.Ve işlemi yapan yerin sahibi hanım bizim spordan arkadaşımız.O da tıpkı Sezer gibi kusursuzluk peşinde ve  bana çok güven veriyor.Bu işlemin ilkini geçen cuma öğlen arasında yaptırdım.Yaklaşık bir saat sürdü ve her yerim kızardı, ısındı filan.

O akşam kayınvalideme iftara davetliydik.İşten çıkışta eve uğramadan kayınvalideme geçtik.Orada Duru ne zaman bacağıma dokunsa canımın acıdığını farkettim.Eve gelip üstümü çıkardığımda ise bacağımdaki kocaman morlukları görüp şok oldum:)

Vakumla dakikalarca çekilen bir bacak için normal bir durum aslında.Ve bu morarmalara normal insanların tepkisi ne olur bilemem ama biz Sezer'le pek bir memnun olduk:) Demek ki işe yarayacak dedik.

Bu bakım işine başlamışken kaşlarıma da el atayım dedim.Kaşımı kendi varolan kavisine göre almadıklarından alt kısmı yuvarlak gibi duruyor.Kaş aldırmak, saç kestirmek bana öyle zor geliyor ki çoktandır iş yerine en yakın kuaföre gidip duruyordum.Arkadaşlarla beraber falan olunca kuaför işleri daha tahammül edilebilir oluyor:)

Tabi kaş düzelttirmeyi kafaya takınca işe en yakın kuaföre gidemeyeceğimi farkettim ve konuyla ilgili araştırma yaptım nihayet çarşamba günü bu konuyla ilgili methini duyduğum bir hanıma gittik.Kaşlarımın yeni halini çok sevdim.İfadem değişti resmen.Yani en fazla iki üç kılın yeri değişmiştir ama o bile çok anlamlı bir değişime sebep oldu.

Kaportayı topladığımız bir hafta oldu diyebiliriz kısaca:))

Gelelim bu hafta gezinirken internetten bulduklarıma :

Yurdum insanı başlıklı her haberi mutlaka tıklarım.Çok eğlenceli!

Ben ani ses ve hareketlerden çok korkarım.Duru'nun da bu ara en sevdiği şey sinsice yaklaşıp "böö" yapmak.Korkudan zıplamışsam mest oluyor.Bu video da Duru'nun eşşek kadar olmuş versiyonunun zavallı annesine çektirdikleri.

Çok yakın bir arkadaşım sanat tarihine merak saldı.Anlattıkları beni de çok etkiliyor.Ünlü ressamların eserlerini tanımak için ipucu veren bu yazıya da bu sebeple bayıldım.

Yüzü gözü güneş koruyucu olmuş bu bebeklere çok güldüm.{Hergün hiç aksatmadan yaptığım tek şey güneş koruyucu sürmek.}

Bana göre değil, asla beceremiyorum ve açıkçası uğraşamam da ama saç maşası kullanımı için bir kaç numara belki sizin işinize yarar!

Neşeli, mutlu, sağlıklı haftasonları dilerim! Çılgınca eğlenin;)







İstanbul {Çok eski bir gezinin yeni yazısı}

Çok eski bir tarihte gittiğimiz İstanbul gezisinin fotoğraflarını taslak olarak bulunca yazıyı hala yazmadığımı hatırladım.Çok güzeldi ve unutulmaması gereken anılardı.Bu yüzden aradan geçen tüm o süreye rağmen fotoğraflarla kısacık da olsa bir şeyler yazmak istedim.

Bol bol yiyip içtiğimiz bir tatildi.Zaten artık biz Murat'la bir yere gitmeden önce ilk olarak "ne yeriz"e bakar olduk.Ben gün gün sabah şurda öğlen şurda yeriz diye listeler yapıyorum.Gezilecek yerlerin yakınında meşhur yerler arıyorum ya da meşhur yenecek yerlerin yakınında geziyoruz:P

İstanbul'a gittiğimizde mutlaka uğradığımız bir yer "Shake Shack" ve Godiva oluyor.Hamburgerlerine ayrı, patateslerine ayrı bayılıyoruz.Duru ile Murat da Godiva'da fondü yemeden yapamıyor:)


Ben çok ince araştırmalar yapmıştım.Bir Can Oba'ya rezervasyon probleminden dolayı gidemedik mesela.Ama Yeni Lokanta'ya gittik.Ama maalesef yiyemeden kalktık.O gün Me.sut Abilerle birlikteydik ve menüyü, ortamı beğenmedikleri için sipariş vermeden kalktık.Murat'la tek gittiğimizde mutlaka uğrayacağım dediğim bir yer olarak aklıma yazdım:)

Bir gün kahvaltı için Emirgan Sütiş'e gittik.Ama Adana'daki Sütişle birebir aynı olmaları sebebiyle her zamanki kahvaltı adresimiz olan Sade Cafe'den vazgeçmemeye karar verdik.



Duru ve bebekleri.Bir anne hassasiyetiyle bebeklerini her yere taşıyor, besliyor, seviyor, parklarda sallıyor  ve hatta ....



                     ..... altını değiştiriyor :)


Deniz kenarında yürüyüş de vazgeçilmez.Bebek sahilinde yürürken etraftaki evlere hayran hayran baktım.Denize bakan evde havuzdan çıkıp kurulanan insanlar gördüm mesela.Hergün evinin balkonundan bu nefes kesen manzaraya karşı kahvaltı yapabilmek de harika olmalı.{Ama bu imkanlar bile o kalabalığa, o keşmekeşe değmez, en iyisi ara sıra gidip gelmek:P }



İstanbul'da en çok kahvaltı yapmayı seviyoruz.Namlı Gurme ve Sade Cafe favorimiz.Namlı Gurme:


Keşke görüntü gibi sesleri de kaydedebilsek fotoğraflarda.Arka masamızda oturan bir kızcağız o kadar komikti ki sizin de görmenizi isterdim.Çok nevi şahsına münhasır biriydi ve gerçek bir karakterden çok dizi kahramanı gibiydi.




Sade Kahve:



Sade Kahve'de özellikle çiğ börek mutlaka yenmeli.Burada Duru'yu elinde bir parça çiğ börekle bana bir şeyler söylemeye çalışırken fotoğraflamışım:)



Mesut Abilerle ayrı takıldık ilk gün.24 Nisan'da ise buluşup Vialand'a gittik.O gün normalde tatil olmadığı için çok sakindi.Hemen her oyuncağa sıra beklemeden bindik:)

 
Vialand'da Duru'yu babasına satıp tüm çılgın oyuncaklara bindim.Yeni bir yere yaklaştığımızda Duru önüme geçiyor, bacaklarıma sarılıyor ve "ben binemezsem sen de binme" diyordu:))



 
Defne ile Duru girişte kiralanan bebek arabasıyla ilgili kavga ede ede gezdiler.Oyuncaklara binince barışıyor inince kavgaya kaldıkları yerden devam ediyorlardı:)
 
Sonuçta dönüp baktığımda beni çok mutlu eden bir dört gün hatırlıyorum.Ve en kısa zamanda sağlıkla, mutlulukla tekrar gidebilmeyi diliyorum.



6 Temmuz 2015 Pazartesi

Seviyorum!



Boşan{ma}



Evliliği yürütmek emek istiyor.Hayat şartları zor.Can sıkıcı bir sürü şey oluyor ve insan evine her zaman mutlu, neşeli dönemiyor.Mutlulukları paylaştığınız kadar endişeleri, korkuları ,üzüntüleri de paylaşıyorsunuz.

Evliliğin ilk sırrı sana saygı duyan ve seven biriyle evlenmek bence.Çünkü saygı yoksa sevgi de zamanla yıpranır.Sana, isteklerine,hayallerine,tercihlerine,fikirlerine saygı duymayan biri bir süre sonra seni boğmaya başlar ve..

Kadın arkadaşlarımın içinde "erkek maço olmalı" diyenleri duyuyorum.Hiç evlenmemiş bir arkadaşım "çok seversem bana bir tokat atmasını isterdim" demişti!! Bunlar bana çok uzak, asla anlayamayacağım şeyler.Benim için evlilik eşitliktir.

Baskı, yasaklama, üzerinde hüküm kurmaya çalışmanın sevgiyle uzaktan yakından bir alakası yok.Ve genç kızların kafasını bu tip "maço erkek", "sahiplenici erkek" masallarıyla doldurulmasını da anlamıyorum.Tabi ki başın sıkışırsa yardım edecek, elbette her durumda aynı safta savaşacaksınız ama bu hoş bir sahiplenme kesinlikle senin yerine karar alma, sana hükmetme anlamına gelmemeli.

Bu konular nerden aklıma geldi derseniz komik bir hikayeye bağlarım bu yazıyı.İki gün önce bir arkadaşımla koridorda karşılaştık.Merhabalaştıktan sonra ıkına sıkına "eşimle ayrılıp ayrılmadığımı" sordu!

Yoo dedim ama nasıl rahatsız hissettim anlatamam.Kimden duyduğunu sorduğumda dışardan birilerinden duyduğunu söyledi.Bizim iş yerinde isimler "D.erya,Fer.ya,Se.lda, Ye.lda, Belm.a" şeklinde hep kafiyeli.Aynı yerde çalışan yedi sekiz kız kardeş gibiyiz:) Bu sebeple adım bu isimlerden biriyle karışmış olabilir diye düşündüm.

Umarım kimse boşanmıyordur , umarım bu öyle bir yanlış anlaşılmadır.

Sonra aklıma ilk evlendiğimiz sene yaşadığımız bir olay geldi.Biz evlendikten üç ay kadar sonra annemler Ankara'ya taşındı.

Evlenmeden önce aldığımız evde bir kadın oturuyordu ve eşiyle arası çok iyi değildi.Evi bize satma aşamasında sanırım boşanmışlar.Sonra düğün oldu biz eve yerleştik.Apartman da her kat tek daire altı katlı küçük bir apartman.Bizim o evde altıncı katta yaşlı , hafif Alzheimerlı bir teyze vardı.Annemin bir arkadaşıyla da bu teyze arkadaşmış meğer ve bir kadın gününde karşılaşıyorlar.Teyze "bizim apartmanda da bir gelin eşinden ayrıldı" diyor.

Kastettiği evi satın aldığımız aile ama annemin üstün zekalı arkadaşının aklına hemen ben geliyorum.Ertesi gün bizim eve geliyor.Tabi ben çalıştığım için evde değilim ama teyze bu kapı açılmama durumunu eşimden ayrıldığım için evden de ayrılmama bağlıyor.

Hemen annemlerin eski evine gidiyor.Kapıyı çalıyor ama tabi ev boş olduğundan kimse açmıyor,orada komşulara nerede olduğumu soruyor komşular tabi bilmiyoruz diyorlar.Yine zekasını konuşturuyor ve kız sokaklarda yatıyor diye düşünüyor ve annemleri arıyor.

İş yerinde telefonum çaldı açtım baktım annem.Daha merhaba dememle.Annem ağlayarak neler oluyor diye bağırmaya başladı.Nerde kalıyormuşum da ayrılıp nasıl kendilerine haber vermezmişim de.Şaşırıp kaldım.Tüm o ağlamalar, bağırtılar arasında bu üstte anlattığım hikayeye ulaşana kadar akla karayı seçtim.

O zaman ter içinde kalmıştım, hala hatırladığımda içim sıkılır ama aslında baksan komik bir olay.Sonrasında annemin arkadaşını arayıp bir iki laf etmiştim de.Yani insan emin olmadan bir kızın uzaktaki ailesine böyle bir haber verir mi?

Güzel bir hafta olsun inşallah.

30 Haziran 2015 Salı

Son dönem kitapları



Son hız bitirdiğim iki kitapla buradayım.Birine öldüm bittim biri için de "eh işte" diyebiliriz.

Tatlı Aşk: Dünyaca ünlü piyanist bir kadın var.Ama dahi düzeyinde bir piyanist.3 yaşında hayatında ilk kez gördüğü bir piyanoyu çalmaya başlamış düşünün.Kadın kariyer odaklı bir hayat yaşıyor ama bir gün kızkardeşlerinden biri diğer kızkardeşin ameliyat olduğunu ve aile fırınının işletmesi için yardıma ihtiyaçları olduğunu söyleyerek arayınca herşeyi bırakıp kasabasına dönüyor.Ama kızın aslında ailesiyle arası çok kötü.Anne ve babaları ölmüş geride sadece iki kızkardeş var.Bu arada kitabın bir de yakışıklısı olduğunu tahmin etmişsinizdir.Olaylar gelişir.



{Ailesinin kıza düşman olma sebebi çok saçma.Kadının menejeri tarafından bir malmışçasına yıllardır kullanılıyor olması çok saçma.Ama kadının herkesin tüm düşmanca tavırlarına rağmen pes etmeyip kendini sevdirmesi, hatalarını anlamalarını sağlaması çok dokunaklı.}


Siyah Kadife:Romantik bir kitap.Birbirinden çok etkilenen iki kişinin önce imkansız olan aşkı zamanla herşeyin alt üst olmasıyla bir sürü tesadüf sonucu bir tür zorunlu evliliğe dönüşüyor.Kadın önceleri adamın dayısının karısıyken dayı ölünce ve bir takım yanlış anlaşılmalar sonucunda kadınla adam evlenmek zorunda kalıyor.Ama ilk baştan beri birbirilerinden etkilendikleri için bu oldukça güzel sonuçlanıyor.Romantik bir kitap.Ben çok çok sevdim.


{Dayı çok kötü biri.Dolayısıyla a dayısının karısıyla evlenmiş falan demiyorsunuz.Ben en çok kızın tam bir hanımefendi olarak yetiştirilmiş olmasını sevdim.Asla çok sinirlenmiyor, asla terbiyesiz bir tavrı yok, kusursuz bir hanımefendi.Cidden kendime örnek aldığım tavırları oldu.Bir yerde kocama küsecek değildim elbette diyip medenice adama günaydın diyor mesela.Adam bile şok oluyor çünkü bir gün önce kızı çok kırdığının farkında.Ama bu kırgınlığını bile hanımefendi bir şekilde gösteriyor , günaydın demekten kaçınmıyor}


Şimdilerde Tess Gerritsen'in bir kitabını okuyorum.{Günahkar}Sanırım daha önce okuduğum bir kitap ama ne yazık ki hatırlayamıyorum sadece bazı anlarda kitap tanıdık geliyor.Ühü. Bir tür delirme mi, bunama mı nedir bilmiyorum ama biraz korkunç bir durum.O kadar korkuyorum ki blogdaki eski yazılarımı cidden okumuş muyum diye araştıramıyorum bile:)





29 Haziran 2015 Pazartesi

Havuz deniz sezonu


Havuz deniz sezonu açıldı!

Haftasonu kayınvalidemlerin yazlığına gittik.Ramazan ayında bu kadar gezmeyi kimsenin gözü almadığı için tek başımızaydık:) Aslında bize kalsa hayatta gitmezdik ama Duru tam bir su kuşu olduğundan , bizimde hayatımızın amacı onu mutlu etmek olduğundan gözümüzü kararttık.

Çok da güzel oldu.Onun mutluluğu , o minik ayaklarıyla kumsalda salınması, ıslak saçları, dalgaların arasında uzanıp kıyıya vuran her dalgayla kahkahalar atması herşeye değdi.

İlk başta havuza gittik.Çocuk havuzunda uzun süre oynadı.Yüzmeye çalıştı filan:)


Ama havuz binaların arasında kaldığı için gölgeydi ve dolayısıyla çok soğuktu bir süre sonra Duru'nun dudakları morarmaya başladı.Delice bir rüzgar da esince en azından güneşin ısıttığı sahile inmeye karar verdik.



Sahilde kumların ayağına yapışmasından hoşlanmasa da, deniz tuzlu diye mırın kırın etse de aldırmadık.O da alıştı ve sonrasında denizden daha da çok keyif aldı.

Baba kız pozu:




Kolluklar takılmış yüzmeye gidiliyor:) Bir su yutmuş olarak döndü ki sormayın.Burnunda sümük falan da kalmadı.Pek sevindim:)



Bu kadar koşturmacadan sonra acıktı tabi.Oradan geçen mısırcı Ma.kbule Teyze'ye seslenip mısır aldık.Sahil, deniz, kum, güneş ve mısır ayrılmaz bir bütündür zaten!



O gece yazlıkta kalıp ertesi gün eve döndük.Sabah tekrar bir havuz , deniz turu yapmayı gözümüz almadığından Duru'ya ikna amaçlı olarak bir tavşan almayı teklif ettik.Sağolsun kabul etti ve biz de tavşanı alabilmek için havuza girmeden ! evmize döndük.Ve  çok sevgili tavşanımız "zıplak"la yeni bir hayata başladık.

Deniz, kum, güneş, mısır ve tavşan işte mutluluğun formülü:) {dört yaşındaysanız}

26 Haziran 2015 Cuma

Cuma: 2 cenaze 1 iftar daveti



Bu hafta iki arkadaşımın annesini kaybettik.Çok üzücüydü.Kaç yaşında olursan ol anneni ya da babanı kaybettiğinde bir çocuk oluyorsun sen.Annesiz bir çocuk :(

Bir cenaze Osmaniye'nin Düziçi ilçesindeydi.İş yerinden arkadaşlarla minübüs kiralayıp gittik.Düziçi tahmin ettiğimden de uzakmış sonuçta 10:30 da çıktık saat 15:30 gibi dönebildik.Oruçlu olmama rağmen o sıcak, yol vs beni pek etkilemedi.

Diğer cenaze ise resmen bir şoktu bizim için.Arkadaşımın annesine sadece bir hafta önce kanser teşhisi konulmuştu ve hastamızı üç beş gün içinde kaybettik! İleri evre ve daha öncesinde hiç bir belirti vermeyen mesa.ne ca.

O cenazede de güneşin altında oldukça uzun bekledik.O gece çok uykusuzdum sadece 4 saat uyumuştum ve cenazeden sonra arkadaşlarla bir alışveriş merkezine gitmemize rağmen iftara kadar kötüleşmeden idare ettim.

Sahura kalkmak kesinlikle çok anlamlı.Az ama protein ağırlıklı yiyorum üstüne de çay ve hurma ile bol su.Suyu iftardan sonra devamlı içiyorum.Akşam boyunca sahura kadar 2 lt su içmiş oluyorum.Sonuçta orucumu açarken delice bir su içme isteği de olmuyor.

İftarda da sadece bir tabak sebze yemeği,salata ve yanına bol karpuz yiyorum.Çayın yanında da üç beş hurma alıyorum.Bu kadar.Ve yetiyor.

Abartılı ramazan sofralarından rahatsız oluyorum açıkçası.Deliler gibi ,patlayana kadar yemek için mi tüm gün aç kalıyoruz? Bu işin felsefesi kesinlikle bin çeşit yemekli ramazan sofraları değil bence.Hani aç insanları anlayacaktık? Hangi aç insan tüm gün yemek yemeyip mükellef sofralara oturuyor acaba?

Bir kaç yıl önce Murat'la ünlü bir otele iftara gitmiştik.O kadar çok çeşit vardı ve her şey o kadar lezzetliydi ki.Gözüm de aç olunca ne bulduysam yedim.Kısırlar, börekler, etler, tatlılar , meyveler.Sonuçta karnıma bir ağrı girdi size anlatamam.Resmen iki büklüm döndüm eve:))) Ramazan'ın ruhuna hiç yakışmayan bir durum.Daha azla yetinebilmek, daha azla yaşayanları anlayabilmek, yokluğa göğüs gerebilmek, elimizdekinin kıymetini bilmek olması gereken, iki büklüm eve dönmek de olmaması gereken:)))

Markete bir giriyorum herkes delice alışveriş yapıyor.Ya bazı ürünler resmen kapışılıyor.O market arabaları kıtlık varmış gibi dolduruluyor.Açken alışveriş yapmamak lazım gerçekten de:)

Bu konuyu okurken "aynen" diye tasdiklediğim Deniz'in şu yazısıyla kapatayım.

Bu akşam da kayınvalidemler bize iftara gelecek.Menümü yazıyorum: Mercimek çorbası, mantarlı et sote, bulgur pilavı, zeytinyağlı fasulye, közlenmiş patlıcanlı bir zeytinyağlı yemek ve salata.

Normal davetlerde yaptığımdan daha az çeşit yaptım hatta.Börek tarzı bir şey yok mesela.Çünkü tüm gün aç olan midenin üzerine delice yemek yollamak çok sağlıklı değil.Üstelik de zaten azıcık yer yemez doyuyorsun.Kalan tonla yemek oluyor günlerce  uğraş ki bitiresin.

İşten biraz erken çıkıp eve gideceğim.Ana yemeği ben yapacağım.Salata sosları, masa kurma vs işlerim var.Bakalım.

Herkese mutlu haftasonları diliyorum.






23 Haziran 2015 Salı

Son dönem kitapları 5



Bir sürü bir sürü kitap okumuşum.Ya da çok uzun süredir kitap yazısı yazmıyorum:) Neyse ne işte karşınızda son dönem okuduğum kitapların kısa bir özeti.Hemen hemen tümünü beğendiğimi söyleyebilirim.

Kitabın sonunu ,sürprizini hep parantez içlerine yazdım.Kitabı okurum diyorsanız parantez içlerini okumayın:)

Diriliş: Tess Gerritsen çok iyi bir yazardır.Hiç bir kitabında hayal kırıklığına uğramadım.

Kitap Botswana'da bir safari gezisini ve geziye katılan 7 turist, bir rehber ve bir iz sürücünün safari maceralarını anlatarak başlıyor. Gruptakilerden birinin anılarından anlatılan bölümler şimdiki zamanda işlenen bir cinayetle bağlantılı.Kitap flashback denilen geri dönüşlerle anlatılıyor.

7 kişilik gruptaki hemen herkes bir bir ölüyor, herkes birbirinden şüpheleniyor, grup bir şekilde birbirine düşüyor gruptan sadece bir kadın kurtuluyor ve o da o kadar korkuyor ki bir daha Güney Afrika'dan ayrılamıyor.Evlenip oraya yerleşiyor ve kendisini neredeyse evine hapsediyor.Katilin  geri dönüp kendini öldürmesinden korkuyor.

Ama günümüzde işlenen cinayetler bir şekilde kendisini olayın tek görgü tanığı haline getirdiği için bir şekilde oradan çıkıp katille yüzleşmesi gerekiyor.Korkmaktan bıkmış, korkarak yaşanmayacağını anlamış olduğu için her şeyi göze alıp polis korumasında Amerika'ya geliyor.

{Sonuç elbette sürpriz, yıllardır katil sandığı kişinin katil olmadığını öğrenen kadın gerçek katille yüzyüze kalıyor.Ve bu kez onu öldürerek her şeye son veriyor.Adam insan öldürmekten hoşlanan bir psikopat.Başka insanların kimliği ile yıllardır resmen insan avlıyormuş.}

Sürpriz Balayı: Şimdi bir edebi başyapıt değil elbette.Ama rahat okunan eğlenceli bir kitap.Düğün günü kendisini aldatan kocasını terkedip balayı tatiline en yakın arkadaşının abisiyle giden kadının gerçek aşkı bulması.Hah!

Karmakarışık: Yine rahat okunan, eğlenceli bir kitap.Süper yakışıklı, zengin ve hırslı bir işadamının şirkete yeni gelen kendisi kadar hırslı bir kadına aşık olması anlatılıyor.Adam hayatında bir kadınla ikinci kez beraber olmayacak kadar çapkın ve kendini beğenmiş.Bu kız kendisini reddeden belki de ilk kadın.Reddetme sebebi de bir erkek arkadaşının olması.Erkek arkadaş sünepe falan tabi:) Romantik komedi tadında bir kitap.

{Birbirlerine aşık oluyorlar, flört ediyorlar, sonra elbette bir yanlış anlaşılma her şeyi mahvediyor ama esas oğlan kızın gönlünü bir şekilde alıyor }

Psikiyatrist: Bu çok iyiydi.Beni ters köşe yaptı.Olayın kurgusu, yazarın anlatımı, üslup, çeviri ve sürpriz bir son.Harikulade bir kitap diyebilirim.

Psikiyatrist erkek arkadaşının Avustralya'ya gitmesi sebebiyle bir hastasını devralan psikiyatrist kadın hastanın kendisine bahsettiği 'kara adam'la  ilgili sorun yaşamaya başlar.Hasta kaybolur, kara adam bir şekilde kadına ulaşır, kadın en yakın mesai arkadaşlarından bile korkmaya başlar.Bu arada erkek arkadaşından da haber alamamaktadır çünkü ıssız bir adaya gitmiştir adam.Neyse işte olaylar öyle bir raddeye gelir ki kadın ölümden döner.Ama kimse kayıtlarda görünmeyen bu kadınla ilgili ona yardım etmemekte, inanmamaktadır.Ortada bir şeyler dönmektedir ama ne?

{Meğer psikiyatrist kadın çocukken tecavüze uğramış hem de yarı akıllı amcası tarafından.Annesi de bu olayı geçmişe gömmek için kızın adını değiştirmiş ve olayı unutturmuş.Olayın üstünden yıllar geçmesine rağmen erkek arkadaşıyla evdeyken  bir çocuk kitabı kadının tüm anılarını, korkularını tetiklemiş o korkuyla yanlışlıkla erkek arkadaşını öldürmüş.Sonra da tüm anılar birbirine karışmış.Tedavi etmeye çalıştığı hasta kadın gerçek değil.Araştırmalar sonunda bir isme ulaşıyor o isim de kendi çocukluk ismi aslında.Olayın olduğu yere gidiyor ve bir şekilde her şey anlaşıldığında kadın kendi benliğinin içinde kayboluyor.Doktor olduğu hastaneye umutsuz bir vaka olarak dönüyor.Ama kitabın sonunda iyileşmeye başladığını anlıyorsunuz.Merak etmeyin her şey iyi olacak.}

Aşk Ölümden Uyanıştır: Düğün günü nişanlısı tarafından yüzüstü bırakılan Nina, düğününün olduğu kiliseden eve dönmek üzereyken kilisenin havaya uçmasıyla, kendinin ve konukların ölümden kıl payı kurtulduğunu anlar.

Şehirde de geçmişteki bombalama olaylarından sonra, yeni seri bombalamalar başlamıştır. Bu yeni bombacı, geçmişteki bombacıyla aynı imzayı (el yapımı bombaların tarzı aynı) taşımaktadır. Ve bomba ekibinin başı dedektif Sam Navarro, bu bombacının peşine düşer. Kilisedeki bombalamanın da bu seri bombacının imzasını taşımasıyla da Sam ve Nina'nın yolları kesişir.

{Bombacı katil içerdeki bir tutuklu tarafından savcıyı öldürmesi için tutulmuş meğerse.Savcı tutukluyla anlaşma yoluna gitmiyormuş savcı ve hakimler ölürse yeniden yargılanırım diye düşünen manyak bir kiralık katil tutmuş.Hedefin kim olduğu anlaşılıp kendisinden şüphelenmesinler diye de katil avukat ve savcıların toplu bir konserini bombalayacakmış.Bu yüzden de konserin olduğu mekana yer gösterici olarak girmiş.Bir gün de bir bisiklet çarpmış ona ve acil servise gitmiş.Bizim esas kız o gün görevli olan hemşireymiş nişanlısı da adamı muayene eden doktor.Bu yüzden düğünü bombalamak istemiş.İki görgü şahidi de ölsün diye.Ama damat kızı düğün günü ekince boş kilise patlamış oluyor sonuçta ve polis bir şekilde bağlantıyı kurup büyük bombalamayı engelliyor.Polis terkedilen geline aşık oluyor bu arada.Mutlu son!}

Londra Caddesi: Çok beğendim! Sıradan bir aşk kitabı ama harikaydı.Üst üste bir kaç kez okudum.İflah olmaz bir romantiğim ben!

Johanna'nın alkolik bir annesi ve bakması gereken küçük bir erkek kardeşi vardı. Babası alıp başını gitmişti, evi geçindirmek Johanna'ya kalmıştı. Artık sadece kardeşi için yaşıyordu.Ona bir abladan çok anne gibi bakıyor.

 Erkek arkadaşlarını da bu yüzden zenginlerden seçiyordu. Kendi arzuları onun için önemsizdi. Pasaklı kotu, dövmeleri ve hırpani tişörtüyle şehrin en seksi serserisi Cameron hayatına girdiğinde Johanna'nın bütün ezberi bozuldu.

Cameron, barda birlikte çalıştıkları bu mesafeli görünen kıza çok önyargıyla yaklaşıyor önce.Zengin erkeklerle para için sevgili olan bir kızı aşağılamak çok kolay.Sonra kızı tanımaya başladıkça kendinden utanıyor ve her ikisinin de hayatı değişiyor.

Müthiş Bir Şey: Harika bir konu, nefes kesen küçük öyküler.Savaşlar, ayrılıklar, ölümler kadar çok ufacık olayların da anlatıldığı insana dair müthiş öyküler.

Bir akşamüzeri Amerika'nın isimsiz bir şehrinde aniden meydana gelen deprem yüzünden birbirinden tamamen farklı dokuz yabancı, bir pasaport ve vize ofisinde mahsur kalır. Yanlarında çok az miktarda yiyecek vardır ve bulundukları yer su almaya başlamıştır, üstelik hiçbir çıkış yolu yoktur.

Kapana kısılan bu dokuz kişi için psikolojik stres katlanamayacakları bir noktaya gelir. İşte o anda aralarındaki yüksek lisans öğrencisi herkesin kendi hayatından bir hikâyeyi, daha önce kimseyle paylaşmadıkları "müthiş bir şeyi" paylaşmasını ister. Verdikleri ölüm kalım savaşının baskısı altında bile olsa romantizm, evlilik, aile, siyasi görüş değişikliği ve kendini keşfetmeyle ilgili şaşırtıcı hikâyelerini anlatır hepsi.

{Sonu muallak olduğu için puan kırıyorum}

Reklam aşkı: Tümünün içinde beğenmediğim tek kitap bu.
Lexi White, üniversite hayatının en başarılı günlerini yaşadığı sırada babası rahatsızlanınca bir saniye bile düşünmez; her şeyi bırakır ve babasının bakımını üstlenmek üzere evine geri döner. Yıllarca onunla ilgilenir, ihtiyaç duyduğu her an yanında olur. Hastalığı atlatamayan babasını sonsuzluğa uğurladıktan sonraysa Lexi, hayatını yeniden kurmaya karar verir.

Ancak eğitimini tamamlamamıştır. Hayal ettiği işi yapmak için sıfırdan başlayacaktır. Hunter Reklamcılık'a girmeyi başarır.Yöneticisi lise yıllarından beri aşık olduğu Vincent Drake'dir.

Kitapta sevmediğim yön Lexi'nin idealize edilmesiydi.Her şeyi o kadar mükemmel o kadar mükemmel ki insanı rahatsız ediyor.En zeki, şaşırtıcı derecede güzel, deli gibi yemek yiyor ama kilo almıyor, giydiği basit bir elbise bile ünü modacıların dahi dikkatini çekiyor, kimle tanışsa etkiliyor falan.Abarta abarta bir hal olmuş yazar.Beni sinir etti.İlk kez kitapta ana karakterlerin nihayet kavuşmasından mutlu olmadım düşünün:)





22 Haziran 2015 Pazartesi

Horuç


"Anne ben de horuç tutacağım" diyor:) Çocukken de H harfini söyleyemezdi.Hasan yerine Asan derdi mesela.Şimdi bu fazladan h nerden çıktı anlamadım:)

Lütfen yerine nütfen diyor:)

Tuvalete gitmek için kalktığım her durumda soru geliyor: "çiş mi kaka mı" :) Kakaysa o da benle geliyor :D Uzun sürecekse beraber takılalım:))

Bir de ne zaman tuvalete gidecek olsa ve kakası varsa şunu sorar "kakam geldi popomu yıkar mısın?" Hiç yıkamadığım olmadı ama kuzum asla sormadan yapmaz.Duymamışsam tekrar eder, yıkarım cevabını duymadan tuvalete gitmez.

Ramazan ramazan daha güzel bir şeyler yazabilmek isterdim ama bu yazdıklarım ne kadar çişli kakalı konular da olsa benim çok kalbime dokunan durumlar.Unutsaydım yazık olurdu.

Biraz bebek kokusuyla bitirelim yazımızı:




19 Haziran 2015 Cuma

Cuma!


Başlığı yazarken hala cuma olduğuna inanamasam da yaşasın bugün cuma!Bu hafta nasıl geçti anlamadım.Çok şükür yine bir Ramazan ayına daha kavuştuk.Adana'nın cehennem sıcağında oruç tutmak biraz zorlasa da artık daha tecrübeliyim.

Bebek, emzirme vs işlerini bitirip oruca geri döndüğüm ilk sene her zaman yaptığım gibi sahursuz oruç tutmaya karar vermiştim.Saat 15:00den sonra yarı baygın haldeydim.İşten izin aldım,Murat beni eve taşıdı, iftarda yatağımdan koluma girip masaya götürdü falan:))

Bu sene akşamdan itibaren 2 ltye yakın su içtim.Gece saat 02:30da kalktım kendime sallama çay ve 2 yumurtalı bol peynirli omlet yaptım.Çayımı yatakta bitirdim, uyumadan önce yarım litre daha su içtim.Dolayısıyla da ilk günü olabildiğince sorunsuz atlattım.Çok şükür!

Çocukken Ramazan ayına bayılırdım.Annemin beni yemek yemeye zorlayamayacağı tek zaman dilimi.Çocukken yediğim hiç bir şeyden keyif almazdım.Annem de şimdi takdir ettiğim o zaman nefret ettiğim bir şekilde hep sağlıklı şeyler yememiz için uğraşırdı.Yemeği beğenmedim patates kızartayım gibi bir lüksümüz hiç olmadı.Asla kekle,börekle yemek geçiştirmedik her zaman etli bir sebze yemeği olurdu evde.Yanında pilav olurdu ama sadece pilav asla yemekten sayılmazdı:)

Kahvaltı geçiştirilmezdi,sabah bizi uyandırmadan kahvaltımızı hazırlamış olurdu ve ben kahvaltıda bir de yarım çay bardağı pekmez içmek zorundaydım{Fatih kendi pekmezini akşam meyve suyunun yanında içerdi}.Akşam yemekten sonra yarım litre kaynatılmış çiğ süt (asla kutu süt değil), yatmadan önce de yine yarım litre taze sıkılmış meyva suyu içerdik.Bu rutin üniversiteyi kazanıp gidene kadar devam etti.Annem bir beslenme gurusudur ben beslenme konusundaki tavrımda kesinlikle annemin etkisi olduğunu düşünüyorum.

İşte bu kadarı neyse de porsiyonlar konusunda biraz sıkıntılıydık.Sonuçta hayatım yemek masalarında "o tabak bitecek" zorlamasıyla geçtiği için şimdi kızım doydum dediği anda ısrar etmeyen bir anneyim.Ve en komiği annem bunu çok takdir ediyor.Zorlama çocuğu diyor:))Gerçi anneme göre beni zorlamasaymış ben ölürmüşüm."Duru yiyen bir çocuk senin gibi değil" diyor.

İlkokuldayken bir sağlık taraması olmuştu ve beni muayene eden doktor çok sağlıksız olduğum kararını vermiş ve bana "annen seni doktora götürmüyor mu?" diye sormuştu."Yo demiştim hiç doktora gitmedim".

Doğru çünkü benim teyzem çocuk doktoru ve her gün bize uğrardı bir sorun olduğunda da biz doktora gitmezdik doktor bize gelirdi:))) Tabi bunu söylemek aklıma gelmedi.Öğretmenimle doktor manalı manalı bakıştılar ve doktor bana kocaman bir reçete yazdı.Eve gelip anneme reçeteyi verdiğimde yüzü bembeyaz oldu katlayıp buzdolabını üstüne koydu.Akşam teyzem bize geldiğinde reçeteyi gösterip "bizim kıza yazmışlar, şuna bir baksana" dediğindeki üzgün hali hala gözümün önünde.

Teyzem güldü ve zayıf diye sağlıksız olduğunu düşünmüşler sen meraklanma dedi.Yıllar sonra anneme bu olayı hatırlattığımda "ertesi gün de okula gidip öğretmeninle konuştum, teyzesi çocuk doktoru devamlı kontrol altında dedim" dedi.Çok içine dokunmuş ilgisiz anne olmakla suçlanmak.

"Sen ameliyat olduğunda da bir hemşire bir senin zayıf haline bir de benim şişman halime bakmış ve " bu çocuğu yedirin biraz" demişti" diye anlatmıştı devamında.Neden kendini savunmadın anne dediğimde gülmüş ve "O zaman hemşireye ben bu çocuğa tülbentlerle meyve suyu sıkıyorum" demek anlamsız geldi demişti.Ama aradan geçen belki 30 sene bu olayı unutturamamış anneme:)

Ben de Duru'ya mevsimi dışında bir şey yedirmem ama bir Ankara dönüşünde babam şu küçük salatalıklardan almıştı sonra da uçağa binmeden önce yıkayıp bir paketle elime vermişlerdi Duruya yedir diye.Uçakta Duru mızıldanmıştı ve ben de nasılsa bu salatalıklardan vermiştim.Yanımızda oturan adam "mevsiminde ben çok severim ama bu mevsimde salatalık verme bence kızım" dediğinde kendimi savunmak "ama ben çok dikkat ederim" vs demek çok anlamsız gelmişti ve içimden babama kıza kıza "haklısınız" demiştim.Ben de bu olayı bir 30 sene unutmam herhalde:))

Gelelim bu haftanın sevdiğim linklerine:

Geçen yazımda halay çekmeyi öğreneceğim dediğimde ciddiydim.İnternette halay çekmenin inceliklerini araştırırken ise bunu buldum:)

Donut selfie olayı çok meşhur oldu.İyi de oldu.Sanırım akımı başlatan işte bu video.

Süleyman Demirel'i kaybettik.Hakkında ne düşünürseniz düşünün hepimizin yaşamına bir şekilde damga vurmuş bir kişi.Annemler onu hiç sevmezdi ama dönüp baktığımda en azından çok kibar bir insanmış diyorum kendi adıma.Burada da onun meşhur sözlerinden bir derleme.

İsteseniz de asla göremeyeceğiniz yerler de var bu dünyada:)

Çocuklarınızın sanat eserlerini saklamak için bir app önerisi.

Bu akşam arkadaşlarla iftara gideceğiz, öncesinde de Duru'ya gidip oyuncak bebek alacağım.Doğumgününde aldığımız bebeğin kolu kırıldı ve kızım bu yüzden çok üzgün.Dışarı çıkarken yanına her zaman bir bebek alır, artık çok eski bir bebeğini alıyor ama bu bebek defalarca dikilmiş olmasına rağmen sağı solu patlamış, kırılmış bir halde.Dün onu o eski bebekle oynarken gördüğümde çok üzüldüm.

Bebekle oynayacağı kaç yılı var ki zaten diye düşündüm ve doğumgününden önce de olsa bir bebek almaya karar verdim.Şımartmamak lazım ama henüz oyuncak bebekle mutlu olabiliyorken bunu da değerlendirmek istiyorum.

Herkese mutlu, neşeli haftasonları !











15 Haziran 2015 Pazartesi

Haftasonu ..

Merhaba! Bu haftasonu çok dolu dolu geçti.Pazartesi günü sadece iki gün değil de sanki çok uzun süredir tatildeymişim gibi hissettirecek kadar!

Cuma akşamı dışarı çıktık.Ne yapalım, nereye gidelim diye düşünürken daha önce gitmediğimiz bir yer olsun istedik.Murat da bir arkadaşının çok övdüğü bir hamburgerciden bahsetti.Ben de o sokakta meşhur bir kebapçı olduğunu hatırladım.Sonuçta sokakta bir hamburgerci, bir kebapçı, bir pizzacı ve bir et lokantası olduğunu gördük.Bir süre daha aynı sokakta takılacağız gibi duruyor:)

Hamburgerci benim ennnnn sevdiğim hamburgercinin(Ti.ko) kötü bir taklidi gibiydi.Tahta servis tabakları ve hatta sosluk renkleri dahi aynı olduğu halde T.iko kesinlikle çok daha iyi hamburger ve nefis patates kızartması yapıyor.Ve Ti.ko'nun beyaz sosuna ölünür , o derece iyidir.Burada ise hamburger iyiydi ama mesela soslar kötüydü. Bir önceki hamburgerciyle de kıyaslarsak C.ozy üçüncü sıraya düşüyor maalesef.

Duru hamburgeri sadece köfte, marul,turşu ve domatesle:



Bu kez ben de normal -ekmekli- bir hamburger yedim.


Cumartesi ise çok sevdiğim bir komşum taşınıyordu.Taşınma süresince bebeği sıkıntı yaşamasın diye sabah çok erken bebek anneannesiyle bana geldi.Biraz uyudu, uyandı ve çorbasını içip yeni evine doğru yola çıktı.

Onları yolcu ettikten sonra Duru ile kahvaltı hazırladık.Balkonda uzun ve keyifli bir kahvaltı yaparken Gül Ablalar aradı ve kahvaltı sonrası Mersin'de buluşmaya karar verdik.

F.orum alışveriş merkezinde buluştuk, gezindik, alışveriş yaptık sonra da Mersin'in Gözne yaylasına mangal yapmaya gitmeye karar verdik.Daha önce defalarca (1 , 2 ) gittiğimiz mekana gittik yine.Etleri, köfteleri işletmenin kasabından alıyorsunuz  yakılmış mangal, ekmek, içecek, salata, pişirmek için domates,biber de işletme tarafından eğer isterseniz belli bir ücretle veriliyor.

Bu sefer çocuk parkı da vardı ve arkadaşlarla her şey daha lezzetli olduğu için her zamankinden daha çok zevk aldım.Duru ve Defne ufak çaplı krizler çıkardı ama bu bile ortamın tadını kaçırmadı.

Selfie çubuğumla çay içerken bir kaç poz çektik:





Pazar günü de önceden ayarlanmış bir kahvaltıya gidecektik ve yine kocaman bir gruptuk.Bu grup Sezer'in yakın çevresi aslında.Hepimizin ortak noktası Sezer.Sezer'in abisi ve eşi, Sezer'in komşuları, Sezer'in yakın arkadaşı, Sezer'in iş yerinden arkadaşı{ben},Sezer'in kuzeni,Sezer'in yanında staj yaptığı eczacı gibi:)) Sezer sayesinde tanıştık ve herkes birbirini çok sevdiği için ailece de görüşmeye başladık.

Kocaman masalarda yenilen kocaman kahvaltıları seviyorum!








Kahvaltıdan sonra eve gittik.Murat biraz uzandı ben mutfağa daldım.Öğlen yemeği için Duru'ya tavuk suyuna bulgur pilavı ve ayran yaptım.Dondurması bitmişti, yeniledim.Bezelye almıştım ayıkladım.Haftalık yemek listesini yaptım.Sonra Duru'yu yedirdim.

Sonra beraber uyumak için uzandık.Önce itiraz etti ama akşam bir sünnet düğününe gidecektik ve Duru uykusuz olduğu zamanlarda çok sinirli bir tip oluyor.Orada huzurum kaçmasın diye ikna edip yatırdım.İki mıkırdandı sonra küçük horultusunu duydum:)

Kalkıp biraz kitap okudum,Murat'la karpuz yedik, sohbet ettik.Saat 18:30 gibi herkes sünnet düğünü hazırlıklarına başlamıştı.Evi toparladım ve çıktık.

Kocam kirve olacağını söylemişti ama ben şaka yapıyorlar sandım.Çünkü burada kirvelik bambaşka bir şeydir.Kirve çocuğu alışverişe çıkarır, kirveye bohçalar yapılır,hatta kirve ilerde çocuğu evlendirir.Kirvelik bir akrabalık bağıdır.Biz Murat'la Akdeniz'li ailelerin çocukları olmadığımızdan bu tip adetlere uzağız ama sonuçta buralarda büyüdük ve duyuyoruz:)

Bize bohça gelmediği, biz de bir şey yapmadığımız için şaka yapıyorlar sanmıştım ama şaka değilmiş.Sadece onlar da bizim kadar uzakmış konuya.Düğünde bahşiş dağıtmak, çocuğun arkasından yürümek ve bir ara kirve ve karısı dediklerinde kalkıp oynamak dışında bir şey yapmadık.

Çocuklar için palyaçonun dahi olduğu çok nezih bir düğündü.Çocuğun annesi gelin gibi bembeyaz giyinmişti ki zaten buralarda "oğlanın sünneti annesinin ikinci düğünüdür" derler:))

Duru çok eğlendi.O kadar çok oynadı, zıpladı ki.Ben de kirvenin karısı olmam sebebiyle pek oturmadım.Ama Duru bir ara halaya bile katılmamız için zorladı beni.Halayı da ben hiç bilmem ve her seferinde hayıflanırım saçma sapan sallanıp duruyorum diye.Bu kez karar verdim youtubedan falan halay videosu çalışacağım bir sonraki düğünde halay başı olacağım:)) - gülüyorum ama ciddiyim-

Duru şirini:


"Hadi sen de bizi çek" dediğimizde Duru'nun pozlamasıyla biz:



Oynamaktan bitap düşmüş Duru:




The kirve: -Pastanın ihtişamına dikkat edin sayın okur-



Düğünde en sevdiğim sünnet çocuğunun ikiz kız kardeşinin de unutulmamış olmasıydı.Ona da prenses kıyafeti alınmıştı ve sünnet tahtırevanında -evet tahrıravenla girdiler arkada da kirveyle karısı yürüyordu!- o da oturuyordu, ona da altın takıldı falan.

O kadar güzeldi ki çıkışta Duru 'ben de sünnet düğünü istiyorum!' dedi.Gülmekten öldük tabi.Ona nasıl anlatayım bilemediğimden "baban istese gelin olabilir mi?" dedim.Pek bir sevindi hayır derken."İşte erkekler gelin olamadığından onlara da böyle sünnet düğünü yapılıyor" dedim.

Yalan söylememeye çalışıyorum dolayısıyla da çok huzursuz oldum ama sünnet vs konulara  girmek için çok erken sanki."Anne benim kız olduğumu nasıl anladınız?" diyor mesela erkek gibi göründüğü bebeklik fotoğraflarına bakarken.Bir seferinde de çocukların ancak büyüyünce erkek mi kız mı olduğunun anlaşılacağının düşündüğünü anladığım bir kaç cümlesi olmuştu.

Bu cinsiyet konuları çok muallak konular aslında.Ben insanları sınıflamak istemiyorum ve kızımda sınıflasın istemiyorum.Anatomi vs konuşmak için de erken.

Yalana devam yani.

Sonra eve geldik, Duru'yu yerlerde süründüğü için yıkadım, oynamaktan ter içinde kalan ben de yıkandım.Sonra da yatıp uyuduk.

Sizin haftasonunuz nasıl geçti?

Ev yapımı dondurma 2


Kocaman bir haftasonu yazısı hazırlarken size yeniden evde yaptığım dondurmadan bahsetmem gerektiğini farkettim..Çünkü haftasonu Defne şu zincir hamburgercilerin -dondurma demeye bin şahit- acayip şeylerinden yiyordu.Duru da onda görünce istedi o an alternatif bir şey bulamadığım için mecburen aldık.Neyse ki Duru bir kaşık aldı ve beğenmedim diyerek yemedi."Annemin dondurması bundan çok daha güzel" dedi ve sonrasında Defne ile dondurmam hakkında konuştular.Ayrılırken Defne benden dondurmanın tarifini mutlaka annesine göndermemi istedi.O kadar mutlu oldum ki:)

Haftada iki kez yapıyorum dondurmayı.Her gün bir tane bazı günler iki tane yiyor Duru.Bu cuma pazarda bebek erikler, bebek kayısılar bulduğum ve evde çilek kalmadığını farkettiğim için tarifi biraz değiştirdim.Bu haliyle de çok güzel oldu.

Kayısı, tatlı kırmızı erik, kiraz, muz, şekersiz çilek reçeli, bir tepeleme yemek kaşığı yarım çay bardağı süt ile rondodan çekilip kalıplara konuluyor:




Sonuç sağlıklı ama lezzetli bir şeyler yiyen ve hatta dışarıdaki zararlı alternatifleri reddeden  mutlu çocuklar:



Hakkımda

Bir anne, bir baba ve bir de çocuk.Aşk dolu, neşeli ve eğlenceli bir hayat umuduyla..